Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Yedinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Su tabakasının yuvası olan denizlerin derinliğini, okyanusların büyüklüğünü, kara ve deniz küresini (dünyâ) gemi ile dolaşmayı ve devretmeyi …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Su tabakasının yuvası olan denizlerin derinliğini, okyanusların

büyüklüğünü, kara ve deniz küresini (dünyâ) gemi ile dolaşmayı ve

devretmeyi bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar denizlerin derinliğini ve deryâların

mesafelerini tekrar tekrar ölçüp hesaplamışlar kontrol etmişler ve sonunda

ittifakla şöyle demişlerdir: Su tabakasının kabı olan denizlerin derinliği

defalarca tecrübe edilerek ölçülmüştür. Fakat bahsedilen dört denizin

derinlikleri yukarıdaki maddelerde bildirilmişti.

Atlas Okyanusu ’nun derinliği, Sebte dışında İspanya ve Portekiz

sahillerinde denizin dibine dört yüz kulaç iskandil [541] ile erişmişlerdir.

Almanya ile Portekiz sahillerinde ise okyanusun derinliğini çoğunlukla

ancak altmış zirâ‘ [542] olarak ölçmüşlerdir. En derin yerlerinin dahi yüz

zirâ‘dan az olduğu görülmüştür. Ancak kuzey taraflarında okyanus

derinliğinin dört yüz kulaçtan fazla olduğu görülmüştür. Güney Yarımküre

Denizi’nin derinliği Sûdan, Habeşistan, ve Umman taraflarında altı bin

kulaca yakın derinlikte bulunmuştur. İran, Hindistan ve Çin taraflarında ise

denizin derinliği beş bin kulaç olarak bilinmiştir.

Doğu Okyanusu ’nun derinliği ise; Çin,

(Tebük) ve (

hıtta)

Tataristan taraflarında bazı yerlerde beş yüz kulaçtan fazla ve bazı yerlerde

de altı yüz kulaçtan fazlaca bulunmuştur. Kuzey Okyanusu ’nun derinliği

bazı yerlerde üç yüz kulaç ve bazı yerlerde dört yüz kulaç olarak tecrübe

olunmuştur. Amerika kıtası (Yeni Dünya) çevresinde okyanusun derinliği

ölçülüp kontrol edilince kıtanın kuzey taraflarındaki derinliğin dört–beş bin

kulaç, güney taraflarında ise derinliğin, altı-yedi bin kulaçtan fazlaca

olduğu görülmüştür. Dünyâyı kuşatan Büyük Okyanus ’un ortasında,

yerkürenin yeraltı tarafı olan orta kısmında gayet derin olan yerlerinin

derinliği sekiz bin kulaçtan az olarak ölçülüp kesin olarak bilinmiştir.

Nihayet, denizlerin derinliğinde bulunan yüksek dağların yüksekliği iki

buçuk fersah [543] olarak ölçülmüştür.

Nitekim okyanus içinde bulunan yüksek dağların baş kısımları

görünmüştür ki onlara adalar denilmektedir. Dünyâyı kuşatan Büyük

Okyanusun kıyıdan kıyıya yüz ölçümleri hakkında şunu diyebiliriz:

Orta hızla esen bir rüzgarla doğudan batıya doğru, bir gün ve bir gecede

yüz mil kadar (seyredebilen) bir gemi yürüyüşü mesafesinde bulunmuştur

ki bu seferin tamamına bir mecrâ denir. Sabit bir hızla on günde bin mil ve

bir ayda üç bin mil deniz mesafesi kat edilebilir. Bu şekilde devam ederek

sekiz ayda yerküreyi tamamen dolaşmak mümkündür diye [77/b]

bilinmiştir.

Çünkü denizlerle kara, yumurta misali tek bir küre olarak farz olunup

muhtelif geometrik delillerle kıyaslanarak öyle ölçülmüştür ki yerkürenin

çevresi takrîben yirmi dört bin mil olarak hesaplanmıştır. Bu da sekiz bin

fersah mesafe demektir.

