Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Ölümün hakikatini bildirir

BEŞİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Ölümün hakikatini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli (sûfîler) şöyle demişlerdir: İnsanın ölümden önceki halleri, dünyaya ait hallerdendir ki çabuk …

BEŞİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Ölümün hakikatini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli (sûfîler) şöyle demişlerdir: İnsanın

ölümden önceki halleri, dünyaya ait hallerdendir ki çabuk geçip gider.

Öldükten sonraki halleri ise âhirete ait haller olup kadîm ve bâkîdir.

Dünyaya gelmekten maksat, insanın sonsuz devlete, ebedî saâdete

kavuşmasıdır. Ahlâkın kemâlini tahsil edip Hakk’ın cemâlini müşâhade

etmek ve bu devlet ile saâdete ermek insanlardan ancak, kalp (basîret) gözü

açık olanlara nasip olur. Basîret gözü de ancak âleme ibretle bakıp Yüce

Yaratıcı’nın sanat ve hikmetini her şeyde düşünüp hatırlamakla (tefekkür ve

tezekkür) açılır.

İbret nazarıyla bakıp Hakk’ın sanatının seyri ve hikmetinin anlaşılması da

ancak maddî ve manevî duyularla mümkün olur. Demek ki on duyu, [80]

âlemin Yaratıcı’sının (Hallâk-ı âlemin) marifetinin kapılarıdır. On duyunun

yeri, insanın bedenidir. Hak teâlâ insanın bedenini bu yüzden birbirine

muhâlif dört tabiattan yaratmıştır. Böylece anlayış sahipleri, bedenin geçici

olduğunu bilsinler. Bu fânî dünyadan uzaklaşıp sonsuz olan âhiret hayatı

için hazırlık yapsınlar. Bedenden geçip karar yurdunda (dâr-ı karâr)

yerleşmek gerektiğini hatırlasınlar. [169/a]

Bedenin pisliğinden kurtulup huzur ve ünsiyetin bulsunlar. Çünkü

bedenin her hali ve özelliği yani hisleri ve hayvanî ruhun kuvvetleri hepsi

tamamen yok olacaktır. Fakat insanın hakikati olan insânî ruhu -ki ona

gönül derler- rabbânî bir iş (emr-i rabbânî) olup Allah teâlâyı tanıma

makãmıdır. O ruh, bâkîdir ki aslâ yok olmaz, ebedîdir. O bâkî ruhun, bu fânî

bedenden (bir gün olur) ayrılır ki, işte o ayrılma haline ölüm denmiştir.

Şu halde, insanın hayvanî ruhu [81] , kalbine üstünlük sağlayıp ona hâkim

ve gâlip olursa, o kimse nefsine boyun eğmiş olur. Ölümden korkar ve

kaçar. Çünkü hayvanî ruh, mülk âlemindendir ki bu aslını sever ve ister.

Demek ki nefsanî kimse dünya hayatına rağbet eder. Dünya malını,

mülkünü ister ve toplar. Çünkü Allah teâlânın yardımı ile insânî ruh [82]

kuvvetlenip hayvanî ruha üstünlük sağlayıp ona gâlip ve hâkim olursa, o

kimse kâmil (rûhânî) bir insan olur ki, ölümü can u gönülden sever ve ister.

İnsânî ruh, melekût âlemindendir ve asıl vatanına meyledip rağbet eder.

Şu halde, ruhânî olan kâmil, sonsuz hayatı sever ve ister. Cihanın ebedî

devlet ve saâdetine yönelir. Bu (Hak’tan) uzaklık ve ayrılık dünyasından

yüz çevirip kaçar. Ölüm yoluyla (Hakk’a) yakınlık ve kavuşma dünyasına

yaklaşır. Yakınlık vesilesi olan ölüme muhabbetle, yakınların en yakını olur.

