Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ALTINCI FASIL · Üçüncü Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ALTINCI FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Önceden beri iskâna açık olduğu bilinen yerkürenin dörtte birinden başka, mamur olup iskâna açık bulunan yeni bir kıtanın bulunduğunu (Amerika) …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ALTINCI FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Önceden beri iskâna açık olduğu bilinen yerkürenin dörtte birinden başka,

mamur olup iskâna açık bulunan yeni bir kıtanın bulunduğunu (Amerika)

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginlerinden Nasîr Tûsî ve ondan

önce gelen filozoflar demişlerdir ki; ekvator (daire-i muaddel) ile ufuk

dairesi nin kesişmesinden dolayı yeryüzünde meydana gelen dört kısımdan,

kuzeyde bulunan ikisinden biri mâmur olup iskâna açıktır ki bununla

yerkürenin dörtte biri mamur olmuş olur. Geri kalan dörtte üçünün durumu

bizce meçhûldür. Bunlar ya mâmur olup iskâna açıktır ya da okyanuslarla

kaplıdır. Ancak son dönem bilginleri, okyanusları gemilerle dolaşarak

(mâmur bölgelerin dışında) kalan dörtte üçün durumlarını tamamen

keşfedip isbat etmişlerdir.

Yapılan bu keşifler sâyesinde [80/b] eski bilginlerin bilmedikleri nice

bilgilere ulaşılmış ve böylece mâmur bölgeleri yeryüzünün dörtte birine

hasretmeye imkân kalmamıştır. Çünkü miladî tarihin 1492 senesinde -bu

hicrî tarihin 903.ncü senesine tekabül etmektedir- Endülüs ’te cebir ilminde

mahâretli bir korsan ki ona Kristof Kolomb derlerdi. İşte o, gayretli

keşişlerle birlikte okyanusun durumlarını incelemek için yola çıktı. İç

denizin dış denize döküldüğü noktada; Sebte Boğazı hâricinde İspanya

Limanı’ndan hareket eden üç gemide 120 adamıyla birlikte yelken açıp batı

istikãmetine doğru yola çıktılar. Devamlı Yengeç dönencesi nde seyrederek

yirmi derece kuzeyi hedef aldılar. Yani hep 43 derece enlemi dahilinde

gittiler. Çünkü o, iki taraftan da sıcaklık ve soğukluk altına düşmekten

çekinirdi. O, daima pusula ile güneşin batışını gözeterek bu şekilde otuz üç

gün yol aldı. Ve bu zaman zarfında okyanus sahilinde tam üç bin sekiz yüz

mil mesafe kat etti. Yanında bulunanlar pek çok kere pişmanlıklarını

belirterek geri dönmek istediler. Gemilerde bulunanlar defalarca onu

suçlayıp; “Bizi belânın içine çektin, hepimizi bu uçsuz bucaksız denizler

içinde kimsesiz ve yardımsız bıraktın” diyerek o hünerli Kolomb’u

öldürmeye yeltendiler. O (bütün bunlara karşı serinkanlılığını koruyarak)

şöyle cevap vermiştir: “Sizin bu girdaptan kurtulmanız, ancak denizin

durumlarını bilen ve astronomi âletlerini kullanabilen bir adamla mümkün

olabilir. Beni öldürürseniz; hepiniz bu uçsuz bucaksız denizlerde kalırsınız.

Helâk olup gidersiniz” derdi. Bazen ümit va’d ederek, bazen korkutarak

onları yatıştırırdı.

Kristof Kolomb ve ekibi artık kurtulmaktan ümidi kesip ne yapacakları

hususunda şaşkın kaldıkları bir sırada, birden karşılarında iskân olunmamış

bir ada gördüler. Şırıl şırıl akan ırmakları, yüksek ağaçları vardı. Gemideki

tayfalar bunu görünce biraz rahatladılar ve Kristof Kolomb’a teslim oldular.

