KİTABIN MUKADDİMESİ · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Özetle cennet nimetlerini ve o saâdete erişen kimseyi anlatır.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teâlâ kudsî hadisinde azametiyle şöyle
buyurmuştur:
“Ey insanoğlu! Sen dünyaya nasıl rağbet ve iltifat edersin? O bir gün yok
olacaktır. Nimetleri gelip geçicidir. Hayatı, sonlu ve sınırlıdır. Halbuki ben,
emirlerime itaat eden kullarım için katımda (ebedî nimetlerle donattığım)
sekiz kapısı olan sekiz cennet hazırlamışım. Her bir cennette za‘ferândan
yetmiş bin bahçe vardır. Her bir bahçede inci ve mercandan yapılmış yetmiş
bin belde (kent) vardır. Her bir belde içinde kırmızı yâkutlardan inşa
edilmiş bin saray vardır. Her bir sarayda zebercedden yetmiş bin ev vardır.
Her bir evde sarı altınlardan yetmiş bin oda vardır. Her bir oda içinde sarı
yâkuttan yetmiş bin sedir vardır. Her bir sedir üzerine ipekten yetmiş bin
döşek (minder) serilmiştir.
Her bir döşeğin üzerinde bir hûri kızı ve her hûrinin önünde sarı altından
bir sini vardır. Her bir sinide türlü türlü mücevherden yetmiş bin tabak
vardır. Ve her bir tabakta çeşit çeşit yemek vardır. Her bir sarayın altında
akıp giden dört nehir vardır ki bunların biri su, biri süt, biri cennet şarabı
ve biri saf baldır. Her bir nehir kenarında yetmiş bin ağaç vardır. Ve her bir
ağacın yetmiş bin çeşit meyvesi, yetmiş bin ayrı renkte yaprağı vardır. Her
ağaç üzerinde farklı türlerden yetmiş bin çeşit kuş vardır. Her bir kuş yetmiş
bin çeşit dilde benim zâtımı tesbih ederler. Ve ben, itaatkâr kullarıma bu
sayılanlardan başka her saat yetmiş bin hediye veririm ki onları ne gözler
görmüş, ne kulaklar işitmiş ve ne de gönüller öylesini hayal etmiştir.
Cennetteki kullarımın giysileri, “hulle” denilen yetmiş kat özel cennet
elbisesidir. İncelik ve zerafetlerinden birbirine engel olmazlar; altındaki
hullelerin renkleri parıldar ve üstünde olan hullelerin renkleriyle uyum
içinde görünür. Cennet ehli ne cennetten çıkarlar ne de ölüm görürler.
İhtiyarlamazlar, gam, korku ve üzüntü çekemezler, ağlamazlar. Onlar ne
namaz kılarlar, ne de oruç tutarlar, ne hastalık bilirler, ne de hayız ve nifas
görürler. Ne bevl ederler, ne de büyük abdest bozarlar. Ancak gül suyu gibi
bir ter dökerler.
Şu halde kim benim rızamı ve cennetimi isterse, dünya nimetlerinden az
bir şeye kanaat edip dünyanın gelip geçici zevklerini terk etsin. Habibime
uyarak ona sevgiyle bağlansın ve onun yolunda gitsin.”
Beyt
Na‘îm-i huld helâl est ber kesî Sâib
Ki dest u leb be-na‘îm-i cihân ne-y-âlâyed
Beyt (in tercümesi)
Ey Sâib! Ebedî cennet nimetleri, elini ve dudağını dünya nimetlerine
bulaştırmayanlara helâldir.