Nitekim bir kâmil demiştir ki:

Rubâî

Tahsîl-i kemâl-i nefs şod pîşe-i men

Coz bâde-i ışk nîst der-pîşe-i men

Ber men çû bekâ-yı nefs rûşen şode-est

Hergiz nebuved zi-merg endîşe-i men

Rubâî (nin tercümesi)

Nefsin kemâlini tahsil oldu benim mesleğim, aşk şarabından başka yoktur

benim mesleğim. Rûhun bekâsı bana iyice belli olduktan sonra, hiç endişem

kalmadı artık ölümden yana.

Hazret-i Ali (radıyallâhu anh) buyurdu ki: “ Uzun ömür, ruhlara azaptır.

Ölüm ise rahatlık ve ferahlıktır. ” Bir kimse bir ârife demiştir ki; “Rüyâda

senin ömründen, ancak bir sene kaldığını gördüm.” O kâmil, bu söze çok

üzülüp ağladı. Bunun üzerine o kimse “Ey şeyhim, senin dünya hayatına

itibarın yok iken, bu ağlaman nedendir?” deyince, o kâmil zât şöyle cevap

vermiştir: “Ey oğul, ben her gece ölüm arzusu ve niyeti ile uyurdum. Bu

rüyan doğru olursa korkarım ki bu hamam ocağını (külhanı) bir yıl daha

bekleyeceğim. Ona ağlıyorum. Hak cihanının gül bahçeleri var iken, beden

cihanının külhanı çekilmez.”

1-Ey bülbül-i can! Kalma habs kafes-i tende

Fânî olanı alma, bâkî ara sen sende

2-Ey bülbül-i elhânî! Koydun o gülistânı

Kaldın unudub anı, âvâre bu külhende

3-Ol gülşeni unuttun külhanda mekân tuttun

Çok toz ve tütün yuttun, çık zevk it o gülşende

4-Bu ten kafesin kesr it, bu mezbeleden uç, git

Ol gülşen-i aşka yet, mest ol tene ten, tende

5-Mürgân-ı hem-âvâzın çün anladılar râzın

Çıkmışlar oturmuşlar, gülşende nişîmende

6-Ey tâir-i eflâkî! Terk eyle ten-i hâkî

Bu dâne-i ten tâ ki zevk eyle o hırmende

7-Bu cenk cihânıdır, her havf mekânıdır

Var ol vatan-ı sulha, rahat bul o me’mende

8-Çün cisminden ey mutlak! Hükmünde değil çıkmak

Dil penceresin aç bak! Seyr eyle o revzende

9-Hakkı! Ko bu eşbâhı, bul âlem-i ervâhı

Nûş eyle sen ol râhı, bâkî ol, o meskende

Günümüz Türkçesiyle

1-Ey can bülbülü! Ten kafesinde hapis kalma. Geçici olanı alma da

benliğinde bâkî olanı ara.

2-Ey güzel ötüşlü bülbül! O gülistânı bıraktın. Bu külhanda onu unutup

âvâre kaldın.

3-O gül bahçesini unutup külhanda yurt edindin. Çok toz ve duman

yuttun; çık artık, şu gülşende hayatın zevkine var.

4-Bu ten kafesini kır ve bu çöplükten uçup git. Böylece aşkın gül

bahçesine eriş ve kendin gibi olanlarla tende mest ol.

5-Senin gibi şakıyan hemcinslerin senin sırrını anladılar. Bunun içindir ki

gidip gülşende ve iyi yurtlarda oturmuşlar.

6-Ey göklerin kuşu! Şu toprak bedeni terk et. Böylece bu beden tanesi ile

o harmanlarda zevk eyle.

7-Burası kavga ve çekişme dünyasıdır. Her korku onun mekânıdır. O barış

vatanına git ve o emniyet yurdunda rahat bul.

8-Ey mutlak varlık! Cismini parçalayıp çıkmak senin elinde değil.

Öyleyse gönül penceresini aç bak! O pencereden seyret.

9-Hakkı! Şu mücerret varlıkları bırak, ruh âlemini bul. O yolu zevkle yürü

ve o meskende ebedîlik bul.