Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Dördüncü Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Organların özelliklerini ve faydalarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Duyu sahibi ve hareketli olan bütün …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Organların özelliklerini ve faydalarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Duyu sahibi

ve hareketli olan bütün organların his ve hareketinin kaynağı ya bir sinirdir

ya da farklı şeyler olup her kuvvetin kaynağı bir başka sinirdir.

Membranları (gışâ) kaplamış olan bütün iç organların zarının kaynağı,

göğüs ve karnın iki iç yüzüne yabancı olmayan membranların birisindendir.

Göğüste olan diyaframa, akciğer, damarlar ve atardamarlar gibi organların

zarlarının çıkış yeri, kaburgaların iç yüzündeki mebranlardır. Karın

boşluğundaki organların ve damarların zarlarının çıkış yeri, karın kaslarının

iç derisidir (safâk). [566] Etli organların hepsi kaslardaki etler gibi ya liflidir

ya da karaciğer gibi lifsizdir. Bedenin bütün hareketleri ise; ister tabiî olsun,

isterse isteğe bağlı olsun, ancak lif ile olur. İsteğe bağlı hareketler kasların

lifi ile olur. Etin ve damarların hareketi gibi tabiî hareketler, isteğe bağlı

hareketler ile tabiî hareketlerin karışımından meydana gelen bileşik

hareketler, boyuna, enine ve oblik (eğimli) liflerin kasılma hareketiyle olur.

Şu halde boyuna lifler çekme hareketine, enine lifler bırakma ve yayılma

hareketine mahsustur. Oblik lifler de tutma ve sıkma hareketine mahsustur.

Uzuvlardan toplardamarlar (evride) gibi tek örtüye sahip organların üç

kısım lifi birbirine girmiş örülmüş vaziyettedir. İki örtüye sahip uzuvların

dış örtülerindeki lif eninedir. İç örtülerindeki lif obliktir. İç örtünün iç

kısmındaki lif ise boyunadır. Ancak (onlar )bu tarz üzere yaratılmıştır ki,

çeken lifler ile yayıp genişleten lifler bir arada toplanmayıp çeken lifler ile

tutup sıkan lifler birbirine yakın olmuşlardır. Bağırsaklar bu kuralın

dışındadır. Çünkü bağırsakların tutmaya fazla ihtiyacı yoktur. Onların

çekmeye ve genişleyip gidermeye ihtiyacı vardır.

Kendi özünden uzak olan, cisimleri kuşatan ve sinirlere benzeyen

organların kimisi bir örtülü, kimisi iki örtülüdür. İki örtülü olanların bu

şekilde olmalarında pek çok fayda vardır: Birinci faydası; damarlarda

olduğu gibi içlerindeki cisimlerin kuvvetli hareketleriyle yırtılma ve

yarılmalardan korunurlar. İkinci faydası şudur ki kıymetli şeyler

bozulmaktan ve dışarı akmaktan iki kat korunmuş olurlar. Damarların

içindeki ruh ve kan gibi. Üçüncü faydası şudur ki itme ve çekmede kuvvetli

harekete ihtiyacı olduğunda, itme âleti bir tabakasında, çekme âleti bir

tabakasında bulunur. Mide ve bağırsaklar gibi. Dördüncü faydası şudur ki o

uzvun iç taraftaki sinirsi tabaka koruma için, dış taraftaki etsi tabaka hazım

içindir. Çünkü hazmedenin hazmettiği şeye onunla karşılaşmadan da

ulaşması mümkündür.

Azâlardan bazısının mizacı kana benzer olup kanın ona gıda olması için

[113/a] pek çok değişimde bulunmasına (asimilasyon) gerek kalmaz. Etler

gibi. Onun için et ve benzeri dokularda, kendilerine ulaşan gıdanın içinde

bir müddet kalacağı sonra da etin gıdası olacağı bir boşluk ve çukur

bulunmaz. Gıda ete ulaştığı anda orada emilime (asimile) edilir. Azâların

bazısının mizacı kandan uzak olup kanın onda asimilasyona uğraması için

pek çok değişime uğraması gerekir. Kemikler gibi. Onun için gıda onda bir

müddet içinde kalacağı ya bir çukur vardır ya da muhtelif çukurlar vardır.

