BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · On Birinci Madde
On Birinci Madde
İyi ile kötüyü birbirinden ayıran yüce dinin âdâbını ve Rasûl-i Emîn’in
sünneti üzere giyecekleri güzelleştirme, giyim kuşamda seçici olma ve
bedeni koruyup süslemenin şekil ve merasimini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki hadis bilginleri ittifakla şöyle demişlerdir: Habîb-
i Ekrem (s.a.v.) hazretlerinin en sevdiği elbise gömlek (kamîs) olmuştur.
Gömleğinin kolu parmaklarına kadar uzanmış olup eteğinin uzunluğu
topuklarının üstüne kadar ancak gelirdi. Ümmetine elbiselerini(n eteklerini)
kısaltmalarını vasiyet etmiştir. Bunun için elbiseyi kısaltmak sünnet,
uzatmak bid’at ve kendini üstün görme (kibir) alâmeti sayılmıştır.
Halîlullah (İbrahim) (a.s.) erkek ve kadınlar için şalvarı (serâvil) en iyi
örten elbise kabul etmiştir. Çünkü şalvar, avret yeri ile yer arasında bile bir
perdedir. [167/a]
Sarık sarmak yumuşak huyluluk, ağırbaşlılık ve bir nevi saygınlıktır.
Sarık Arapların tâcıdır. Hazret-i Peygamber’in (s.a.v.) mübarek sarığı siyah
kumaştandı. Sarığın ucunu iki omuz arasında iki karış miktarı salıvermek
sünnettir. Çene altına döndürülmesi bid’attır.
İslâm geleneklerinden birisi de sert elbise ve yamalı hırka giymektir. Sert
elbise, damarları kurutur, kalpte haşyet oluşturur. Kıl ve yünden yapılmış
elbise giymek, yüce peygamberlerin sünnetidir. Abâyı ilk giyen Süleyman
aleyhisselâmdır. Tevazu içerisinde, hiçbir şeyi olmayan fakirlere benzemek
için abâ giymek, evliyânın âdetidir. Rasûlullah’ın (s.a.v.)’in gömleği, alt
tarafına giydiği elbisesi ve şalvarı pamuktan beyaz elbise, cübbesi abâ ve
kuşağı yünden yeşil şal idi.
Yeşile bakmak kalbe sürûr, göze kuvvet verir. Şu halde yeşil giymek
ümmetine sünnettir. Erkeklerin sırf sarı ve kırmızı giymesi mekruh ve
bid’attır. Saf ipek onlara haram olup kumaş-ipek karışımı kadınlara helâl ve
zînettir. Elbiseyi temizlemek, nimete şükürdür. Süslenme, incelik ve
zerafettir; ağırlığı, üzüntüyü ve kasveti giderir. Gönül zenginliğiyle eski
elbise giymek, kişinin tevazuuna alâmettir. Giyinirken önce gömleği, sonra
oturur vaziyette şalvarı giymek sünnettir. Bu şekilde giyinmek, insanların
kızmasından ve kalbe üzüntü gelmesinden korur.
Bir elbiseyi yamamadıkça çıkarmamak, kalbe rahatlık verir. Giymeyeceği
bir elbiseyi bir fakire vermek, âfetlerden kurtuluş sebebidir. Üç takım
elbisesi olduğunda, bir takımını fakirlere vermek cömertliktir. Elbisesini
çıkarınca katlayarak koymak, onu şeytanın giymesinden korumaktır.
Elbisenin lisân-ı hali ile “Beni gece temizleyip güzelleştireni, ben de gündüz
güzelleştirip süslerim” dediği O Hazret’ten (s.a.v.) nakledilmiştir.
Yüce Mevlâ’nın yaygısı olan toprak üzerinde, arada bir yalın ayak
yürümek, nefsi kırmaya, mütevâzı olmaya işarettir. Misk, amber, öd ve
kâfûr gibi güzel kokularla, esans ve buhur ile kokulanmak sünnettir; vücuda
tat verir. Sürme taşı (ismid) ile iki gözüne üç kere sürme çekmek sünnettir
ve süslenmektir. İsmid, kirpikleri büyütür ve göze kuvvet verir. Aşure günü
sürme çekmek, göz ağrısından korunma sağlar. Yıkanmak, süslenmek,
güzel kokulu esans sürmek, saç ve sakalını taramak da herkes tarafından
rağbet edilen bir sünnettir. Güzel kokulu esans sürmeye kaşlardan
başlamak, baş ağrısını giderir. Bıyığı kısaltmak, koltuk ve kasık kıllarını
tıraş etmek bizlere görev olarak verilmiş (revâtib) sünnetlerdendir. Kasık
kıllarını bir arpa boyundan fazla bırakmak yasaklanmıştır.
Her Perşembe yahut Cuma günü saçı olmayan kimsenin ikindiden sonra
başını ustura ile tıraş etmesi, sakalının uzunluk ve eninden bir tutamdan
fazlasını kesmesi, tırnaklarını makas ile kısaltması, saçı ile sakalını beraber
gömmesi, bedenin sıhhati ve ruhun rahatı için sünnet ve âdet olmuştur.
Nitekim “Tırnaklarınızı edebe ve sünnete uygun olarak kısaltınız.
