Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Ölümün fazîletini ve iyiliklerini âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerle bildirir

BEŞİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Ölümün fazîletini ve iyiliklerini âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerle bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah teâlâ Kelâm-ı Kadîm’inde şöyle buyurmuştur; …

BEŞİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Ölümün fazîletini ve iyiliklerini âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah teâlâ Kelâm-ı Kadîm’inde şöyle

buyurmuştur;

“Ölseniz de öldürülseniz de Allah’ın huzurunda toplanacaksınız” (Âl-i

İmrân, 3/158) “Bu iddianızda doğru iseniz ölümü temenni edin!” (Bakara,

2/94; Cum’a, 62/6) “Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz.”

(Bakara, 2/156) “Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de

uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini

muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki bunda iyi düşünecek bir

kavim için ibretler vardır.” (Zümer, 39/42) “O, hem diriltir hem de öldürür

ve yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (Yûnus, 10/56)

“De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır.

Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz de O

size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma, 62/8) “Şüphesiz biz

diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.” (Kaf, 50/43) “Takvâ sahipleri

cennetlerde ve ırmakların kenarlarına, güçlü ve Yüce Allah’ın huzurunda

hak meclisindedirler.” (Kamer, 54/54-55) “Ey huzura kavuşmuş insan! Sen

O’ndan râzı, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım

arasına katıl ve cennetime gir.” (Fecr, 89/ 27-30)

Hak teâlâ hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: “ Eğer mü’min öldükten sonra

kendisine neler verileceğini bilseydi, dünyada yaşamayı istemezdi, belki her

an ‘Rabbim beni öldür, beni öldür derdi.”

Habîb-i Ekrem (s.a.v.) hazretleri buyurmuştur ki:

“ Mü’minin kalbine iman nûru gelince, kalbi rahatlar ve genişler.” Yine

ona bu açılma ve genişlemenin bir alâmeti var mıdır, diye sorulmuştur ki

“Evet, bu aldatıcı dünyadan kaçınıp ebedîlik yurdu âhirete dönmek ve ölüm

gelip çatmadan önce ona hazırlıklı olmaktır” diye cevap vermiştir. Ve

buyurmuştur ki: “ Ölümü ibretle idrak edip anlayan, dünyayı bilgi ve

tecrübeyle (hibret) terk eder. ” Ve buyurmuştur ki: “ Ölümü düşünenin nefsi

pâk, kalbi uyanık olur. Dünyayı değersiz görür ve Allah’ın dostu (velî)

olur.” Ve buyurmuştur ki: “ Allah teâlâ kime hidâyet ettiyse ona vâiz olarak

ölüm yeterlidir.”

Ve buyurmuştur ki “ İnsanların en akıllısı, ölümü en çok düşünen ve ona

hazırlık yaparak iki dünyanın şerefini alıp gidendir. ” Ve buyurmuştur ki:

“ Ey ümmetim, emelinizi kısa tutup ölümü çokça düşünesiniz. ” Ve

buyurmuştur ki “ Ölüm zamanında insanın gözü başı tarafına doğru döner.

Çünkü onun gözü canına tâbi olur.” Ve buyurmuştur ki “ Mü’minin ölümle

yok olacağını sanmayınız. Lâkin bir evden başka bir eve intikal eder. ” Ve

buyurmuştur ki: “ Ölüm köprüsünü geçen mü’min, sevdiğiyle beraber olur .”

Ve buyurmuştur ki: “ Bütün insanlar gaflet uykusundadır ve hepsi ölümle

uyanırlar .” Ve buyurmuştur ki “ Ölülerinizi iyilikle anın, [168/a] onlara kötü

söz söylemeyin, rahmetle yâd edin.” Ve buyurmuştur ki “ Âdemoğlu

ölümden korkar ve kaçar. Hâlbuki ölüm, onu dünyanın kargaşa ve

sıkıntılarından (fitnelerden) kurtarır.” Ve buyurmuştur ki: “ Ölüm, mü’minin

rahatıdır, onun sevinci ve reyhanıdır. ” Ve buyurmuştur ki: “ Ölüm, mü’minin

sevinçli bayramıdır. Kendisine va’d edilmiş kavuşma günüdür.” Ve

buyurmuştur ki: “ Dünya mü’minin zindanıdır. Ölüm ise ondan kurtulması

ve gezip seyrân etmesidir. ” Ve buyurmuştur ki: “ Mü’minin beğenilecek

isteklerinin en hayırlısı ve sevimlisi onun ölümüdür. ”

Ve buyurmuştur ki: “ Her mü’mine ölüm muhakkak hayırlıdır. Çünkü “İyi

kişiler için Allah katındaki (nimetler) daha hayırlıdır” (Âl-i İmrân,

3/198) kelâmı haktır .” Ve buyurmuştur ki: “Mü’min eğer iyi ve eğer

günahkâr olsa da, ölümün ona hayırlı olduğu âşikârdır .” Ve buyurmuştur

ki: “ İnsanlar nazarında zenginlik, sıhhat ve güzel bir hayat, en sevimli

şeylerdir. Benim nazarımda ise fakirlik, hastalık ve ölüm daha azîz, daha

leziz ve daha yücedir .” Ve buyurmuştur ki: “ Kendi ölümüm için sevinirim.