Bundan sonra tekrar yelken açıp altı gün yol aldılar. Hep gün batımı

istikãmetine gittiler ve bu zaman zarfında altı tane boş ada gördüler. Ve

bunların içinde en büyük olanına İspanyol adası adını verdiler. Buradan da

geçip sekiz yüz mil mesafeyi karayel istikãmetinde gittiler. Nihayetinde bir

sahile vardılar. Günlerce o sahilin güney ve kuzey taraflarına doğru (o kara

parçasını tanımak üzere) seyrettiler. Onun bir ada olmadığını anladılar.

Orada bir toplumun yaşadığını farkettiler; karadakiler de sahile toplanıp

gemiyi ve içinde bulunanları görmeye geldiler. Ancak gemi sahile

yaklaştığı sırada hepsi birden kaçışmaya başladılar. Çünkü onlar ilk

gördüklerinde gemiyi büyük ve acayip bir balık zannetmişlerdi. Sonra onun

balık olmadığını, içindekilerin de insanoğlu olduğunu anlayınca, korkarak

tabana kuvvet kaçmışlardır. Çünkü o toplum gemi ve sandal nedir, hiç

bilmezlermiş.

Buna rağmen gemidekiler karaya inerek onlara yetişmek için arkalarından

koştular. Yetişip yakalayabildikleri bir kadına pek çok hediyeler verdiler.

Ona hürmet gösterip iyi davrandılar. Lisanlarını bilmedikleri için, diğer

insanları da yanlarına çağırmasını işaretlerle anlatmışlardır. O kadın,

hediyelerle kendi kavminin yanına varıp onları ikna etti. Korkmadan

gemidekilerin yanına gitmelerini sağladı. Nitekim onlar da mukãbil

hediyelerle oraya gittiler. Altın ve gümüş takılar, meyveler, ekmekler ve

birbirinden değişik kuşlar, çeşitli hayvanlar ve yiyeceklerle iskelenin yanına

vardılar. Gemidekiler bu tanışma ve ısınmadan sonra nice günler ve aylar

orada kaldılar. Bol bol alış veriş ettiler. Oraya Batı Hint Yarımadası adını

verdiler ve kırk adamlarını orada bırakarak ayrıldılar. Doğuya doğru

seyretmek üzere tekrar yola koyuldular. İspanya Kralı’na (keşfettikleri) yeni

dünyadan getirdikleri hediyeleri takdim ettiler.

(İspanyollar) bundan sonra ikinci ve üçüncü senelerde gemilerle varıp

yeni dünyalıların lisanlarını ve geleneklerini tamamen öğrenmişlerdir. Ve

aradaki mesafenin 5 200 mil deniz yolu olduğunu tesbit etmişlerdir. Ancak

okyanustaki doğuya doğru seyreden akıntıdan dolayı elli günde ( Batı Hint

Yarımadası ’na)

vardıkları

halde,

aynı

yoldan

beş

ayda

geri

gelebilmişlerdir. Sonra, mahâretli bilgin Kristof Kolomb , (Keşif

maksadıyla

çıktığı

seyahatlerin)

dördüncü

yılında,

(Batı

Hint

Yarımadası’ndan doğuya doğru giderken, başka bir) yeni dünyaya

(Amerika) ulaştığında [81/a] oranın Kâsîk adlı hükümdarı, bilgin

Kolomb’un gemiden inmesine izin vermedi; karaya çıkmasına engel oldu.

Kolomb’un ona karşı koyacak kuvveti olmadığından bilgece bir hîleye baş

vurup muhataplarına dedi ki:

“Böyle davranmakla siz bize eziyet etmiş oldunuz. Bizi incittiniz.

Sanırım, bu hareketinizden dolayı Rabbiniz size gazap etmiştir. Bunun da

alâmeti şudur ki yarın üzerinizden güneşin ışığını alacaktır.” Meğer ertesi

günü, -bize nisbetle yer yüzünün altı sayılan- güney yarım kürede güneş

tutulması mukaddermiş. Kristof Kolomb bunu, takvim ve astronomi bilgisi

ile bilmekteymiş. Bu sözler üzerine halk şüphelenip yarını beklemeye

başlamış.