Tırnakların sağ taraftakileri önce kesilir, sol taraftakileri daha sonra”
denilmiştir. Üstünü başını düzeltmek için aynaya veya berrak suya bakıp
“Allah’ım! Yaratılışımı güzel yaptığın gibi ahlâkımı da güzelleştir” demek,
bir hadîs-i şeriften alınmıştır.
Burada vücut sağlığının ve sıhhatin korunması mevzuu bu kadar
açıklamayla yetinilerek, ölüm anlatılmaya başlanacaktır. Çünkü “ölmek için
doğdular” fehvasınca her doğan ölecektir. Her kemâlin bir zevâli olup
dünyaya gelen gidecektir. Bu oluş ve bozuluş (kevn ü fesâd) âlemi, bizim
için bir kervansaray gibidir. Nitekim “Her can ölümü tadacaktır.
Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 29/57) âyet-i kerîmesiyle bu
mânâ teyit edilmiştir. Şu halde bu geçici (fânî) dünyadan o sonsuzluk
yurduna (Dâr-ı bekâ) ölmeden önce yüzünü döndürmek lâzımdır. O gerçek
vatan için bu gurbet gibi dünyada kusursuz bir çalışma yapıp hazırlanmak
gerekir. Yani, Hakk’ın nazargâhı olan kalbi, O’nun hâricindeki lüzumsuz
şeylerden (mâsivâ) pâk edip hayvanî ve vahşi nefsin hastalıklardan
korunmak, rabbânî ahlâkın nurları ile dolup iki âlemde sadece Mevlâ ile
[167/b] bir olup kalmak, her şeyden önemli ve lüzumludur.
Nazm
1-Cihanda varlığı koy, ne müsâfir ol ne mukîm
Ki hâne pür-keder olmuş, turuk dahî pür-bîm
2-Çü ni’meti nikam ve izz ü nâzı züll olıcak
Sana ne fâide cism olsa gark-ı nâz ü naîm
3-Mezâr içinde olur âkıbet serin pâ-mâl
Ne fark olursa külâhın nemed yahud dîhim
4-Tarîk-ı Hakk’a gidersen, tenin zaîf olsun
Ki kat’-ı bâdiye müşkildir olsa merd cesîm
5-Huyiyle hastayı zann eyler ol tabîb sahîh
Maraz-şinâs değildir nidendir adı hekîm
6-Hayât-ı cism gönül hoşluğıyla ni’met olur
Ne zevk olur ki ola ten sahîh u rûh sakîm
7-Ne gam ki fakr u maraz-ı mevt irer tene Hakkı
Olursa cân ü gönül hoş huyla sâğ ü selîm
Günümüz Türkçesiyle
1. Dünya varlığını bırak! Ne misafir ol, ne mukîm. Dünya evi kederle,
yolları korkularla dolu.
2. Mâdem nimeti zorlukla ele geçip, yüceliği sana zillet olacak; öyleyse
bedenin naz ve nimetlere gark olsa da ne çıkar.
3. Sonuçta, başın mezarda yerle bir olacak. Külahın keçeden veya taçtan
olsa ne çıkar?
4. Allah yolunda yürüyeceksen tenin zayıf olsun. Çünkü beden iri olunca
çölü geçmek zor olur.
5. Doktor, huyu icabı hastayı sağlıklı sanır. Hâlbuki hastalığı teşhis
edemiyor; nedendir adı hekime çıkmış.
6. Gönlün hoş olunca, dünya hayatı nimet olur. Beden sağlam, ruh hasta
olduktan sonra, nimetin ne zevki var?
7. Hakkı! Can ile gönül iyi huyla sağlık ve esenlikte olursa, tene fakirlik,
hastalık ve ölüm gelse ne önemi var.
[44] . Hicâb-ı sadr da denilen, göğüs ile karnı ayıran ince ve geniş zar,
diyafram.
[45] . Dura mater ve pia mater.
[46] . Gışâ: Membran.
[47] . Kahf: Parietal kemikler.
[48] . Mültehime: Conjuctiva.
[49] . Karîniyye ya da karniyye: Kornea demektir.
[50] . İtâkî’de “Bevvâb” şeklindedir.
[51] . Hayat dört evreye ayrılır: 1- Yaklaşık otuz yaşa kadar olan gelişme
devri. 2-Yaklaşık otuz beşlerden kırka kadar devam eden olgunluk devri. 3-
Yaklaşık altmış yaşlarına kadar uzanan orta yaşlılık devri. 4-Hayat
merkezlerinin tedrîcen zayıflamaya başladığı ölüme kadarki yaşlılık devri.
(İbn Sînâ, el-Kânûn fi’t-tıb , Birinci Kitap, s. 14.) Bu aşamaları beş
gösterenler de vardır: 1-Sinn-i sabâvet: İnsanın doğduğu zamandan erginlik
çağına kadar geçen on beş yıllık zaman. 2-Sinn-i şebâb: Yedi yaşından on
beş veya yirmi yaşına kadar olan zaman. 3-Sinn-i cevâni: On beş yaşından
otuz yaşına kadar geçen süre. 4-Sinn-i kühûlet: Otuz yaş ile elli yaş
arasındaki süre. 5-Sinn-i şeyhûhet: Elli yaşından sonraki zaman.