Dostumun ölümünü de severim .”

Ve buyurmuştur ki: “ Uzakta olan bir dostumdan bana gelen haberlerin en

hayırlısı, onun ölüm haberidir ki bu dünyadan gitmiştir. Kendi canım için

arzu ettiğim ölüm hediyesini, her dostuma da isterim. Çünkü asıl vatanımız

neşe yurdu (dâr-ı sürûr) iken, bu aldanma yurdunda (dâr-ı gurur) kalmaktan

usanmışım .” Ve buyurmuştur ki: “ Ölümü kendi nefsime ve dostuma arzu

etmişim. Çünkü Allah’a kavuşmanın (likâ) ölümle gerçekleşeceğini

bilmişim .”

Ve buyurmuştur ki: “ Allah teâlâya kavuşmak arzusu olan mü’min ölümü

sever. Çünkü o, ölüm aracılığı (yolu) ile kavuşma (likâ) âlemine gider .” Ve

buyurmuştur ki: “ Mü’minin ölümü halktan ayrılmadır (uzlet). Ebediyyen

Hak ile beraberliktir .” Ve buyurmuştur ki: “ Sanmayın ki ölüm yok oluştur,

fenâ bulmaktır. Lâkin bedenden sıyrılmak ve bekâ bulmaktır .” Ve

buyurmuştur ki: “ Ölüm, bedenden ayrılma ve halden hale geçmektir; bir

evden bir eve göçmektir .”

Ve buyurmuştur ki: “ Nefisler bedenler için yaratılmıştır. Mü’minin nefsi

Allah katında rızıklandırılmıştır .” Ve buyurmuştur ki: “ Sizler bozulmak ve

yok olmak için (yaratılmış) değilsiniz; ancak sürekli bir hayat ve devamlılık

için bir evden bir eve göçersiniz .” Ve buyurmuştur ki: “ Nefis için dört yurt

vardır: Birincisi hepsinden dar olan ana rahmidir. İkincisi âlem-i

şehâdettir. Üçüncüsü âlem-i berzahtır. Dördüncüsü ruhlar âlemidir. Her bir

yurdun başka bir hükmü ve özellikleri vardır .”

Ve buyurmuştur ki: “ Dünyada insan başına ölümün gelmesinin misali,

ana rahmindeki çocuğa benzer. Nitekim (ana rahmindeki) cenin, doğum

zamanında dünyaya gelmek istemez. Aynı şekilde mü’min de feryâd u figân

edip ölmek istemez. Nitekim yeni doğan çocuk anne sütünden lezzet ve

ünsiyet bulduktan sonra bir daha yerine dönmek istemediği gibi, mü’min de

Mevlâsına kavuştuktan sonra, bir daha dünyaya dönmek istemez. Nitekim

çocuk, doğumla o dar ve karanlık yerden bu geniş ve aydınlık âleme

çıktıktan sonra, o yeri unuttuğu gibi, aynı şekilde mü’min de ölümle bu

dünyadan o yüce âleme göçtükten sonra, bu zahmet ve meşakkat dünyasını

(dâr-ı anâ) unutur, gider .”

Ve buyurmuştur ki: “ Mü’minin ruhu bedeninden rahat çıkar, âdetâ bir

kılın hamurdan çıkması gibi çıkar.” Ve buyurmuştur ki: “ Her mü’minin

ruhunu yumuşaklık (rıfk) ve güzellik ile alan Azrâil aleyhisselâmdır. O ölüm

meleği (melekü’l-mevt) güvenilir, şefkatli ve güzeldir. Eğer mü’min için

ölüm zamanında Hakk’ın ikram nevilerinden biri hazır olmasa, Azrâil

aleyhisselâmın güzel yüzünü görmek, ona büyük bir lutuftur .” Ve

buyurmuştur ki: “ Ölüm anında, mü’minin nefsi ölüm meleğinin güzelliği ile

meşguldür. Can çekişme halinin acısını, dalgınlığından dolayı duymaz.

Nitekim Mısır kadınları Yûsuf aleyhisselâmın cemâli ile meşgul olup ellerini

kestiklerinde, acı hissetmeyip yaptıklarının farkında olmadıkları, âyet-i

kerîme ile bildirilmiştir .” Ve buyurmuştur ki: “ Ölüm anında mü’mine Rabbi

yardımcı olur; dünya üzüntüsünden [168/b] ve âhiret korkusundan emin

olur .”