Uyluk kemiği (azm-ı sâk), kol kemiği ve alt çene kemiği (azm-ı fekk-i

esfel) gibi. Bu tür organlar kendilerine gerekenden fazla gıda alırlar ki

kademeli olarak kanı kendi içinde asimile edebilsinler. Kuvvetli organlar

fazlalıklarını daha zayıf komşu organlara gönderirler. Kalbin koltuk altı

bezlerine, beynin kulak ardındaki bezelere, karaciğerin de ernebeye (burnun

iki yanına) ek gıda göndermeleri gibi.

“En güzel bir şekilde yaratıp şekil veren, her şeyi hikmete uyun yaratan

ve şânı yüce, hükümranlığı daimî olan Allah’ı her türlü noksanlıklardan

tenzih ederiz.”

[556] . Sevdâ: Eskilerin insan mizacında kabul ettikleri dört hılttan biridir.

Balgamdan, kandan ve safradan başka vücuttan çıkan bir nevi ifrâzâttır.

[557] . Cüzzam: Hansel mikrobunun sebep olduğu bulaşıcı deri hastalığı.

[558] . Nutfe: Rahimde iki yarım ve ayrı cinsten hücrenin birleşmesi.

[559] . Bu hakîkati ifade eden hadis için bkz. Hâkim, el-Müstedrek, II,

672/4228.

[560] . Buhârî , “Bed’ü’l-halk” 6, “Enbiyâ” 1, “Kader” 1; Müslim , “Kader”

1.

[561] . Kemirdek: Kuyruğun kemikli kısmına denir. Bir de kemircik tabiri

vardır ki burun, göz ve kulağın kıkırdağına denir. ( Hayat Büyük Türk

Sözlüğü , sayfa 701.) Sıkça rastlanılmayan bu tabir İtâkî’de “

kemirden”

şeklinde yazılmış, Esin Kâhya “kümürden” diye okumuş ve kıkırdak olarak

tercüme etmiş. Şemseddîn-i İtâkî’nin Resimli Anatomi Kitabı , Haz: Esin

Kâhya, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür

Merkezi Yayını, Ankara 1996, s. 126.

[562] . Buhârî , “Bed’ü’l-halk” 6, “Enbiyâ” 1, “Kader” 1; Müslim , “Kader”

1.

[563] . Sübhâne’l-Hâlıkı’l-Bâri’i’l-Musavviri’l-Muhyi’l-Mümîti’l-Hayyi’l-

Kayyûm, Celle Celâluhû ve amme nevâluhû ve lâ ilâhe gayruhû.”

[564] . Tendon: Kasları kemiklere bağlayan yoğun, düzenli bağ dokusudur.

Kiriş de denilir.

[565] .

(Kursak)

kelimesinin

buraya

uygun

bir

karşılığı

bulunamamıştır. Ancak Esin Kahya, el-Kânûn fi’t-Tıb tercümesinin birinci

kitabının 29. sayfasında burayla ilgili kısmında “rennet peynirinin teşekkülü

gibi” şeklinde bir ifade kullanmıştır. Rennet, buzağı şirdeninden elde edilen

ve rennin enzimi içeren karışıma denmektedir. Şirden ise, geviş getirenlerde

bezsel

mukozayla

kaplı

dördüncü

mide

kompartımanı,

mayalık

anlamındadır.

[566] . Safâk: Kıllı derinin altında olan ince deri.

