Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Sabahın, şafağın ve gölgelerin hallerinin hakikatini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri söz birliği ile şöyle …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Sabahın, şafağın ve gölgelerin hallerinin hakikatini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri söz birliği ile

şöyle demişlerdir: Sabahın olması ve şafağın sökmesi, hava küresinin bu alt

tabakasına mahsustur ve bunların açıklaması şudur ki, güneş yuvarlağının

cirmi yerküreden -daha önceki maddelerde açıklanan miktar üzere- büyük

olduğundan, daima yerkürenin yarıdan fazlası gündüz ile aydınlık, yarıdan

azı karanlık ve gölgesi koni şeklinde olup bu koninin bir ucu tâ Venüs

yıldızında sona ermiştir. Söz konusu konik şeklin baş tarafı ise, -yukarıda

açıklandığı üzere- [69/b] daima burçlar feleğine teğet bulunmuştur. Bahsi

geçen konik gölgenin ufkun altında bulunmasının zamanı gündüzdür. Ufkun

üstünde bulunmasının zamanı ise gecedir.

Bu durumda, en büyük ışık kaynağı güneş yerkürenin altında iken doğu

ufkundan yana yaklaştıkça, söz konusu koninin eğimli gölgesi yeryüzünün

üstünde, batı ufkuna yaklaşır. Tâ ki konik gölgeyi kuşatan şualar batı

tarafında görünür. Bu durumda ilk önce şuanın yakın tarafı doğu ufkundan

oldukça yükselmiş bulunur. Bu kısım beyaz görünür. Onunla ufkun arası

karanlık olarak kalır.

Çünkü bakanın yerinden, beyaz taraftan ve ufuk cihetinden meydana

gelen üçgenin, bakanla beyaz arasında gözün şualarından oluşan açısı,

gölgenin yüzeyinden itibaren (varlığı) farz olunup güneşle yeryüzüne temas

eden ışınların çizdiği hat üzere bulunup bakanla ufuk arasındaki açıdan

daha kısa ve daha yakın olup güneş ışınları ondan önce görünür. Daha sonra

güneş ufka bir miktar daha yaklaştıkça –söz konusu- beyazlık yayılmaya

başlar.

Lâkin ışığı az olduğundan zayıf görünür. İnsanlar -yukarıda bahsedilen-

beyazlığın geçici olduğunu zannedip ona yalancı sabah (fecr-i kâzib) derler.

Halbuki o beyazlık aslında yok olup gitmez, geçici değildir. Bilakis

durdukça artar. Nitekim bundan sonra güneş ufka iyice yaklaştıkça, söz

konusu beyazlığın ufka yayılması genişleyip ışığı kuvvetlendiğinden,

aydınlık bir daha kaybolmaz. İşte buna da insanlar gerçek şafak (fecr-i

sâdık) derler. Bundan sonra güneş ufka gayet yakın olduğunda, söz konusu

beyazlık etrafa iyice yayılıp güneşin ilk doğduğu nokta (matla‘-ı kamer)

kızıl olarak görünür. Bundan sonra da güneşin kursu ufuktan doğup günün

ilk saatleri başlar. İşte sabah vaktinde meydana gelen oluş ve işleyiş budur

ki hakikati üzere bunları açıklamış olduk.

Şafağın durumlarına gelince; onun vaziyeti -yukarıda açıklanan- sabah

vaktine ait tertibin tam tersine olur. Çünkü güneşin kursu ufuktan batıp

gündüzün sonu olduktan sonra, güneşin battığı nokta (mağrib-i şems) yine

kıpkızıl olur. Bundan sonra yine yayılan bir beyazlık görünüp ondan sonra

beyazlığın

kaybolduğu

zannedilir;

halbuki

o

etrafa

yayılarak

yükselmektedir. Tecrübelerle sabittir ki güneşin ufuktan on sekiz derece

aşağı düşmesi, yalancı sabahın (subh-i kâzib) başlangıcı ve şafak vaktinin

sona ermesidir. Kırk sekiz buçuk derece enleminde nurlu güneş yaz

dönencesine (munkalib-i sayfî) geldiğinde şafağın sonu, doğrudan yalancı

sabaha bitişir ve yatsı vakti (diye bir şey ortada) kalmaz. Çünkü nurlu güneş

–söz konusu yaz dönencesinde iken- kırk sekiz buçuk derece enleminin

ufkundan on sekiz dereceden fazla aşağıya düşmez.

Gölgelere gelince; bunlar iki kısma ayrılır: ve birinciye ilk gölge (zıll-i

evvel) denir. Buna, yansıyan gölge (zıll-i ma’kûs) veya ters gölge (zıll-i

menkûs) de derler. İşte bu (isimler çerçevesinde tarif edilen) gölge, ufuk

çizgisinin hizasında dikilen çubuğun gölgesidir. Mesela bu, (duvar gibi) düz

bir yüzeye çakılan herhangi bir çubuğun gölgesi gibidir. Gölgenin diğerine

ikinci gölge (zıll-i sânî) denir. Buna düz gölge (zıll-i müstevî) veya yayılmış

gölge (zıll-i mebsût) da derler. Bu da, ufuk yüzeyi üzerine dikey olarak

dikilen çubuğun görünen gölgesidir. Mesela, düz bir yerde yere dikilen

çubuğun gölgesi gibi.

“Karanlıkları yarıp sabahları ortaya çıkaran” [524] ve cisimlerin

benzerleri olan gölgeleri yaratan Allah teâlâyı tesbih ederiz; O her türlü

noksan sıfatlardan münezzehtir.” [525]