[52] . İbn Sînâ mizacın teşhisinde yardımcı olan belirtileri 10 başlık
altında verir: 1-Vücut hissi, 2-Kaslı ve yağlı yapılılık. 3-Saç, saçın uzama
nisbeti, saçın şekli, saç rengi, fazla ve az saç, 4-Yüzün görünüşü, 5-Fizik, 6-
Organların alma kabiliyeti, 7-Uyku ve uyanıklık, 8-Organların fonksiyonel
durumu, 9-Salgılar, 10-Psikolojik faaliyet. (İbn Sînâ, el-Kânûn fi’t-tıb ,
Birinci Kitap, s. 172-177.)
[53] . Sakamonya (Mahmûde, Kısa Mahmud Otu hakkında daha fazla bilgi
için bkz. İbn Sînâ, el-Kânûn fi’t-Tıb , İkinci Kitap, s.435.
[54] . Mesnevî ’de câriye hikâyesinde doktor câriyenin âşık olduğu kişiyi
bu şekilde bilmiştir.
[55] . Sümmâk / somak: Kebaba, hamura konulan ekşice ve kırmızı
taneler.
[56] . Müshil olarak kullanılır.
[57] . Mastika: Yunanca bir isim olup, Sakız adasında yetişen küçük bir
ağacın verdiği bir çeşit zamk ki çiğ yenilir. Başka işlerde de kullanılır.
[58] . Metinde geçen “istiftâğ” kelimesinin doğrusu, kaf harfi ile yarmak,
açmak anlamında “istiftâk” olmalıdır.
[59] . Metinde “te‘addî” yazılmış, ama “teğaddî” olacak.
[60] . Ebced: Eski Sâmi alfâbe sırasına göre tertiplenmiş, Arapça’ya
mahsus sesleri gösterir harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere,
birden ona sıra ile ondan yüze, onar onar, yüzden bine yüzer yüzer olmak
üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve
bütünü. Bu harfler sekiz gruba ayrıldıktan sonra, aralarına vokaller
konularak mânâsı olmayan, fakat Arap harflerine mevzû teşkil eden şu
sekiz kelimeden meydana gelmiştir: Ebced, hevvez, huttî, kelemen, sa‘fes,
karaşet, sehhaz, dazgen. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik
Lugat , Aydın Kitabevi, Ankara 1988, s. 233-234.)
[61] . İccâs: Bazı yerlerde zerdâli ve armut anlamında da kullanılır.
[62] . Hayd: Yüce dağ burnuna derler.
[63] . Kühûl: 30-50 yaş arasında bulunan kimseler. Olgunluk çağındakiler.
[64] . Sebel: Göze inen perde, dumanlı, bulanık görme hastalığı.
[65] . Dârçîn: Aslının dârû-yi çîn olduğu söylenirse de, aslı “Çin darısı”
anlamına gelen “dâr-ı çîn”dir. Tarçın suyu keyif verici bir içki olarak
kullanılırdı.
[66] . El-Kãnûn ’da: “Cinsel arzuyu güçlendirir” denmiştir. Bkz. İbn Sînâ,
a.g.e. , c. II, s. 237.
[67] . Tebâşir: Hakkında iki yorum bulunur. 1-Tebâşir, kına denilen
bitkinin yaşlısının içinde bulunur. Kınanın gövdesi boğumludur ve
boğumlarından elde edilen kalitelidir. 2-Adı geçen kına bitkisinin
yakılmasıyla oluşur ve külüne tebâşir denir. (İbn Sînâ, a.g.e. , c. II, s. 289,
630 numaralı dipnot.)
[68] . Zahîr: Aslı Arapça (ze-ha-rı) olup iç ağrısı demektir. Tıpta bâsur ve
mesane iltihâbından olan ağrılı akıntıya verilen addır.
[69] . İbn Sînâ ise: “Sumak, safranın iç organlara akışını engeller”
demiştir. el-Kânun Tercümesi , c. II, s. 440.
[70] . Dâr-ı fülfül: Karabibere benzer uzun taneli baharat.
[71] . Hindistan ve Çin tarafında yetişen bir bitki.
[72] . Behak: İnsanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana
getiren bir çeşit hastalık.
[73] . Bars / baras: Vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren
bir hastalık; alaca hastalık, abraş.
[74] . Fatîr: Mayasız saç ekmeği, bazlama. Bir çeşit pasta.
[75] . Kasvetin üç anlamı vardır: 1-Katılık, sertlik. 2-Merhametsizlik,
acımasızlık. 3-Sıkıntı, gönül darlığı. Türkçe’de üçü de kullanılmıştır.
[76] . Fuâd: Manevî bir organ olup gönül ve Hak teâlâyı temâşâ yeri
anlamlarına gelmektedir.
[77] . Çöven: Kökü ve dalları, suyu sabun katılmış gibi köpürten bir bitki,
bu yüzden sabun otu denir (saponaria officinalis).
[78] . Yarpuz: Kekiğe benzer bir ot.
[79] . Rîbâs- Reybâs: Kuzukulağı, rheum ribes.
Hubz (Ekmek); en iyisi temiz buğday ekmeğidir ki unu ince ve güzel
elenmiş, mayası tuzlu ve hamuru normal olmalıdır. Ekmeğin her tarafı
güzel pişeni, tandır ekmeğidir. Bundan sonra fırında pişirilen somun ekmeği
gelir. Bunlardan başka yerde pişen ekmek iyi olmaz. Ekmeğin sıcağı zararlı,
soğuğu faydalıdır. Simit ki fatîrdir, gıdası çoktur, lâkin sert ve kuru
olduğundan sindirimi yavaştır; emilmesi zordur. Elenmemiş buğday
unundan yapılmış ekmek tabiatı yumuşatır, emilmesi ve sindirimi kolay ve
çabuktur. Fakat besin değeri azdır. Kadayıf unu lezzetlidir, fakat sertlik
verir. Süt ile yoğrulan ekmeğin besin değeri fazla, fakat sindirimi zordur.