Bunlardan temizlenen kan, karaciğer içinde su ile karışık olup kıvamını

henüz bulamadığından, ondan önce bu suyu böbrek kendine çekerek

değiştirir. Böbrekte kalanın yoğun kısmı bol olup (idrar olarak) mesane

yoluna gider. Sonra ciğerde kalıp kıvama gelen saf kan, damarlar vasıtasıyla

bütün organlara ulaşır. Büyüme kuvveti organlara hayat verir; vücut etlerine

ve yağlarına kuvvet ve kudret meydana gelir. Damarlar içinde kalan kandan

çoğalma-üreme kuvveti erkeklerde sperm, kadınlarda hem sperm hem süt

meydana getirip sperm iki böbreğe ve testislere (husye) dolar. Süt ise meme

damarlarına gelir. Şu halde eğer dalak bir hastalık yüzünden, kandan daha

önce söylenilen sevdâyı ayırıp devretmezse, o sevdâ ile karışık kalan kan,

beden âzâlarında dağılıp ondan ateşli hastalık (humma-sıtma), cüzzam ve

delilik benzeri sevdâvî hastalıklar meydana gelir. Ve eğer öd kesesine bir

hastalık erişip de öd kesesi safrayı kandan uzak tutmazsa, o kandan

susuzluk gibi hastalıklar ortaya çıkar. Bunun benzeri bedende olan organ ve

kuvvetlerin her biri kendi hizmetlerini görür. Eğer bunların biri eksik olsa

ya da görevinden geri kalsa, çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasıyla beden

bozulup insan nefsi onda yapacağı işleri yapamaz olur.

Basit organ (müfred) odur ki kendine ait herhangi parçası alındığında,

tarif ve isimde o parça bütününe ortak olan organdır. Kemik, et ve sinir gibi.

Bunlara “aynı yapıya sahip organlar” denir. Bileşik (mürekkep) organ odur

ki herhangi bir parçası alındığında, o parça ne tarifte ve ne de isimde

bütününe ortak olmayan organdır. Yüz, el ve ayak gibi. Çünkü yüzün

(sadece) bir kısmı yüz değildir. Bunlara “âlet uvuzlar” da derler. Çünkü

hareket ve eylemlerin gerçekleşmesinde âlet olmuşlardır. Aynı yapıya sahip

olan âzâların birincisi kemiktir ki katı ve sert olarak yaratılmıştır. Çünkü

kemikler, bedenin esası ve organların hareketinin direğidir. Sonra [111/b]

kıkırdak gelir ki o yumuşaktır; eğilip bükülür. Kemikten daha yumuşak,

fakat diğer organlardan daha sert yaratılmıştır. Kıkırdağın vazifesi, yumuşak

bir organa kemiğin bağlanmasını güzel bir şekilde gerçekleştirmektir.

Böylece yumuşak cisim ile sert cismin ortasında kalarak, vurma ve düşme

zamanlarında yumuşak cismin katı cisimden zarar görmesini önler. Sonra

sinirler gelir ki onlar, beyinden ya da omurilikten çıkan, eğilip bükülme

durumlarında yumuşak, birbirinden ayrılma durumlarında sert ve beyaz

olan cisimlerdir. His ve hareket için olan organların hepsi sinirler ile

tamamlanır. Sonra tendonlar (evtâr) vardır ki bunlar, kasların uçlarından

biten ve sinirlere benzeyen cisimlerdir. Hareketli organlara tam bitişiklerdir.

Kasın çekilmesiyle ve geri dönüşüyle tendonlar da çekilerek, hareketli

âzâları çekerler. Kasların gevşeyip uzamasıyla ve kendi yerine dönmesiyle

bahsi geçen veterler rahat bularak organı hali üzere uzatırlar.

. Sevdâ: Eskilerin insan mizacında kabul ettikleri dört hılttan biridir.

Balgamdan, kandan ve safradan başka vücuttan çıkan bir nevi ifrâzâttır.

. Buhârî , “Bed’ü’l-halk” 6, “Enbiyâ” 1, “Kader” 1; Müslim , “Kader” 1.

. Bu hakîkati ifade eden hadis için bkz. Hâkim, el-Müstedrek, II,

672/4228.

. Nutfe: Rahimde iki yarım ve ayrı cinsten hücrenin birleşmesi.

. Cüzzam: Hansel mikrobunun sebep olduğu bulaşıcı deri hastalığı.

. Kemirdek: Kuyruğun kemikli kısmına denir. Bir de kemircik tabiri

vardır ki burun, göz ve kulağın kıkırdağına denir. ( Hayat Büyük Türk

Sözlüğü , sayfa 701.) Sıkça rastlanılmayan bu tabir İtâkî’de “ kemirden”

şeklinde yazılmış, Esin Kâhya “kümürden” diye okumuş ve kıkırdak olarak

tercüme etmiş. Şemseddîn-i İtâkî’nin Resimli Anatomi Kitabı , Haz: Esin

Kâhya, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür

Merkezi Yayını, Ankara 1996, s. 126.

.