Kolomb ’un bildirdiği saatte güneş tutulması meydana gelince, halk

korkuya kapılmış. Hediyelerle Kolomb’un yanına gelip barışmak istemişler;

her konuda ona itaat edeceklerini bildirmişler. Putlara tapan bir toplum

oldukları halde halkın çoğu bu inancından dönmüş ve Keşiş Kolomb’un

mensup

olduğu

hiristiyanlığa

katılmıştır.

Kristof

Kolomb,

berâberindekilerle birlikte Yeni Dünya’da uzun süre kaldılar. Yirmi senede

oranın pek çok memleketlerini zabt edip idare altına aldılar. Yeni Dünya’nın

kuzey bölgelerinde yaşayanların kimi esmer, kimi beyaz tenli olduğunu

gördüler. Güney bölgelerinde bulunanlar ise kimi Habeşî, kimi esmer

tenliydi. Boyları on dört arşından fazla olup genellikle uzun boylu idiler.

Yeni Dünya ’nın pek çok nehirleri, meyveli ağaçları, yüksek dağları ve

derin vâdileri vardır. Orada türlü çeşit kuşlar ve pek çok türden –

sayılamayacak kadar- vahşi hayvanlar vardır. Oradaki köy ve şehirlerin

sayısını, vâdilerinin ve ovalarının miktarını, ancak bunları yaratan Allah

teâlâ bilir. O sayısız memleketler genişlik ve açıklıkta; yer yüzünün

önceden mâmur olduğu bilinen (ve dörtte biri sayılan) diğer kıtalarına

denktir. Bu Yeni Dünya, mâmurlukta yer yüzünün yedi kıtasına muâdil ve

benzer bir dünyadır ki acayip halleri vardır. Bütün bu gariplikler ve şaşırtıcı

haller, onları yoktan var eden Yüce Yaratıcı’nın nihayetsiz kudretine delâlet

eder. Bunların hepsi O’nun sanatının yüceliğini ve kudretini tasdik eden

birer âyettir. Yeni Dünya’da (insanların o zamana kadar bilmedikleri) bunca

arazinin genişliği ve imkânların çokluğu, hâdiselere ibretle bakanların

ayrıca yakînini arttırmıştır. Bununla birlikte eskilerin kitapları ve

öncekilerin belgeleri buranın haberlerinden boş olup Âdem (a.s.) devrinden

beri burası görülmüş ve işitilmiş değilken, âlemin var oluşundan (keşfin

yapıldığı) tarihe kadar oraya hiç gidilmemişken; her şeyi yoktan var eden ve

her zaman diri olan Allah’ın takdiriyle o Yeni Hindistan keşf edilip ortaya

çıkarılmış ve Yeni Dünya namıyla şöhret bulmuştur.

Şu halde, okyanuslar yerkürenin çoğunu kaplayıp örtmüşken, Kolomb’un

keşfinden önce de imar ve iskâna açık bulunan yeryüzünün dörtte birinde ve

o tarihten itibaren varlığından haberdar olunan Yeni Dünya’da nice büyük

adalar vardır. Söz konusu adalarda nice büyük dağlar, taşlar, vâdiler, ovalar,

nehirler, nice ağaçlar, meyve bahçeleri mevcuttur. Oralarda Yüce

Yaratıcı’nın benzersiz san’atının mükemmelliğine işaret sayılacak nice

nimetler vardır ki bütün bunları tafsilatıyla birlikte ancak, şânı yüce ve

nihayetsiz kudret sahibi olan Allah teâlâ bilir. O ki kudretiyle geceyi ve

gündüzü birbirinin ardı sıra döndürendir. Gökleri ve yeri yaratandır.

Buralardaki ve bizim henüz varlığını bilmediğimiz başka yerlerdeki her

şeyin ayrıntısını ancak O Cebbâr olan Allah bilir. Nitekim Kelâm-ı

Kadîmi’nde: “ O’nun bilgisi dışında, bir yaprak bile yerinden

kıpırdamaz .” (En’âm, 6/59) buyurmuştur.