Tıkanmalara sebep olur. Kızarmış buğday ekmeğini su ile yemek bedeni
çabucak şişmanlatır, sıhhati muhafaza eder.
Beyin yumuşak, boğumlu bir cevherdir ki rengi beyazdır. Beyin,
atardamarların iliği ve toplardamarlardan ve (ümmü’d-dimağ) olan zardan
(gışâ) ve kafatası kemiğine bitişik zardan meydana gelir. Beynin biçimi
üçgen gibidir. Tabanı başın ön tarafında ve iki kenarı ile çevrili köşesi başın
arka kısmındadır. Bedenin his ve hareketi beyin ile mükemmelliğe ulaşır ki
bedenin his organları yumuşak sinirler ile âzâların hareketleri sert sinirler
vasıtayla elde edilmiştir; hikmetleri daha önce anlatılmıştır.
Hamamın iyisi binası eski, avlusu geniş, suyu tatlı, sıcaklığı normal
olanıdır. Onun ilk odası soğutucu ve nemli; ikincisi ısıtıcı ve rütûbetli;
üçüncüsü ısıtıcı ve kuru olmalıdır. Şu halde vücut sağlığını koruyup
damarlarını açmak için hamama giden, onun sıcak olan üçüncü odasına
tedrîcen girsin. Oradan çıkarken de yine tedrîcen çıksın. Hamamın içinde
çok durmak; baygınlık, keder, ıstırap verip kuruluk ve çarpıntılara sebep
olabilir.
Tebâşir (Hind kamışı, bambunun silisli katı kısmı); ikinci derecede
soğuk, üçüncü derecede sıcak ve kurudur. Kalbi kuvvetlendirir, yüksek ateşi
düşürür. Safranın dokuların arasına karışmasından meydana gelen üzüntü ve
bayılmalara iyi gelir. Susuzluğu, midenin iltihâbını ve karaciğerin hararetini
giderir, ateşli hummayı engeller.
Dârçînî (Darçîn); üçüncü derecede hararet verici ve kurudur. Son derece
hoş ve çekicidir. Tıkanıklıkları açar ve her türlü bozukluğu düzeltir.
Darçının yağı parlatıcı, ayrıştırıcı, eritici ve zayıflatıcıdır. Yüzdeki
kızarıklıklara, çillere ve titremeye faydası çoktur. Baş ve göğüs ağrılarına
faydalıdır. Üşütmeden meydana gelen nezleyi ve kuru öksürüğü giderir.
Mideyi kuvvetlendirir, kalbi ferahlandırır. Karaciğer tıkanıklıklarını açar.
Böbrek ve rahim ağrılarına faydalıdır. Göz kararmasına ve göze perde
gelmesine (katarakt) hem yenilerek hem de göze sürme gibi sürerek iyi
gelir.
Fülfül (Biber); dördüncü derecede kuru ve sıcaktır. Siyahından ziyade
beyazında hararet vardır. Dâr-ı fülfülün kuruluğu ikisinden azdır. Üçü de
mide ve bağırsaklarda olan sert gazları ayrıştırıp bozar. Kopmadan uzayan
balgamî sıvıyı kesip sinir ve kasları ısıtır.
Çok kullanılan basit ilaç ve gıdaların tabiat ve faydalarını, özelliklerini ve
hükümlerini ebced hevvez huttî harflerinin tertibine göre bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki tıp uzmanları şöyle demişlerdir: İnsan bedeninde
bulunan canın mürekkeb organları şu aşağıda saydıklarımızdır ki beyin, iki
göz, iki kulak, dil, akciğer, kalb, hicâb, göğüs, mide, bağırsaklar, karaciğer,
safra, dalak, böbrekler, mesane, testisler, zeker ile kadında rahim ve
göğüslerdir. Bunların hepsinin muhafazası vâcip ve lâzımdır.
Gözlerin her biri yedişer tabakadan ve üçer sıvıdan oluşmuştur. Toplam
on tabaka olarak bilinir. Birinci tabaka, mültehimedir ki, havaya muhatap
olan tabakadır. İkinci tabaka, karinedir ki mültehimeden sonradır. O renksiz
yaratılmıştır ki kendi altında olan tabakanın rengiyle renklenmiştir. Üçüncü
tabaka, ayniyedir ki ya siyah veya elâ (şehlâ)dır. Yahut yeşilimsi sarı (safra)
veya gök mavisi (zerkâ)dır. Mültehimenin altındaki tabaka renksiz
yaratılmıştır ve altındaki tabakanın rengiyle renklenmiştir. Ayniye
tabakasından sonra beyaz rütûbettir ki yumurta beyazı gibi sâfîdir.
Dördüncüsü, ankebûtiyyedir ki örümcek yuvasına benzer. Bundan sonra
rütûbet-i celdiyyedir ki kar gibi şeffaf ve sâfîdir.
