BEŞİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Ölümün hakikatini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli (sûfîler) şöyle demişlerdir: İnsanın
ölümden önceki halleri, dünyaya ait hallerdendir ki çabuk geçip gider.
Öldükten sonraki halleri ise âhirete ait haller olup kadîm ve bâkîdir.
Dünyaya gelmekten maksat, insanın sonsuz devlete, ebedî saâdete
kavuşmasıdır. Ahlâkın kemâlini tahsil edip Hakk’ın cemâlini müşâhade
etmek ve bu devlet ile saâdete ermek insanlardan ancak, kalp (basîret) gözü
açık olanlara nasip olur. Basîret gözü de ancak âleme ibretle bakıp Yüce
Yaratıcı’nın sanat ve hikmetini her şeyde düşünüp hatırlamakla (tefekkür ve
tezekkür) açılır.
İbret nazarıyla bakıp Hakk’ın sanatının seyri ve hikmetinin anlaşılması da
ancak maddî ve manevî duyularla mümkün olur. Demek ki on duyu, [80]
âlemin Yaratıcı’sının (Hallâk-ı âlemin) marifetinin kapılarıdır. On duyunun
yeri, insanın bedenidir. Hak teâlâ insanın bedenini bu yüzden birbirine
muhâlif dört tabiattan yaratmıştır. Böylece anlayış sahipleri, bedenin geçici
olduğunu bilsinler. Bu fânî dünyadan uzaklaşıp sonsuz olan âhiret hayatı
için hazırlık yapsınlar. Bedenden geçip karar yurdunda (dâr-ı karâr)
yerleşmek gerektiğini hatırlasınlar. [169/a]
Bedenin pisliğinden kurtulup huzur ve ünsiyetin bulsunlar. Çünkü
bedenin her hali ve özelliği yani hisleri ve hayvanî ruhun kuvvetleri hepsi
tamamen yok olacaktır. Fakat insanın hakikati olan insânî ruhu -ki ona
gönül derler- rabbânî bir iş (emr-i rabbânî) olup Allah teâlâyı tanıma
makãmıdır. O ruh, bâkîdir ki aslâ yok olmaz, ebedîdir. O bâkî ruhun, bu fânî
bedenden (bir gün olur) ayrılır ki, işte o ayrılma haline ölüm denmiştir.
Şu halde, insanın hayvanî ruhu [81] , kalbine üstünlük sağlayıp ona hâkim
ve gâlip olursa, o kimse nefsine boyun eğmiş olur. Ölümden korkar ve
kaçar. Çünkü hayvanî ruh, mülk âlemindendir ki bu aslını sever ve ister.
Demek ki nefsanî kimse dünya hayatına rağbet eder. Dünya malını,
mülkünü ister ve toplar. Çünkü Allah teâlânın yardımı ile insânî ruh [82]
kuvvetlenip hayvanî ruha üstünlük sağlayıp ona gâlip ve hâkim olursa, o
kimse kâmil (rûhânî) bir insan olur ki, ölümü can u gönülden sever ve ister.
İnsânî ruh, melekût âlemindendir ve asıl vatanına meyledip rağbet eder.
Şu halde, ruhânî olan kâmil, sonsuz hayatı sever ve ister. Cihanın ebedî
devlet ve saâdetine yönelir. Bu (Hak’tan) uzaklık ve ayrılık dünyasından
yüz çevirip kaçar. Ölüm yoluyla (Hakk’a) yakınlık ve kavuşma dünyasına
yaklaşır. Yakınlık vesilesi olan ölüme muhabbetle, yakınların en yakını olur.
Nitekim bir kâmil demiştir ki:
Rubâî
Tahsîl-i kemâl-i nefs şod pîşe-i men
Coz bâde-i ışk nîst der-pîşe-i men
Ber men çû bekâ-yı nefs rûşen şode-est
Hergiz nebuved zi-merg endîşe-i men
Rubâî (nin tercümesi)
Nefsin kemâlini tahsil oldu benim mesleğim, aşk şarabından başka yoktur
benim mesleğim. Rûhun bekâsı bana iyice belli olduktan sonra, hiç endişem
kalmadı artık ölümden yana.
Hazret-i Ali (radıyallâhu anh) buyurdu ki: “ Uzun ömür, ruhlara azaptır.
Ölüm ise rahatlık ve ferahlıktır. ” Bir kimse bir ârife demiştir ki; “Rüyâda
senin ömründen, ancak bir sene kaldığını gördüm.” O kâmil, bu söze çok
üzülüp ağladı. Bunun üzerine o kimse “Ey şeyhim, senin dünya hayatına
itibarın yok iken, bu ağlaman nedendir?” deyince, o kâmil zât şöyle cevap
vermiştir: “Ey oğul, ben her gece ölüm arzusu ve niyeti ile uyurdum. Bu
rüyan doğru olursa korkarım ki bu hamam ocağını (külhanı) bir yıl daha
bekleyeceğim. Ona ağlıyorum. Hak cihanının gül bahçeleri var iken, beden
cihanının külhanı çekilmez.”
1-Ey bülbül-i can! Kalma habs kafes-i tende
Fânî olanı alma, bâkî ara sen sende
2-Ey bülbül-i elhânî! Koydun o gülistânı
Kaldın unudub anı, âvâre bu külhende
3-Ol gülşeni unuttun külhanda mekân tuttun
Çok toz ve tütün yuttun, çık zevk it o gülşende
4-Bu ten kafesin kesr it, bu mezbeleden uç, git
Ol gülşen-i aşka yet, mest ol tene ten, tende
5-Mürgân-ı hem-âvâzın çün anladılar râzın
Çıkmışlar oturmuşlar, gülşende nişîmende
6-Ey tâir-i eflâkî! Terk eyle ten-i hâkî
Bu dâne-i ten tâ ki zevk eyle o hırmende
7-Bu cenk cihânıdır, her havf mekânıdır
Var ol vatan-ı sulha, rahat bul o me’mende
8-Çün cisminden ey mutlak! Hükmünde değil çıkmak
Dil penceresin aç bak! Seyr eyle o revzende
9-Hakkı! Ko bu eşbâhı, bul âlem-i ervâhı
Nûş eyle sen ol râhı, bâkî ol, o meskende
Günümüz Türkçesiyle
1-Ey can bülbülü! Ten kafesinde hapis kalma. Geçici olanı alma da
benliğinde bâkî olanı ara.
2-Ey güzel ötüşlü bülbül! O gülistânı bıraktın. Bu külhanda onu unutup
âvâre kaldın.
3-O gül bahçesini unutup külhanda yurt edindin. Çok toz ve duman
yuttun; çık artık, şu gülşende hayatın zevkine var.
4-Bu ten kafesini kır ve bu çöplükten uçup git. Böylece aşkın gül
bahçesine eriş ve kendin gibi olanlarla tende mest ol.
5-Senin gibi şakıyan hemcinslerin senin sırrını anladılar. Bunun içindir ki
gidip gülşende ve iyi yurtlarda oturmuşlar.
6-Ey göklerin kuşu! Şu toprak bedeni terk et. Böylece bu beden tanesi ile
o harmanlarda zevk eyle.
7-Burası kavga ve çekişme dünyasıdır. Her korku onun mekânıdır. O barış
vatanına git ve o emniyet yurdunda rahat bul.
8-Ey mutlak varlık! Cismini parçalayıp çıkmak senin elinde değil.
Öyleyse gönül penceresini aç bak! O pencereden seyret.
9-Hakkı! Şu mücerret varlıkları bırak, ruh âlemini bul. O yolu zevkle yürü
ve o meskende ebedîlik bul.