Nitekim hicrî tarihin 927 (M. 1519/1520) senesinde Macellan

[Moğolyan] adında bir kaptan berâberine yüz on adam alarak iki gemi ile

Sebte (Ceuta) Boğazı dışına gelmiştir. Batı taraflarını kuşatan sahillerden

Sevilya Limanı’ndan yola çıkmıştır. Gün batımı noktasını hedef alarak,

gitmek istediği yöne uygun rüzgarla otuz sekiz gün seyahat edip yola çıktığı

yerden dört bin mil kadar uzakta bir ada (Kanarya Adaları) bulmuştur.

Bundan sonra güney batı yönünü hedef alarak otuz üç gün seyretti.

Amerika ’nın güney kıyıları yakınındaki Avrat Burnu (Cape Verde) adlı

adaya varıp orada nice günler istirahat etmiştir. Bundan sonra tekrar hareket

edip güney batı istikãmetine yönelip bu şekilde otuz gün daha gidip

Amerika’nın güney noktasına ( Brezilya ) varmıştır. Bir ay kadar orada

istirahat etmiştir.

Sonra Amerika kıtasının güney kısmını tamamen kırk günde geçip orada

da karaya çıkıp uzun süreli bir mola vermiştir. Seyahatinin bundan sonraki

kısmında altmış gün kuzeyle batı arasında gitmiştir. Orada boş bir ada

görüp ona çıkmış ve onda dahi bir müddet mola vermiştir. Bundan sonra

tekrar, ilk başta olduğu gibi gün batımı noktasını gözeterek doğruca batı

istikãmetine ve tabiatıyla bir bakıma doğu cihetine gitmiştir.

Bize nispetle yerkürenin altı sayılan noktada batıdan doğuya geçmiş,

böylece Hint Adaları ’na gelmiştir. (Bize göre) yerkürenin altında sayılan

yerlerde sayısını bilemediğimiz nice adalara uğrayıp bunların her birinde

nice renkli taşlar, türlü çeşit eczâ ve kokular, nice güzel kokulu karanfiller,

zencefiller ve tarçınlar alarak Hint Yarımadası ’nın güneyine gelmiş

Hindistan’a âdeta can atmıştır. Bundan sonra Hint Denizi ’ni takip etmiş;

Acem, Arap ve Habeş ülkelerinin güneyini dolaşarak yine okayanus yolunu

takip etmeye başlamıştır.

Kamer Dağları ve Sûdan’ın güneyinden geçerek Batı ülkeleri kıyısından

ve Sebte şehirlerinin batısından geçmiş ve nihayetinde tekrar Sebte

Boğazı’nın karşısına gelmiştir. Bu sırada (uğradığı yerlerden topladığı

çeşitli mallarla lebâleb) doldurmuş olduğu, refakatindeki yük gemisi

batmıştır. Kendi içinde bulunduğu gemi yetmiş tayfa ile birlikte kıyıya

varmıştır.

Böylelikle 930 senesinde yine Sevilya yakınında bulunan Senloka

Limanı’na gelip kendi mekânında karar kılmıştır. Dünya turunun süresi üç

seneden on dört gün eksik olmuştur. Ve bu zaman zarfında elli bin mil deniz

yolunu kat etmiştir.

Çünkü Macellan adlı kaptanın gemisi düz bir hat üzere gitmeyip bazen

güneye ve bazen kuzeye doğru salınımlar yaparak zigzaglı bir yol izlemşitir.

Bu sebepledir ki söz konusu kaptan sekiz ay gibi bir sürede gidilebilecek bir

deniz mesafesini, toplam on altı buçuk ayda geçerek dünya turunu

gerçekleştirebilmiştir. Bu sürenin (sekiz aydan geri) kalan günlerini

uğradığı memleketlerde dolaşarak, adalarda alış veriş ederek geçirmiştir.

Çünkü yerkürenin alt kısmında seyr ü sefer edenlerin ilki, kaptan

Macellan olmuştur. Onun için de yeryüzünde bu nam ile şöhret bulmuştur.

Onun bu seyahatı İspanya Kralı’nın pek hoşuna gitmiş ve Macellan’ı

maiyyetine almıştır. Dünya turuna çıktığı gemisi için yüksek bir tersane

yaptırıp onu kırmızı şal ile örtmüştür.

Sonra o ülkede bulunanlar bu gemiyi merak edip ziyaret etmeye

başlamışlardır. “Yeryüzünü tamamen dolaşarak, Adem (a. s.) devrinden bu

yana hiç olmamış bir iş başardı” diyerek hayrânlıklarını ifade etmişlerdir.