Kehriba (Kehribar); Birinci derecede sıcak, ikinci derecede kurudur. Kan
tükürmeyi ve kanın damardan çok akıp gitmesini engeller. Sıkıntı çarpıntı
(hafakan) ve zahîr’e faydalıdır. İshali kesicidir.
Mizacı kanlı olan kimsenin gıdası, sümmâki gibi soğuk ve muharrik,
mizacı balgamlı olan kimsenin gıdası sıcak ve latîf, mizacı safralı olan
kimsenin gıdası nar gibi soğuk ve nemli, mizacı sevdalı olan kimsenin
gıdası, rütûbetli olmalıdır.
İccâs (Erik); ikinci derecede soğuk ve nemlidir. Onun tatlısı mideyi
gevşetir ve ishal eder. Ekşisi kalp iltihâbını sâkinleştirip safrayı söker.
Tatlısı acısından daha az ishal eder.
Mübarek karpuz , cennet suyunu ve her gıdada olan lezzeti kendinde
bulundurur. Onun eti ve suyu, çekirdek ve kabuğu bütün organlara ve
kuvvetlere faydalıdır. Karpuz aynı zamanda hem yiyecek, hem içecek ve
hem de güzel kokulu bir reyhandır. Karnı ve mesaneyi temizler, bir
çövendir. Bel suyuna bereket, şehvete hareket verir. Kokusu güzel olup baş
ağrısını teskin eder. Cildi temizleyip güzelleştirir. Göze (bakış) kuvveti,
yemeğe iştiha ve lezzet verip susuzluğu giderir. Bağırsak kurtlarını öldürür.
Yetmiş hastalığı vücuttan gidermekle bedene çok fayda sağlar.
Cevz-i bevvâ (Küçük Hindistan cevizi); ikinci derecede sıcak ve
kurutucudur. Gözü kuvvetlendirir ve bir tür göz hastalığı olan “sebel”e iyi
gelir. Kokusu güzel, yenmesi hazım ettiricidir. Karaciğer, dalak ve mideyi
[162/b] kuvvetlendirir, idrarı söktürür. Tabiatı, kabız ettirmektir.
İnsanın kendi elinde olan sağlığı korumanın en ileri derecesi şudur ki, ilk
önce mizacları bilip ondan sonra mecburî sebepleri değiştirmek sûretiyle
bedende bulunan tabiî nemi iltihaptan korusun. Beden kısımlarının aşırı
derecede biribirinden ayrıştırmasına (tahallül) engel olsun. Ömrünün
sonuna kadar dışarıdan bir zarar gelmezse, insan hayatının dört
aşamasından (esnân-ı erba’a-) her bir dönemi, kendi gereklerince koruyup
kollayarak, sıhhat ve afiyet içinde gönül huzuruyla ömrünü tamamlasın.
Za’ferân (Safran); birinci derecede kuru, ikinci derecede sıcaktır. Cildi
güzelleştirir, bevli söktürür, şehveti azaltır, tıkanıklıkları çözer ve damarları
açar. Lâkin kabız ediciliği de vardır.
Eğer bir doktor onun nabzını tutarak arkadaş ve tanıdıklarının isimlerini
ve vasıflarını saysa, hangi isimde nabzı değişip yüzünün rengi atarsa o
ismin sahibinin onun sevgilisi olduğunu bilir.
Beyin yumuşak, boğumlu bir cevherdir ki rengi beyazdır. Beyin,
atardamarların iliği ve toplardamarlardan ve (ümmü’d-dimağ) olan zardan
(gışâ) ve kafatası kemiğine bitişik zardan meydana gelir. Beynin biçimi
üçgen gibidir. Tabanı başın ön tarafında ve iki kenarı ile çevrili köşesi başın
arka kısmındadır. Bedenin his ve hareketi beyin ile mükemmelliğe ulaşır ki
bedenin his organları yumuşak sinirler ile âzâların hareketleri sert sinirler
vasıtayla elde edilmiştir; hikmetleri daha önce anlatılmıştır.
Şûnîz (Siyah kimyon); siyah tanelidir. İkinci derecenin nihayetinde sıcak
ve kurudur. O, yakıcı ve parlatıcıdır. Gazları çözüp atar, behak ve bars’ı
giderir. Karındaki kurtçukları öldürür. Keten torba içinde iki dirhem ekşimiş
-oksitli ve zarar görmüş kimyon- alına konursa, nezleye ve inmeye iyi gelir.
Sandal ; ikinci derecede soğuk ve kurudur. (Merhem olarak) sürülmesi ve
içilmesi ateşli şişliklere, ateşli baş ağrısına ve ateşli çarpıntıya faydalıdır.
Hararet ve acıdan meydana gelen mide zayıflığına uygun gelir.
. Ebced: Eski Sâmi alfâbe sırasına göre tertiplenmiş, Arapça’ya mahsus
sesleri gösterir harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere, birden ona
sıra ile ondan yüze, onar onar, yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer
sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünü. Bu harfler
sekiz gruba ayrıldıktan sonra, aralarına vokaller konularak mânâsı olmayan,
fakat Arap harflerine mevzû teşkil eden şu sekiz kelimeden meydana
gelmiştir: Ebced, hevvez, huttî, kelemen, sa‘fes, karaşet, sehhaz, dazgen.
(Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat , Aydın Kitabevi,
Ankara 1988, s. 233-234.)