Sübhâne’l-Hâlıkı’l-Bâri’i’l-Musavviri’l-Muhyi’l-Mümîti’l-Hayyi’l-

Kayyûm, Celle Celâluhû ve amme nevâluhû ve lâ ilâhe gayruhû.”

. Buhârî , “Bed’ü’l-halk” 6, “Enbiyâ” 1, “Kader” 1; Müslim , “Kader” 1.

. Safâk: Kıllı derinin altında olan ince deri.

. (Kursak) kelimesinin buraya uygun bir karşılığı bulunamamıştır. Ancak

Esin Kahya, el-Kânûn fi’t-Tıb tercümesinin birinci kitabının 29. sayfasında

burayla ilgili kısmında “rennet peynirinin teşekkülü gibi” şeklinde bir ifade

kullanmıştır. Rennet, buzağı şirdeninden elde edilen ve rennin enzimi içeren

karışıma denmektedir. Şirden ise, geviş getirenlerde bezsel mukozayla kaplı

dördüncü mide kompartımanı, mayalık anlamındadır.

. Tendon: Kasları kemiklere bağlayan yoğun, düzenli bağ dokusudur.

Kiriş de denilir.

Mesela; iyilik ve kötülük, anlayış ve ahmaklık, cimrilik ve cömertlik,

korku ve cesaret, sevgi ve nefret, hırs ve kanaat, yüce ahlâk ve alçaklık,

fakirlik ve zenginlik, rahat ve zorluk, hayat ve ölüm, güzellik ve olgunluk,

bıkkınlık ve yorgunluk, her ne hal üzere ise o nutfenin zâtına doğar. Çünkü

o nutfe cenin halindeki cismin levh-i mahfûzudur. Levh-i mahfûz ise bu

âlemin mazharıdır. Şu halde saîd olan saâdetini ana karnında bulmuştur,

şakî olan da şekavetini ana karnında bulmuştur. Nitekim Habîb-i Ekrem

(s.a.v.): “ Saîd, anası karnında saîd olandır. Şakî, anası karnında şakî

olandır” sözüyle herkesin yukarıda bahsedilen bahtına olan tesirleri bir

işaretle duyurmuştur. Çünkü halkın bütün şekil, vasıf ve karışımı,

yıldızların konumları gereğince ana rahimlerinde farklı farklı olmuştur. Şu

halde ecel-i müsemmâları dahi mizacları gereğince onda farklı farklı takdir

olunmuştur. Velhasıl çocukların ve delikanlıların bedenlerinin denge üzere

sıcak ve nemli olduğu gözlenmiştir. Gençlerin bedenleri şiddetli ateşlidir.

Yetişkinlerin ve yaşlıların bedenleri buhar olan ruhtan ve sıcak kandan –

yukarıda açıklandığı cihetle- uzaklaştıkları için soğuk ve kuru bulunmuştur.

Fakat kadınların mizacının erkeklerden daha soğuk ve rütûbetli olduğu

belirlenmiştir.

Gıdaların özü olan sperm ki nutfedir, belirli bir zamanda cinsî münasebet

vasıtasıyla kadının nutfesiyle birleşerek rahime girer. Orada kırk gün sonra

nutfe sûretini terk ederek kan pıhtısı (alaka) sûretine dönüşür. Yani uyuşmuş

kan olur. Bu halde kırk gün geçtikten sonra, yani başlangıçtan seksen gün

geçtikten sonra mudga olur. Yani çiğnenmiş et parçası biçimini alır. Üçüncü

kırk gün tamamlandığında yani yüz yirmi gün sonunda kemikler, sinirler,

damarlar, organlar, kaslar, yağlar, kıllar ve tırnaklar meydana gelir.

Dördüncü ay tamam olunca ceninin bütün organları belirgin hale gelip bu

aşamadaki çocukta hayvanî ruh tasarruf sahibi olup gıdası göbek yolundan

gelen kan olur. Çünkü nutfe rahimde yerleştiği için ilk ayda Zühâl’in

etkisinde olur. İkinci ayda Müşteri’nin terbiyesine girer. Üçüncü ayda

Merih’in, dördüncü ayda güneşin, beşinci ayda Zühre’nin, altıncı ayda

Utarit’in, yedinci ayda Ay’ın terbiyesinde olur. Şu halde eğer çocuk yedi

aylık iken doğarsa yaşar. Sekiz aylık iken doğarsa yaşayamaz, ölür. Çünkü

sekizinci ayda Zühâl’in terbiyesine girer. Zühal soğuk ve kuru olduğu için

tabiatı ölümdür. Eğer dokuz aylık iken doğarsa Müşteri’nin terbiyesinde

olduğu için yaşar. Çünkü Müşteri sıcak ve yaş olduğu için tabiatı hayattır.