Denizlerin durumlarının açıklanmasına dair verdiğimiz bilgiler burada

nihayet bulmuştur. Aşağıda çizilen haritalar, söz konusu durumları

ayrıntılarıyla açıklamaktadır.

[532] . Not: Yazma nüshada [72/a] ve [72/b] no’lu varaklarda birer

sayfada resmedilen tablolar mizampajda üçer sayfa olarak düzenlenmiştir.

Yazma nüshada bulunmayıp, matbu nüshanın sözkonusu sayfalarındaki

tablolar üzerinde bulunan açıklamaların tercümesi de ekte verilmiştir.

[72/a] nolu sayfanın kenar yazısının tercümesi:

Bu iki sayfada çizilen felekî burçların ve Rûmî ayların altlarında ve

üstlerinde gösterilen sayılardan maksat şudur: Mesela, Koç burcunun

başlangıcı Mart ayının on birindedir. Bitmesi ise Nisan’ın dokuzundadır.

Koç burcu otuz gün sürer ve Mart ayı otuz bir gündür. Kuzey saatleri

karşılıklı olarak altı burca taksim olunmuştur. Bu şekilde saat sayılarının

yazılışı, burçların önünde olmuştur. Mesela, Koç burcunun başlangıcında

gün -bundan fazla- dakika olmaksızın tam on iki saattir. Ve gece de on iki

saattir. Öğle vakti altı saattir. İkindinin ilk vakti (asr-ı evvel) dokuz saat

yirmi altı dakika, yatsı vakti bir saat otuz iki dakika, imsak vakti on saat on

dört dakikadır. Karşılaştırmak için şu misale bakılabilir: Koç burcunun

sonu, Başak burcunun başlangıcıdır.

[72/b] nolu sayfanın kenar yazısının tercümesi:

Bunun gibi Başak burcunun bitim noktası Koç burcunun başlangıcında

tamam olur. Diğer burçların durumu da buna mukãyese edilerek bilinir.

Mart’ın onuncu günü Balık burcunun sonudur. Mart’ın başlangıcı Balığın

yirmi birinde, nihayeti ise Koç burcunun yirmi birindedir. Şubat’ın

başlangıcı Kova burcunun yirmi üçünde, nihayeti ise Balığın yirmisindedir.

Diğer ayların durumları burada verilen örneklere mukãyese edilerek bilinir.

Güney saatleri de aynen kuzey saatleri gibi karşılıklı olarak altı burca

taksim olunarak bulunmuştur.

[533] . Yazma nüshada bu cümle: “anâsır-ı mâdır ki ol bir cevher-i

basît…” şeklinde devam etmektedir.

[534] . Bkz; Enbiyâ, 21/30.

[535] . “Fe sübhâne men ce‘ale mine’l-mâ-i külle şey’in hayyen.”

[536] . Kızıl Deniz’in ve bir zamanlar Kızıl Deniz kenarında olan bir

şehrin adı. Ahmet Rifat, Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye , Tıpkıbasım, c. II,

Ankara 2004, s. 22.- .s .65.

[537] . Matbu nüshada bulunan “Bahr-i Muhît-i Zenc” ibaresi yazma

nüshada “Bahr-i Zenc” olarak geçmektedir. Lugat-ı Tarihiyye ’de “Bahr-i

Muhît-i Zenc” diye bir deniz yok. Muhtemelen ona sahili olan Afrika’nın

(Zenc) ve “Habeş Denizi’nin yolcuları güney kutbunu görüp kuzey kutbunu

göremezler” denilmektedir.

[538] . Sebte: Afrika’nın batısında Cebel-i Târık Boğazı’nın karşısında bir

şehirdir. Kartacalılar tarafından kurulduğu rivayet edilir. (Ahmet Rifat ,

a.g.e ., c. II., s. 19.) Fas’ın kuzeyinde Akdeniz kıyısında bir şehir olup

halkının büyük çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen Melila şehriyle

birlikte İspanyol egemenliğinde bulunduğu belirtilmektedir.

[539] . “Sübhâne hâlıkı’l-bihâr.”

[540] . “Sübhâne men sahhare lene’l-bihâr.”