. Metinde “te‘addî” yazılmış, ama “teğaddî” olacak.
. Hayd: Yüce dağ burnuna derler.
. İccâs: Bazı yerlerde zerdâli ve armut anlamında da kullanılır.
. Tebâşir: Hakkında iki yorum bulunur. 1-Tebâşir, kına denilen bitkinin
yaşlısının içinde bulunur. Kınanın gövdesi boğumludur ve boğumlarından
elde edilen kalitelidir. 2-Adı geçen kına bitkisinin yakılmasıyla oluşur ve
külüne tebâşir denir. (İbn Sînâ, a.g.e. , c. II, s. 289, 630 numaralı dipnot.)
. El-Kãnûn ’da: “Cinsel arzuyu güçlendirir” denmiştir. Bkz. İbn Sînâ,
a.g.e. , c. II, s. 237.
Eğer kusmak ona zor geliyorsa veya vakti değilse mastikalı buğday ile
kaynamış sıcak su içip sağ yanı üzerine yatsın. Yahut bir parmak bala ince
tuz katsın ve pamuk ile makadında yarım saat kadar taşımaya katlansın.
Böylece yumuşaklık bulur, rahatlıkla o bozuk gıda kendinden gider. Sonra
elma gibi mideye kuvvet veren şeyleri yiyip hamamda yatsın.
. İbn Sînâ ise: “Sumak, safranın iç organlara akışını engeller” demiştir. el-
Kânun Tercümesi , c. II, s. 440.
. Zahîr: Aslı Arapça (ze-ha-rı) olup iç ağrısı demektir. Tıpta bâsur ve
mesane iltihâbından olan ağrılı akıntıya verilen addır.
. Kühûl: 30-50 yaş arasında bulunan kimseler. Olgunluk çağındakiler.
. Dârçîn: Aslının dârû-yi çîn olduğu söylenirse de, aslı “Çin darısı”
anlamına gelen “dâr-ı çîn”dir. Tarçın suyu keyif verici bir içki olarak
kullanılırdı.
. Sebel: Göze inen perde, dumanlı, bulanık görme hastalığı.
. Hindistan ve Çin tarafında yetişen bir bitki.
. Dâr-ı fülfül: Karabibere benzer uzun taneli baharat.
. Behak: İnsanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana
getiren bir çeşit hastalık.
. Yarpuz: Kekiğe benzer bir ot.
. Çöven: Kökü ve dalları, suyu sabun katılmış gibi köpürten bir bitki, bu
yüzden sabun otu denir (saponaria officinalis).
. Rîbâs- Reybâs: Kuzukulağı, rheum ribes.
. Fatîr: Mayasız saç ekmeği, bazlama. Bir çeşit pasta.
. Bars / baras: Vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren bir
hastalık; alaca hastalık, abraş.
. Fuâd: Manevî bir organ olup gönül ve Hak teâlâyı temâşâ yeri
anlamlarına gelmektedir.
. Kasvetin üç anlamı vardır: 1-Katılık, sertlik. 2-Merhametsizlik,
acımasızlık. 3-Sıkıntı, gönül darlığı. Türkçe’de üçü de kullanılmıştır.
Sebzelerin en hoşu, yarpuz, kereviz ve rîbâstır. Bunlar Hızır ile İlyâs
yiyecekleridir. İnsanı korur, cinleri ve cüzzamı giderir. Beyne faydalı olup
burun tıkanıklıklarını açar. Keme’ ki ak mantardır; o bir tür kudret helvası
olup suyu göze şifâdır, siyahı efdaldir.
Beyin yumuşak, boğumlu bir cevherdir ki rengi beyazdır. Beyin,
atardamarların iliği ve toplardamarlardan ve (ümmü’d-dimağ) olan zardan
(gışâ) ve kafatası kemiğine bitişik zardan meydana gelir. Beynin biçimi
üçgen gibidir. Tabanı başın ön tarafında ve iki kenarı ile çevrili köşesi başın
arka kısmındadır. Bedenin his ve hareketi beyin ile mükemmelliğe ulaşır ki
bedenin his organları yumuşak sinirler ile âzâların hareketleri sert sinirler
vasıtayla elde edilmiştir; hikmetleri daha önce anlatılmıştır.
Mide dairevî şekilli bir organdır ki et, sinir ve atardamarlardan
oluşmuştur. Mide üç parçaya bölünmüştür. Birinci kısmına yemek borusu,
ikinci kısmına mide ağzı, üçüncüsüne midenin dip kısmı denilir. Yemek
borusu, ağzın sonundan gelip göğüs kemiği sınırında son bulur. Mide ağzı
bahsedilen sınırdadır ki etten mahrum kalmıştır, yani etsizdir. Midenin dip
kısmı etli yaratılmıştır. Yeri göbeğin üstüdür. Midenin faydası ve görevi,
yiyecekleri hazmetmektir. Bağırsaklar kat kat hassas sinirler şeklindedir ki
sinir, yağ, toplardamarlar ve atardamarlardan oluşmuştur. Bunlar yedi
tanedir: Birincisine “bevvâm”, ikincisine “oniki parmak bağırsağı”,
üçüncüsüne “sâim” (tutucu), dördüncüsüne “dekkâk”, beşincisine “A’ver”
(körbağırsak), altıncısına “kolon”, yedincisine “müstakîm” (düzbağırsak)
denilmiştir. Düzbağırsak makat halkasına bitişiktir. Bunların faydaları ve
görevleri, gıdaların atıklarını ve fazlalıklarını vücuttan uzaklaştırmaktır.
