BEŞİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Ölümün fazîletini ve iyiliklerini âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah teâlâ Kelâm-ı Kadîm’inde şöyle
buyurmuştur;
“Ölseniz de öldürülseniz de Allah’ın huzurunda toplanacaksınız” (Âl-i
İmrân, 3/158) “Bu iddianızda doğru iseniz ölümü temenni edin!” (Bakara,
2/94; Cum’a, 62/6) “Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz.”
(Bakara, 2/156) “Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de
uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini
muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki bunda iyi düşünecek bir
kavim için ibretler vardır.” (Zümer, 39/42) “O, hem diriltir hem de öldürür
ve yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (Yûnus, 10/56)
“De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır.
Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz de O
size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma, 62/8) “Şüphesiz biz
diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.” (Kaf, 50/43) “Takvâ sahipleri
cennetlerde ve ırmakların kenarlarına, güçlü ve Yüce Allah’ın huzurunda
hak meclisindedirler.” (Kamer, 54/54-55) “Ey huzura kavuşmuş insan! Sen
O’ndan râzı, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım
arasına katıl ve cennetime gir.” (Fecr, 89/ 27-30)
Hak teâlâ hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: “ Eğer mü’min öldükten sonra
kendisine neler verileceğini bilseydi, dünyada yaşamayı istemezdi, belki her
an ‘Rabbim beni öldür, beni öldür derdi.”
Habîb-i Ekrem (s.a.v.) hazretleri buyurmuştur ki:
“ Mü’minin kalbine iman nûru gelince, kalbi rahatlar ve genişler.” Yine
ona bu açılma ve genişlemenin bir alâmeti var mıdır, diye sorulmuştur ki
“Evet, bu aldatıcı dünyadan kaçınıp ebedîlik yurdu âhirete dönmek ve ölüm
gelip çatmadan önce ona hazırlıklı olmaktır” diye cevap vermiştir. Ve
buyurmuştur ki: “ Ölümü ibretle idrak edip anlayan, dünyayı bilgi ve
tecrübeyle (hibret) terk eder. ” Ve buyurmuştur ki: “ Ölümü düşünenin nefsi
pâk, kalbi uyanık olur. Dünyayı değersiz görür ve Allah’ın dostu (velî)
olur.” Ve buyurmuştur ki: “ Allah teâlâ kime hidâyet ettiyse ona vâiz olarak
ölüm yeterlidir.”
Ve buyurmuştur ki “ İnsanların en akıllısı, ölümü en çok düşünen ve ona
hazırlık yaparak iki dünyanın şerefini alıp gidendir. ” Ve buyurmuştur ki:
“ Ey ümmetim, emelinizi kısa tutup ölümü çokça düşünesiniz. ” Ve
buyurmuştur ki “ Ölüm zamanında insanın gözü başı tarafına doğru döner.
Çünkü onun gözü canına tâbi olur.” Ve buyurmuştur ki “ Mü’minin ölümle
yok olacağını sanmayınız. Lâkin bir evden başka bir eve intikal eder. ” Ve
buyurmuştur ki: “ Ölüm köprüsünü geçen mü’min, sevdiğiyle beraber olur .”
Ve buyurmuştur ki: “ Bütün insanlar gaflet uykusundadır ve hepsi ölümle
uyanırlar .” Ve buyurmuştur ki “ Ölülerinizi iyilikle anın, [168/a] onlara kötü
söz söylemeyin, rahmetle yâd edin.” Ve buyurmuştur ki “ Âdemoğlu
ölümden korkar ve kaçar. Hâlbuki ölüm, onu dünyanın kargaşa ve
sıkıntılarından (fitnelerden) kurtarır.” Ve buyurmuştur ki: “ Ölüm, mü’minin
rahatıdır, onun sevinci ve reyhanıdır. ” Ve buyurmuştur ki: “ Ölüm, mü’minin
sevinçli bayramıdır. Kendisine va’d edilmiş kavuşma günüdür.” Ve
buyurmuştur ki: “ Dünya mü’minin zindanıdır. Ölüm ise ondan kurtulması
ve gezip seyrân etmesidir. ” Ve buyurmuştur ki: “ Mü’minin beğenilecek
isteklerinin en hayırlısı ve sevimlisi onun ölümüdür. ”
Ve buyurmuştur ki: “ Her mü’mine ölüm muhakkak hayırlıdır. Çünkü “İyi
kişiler için Allah katındaki (nimetler) daha hayırlıdır” (Âl-i İmrân,
3/198) kelâmı haktır .” Ve buyurmuştur ki: “Mü’min eğer iyi ve eğer
günahkâr olsa da, ölümün ona hayırlı olduğu âşikârdır .” Ve buyurmuştur
ki: “ İnsanlar nazarında zenginlik, sıhhat ve güzel bir hayat, en sevimli
şeylerdir. Benim nazarımda ise fakirlik, hastalık ve ölüm daha azîz, daha
leziz ve daha yücedir .” Ve buyurmuştur ki: “ Kendi ölümüm için sevinirim.
