Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Organların görünüşlerinin (kıyafet) [20] birbirine zıt bilgi ve belgelerle delillerle…

BEŞİNCİ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Organların görünüşlerinin (kıyafet) [20] birbirine zıt bilgi ve belgelerle delillerle doğrulanmasını (ta‘dîl) ve insanların muhtelif yaratılışta olmasına bağlı olarak …

BEŞİNCİ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Organların görünüşlerinin (kıyafet) [20] birbirine zıt bilgi ve belgelerle

delillerle doğrulanmasını (ta‘dîl) ve insanların muhtelif yaratılışta olmasına

bağlı olarak değişiklik gösteren hükümlerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Organların

görünüşleri, (kıyafet) kısmında açıklanan birbirine zıt bilgi ve delillerin

hepsi, bir tek şahısta toplansa, hepsini dengeli, bayındır ve âbâd eder.

Mesela bir kösenin boyu uzun olsa, “o kösedir” diye ayıplanamaz. Çünkü

boyu köseliğini dengelemiştir. Onu kim ayıplayabilir?

Eğer yüzü de nurlu ise, gönül ehli o köseliği nur diye anlar. Şu halde bir

kimsede hangi tarafın özellikleri çok ise, o kimse o taraftan bilinir. Eğer bir

kimseye Hakk’ın nûru göz olursa, onun manevî görüşü (firâset), bahsedilen

delillerden müstağnî olur. Çünkü Habîb-i Ekrem (s.a.v.) hazretlerinden;

“ Mü’minin firâsetinden sakınınız. Çünkü o Allah teâlânın nûru ile bakar”

rivayeti naklolunmuştur.

Çünkü bahsi geçen alâmetlerin hepsi, hayvanî nefsin ahlâk ve sıfatlarının

delilleridir. Şu halde insanın nefsi, nefs-i emmâre ise, o nefis hayvanî nefsin

esîri olduğundan, hayvanî nefsin hükmüne girer ki her türlü karanlıktan,

cehaletten ve ne olduğu belli olmayan karışık işlerden vasıfları arınmış

olmaz. Bazen şeytan sıfatlı, bazen yırtıcı hayvan sıfatlı, bazen de hayvan

sıfatlı bulunmuştur. Hâlbuki görünüşte insan şeklindedir.

Eğer insanın nefsi, nefs-i levvâme ise; bazen hayvanî nefse mağlup olup

bazen de ona gâlip olduğundan, bu nefs-i levvâme bazen hayvan sıfatlı ve

bazen insan sıfatlı bilinmiştir. Eğer insanın nefsi nefs-i mülhime ise, daima

hayvanî nefis üzerine gâlip olup mutmainne olursa savaşı barışa, tartışma ve

çekişmesi rızaya dönüşüp kötülükler ona tam hayır olur. Bu hayır ve şer ile

sınırlı olmayıp, nefsi mutlak ruh olur. Bütün varını terkettiğinden, ağyâr ona

yâr olur. Kendi varlığından hiçbir nişan ve alâmet kalmaz. Onun özellikleri

anlatmakla bitmez.

Gel ey Hakkı, unut halkı

Bu benlikden geçüb kendini hâk eyle

Ve nazargâh-ı Hudâ olan kalbini mâ-sivâdan pâk eyle

Andan anın enîsü’l-kalb oldığın idrak eyle

Ve mahabbetiyle âdeti hark idüb çâk eyle

Günümüz Türkçesiyle

Gel ay Hakkı, halkı unut. Bu benliğinden geç, kendini toprak eyle.

Hakk’ın nazargâhı olan kalbini, mâsivâdan temizle. Ondan Hakk’ın

“enîsü’l-kulûb” [21] (kalplerin dostu) olduğunu idrak eyle. Hakk’ın

muhabbetiyle fizik kurallarını paramparça eyle.

Beyt [146/a]

Kim ki isterse üns-i dildârın

Virmesün mâ-sivâya dildârın

Günümüz Türkçesiyle

Kim ki Sevgiliye yakın olmak isterse; Gönülde mâsivâya yer vermesin.

Kıta

1-Zamâne halkını fehm eyle, olma sen mağrûr

Gönülde dostı bulub, her nazardan ol mestûr

2-Ne lutfı var bir alay kalbi hasta bestelerin

Koy ehl-i gaflet ü cehli, sen eyle dilde huzûr

3-Çü nâsa nâsdır âfet bu nâsı ol nâsî

Ki Rabb-i nâs ile bulsun dil üns olub mesrûr

Günümüz Türkçesiyle

1-Zamâne halkını anla, sen mağrur olma. Gönülde dostu bulup, her

nazardan kendini gizle.

2-Ne lutfu var, kalp aynası mühürlenmişlerin? Bırak gaflet ehlini,

câhilleri. Sen gönülde huzur bul.

3-Çünkü insanın âfeti yine insandır, bu insanları unut. İnsanların Rabb’i

ile gönlün yakınlık bulup, mesrûr olsun.