Ey azîz! Bilinmelidir ki hadis bilginleri şöyle demişlerdir: Peygamberlerin
(aleyhimüsselâm) âdetleri sürekli arpa ekmeği yemeğe alışkanlık idi.
Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) çoğu zaman yediği o ekmek idi veya
buğday unu ile karışık arpa ekmeği yerdi. Arpa ekmeği ile arka arkaya üç
gece doymazdı. Çoğu kere zamanı açlık ve susuzlukla geçerdi. Bu sebeple
insanlara tembih edip buyurmuştur ki; “ Gündüzün aydınlığında ve gecenin
karanlığında ikişer kere yeme ve içme israftır ve hastalık sebebidir .” Et
yemeye ve çorba içmeye devam etmek kasvet verir. Kırk gün kadar ete ve
yağlı yemeklere devam etmek, ahlâkı bozar ve tabiatı değiştirir. Acıkmadan
tok karına yemek ve susamadan su içmek sağlığa zararlıdır. Nitekim ortada
bir şey yokken gülmek insanı utanacak duruma düşürür. Hiç uyanmadan
gece gündüz uyumak, insana bir ayıptır ve bu durum ona tembellik verir.
Ayva (sefercel) fuâda cilâ, kalbe aydınlık ve korkaklara cesaret vermede
eşsizdir. Onu pirinç pilavıyla yiyen hâmilenin çocuğu kuvvetli ve güzel
olur. Narı yağıyla yemek, mideyi terbiye etmektir. İncir yemek, kulunç ve
ve romatizmadan korur ve kalbe incelik verir.
. Dura mater ve pia mater.
. Hicâb-ı sadr da denilen, göğüs ile karnı ayıran ince ve geniş zar,
diyafram.
. Kahf: Parietal kemikler.
. Gışâ: Membran.
Bedenin mizacları on alâmetle bilinmiştir. Mecburî şartları altı tanedir:
Bedenin on mizacının birincisi, dokunma hissi (lems)dir. Mizacı dengeli
olan bedenin dokunma hissi, sıcaklık ve soğukluk hallerinde dengelidir.
Mizacı bozuk olanın hissi de mizacının bozuk olduğu yönde hissedilmiştir.
. İbn Sînâ mizacın teşhisinde yardımcı olan belirtileri 10 başlık altında
verir: 1-Vücut hissi, 2-Kaslı ve yağlı yapılılık. 3-Saç, saçın uzama nisbeti,
saçın şekli, saç rengi, fazla ve az saç, 4-Yüzün görünüşü, 5-Fizik, 6-
Organların alma kabiliyeti, 7-Uyku ve uyanıklık, 8-Organların fonksiyonel
durumu, 9-Salgılar, 10-Psikolojik faaliyet. (İbn Sînâ, el-Kânûn fi’t-tıb ,
Birinci Kitap, s. 172-177.)
. Karîniyye ya da karniyye: Kornea demektir.
. Mültehime: Conjuctiva.
. Hayat dört evreye ayrılır: 1- Yaklaşık otuz yaşa kadar olan gelişme devri.
2-Yaklaşık otuz beşlerden kırka kadar devam eden olgunluk devri. 3-
Yaklaşık altmış yaşlarına kadar uzanan orta yaşlılık devri. 4-Hayat
merkezlerinin tedrîcen zayıflamaya başladığı ölüme kadarki yaşlılık devri.
(İbn Sînâ, el-Kânûn fi’t-tıb , Birinci Kitap, s. 14.) Bu aşamaları beş
gösterenler de vardır: 1-Sinn-i sabâvet: İnsanın doğduğu zamandan erginlik
çağına kadar geçen on beş yıllık zaman. 2-Sinn-i şebâb: Yedi yaşından on
beş veya yirmi yaşına kadar olan zaman. 3-Sinn-i cevâni: On beş yaşından
otuz yaşına kadar geçen süre. 4-Sinn-i kühûlet: Otuz yaş ile elli yaş
arasındaki süre. 5-Sinn-i şeyhûhet: Elli yaşından sonraki zaman.
. İtâkî’de “Bevvâb” şeklindedir.
. Müshil olarak kullanılır.
. Sümmâk / somak: Kebaba, hamura konulan ekşice ve kırmızı taneler.
. Metinde geçen “istiftâğ” kelimesinin doğrusu, kaf harfi ile yarmak,
açmak anlamında “istiftâk” olmalıdır.
. Mastika: Yunanca bir isim olup, Sakız adasında yetişen küçük bir ağacın
verdiği bir çeşit zamk ki çiğ yenilir. Başka işlerde de kullanılır.
. Mesnevî ’de câriye hikâyesinde doktor câriyenin âşık olduğu kişiyi bu
şekilde bilmiştir.
. Sakamonya (Mahmûde, Kısa Mahmud Otu hakkında daha fazla bilgi
için bkz. İbn Sînâ, el-Kânûn fi’t-Tıb , İkinci Kitap, s.435.