[541] . İskandil: Denizin derinliğini ölçmeye yarayan ve gemilerde

kullanılan bir âlet.

[542] . Zira‘: Bir kolun dirseğinden orta parmak ucuna kadar uzunluk

ölçüsü (75-90 cm kadar).

[543] . Fersah: 12.000 adıma veya dört saatlik yola denk geldiği kabul

edilen eski ölçü birimidir. Denizcilikte eski Türk gemicilerinin kullandığı 3

deniz miline eşit bir ölçü birimi. Yaklaşık olarak 5.685 metreye eşittir.

Su unsuru ateş tabakasına nisbetle, beşinci tabaka sayılmıştır. Güneş

ışınlarının

hararetiyle

deniz

suyunun

ince

zerrecikleri

havaya

yükseldiğinden, ateş, hava ve toprakla karışmış vaziyette bulunan yoğun su

zerrecikleri kalıp tadı böyle acı ve tuzlu bulunmuştur. Yukarıda açıklandığı

üzere bu deniz sularından güneşin sıcaklığı vasıtasıyla havaya karışıp buhar,

bulut, kar ve yağmur olup yere inince, yavaş yavaş su kaynaklarına ve

nehirlere karışır. Ondan da madenler, taşlar, bitkiler ve ağaçlar peyderpey

nasiplenip bütün canlı türleri (hayvanlar) ve insanlar yeniden can bulur.

Bütün canlılara hayat verdikten sonra artan su, tekrar büyük nehirlerde

birleşip ikinci kez denizlere dökülür. “Her canlı şeyi sudan yaratan

Allah” ı tesbih ederiz. O, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.”

Atlas Okyanusu ’nun derinliği, Sebte dışında İspanya ve Portekiz

sahillerinde denizin dibine dört yüz kulaç iskandil ile erişmişlerdir.

Almanya ile Portekiz sahillerinde ise okyanusun derinliğini çoğunlukla

ancak altmış zirâ‘ olarak ölçmüşlerdir. En derin yerlerinin dahi yüz zirâ‘dan

az olduğu görülmüştür. Ancak kuzey taraflarında okyanus derinliğinin dört

yüz kulaçtan fazla olduğu görülmüştür. Güney Yarımküre Denizi’nin

derinliği Sûdan, Habeşistan, ve Umman taraflarında altı bin kulaca yakın

derinlikte bulunmuştur. İran, Hindistan ve Çin taraflarında ise denizin

derinliği beş bin kulaç olarak bilinmiştir.

Bu Akdeniz ’in kuzeyinde Endülüs ( İspanya ), Yunan , Frenk (Avrupa),

Rumeli ve Anadolu memleketleri vardır. Doğusunda Halep , Şam ve

Kudüs-i Şerif eyaletleri vardır. Güneyinde Mısır , Burka (Bârika; Bingâzi;

Libya), Tunus ve Cezâyir memleketleri vardır. Batısında ise Sebte

Memleketi ve Atlas Okyanusu (Bahr-i muhît-i garbî) vardır.

Su unsuru ateş tabakasına nisbetle, beşinci tabaka sayılmıştır. Güneş

ışınlarının

hararetiyle

deniz

suyunun

ince

zerrecikleri

havaya

yükseldiğinden, ateş, hava ve toprakla karışmış vaziyette bulunan yoğun su

zerrecikleri kalıp tadı böyle acı ve tuzlu bulunmuştur. Yukarıda açıklandığı

üzere bu deniz sularından güneşin sıcaklığı vasıtasıyla havaya karışıp buhar,

bulut, kar ve yağmur olup yere inince, yavaş yavaş su kaynaklarına ve

nehirlere karışır. Ondan da madenler, taşlar, bitkiler ve ağaçlar peyderpey

nasiplenip bütün canlı türleri (hayvanlar) ve insanlar yeniden can bulur.

Bütün canlılara hayat verdikten sonra artan su, tekrar büyük nehirlerde

birleşip ikinci kez denizlere dökülür. “Her canlı şeyi sudan yaratan

Allah” ı tesbih ederiz. O, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.”