Dostumun ölümünü de severim .”
Ve buyurmuştur ki: “ Uzakta olan bir dostumdan bana gelen haberlerin en
hayırlısı, onun ölüm haberidir ki bu dünyadan gitmiştir. Kendi canım için
arzu ettiğim ölüm hediyesini, her dostuma da isterim. Çünkü asıl vatanımız
neşe yurdu (dâr-ı sürûr) iken, bu aldanma yurdunda (dâr-ı gurur) kalmaktan
usanmışım .” Ve buyurmuştur ki: “ Ölümü kendi nefsime ve dostuma arzu
etmişim. Çünkü Allah’a kavuşmanın (likâ) ölümle gerçekleşeceğini
bilmişim .”
Ve buyurmuştur ki: “ Allah teâlâya kavuşmak arzusu olan mü’min ölümü
sever. Çünkü o, ölüm aracılığı (yolu) ile kavuşma (likâ) âlemine gider .” Ve
buyurmuştur ki: “ Mü’minin ölümü halktan ayrılmadır (uzlet). Ebediyyen
Hak ile beraberliktir .” Ve buyurmuştur ki: “ Sanmayın ki ölüm yok oluştur,
fenâ bulmaktır. Lâkin bedenden sıyrılmak ve bekâ bulmaktır .” Ve
buyurmuştur ki: “ Ölüm, bedenden ayrılma ve halden hale geçmektir; bir
evden bir eve göçmektir .”
Ve buyurmuştur ki: “ Nefisler bedenler için yaratılmıştır. Mü’minin nefsi
Allah katında rızıklandırılmıştır .” Ve buyurmuştur ki: “ Sizler bozulmak ve
yok olmak için (yaratılmış) değilsiniz; ancak sürekli bir hayat ve devamlılık
için bir evden bir eve göçersiniz .” Ve buyurmuştur ki: “ Nefis için dört yurt
vardır: Birincisi hepsinden dar olan ana rahmidir. İkincisi âlem-i
şehâdettir. Üçüncüsü âlem-i berzahtır. Dördüncüsü ruhlar âlemidir. Her bir
yurdun başka bir hükmü ve özellikleri vardır .”
Ve buyurmuştur ki: “ Dünyada insan başına ölümün gelmesinin misali,
ana rahmindeki çocuğa benzer. Nitekim (ana rahmindeki) cenin, doğum
zamanında dünyaya gelmek istemez. Aynı şekilde mü’min de feryâd u figân
edip ölmek istemez. Nitekim yeni doğan çocuk anne sütünden lezzet ve
ünsiyet bulduktan sonra bir daha yerine dönmek istemediği gibi, mü’min de
Mevlâsına kavuştuktan sonra, bir daha dünyaya dönmek istemez. Nitekim
çocuk, doğumla o dar ve karanlık yerden bu geniş ve aydınlık âleme
çıktıktan sonra, o yeri unuttuğu gibi, aynı şekilde mü’min de ölümle bu
dünyadan o yüce âleme göçtükten sonra, bu zahmet ve meşakkat dünyasını
(dâr-ı anâ) unutur, gider .”
Ve buyurmuştur ki: “ Mü’minin ruhu bedeninden rahat çıkar, âdetâ bir
kılın hamurdan çıkması gibi çıkar.” Ve buyurmuştur ki: “ Her mü’minin
ruhunu yumuşaklık (rıfk) ve güzellik ile alan Azrâil aleyhisselâmdır. O ölüm
meleği (melekü’l-mevt) güvenilir, şefkatli ve güzeldir. Eğer mü’min için
ölüm zamanında Hakk’ın ikram nevilerinden biri hazır olmasa, Azrâil
aleyhisselâmın güzel yüzünü görmek, ona büyük bir lutuftur .” Ve
buyurmuştur ki: “ Ölüm anında, mü’minin nefsi ölüm meleğinin güzelliği ile
meşguldür. Can çekişme halinin acısını, dalgınlığından dolayı duymaz.
Nitekim Mısır kadınları Yûsuf aleyhisselâmın cemâli ile meşgul olup ellerini
kestiklerinde, acı hissetmeyip yaptıklarının farkında olmadıkları, âyet-i
kerîme ile bildirilmiştir .” Ve buyurmuştur ki: “ Ölüm anında mü’mine Rabbi
yardımcı olur; dünya üzüntüsünden [168/b] ve âhiret korkusundan emin
olur .”