Vücuttaki en soğuk varlık balgamdır. Balgamdan sonra kıllar, kıllardan

sonra kemiklerdir. Kemiklerden sonra kemirdektir. Bundan sonra ribât

denilen bağlar, ligamentlerdir. Ondan sonra kirişler, ondan sonra gışâ,

ondan sonra sinirlerdir. Sinirlerden sonra murdar ilik, ondan sonra beyindir.

Beyinden sonra et, ondan sonra yağ ve deridir. Bedendeki en yaş uzuv

balgamdır. Ondan sonra kandır. Kandan sonra yağdır, ondan sonra iç

yağıdır. Bundan sonra beyindir, beyinden sonra murdar iliktir. Daha sonra

kadınların göğüslerindeki etlerin yağıdır. Bundan sonra nefes alıp verme

yeri olan akciğerdir. Ondan sonra karaciğerdir. Ondan sonra dalak ve

böbreklerdir. En sonda ise deridir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Parçaları

birbirine benzeyen beden organlarının hepsi iki spermden meydana gelir. Et

ve yağ bundan hariçtir. Çünkü bunların ikisi de kandan meydana gelir. Şu

halde -et ve yağ hariç olmak üzere- cüzleri birbirine benzeyen organlar,

peynirin mayadan meydana geldiği gibi babanın sperminden meydana gelip

bahsi geçen organlar kursak (rennet) peynirinin oluştuğu gibi, annenin

sperminden meydana gelir. Nitekim kursağın ve sütün her biri,

kendilerinden meydana gelen sütün bütün zerrelerinden birer parçadır.

Aynen bunun gibi, iki spermin her birisi rahimde olan ceninin (fötüs) her bir

cevherinden birer parçadır. Bundan sonra hâmilenin hayız kanı, rahimde

oluşan ceninin göbeği yolundan gıdası olup cenin onunla beslenerek büyür.

Gıdaya dönüşmeyenler ise evvelki organları arasındaki boşlukları

doldurarak et ve yağ olur. Fazla kan, lohusalık (nifas) vaktine kadar kalarak

ondan anneye ait tabiatı giderir. Çocuğun doğumundan sonra karaciğerde

teşekkül etmiş olan besin kanı, göbek bağından aldığı kanın yerini alıp

göbek kanalını kapayarak o kandan [112/b] oluşan et ve yağ bu kandan

oluşmaya başlar. Et, kanın sağlam kısmından meydana gelir, sıcaklık ve

kuruluğuyla şekillenir. Yağ ise sulu ve yağlı kandan doğup oluşur; onun için

sıcaklıkla çözülür ve ayrışır.

Mesela (insanın) içindeki yürek, mide, karaciğer, dalak, öd kesesi, akciğer

ve böbrek gibi organlar; çekme, tutma, hazmetme, ayrıştırma (mümeyyize),

fazlalıkları dışarı atma, şekil alma, artma ve çoğalma gibi kuvvetlerin hepsi

bedende birer hizmetli olarak tayin edilmiştir. Ve her biri kendi işinde her

an vazifesinin başındadır. Çünkü hayat kaynağı olan yürek, her zaman

yukarıda bahsedilen organlara çeşitli derecede sıcaklık ve kuvvet verir.

Midede olan çekme kuvveti, muhtelif gıdaları mideye çeker. Tutma kuvveti,

muhafaza eder ve hazmetme kuvveti pişirir. Ayrıştırma kuvveti, pişmiş

gıdaların katısını incesinden ayırıp fazlalıkları dışarı atma kuvveti katı ve

koyu kısmı bağırsaklara gönderir. Midede kalan ince kısmı ise karaciğer

kendisine çekip ciğerdeki şekil verme (tasvir) kuvveti onu kan rengine

boyar. Onun üzerinde beliren ve sevdâ denilen siyah köpüğü dalak, kendine

çekip değiştirir. Onda kalan ve safra denilen sarı köpüğü öd kesesi kendine

çekip [107/a] değiştirir. Onda olan balgamı akciğer kendine çekip nefesle

boğaz yoluna gönderir.