. Sebte: Afrika’nın batısında Cebel-i Târık Boğazı’nın karşısında bir

şehirdir. Kartacalılar tarafından kurulduğu rivayet edilir. (Ahmet Rifat ,

a.g.e ., c. II., s. 19.) Fas’ın kuzeyinde Akdeniz kıyısında bir şehir olup

halkının büyük çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen Melila şehriyle

birlikte İspanyol egemenliğinde bulunduğu belirtilmektedir.

. “Sübhâne hâlıkı’l-bihâr.”

. Kızıl Deniz’in ve bir zamanlar Kızıl Deniz kenarında olan bir şehrin adı.

Ahmet Rifat, Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye , Tıpkıbasım, c. II, Ankara

2004, s. 22.- .s .65.

. Matbu nüshada bulunan “Bahr-i Muhît-i Zenc” ibaresi yazma nüshada

“Bahr-i Zenc” olarak geçmektedir. Lugat-ı Tarihiyye ’de “Bahr-i Muhît-i

Zenc” diye bir deniz yok. Muhtemelen ona sahili olan Afrika’nın (Zenc) ve

“Habeş Denizi’nin yolcuları güney kutbunu görüp kuzey kutbunu

göremezler” denilmektedir.

. Zira‘: Bir kolun dirseğinden orta parmak ucuna kadar uzunluk ölçüsü

(75-90 cm kadar).

. Fersah: 12.000 adıma veya dört saatlik yola denk geldiği kabul edilen

eski ölçü birimidir. Denizcilikte eski Türk gemicilerinin kullandığı 3 deniz

miline eşit bir ölçü birimi. Yaklaşık olarak 5.685 metreye eşittir.

. “Sübhâne men sahhare lene’l-bihâr.”

. İskandil: Denizin derinliğini ölçmeye yarayan ve gemilerde kullanılan

bir âlet.

. “Fe sübhâne men ce‘ale mine’l-mâ-i külle şey’in hayyen.”

. Yazma nüshada bu cümle: “anâsır-ı mâdır ki ol bir cevher-i basît…”

şeklinde devam etmektedir.

. Bkz; Enbiyâ, 21/30.

. Not: Yazma nüshada [72/a] ve [72/b] no’lu varaklarda birer sayfada

resmedilen tablolar mizampajda üçer sayfa olarak düzenlenmiştir. Yazma

nüshada bulunmayıp, matbu nüshanın sözkonusu sayfalarındaki tablolar

üzerinde bulunan açıklamaların tercümesi de ekte verilmiştir.

[72/a] nolu sayfanın kenar yazısının tercümesi:

Bu iki sayfada çizilen felekî burçların ve Rûmî ayların altlarında ve

üstlerinde gösterilen sayılardan maksat şudur: Mesela, Koç burcunun

başlangıcı Mart ayının on birindedir. Bitmesi ise Nisan’ın dokuzundadır.

Koç burcu otuz gün sürer ve Mart ayı otuz bir gündür. Kuzey saatleri

karşılıklı olarak altı burca taksim olunmuştur. Bu şekilde saat sayılarının

yazılışı, burçların önünde olmuştur. Mesela, Koç burcunun başlangıcında

gün -bundan fazla- dakika olmaksızın tam on iki saattir. Ve gece de on iki

saattir. Öğle vakti altı saattir. İkindinin ilk vakti (asr-ı evvel) dokuz saat

yirmi altı dakika, yatsı vakti bir saat otuz iki dakika, imsak vakti on saat on

dört dakikadır. Karşılaştırmak için şu misale bakılabilir: Koç burcunun

sonu, Başak burcunun başlangıcıdır.

[72/b] nolu sayfanın kenar yazısının tercümesi:

Bunun gibi Başak burcunun bitim noktası Koç burcunun başlangıcında

tamam olur. Diğer burçların durumu da buna mukãyese edilerek bilinir.

Mart’ın onuncu günü Balık burcunun sonudur. Mart’ın başlangıcı Balığın

yirmi birinde, nihayeti ise Koç burcunun yirmi birindedir. Şubat’ın

başlangıcı Kova burcunun yirmi üçünde, nihayeti ise Balığın yirmisindedir.

Diğer ayların durumları burada verilen örneklere mukãyese edilerek bilinir.

Güney saatleri de aynen kuzey saatleri gibi karşılıklı olarak altı burca

taksim olunarak bulunmuştur.