Şûnîz (Siyah kimyon); siyah tanelidir. İkinci derecenin nihayetinde sıcak
ve kurudur. O, yakıcı ve parlatıcıdır. Gazları çözüp atar, behak ve bars’ı
giderir. Karındaki kurtçukları öldürür. Keten torba içinde iki dirhem ekşimiş
-oksitli ve zarar görmüş kimyon- alına konursa, nezleye ve inmeye iyi gelir.
Gözlerin her biri yedişer tabakadan ve üçer sıvıdan oluşmuştur. Toplam
on tabaka olarak bilinir. Birinci tabaka, mültehimedir ki, havaya muhatap
olan tabakadır. İkinci tabaka, karinedir ki mültehimeden sonradır. O renksiz
yaratılmıştır ki kendi altında olan tabakanın rengiyle renklenmiştir. Üçüncü
tabaka, ayniyedir ki ya siyah veya elâ (şehlâ)dır. Yahut yeşilimsi sarı (safra)
veya gök mavisi (zerkâ)dır. Mültehimenin altındaki tabaka renksiz
yaratılmıştır ve altındaki tabakanın rengiyle renklenmiştir. Ayniye
tabakasından sonra beyaz rütûbettir ki yumurta beyazı gibi sâfîdir.
Dördüncüsü, ankebûtiyyedir ki örümcek yuvasına benzer. Bundan sonra
rütûbet-i celdiyyedir ki kar gibi şeffaf ve sâfîdir.
Beden hamamın suyundan bir miktar çekip emdiğinden, kişinin o
zamanki harareti, ondan çabucak gidip tabiî olarak soğuk olan su,
soğukluğunu buldukça bedenin soğukluğunu da artırır. Eğer yemekten sonra
hamama gidilirse, bedenin şişmanlamasına yardımcı olur. Fakat sekincebin
(bal ve sirke karışımı) içse, tutukluk (kabızlık) hastalığı görmez. Eğer
banyo yaptıktan sonra yemek yerse, kabızlıktan kurtulup mutedil bir şekilde
kilolu bedeni olur. Eğer yemek hazm olunduktan sonra banyoya giderse,
yine kilolu ve kabızlıktan emin olur. Boş bir mide ile banyoya gitmek,
bedeni kurutmaktır.
İsfânâh (Ispanak); birinci derecede soğuk ve nemlidir. Gıdası çok iyidir.
Sıcak ve kurutucu olan akciğer ve göğse faydalıdır. Karnı yumuşatır; kanlı
sırt ağrılarını giderir.
Sebzelerin en hoşu, yarpuz, kereviz ve rîbâstır. Bunlar Hızır ile İlyâs
yiyecekleridir. İnsanı korur, cinleri ve cüzzamı giderir. Beyne faydalı olup
burun tıkanıklıklarını açar. Keme’ ki ak mantardır; o bir tür kudret helvası
olup suyu göze şifâdır, siyahı efdaldir.
Eftîmon (Çin saçı); [162/a] bir bitkidir ki birinci derecede kurutucu,
üçüncü derecede sıcaktır. Kokusu teskin edici (müsekkin) olup orta yaş
grubuna ve yaşlılara uygun ve faydalıdır. Sevda ve balgam hastalıklarını
giderir. İshal, sara ve melankoliyi (kara sevdâ-malihulyâ) uzaklaştırır.
Gençleri ve içi yanmışları susatır.
Bedenin sıhhatini korumak isteyene şu lâzımdır ki her zaman kendi
tabiatına sahip olup gözetmelidir. Eğer tabiatı kabız olursa, onu incir ve
sinameki gibi sıvı içeceklerle yumuşatsın. Özellikle yaşlıların tabiatına
yumuşaklık, rahatlık ve selâmettir. Eğer tabiatında çok yumuşaklık (ishal)
bulursa, onu sumak ve husrum gibi (kabızlık verici) şeylerle kabız etsin.
Eğer şişkinlik olursa, bu çok yemekten dolayı midede hâsıl olup [160/b]
geğirmekle çıkan gaz ile ya da tadın bozulmasıyla (ekşime) yahut sadece
ağırlık ile yediği şeyin bozukluğundan olursa, hiç vakit kaybetmeden
kusmaya can atsın.
Beşinci sebep, yiyecek ve içeceklerdir. Bunlar bedene ya sırf nitelikle
tesir eder ki bu, halis şifâdır. Ya da sadece maddesiyle tesir eder ki o halis
gıdadır. Yahut sırf sûretiyle tesir eder ki eğer onun özelliği bedenin mizac
ve hayatına uygun ise tiryâka (panzehir) şâmildir. Eğer uygun değil ise
öldürücü zehir gibidir. Veya hem maddesiyle hem keyfiyetiyle tesir eder ki
o devâ olan gıdalardır. Yahut hem keyfiyet hem de sûretiyle tesir eder ki
hususi tesiri olan ilaçlar böyledir. Sakamonya gibi. [158/a] Veyahut da hem
maddesiyle hem sûretiyle tesir eder ki bu özellikli gıdadır. Elma gibi.
Sumak ; ikinci derecede soğuk, üçüncü derecede kurudur. Kabız edici,
kuvvetlendirici, bağlayıcı ve tutucudur. Karnı kabız eder, kanı durdurur.
Safrayı karın organlarına çeker. Şiş ve urları giderir. Diş ağrılarına şifâdır.
Susuzluğu giderir, mideyi sıvayarak düzeltir, iştihayı açar. Hayız kanını
tutar. Saçı siyahlaştırır, bayılmaları engeller.