Ve buyurmuştur ki: “ Allah teâlâ mü’minin canını aldığında ruhu O’nunla
mutmain olur; bedenin ağırlığından rahat ve kurtuluş bulur .” Ve
buyurmuştur ki: “ Beden, ruh kuşunun kafesidir. Bunun için can, bedende
mahpustur. Ölüm ise kafesten kurtuluştur .” Ve buyurmuştur ki: “ Berzah
âleminin ağaçlarındaki ölülerin ruhları kuşlara benzer, birbiriyle tanışırlar
ve mutludurlar .” Ve buyurmuştur ki: “ Kalbi kararmış müşrikin ölümden
korkması, karanlık halde bulunan bir kuşun kafesi kırması gibidir. Kalbi
nurlu olan mü’minin ölüm arzusu ile âhirete intikal etmesi, yüksek ağaçlar
altında kafeste kalan bir kuşun, oradan uçarak, dallar üstünde öten
hemcinslerinin yanına gitmesi gibidir .”
Ve buyurmuştur ki: “ Ölüm anında alnın terlemesi veya gözün yaşarması
ya da burun deliklerinin genişlemesi saâdet alâmetidir . Fakat boğuk boğuk
nefes alma, dudağın morarması, rengin kül gibi olması bahtsızlık (şekavet)
alâmetidir. ” Ve buyurmuştur ki: “ Ölü, bedenini kimin yıkadığını ve
kefenlediğini; namazını kimlerin kıldığını, ardından kimlerin geldiğini,
mezarına kimlerin indirdiğini ve kimin telkin verdiğini bilir .” Ve
buyurmuştur ki: “ Ölüleri iyi veya kötü olarak görmek, ruhların hallerine
keşf ile ermektir. Bu keşf ancak tebşir (müjde) veya tembih (ikaz) için olur.
Bu keşfi (sıradan) mü’minler rüyada, Allah’a çok yakın olan mü’minler
(mukarrebûn) uyanıkken yaşar. ” Ve buyurmuştur ki: “Şefkatli bir annenin
kaybolmuş evlâdını bulup sarılması gibi, mü’minin cesedine kabri sarılır.
Kabrine Cennetten bir pencere açılır, ruhuna rahmet yağmurları saçılır .”
Ve buyurmuştur ki: “ Mü’minlerin ruhları yeşil kuşlar gibi olup berzah
âleminde bölük bölük uçarlar. Haftada bir kere şehâdet âlemine (dünyaya)
gelip giderler .” Ve buyurmuştur ki: “ Öldükte sonra tekrar dirilişte, ruhlar
(kendilerinde) en gâlip olan ahlâk sûretinde haşrolurlar. Yani hangi
hayvanın ruhu kendisinde gâlip ise, ruhu o sûrette bulunur .”
Allah Rasûlü (s.a.v.) doğru söylemiştir.
Nazm
1- Cân teng-nây-ı tende idi habs çün hümâ
Kesr itdi lutf ile kafesin pençe-i kazâ
2- Sıdk safâ cenâhın açub uçdu şevk ile
Dil âleminde buldı güzel aşkdan nevâ
3- Gâfil, kafesden özge mekân bilmez idi kim
Tenden firâka mâtem idüb dirdi hasretâ
4- Ârif ki bildi gülşen-i can vüs‘atin revân
Tenden halâsa şükr ider ol mevte merhabâ
5- Kuşdur o cân-ı pâk ve kafesdir bu cism-i hâk
Süflî kafesde kalmaz o mürg-i bülend-câ
6- Kuş beste-per değilse niçün açmaz ol cenâh
Sad pâre eylemez kafesin tutmaz ol hevâ
7- Seyr eylesin gönülde hemân cilve-gâhını
Hakkı! Şikesten-i kafes âsân olur sana
Günümüz Türkçesiyle
1- Can, şu daracık ten kafesinde hümâ kuşu gibi hapis idi. Kazâ eli
lutfedip bedeni kırdı.
2- (Sonra o kuş) doğruluk ve esenlik kanadını açıp coşkuyla uçtu da gönül
âleminde aşktan güzel bir azık buldu.
3- Gâfil, kafesten başka yurt bilmediği için, bu beden kafesinden ayrılınca
mâtem edip; “Ah hasretlik, vah hasretlik!” der.
4- Oysa ârif olan, can gülistânının genişliğini bildiği için, beden
kafesinden kurtulduğuna şükredip ölüme “merhaba” der.
5- O temiz can, bir kuş; bu toprak beden bir kafestir. Yücelerde
konaklayan bir kuş, böyle aşağılık bir kafeste durmaz.
6- Kuş, eğer kanadı bağlı değilse, niçin kanatlarını açmıyor? Niçin
kafesini yüz parça edip lâyık olduğu yere ulaşmaya çalışmıyor?
7- Hakkı! Eğer O kuşun gönüldeki değerini bir görsen, kafesi kırmak sana
çok kolay olurdu.

