BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Organların keyfiyetini ve mâhiyetini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Dört esasın
ilk mizacından doğan cisimler, bedenin karışımları olduğu gibi, dört
karışımın ilk mizacından doğan cisimler de bedenin organlarıdır. Organların
bazısı basit, bazısı da bileşik şekillerde bulunmuştur.
Basit organ (müfred) odur ki kendine ait herhangi parçası alındığında,
tarif ve isimde o parça bütününe ortak olan organdır. Kemik, et ve sinir gibi.
Bunlara “aynı yapıya sahip organlar” denir. Bileşik (mürekkep) organ odur
ki herhangi bir parçası alındığında, o parça ne tarifte ve ne de isimde
bütününe ortak olmayan organdır. Yüz, el ve ayak gibi. Çünkü yüzün
(sadece) bir kısmı yüz değildir. Bunlara “âlet uvuzlar” da derler. Çünkü
hareket ve eylemlerin gerçekleşmesinde âlet olmuşlardır. Aynı yapıya sahip
olan âzâların birincisi kemiktir ki katı ve sert olarak yaratılmıştır. Çünkü
kemikler, bedenin esası ve organların hareketinin direğidir. Sonra [111/b]
kıkırdak gelir ki o yumuşaktır; eğilip bükülür. Kemikten daha yumuşak,
fakat diğer organlardan daha sert yaratılmıştır. Kıkırdağın vazifesi, yumuşak
bir organa kemiğin bağlanmasını güzel bir şekilde gerçekleştirmektir.
Böylece yumuşak cisim ile sert cismin ortasında kalarak, vurma ve düşme
zamanlarında yumuşak cismin katı cisimden zarar görmesini önler. Sonra
sinirler gelir ki onlar, beyinden ya da omurilikten çıkan, eğilip bükülme
durumlarında yumuşak, birbirinden ayrılma durumlarında sert ve beyaz
olan cisimlerdir. His ve hareket için olan organların hepsi sinirler ile
tamamlanır. Sonra tendonlar (evtâr) [564] vardır ki bunlar, kasların uçlarından
biten ve sinirlere benzeyen cisimlerdir. Hareketli organlara tam bitişiklerdir.
Kasın çekilmesiyle ve geri dönüşüyle tendonlar da çekilerek, hareketli
âzâları çekerler. Kasların gevşeyip uzamasıyla ve kendi yerine dönmesiyle
bahsi geçen veterler rahat bularak organı hali üzere uzatırlar.
Sonra bağ dokusudur vardır ki bunlar, kemiklerden biten ve sinirlere
benzeyen cisimlerdir. Bunların kaslara uzananlarına mutlak ribât derler.
Kemik mafsallarını ve diğer âzâları birbirine bağlayanlara ise “akab” derler.
Bahsedilen bağların hiçbirinde his yoktur. Böylece kendilerine lâzım olan
aşırı hareket ve sürtünmeden zarar görmezler. Bunların faydası, âzâları
birbirine bağlamaktır. Sonra atardamarlar (şiryân) gelir ki bunlar, kalpten
çıkarlar; uzun ve içi boş olup uzunlukları sinirlere, cevherleri ise bağlara
benzer. Bunların durup dinlenme ile birbirinden ayrılan, yayılıp genişleme
ve daralma hareketleri vardır. Bu arterler can damarlarıdır. Faydaları,
kalpten duman buhârını atarak ona rahat verip ruhu bedenin organlarına
eriştirmek için yaratılmışlardır.
Sonra karaciğerden çıkan venler (evride, toplardamar) gelir. Bunların
cismi atardamarlara benzer. Hepsi de hareketsizdir. Toplardamarlar kanı
karaciğerden vücuda dağıtmak için yaratılmışlardır. Sonra enli ve gayet ince
zarlar (ağşiye) gelir ki bunlar görünmeyen yani belli olmayan ince
sinirlerden örülmüştür. Diğer cisimlerin yüzeylerini örterler. Pek çok
vazifeleri vardır ve görevlerinden biri, bütün organları bulundukları hey‘et
ve şekilleri üzere korumaktır. Bir diğeri, kendi lifine bitişik olan sinirler ve
bağlar vasıtasıyla organları birbirine bağlamaktır; böbrekleri omurgalara
bağladıkları gibi. Bir diğer vazifesi, akciğer, karaciğer, dalak ve böbrekler
gibi duyarlılığı (his) olmayan organların cevherlerinde bu zarlar, kendilerine
ulaşan rahatsızlıkları doğrudan hissedip zarlarla kaplı olan kısımlarına
ulaşan şeyleri ise dolaylı olarak hissederler. Sonra et (kas) gelir ki bahsi
geçen âzâların bedende olan boşluk ve aralıklarının yumuşak destek ve
kuvvetleridir. İşte âlet âzâlar bunlardan meydana gelen organlardır ki
inşâallah bundan sonra onlar da açıklanacaktır.