[73/a]

Atlas Okyanusu ’nun derinliği, Sebte dışında İspanya ve Portekiz

sahillerinde denizin dibine dört yüz kulaç iskandil ile erişmişlerdir.

Almanya ile Portekiz sahillerinde ise okyanusun derinliğini çoğunlukla

ancak altmış zirâ‘ olarak ölçmüşlerdir. En derin yerlerinin dahi yüz zirâ‘dan

az olduğu görülmüştür. Ancak kuzey taraflarında okyanus derinliğinin dört

yüz kulaçtan fazla olduğu görülmüştür. Güney Yarımküre Denizi’nin

derinliği Sûdan, Habeşistan, ve Umman taraflarında altı bin kulaca yakın

derinlikte bulunmuştur. İran, Hindistan ve Çin taraflarında ise denizin

derinliği beş bin kulaç olarak bilinmiştir.

Kulzüm deniz kıyısında bulunan bir şehrin adıdır. Ve o deniz, o şehre

nispetle anılır. Söz konusu deniz, Kuşatıcı Deniz’e (Bahr-i muhît) komşu

olduğundan, buradaki med–cezir olayları da Kuşatıcı Deniz’e benzerlik

arzeder. Firavun askerleriyle birlikte, işte orada boğulmuştur. Kızıl Deniz

ile Yemen arasında uzun bir dağ perde gibi gerilmiştir.

“Hikmetiyle denizleri yaratan Yüce Allah, her türlü noksan sıfatlardan

münezzehtir.”

Kızıl Deniz ’in uzunluğunun ve genişliğinin Hazar Denizi kadar olduğu

ölçülmüştür. İçindeki adaların çoğu imar edilerek, iskâna açılmıştır. Çünkü

bunların ulaşımı kolay ve helâk edici tehlikelerinin gayet az olduğu tecrübe

edilmiştir. Uzunluğu güneyden kuzeye doğrudur ve derinliği iki yüz

kulaçtan fazladır. Ona bitişik olan Afrika (Zenc) Denizi ve Habeş Denzi’nin

(Bahr-i muhît-i Habeş) yolcuları güney kutbunu görüp kuzey kutbunu

göremezler. Çünkü onlar ekvatorun güney kesimindedirler.

“Denizleri emrimize musahhar kılan Allah’ı tesbih ederiz; O her türlü

noksan sıfatlardan münezzehtir.”

Doğu Okyanusu ’nun derinliği ise; Çin, (Tebük) ve ( hıtta) Tataristan

taraflarında bazı yerlerde beş yüz kulaçtan fazla ve bazı yerlerde de altı yüz

kulaçtan fazlaca bulunmuştur. Kuzey Okyanusu ’nun derinliği bazı yerlerde

üç yüz kulaç ve bazı yerlerde dört yüz kulaç olarak tecrübe olunmuştur.

Amerika kıtası (Yeni Dünya) çevresinde okyanusun derinliği ölçülüp

kontrol edilince kıtanın kuzey taraflarındaki derinliğin dört–beş bin kulaç,

güney taraflarında ise derinliğin, altı-yedi bin kulaçtan fazlaca olduğu

görülmüştür. Dünyâyı kuşatan Büyük Okyanus ’un ortasında, yerkürenin

yeraltı tarafı olan orta kısmında gayet derin olan yerlerinin derinliği sekiz

bin kulaçtan az olarak ölçülüp kesin olarak bilinmiştir. Nihayet, denizlerin

derinliğinde bulunan yüksek dağların yüksekliği iki buçuk fersah olarak

ölçülmüştür.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri ittifakla şöyle

demişlerdir: Dört ana unsurun üçüncüsü sudur ki basit bir cevherdir;

renksiz, şeffaf ve küresel bir cisimdir. Doğal özelliği rutûbetli ve soğuk

olmasıdır. Havaya nisbetle yoğundur (kesîf), yoğun cisimlere bitiştiği için

diğer üç unsura muhâliftir. Oluş ve bozuluşlarla yeni şekiller bulmaya

yeteneklidir. Kendi kaynağından çıktığında, diğer unsurlara karışarak

değişime uğrar. Hatta kendi yerinde iken bile diğer unsurlara dönüşür.

Kendi tabiatıyla yerinde dururken, nice farklı ve zorunlu sebeplerle hareket

eder.

[78/a]

[78/b]