Ve buyurmuştur ki: “ Allah teâlâ mü’minin canını aldığında ruhu O’nunla

mutmain olur; bedenin ağırlığından rahat ve kurtuluş bulur .” Ve

buyurmuştur ki: “ Beden, ruh kuşunun kafesidir. Bunun için can, bedende

mahpustur. Ölüm ise kafesten kurtuluştur .” Ve buyurmuştur ki: “ Berzah

âleminin ağaçlarındaki ölülerin ruhları kuşlara benzer, birbiriyle tanışırlar

ve mutludurlar .” Ve buyurmuştur ki: “ Kalbi kararmış müşrikin ölümden

korkması, karanlık halde bulunan bir kuşun kafesi kırması gibidir. Kalbi

nurlu olan mü’minin ölüm arzusu ile âhirete intikal etmesi, yüksek ağaçlar

altında kafeste kalan bir kuşun, oradan uçarak, dallar üstünde öten

hemcinslerinin yanına gitmesi gibidir .”

Ve buyurmuştur ki: “ Ölüm anında alnın terlemesi veya gözün yaşarması

ya da burun deliklerinin genişlemesi saâdet alâmetidir . Fakat boğuk boğuk

nefes alma, dudağın morarması, rengin kül gibi olması bahtsızlık (şekavet)

alâmetidir. ” Ve buyurmuştur ki: “ Ölü, bedenini kimin yıkadığını ve

kefenlediğini; namazını kimlerin kıldığını, ardından kimlerin geldiğini,

mezarına kimlerin indirdiğini ve kimin telkin verdiğini bilir .” Ve

buyurmuştur ki: “ Ölüleri iyi veya kötü olarak görmek, ruhların hallerine

keşf ile ermektir. Bu keşf ancak tebşir (müjde) veya tembih (ikaz) için olur.

Bu keşfi (sıradan) mü’minler rüyada, Allah’a çok yakın olan mü’minler

(mukarrebûn) uyanıkken yaşar. ” Ve buyurmuştur ki: “Şefkatli bir annenin

kaybolmuş evlâdını bulup sarılması gibi, mü’minin cesedine kabri sarılır.

Kabrine Cennetten bir pencere açılır, ruhuna rahmet yağmurları saçılır .”

Ve buyurmuştur ki: “ Mü’minlerin ruhları yeşil kuşlar gibi olup berzah

âleminde bölük bölük uçarlar. Haftada bir kere şehâdet âlemine (dünyaya)

gelip giderler .” Ve buyurmuştur ki: “ Öldükte sonra tekrar dirilişte, ruhlar

(kendilerinde) en gâlip olan ahlâk sûretinde haşrolurlar. Yani hangi

hayvanın ruhu kendisinde gâlip ise, ruhu o sûrette bulunur .”

Allah Rasûlü (s.a.v.) doğru söylemiştir.

Nazm

1- Cân teng-nây-ı tende idi habs çün hümâ

Kesr itdi lutf ile kafesin pençe-i kazâ

2- Sıdk safâ cenâhın açub uçdu şevk ile

Dil âleminde buldı güzel aşkdan nevâ

3- Gâfil, kafesden özge mekân bilmez idi kim

Tenden firâka mâtem idüb dirdi hasretâ

4- Ârif ki bildi gülşen-i can vüs‘atin revân

Tenden halâsa şükr ider ol mevte merhabâ

5- Kuşdur o cân-ı pâk ve kafesdir bu cism-i hâk

Süflî kafesde kalmaz o mürg-i bülend-câ

6- Kuş beste-per değilse niçün açmaz ol cenâh

Sad pâre eylemez kafesin tutmaz ol hevâ

7- Seyr eylesin gönülde hemân cilve-gâhını

Hakkı! Şikesten-i kafes âsân olur sana

Günümüz Türkçesiyle

1- Can, şu daracık ten kafesinde hümâ kuşu gibi hapis idi. Kazâ eli

lutfedip bedeni kırdı.

2- (Sonra o kuş) doğruluk ve esenlik kanadını açıp coşkuyla uçtu da gönül

âleminde aşktan güzel bir azık buldu.

3- Gâfil, kafesten başka yurt bilmediği için, bu beden kafesinden ayrılınca

mâtem edip; “Ah hasretlik, vah hasretlik!” der.

4- Oysa ârif olan, can gülistânının genişliğini bildiği için, beden

kafesinden kurtulduğuna şükredip ölüme “merhaba” der.

5- O temiz can, bir kuş; bu toprak beden bir kafestir. Yücelerde

konaklayan bir kuş, böyle aşağılık bir kafeste durmaz.

6- Kuş, eğer kanadı bağlı değilse, niçin kanatlarını açmıyor? Niçin

kafesini yüz parça edip lâyık olduğu yere ulaşmaya çalışmıyor?

7- Hakkı! Eğer O kuşun gönüldeki değerini bir görsen, kafesi kırmak sana

çok kolay olurdu.