“Yaratan, yarattığına en güzel şekilde sûret veren, yaşatan ve öldüren, her

an diri olan, yüceliğinin sınırı olmayan, nimetleri herkese ulaşan Allah her

türlü noksanlıktan münezzehtir. O’ndan başka ilâh yoktur.”

Şu halde, gök cisimlerinin hareketlerinden ve unsurların karışımından

(imtizâc) maksat, insanın doğuşu ve ortaya çıkışı olup [108/a] kâinâttaki

bütün oluşlardan maksat ise, ancak insan-ı kâmilin şerefli varlığının

meydana gelmesidir. İnsan-ı kâmilin dışındaki bütün varlıklar ona hizmetçi

ve yardımcı olarak yaratılmıştır. Nitekim Âdemoğlunun en mükemmeli olan

Hz. Muhammed (s.a.v.) hazretlerinin şânında; “ Sen olmasaydın, evet sen

olmasaydın, felekleri yaratmazdım” denilmiştir. Bu mânâ şu beyitle

bilinmiştir:

Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli şöyle demişlerdir: Bu âlem bizim

şefkatli annemizdir. Nitekim annenin çocuğunu yetiştirip büyüttüğü gibi,

küçük çocuğunun yiyemediği gıdaları yiyip hazmederek, onlardan çocuğa

lâyık gıda, süt meydana geldiği gibi, göğüsleri vasıtasıyla onları çocuğa

ulaştırarak çocuğu büyütüp yetiştirdiği gibi, bu âlem de bizim şefkatli

annemizdir ki iki meme mesâbesinde olan bitki ve hayvanlar yoluyla bize

uygun gıdaları ulaştırır. Çeşitli renklerde lezzetli meyvelerle ve türlü türlü

nefis yiyeceklerle bizi büyütür. Anne denilen bu âlem ki diğer annelerin

zıddınadır. Çünkü bütün anneler [109/a] dış âlemlerine yönelmişken bu

âlem kendi içine yönelmiştir. Böylece bizleri gözetleyerek terbiyemizde

hâzır olmuştur. Öyleyse hakikatte henüz biz hâlâ kendi annemizin karnında

yaşamaktayız ki “ Saîd anasının karnında saîd olandır, şakî anasının

karnında şakî olandır” hadîs-i şerifini bazıları bu şekilde yorumlamışlardır.

Bu mânâ şu âyet-i kerîmeye de uygundur ki Hak teâlâ; “Bu dünyada kör

olan âhirette de kördür, üstelik iyice yolunu şaşırmıştır” (İsrâ, 17/72)

buyurmuştur. Bu mânâyı bir kâmil insan şu beyitle duyurmuştur.

Göğüste olan diyaframa, akciğer, damarlar ve atardamarlar gibi organların

zarlarının çıkış yeri, kaburgaların iç yüzündeki mebranlardır. Karın

boşluğundaki organların ve damarların zarlarının çıkış yeri, karın kaslarının

iç derisidir (safâk). Etli organların hepsi kaslardaki etler gibi ya liflidir ya

da karaciğer gibi lifsizdir. Bedenin bütün hareketleri ise; ister tabiî olsun,

isterse isteğe bağlı olsun, ancak lif ile olur. İsteğe bağlı hareketler kasların

lifi ile olur. Etin ve damarların hareketi gibi tabiî hareketler, isteğe bağlı

hareketler ile tabiî hareketlerin karışımından meydana gelen bileşik

hareketler, boyuna, enine ve oblik (eğimli) liflerin kasılma hareketiyle olur.

Şu halde boyuna lifler çekme hareketine, enine lifler bırakma ve yayılma

hareketine mahsustur. Oblik lifler de tutma ve sıkma hareketine mahsustur.

İnsan bedenindeki kemiklerin nelerden meydana geldiğini, isimlerini ve

özelliklerini üç fasıl ile açıklar.