BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Su tabakasının yuvası olan denizlerin derinliğini, okyanusların
büyüklüğünü, kara ve deniz küresini (dünyâ) gemi ile dolaşmayı ve
devretmeyi bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar denizlerin derinliğini ve deryâların
mesafelerini tekrar tekrar ölçüp hesaplamışlar kontrol etmişler ve sonunda
ittifakla şöyle demişlerdir: Su tabakasının kabı olan denizlerin derinliği
defalarca tecrübe edilerek ölçülmüştür. Fakat bahsedilen dört denizin
derinlikleri yukarıdaki maddelerde bildirilmişti.
Atlas Okyanusu ’nun derinliği, Sebte dışında İspanya ve Portekiz
sahillerinde denizin dibine dört yüz kulaç iskandil [541] ile erişmişlerdir.
Almanya ile Portekiz sahillerinde ise okyanusun derinliğini çoğunlukla
ancak altmış zirâ‘ [542] olarak ölçmüşlerdir. En derin yerlerinin dahi yüz
zirâ‘dan az olduğu görülmüştür. Ancak kuzey taraflarında okyanus
derinliğinin dört yüz kulaçtan fazla olduğu görülmüştür. Güney Yarımküre
Denizi’nin derinliği Sûdan, Habeşistan, ve Umman taraflarında altı bin
kulaca yakın derinlikte bulunmuştur. İran, Hindistan ve Çin taraflarında ise
denizin derinliği beş bin kulaç olarak bilinmiştir.
Doğu Okyanusu ’nun derinliği ise; Çin,
(Tebük) ve (
hıtta)
Tataristan taraflarında bazı yerlerde beş yüz kulaçtan fazla ve bazı yerlerde
de altı yüz kulaçtan fazlaca bulunmuştur. Kuzey Okyanusu ’nun derinliği
bazı yerlerde üç yüz kulaç ve bazı yerlerde dört yüz kulaç olarak tecrübe
olunmuştur. Amerika kıtası (Yeni Dünya) çevresinde okyanusun derinliği
ölçülüp kontrol edilince kıtanın kuzey taraflarındaki derinliğin dört–beş bin
kulaç, güney taraflarında ise derinliğin, altı-yedi bin kulaçtan fazlaca
olduğu görülmüştür. Dünyâyı kuşatan Büyük Okyanus ’un ortasında,
yerkürenin yeraltı tarafı olan orta kısmında gayet derin olan yerlerinin
derinliği sekiz bin kulaçtan az olarak ölçülüp kesin olarak bilinmiştir.
Nihayet, denizlerin derinliğinde bulunan yüksek dağların yüksekliği iki
buçuk fersah [543] olarak ölçülmüştür.
Nitekim okyanus içinde bulunan yüksek dağların baş kısımları
görünmüştür ki onlara adalar denilmektedir. Dünyâyı kuşatan Büyük
Okyanusun kıyıdan kıyıya yüz ölçümleri hakkında şunu diyebiliriz:
Orta hızla esen bir rüzgarla doğudan batıya doğru, bir gün ve bir gecede
yüz mil kadar (seyredebilen) bir gemi yürüyüşü mesafesinde bulunmuştur
ki bu seferin tamamına bir mecrâ denir. Sabit bir hızla on günde bin mil ve
bir ayda üç bin mil deniz mesafesi kat edilebilir. Bu şekilde devam ederek
sekiz ayda yerküreyi tamamen dolaşmak mümkündür diye [77/b]
bilinmiştir.
Çünkü denizlerle kara, yumurta misali tek bir küre olarak farz olunup
muhtelif geometrik delillerle kıyaslanarak öyle ölçülmüştür ki yerkürenin
çevresi takrîben yirmi dört bin mil olarak hesaplanmıştır. Bu da sekiz bin
fersah mesafe demektir.
Nitekim hicrî tarihin 927 (M. 1519/1520) senesinde Macellan
[Moğolyan] adında bir kaptan berâberine yüz on adam alarak iki gemi ile
Sebte (Ceuta) Boğazı dışına gelmiştir. Batı taraflarını kuşatan sahillerden
Sevilya Limanı’ndan yola çıkmıştır. Gün batımı noktasını hedef alarak,
gitmek istediği yöne uygun rüzgarla otuz sekiz gün seyahat edip yola çıktığı
yerden dört bin mil kadar uzakta bir ada (Kanarya Adaları) bulmuştur.
Bundan sonra güney batı yönünü hedef alarak otuz üç gün seyretti.
Amerika ’nın güney kıyıları yakınındaki Avrat Burnu (Cape Verde) adlı
adaya varıp orada nice günler istirahat etmiştir. Bundan sonra tekrar hareket
edip güney batı istikãmetine yönelip bu şekilde otuz gün daha gidip
Amerika’nın güney noktasına ( Brezilya ) varmıştır. Bir ay kadar orada
istirahat etmiştir.
Sonra Amerika kıtasının güney kısmını tamamen kırk günde geçip orada
da karaya çıkıp uzun süreli bir mola vermiştir. Seyahatinin bundan sonraki
kısmında altmış gün kuzeyle batı arasında gitmiştir. Orada boş bir ada
görüp ona çıkmış ve onda dahi bir müddet mola vermiştir. Bundan sonra
tekrar, ilk başta olduğu gibi gün batımı noktasını gözeterek doğruca batı
istikãmetine ve tabiatıyla bir bakıma doğu cihetine gitmiştir.
Bize nispetle yerkürenin altı sayılan noktada batıdan doğuya geçmiş,
böylece Hint Adaları ’na gelmiştir. (Bize göre) yerkürenin altında sayılan
yerlerde sayısını bilemediğimiz nice adalara uğrayıp bunların her birinde
nice renkli taşlar, türlü çeşit eczâ ve kokular, nice güzel kokulu karanfiller,
zencefiller ve tarçınlar alarak Hint Yarımadası ’nın güneyine gelmiş
Hindistan’a âdeta can atmıştır. Bundan sonra Hint Denizi ’ni takip etmiş;
Acem, Arap ve Habeş ülkelerinin güneyini dolaşarak yine okayanus yolunu
takip etmeye başlamıştır.
Kamer Dağları ve Sûdan’ın güneyinden geçerek Batı ülkeleri kıyısından
ve Sebte şehirlerinin batısından geçmiş ve nihayetinde tekrar Sebte
Boğazı’nın karşısına gelmiştir. Bu sırada (uğradığı yerlerden topladığı
çeşitli mallarla lebâleb) doldurmuş olduğu, refakatindeki yük gemisi
batmıştır. Kendi içinde bulunduğu gemi yetmiş tayfa ile birlikte kıyıya
varmıştır.
Böylelikle 930 senesinde yine Sevilya yakınında bulunan Senloka
Limanı’na gelip kendi mekânında karar kılmıştır. Dünya turunun süresi üç
seneden on dört gün eksik olmuştur. Ve bu zaman zarfında elli bin mil deniz
yolunu kat etmiştir.
Çünkü Macellan adlı kaptanın gemisi düz bir hat üzere gitmeyip bazen
güneye ve bazen kuzeye doğru salınımlar yaparak zigzaglı bir yol izlemşitir.
Bu sebepledir ki söz konusu kaptan sekiz ay gibi bir sürede gidilebilecek bir
deniz mesafesini, toplam on altı buçuk ayda geçerek dünya turunu
gerçekleştirebilmiştir. Bu sürenin (sekiz aydan geri) kalan günlerini
uğradığı memleketlerde dolaşarak, adalarda alış veriş ederek geçirmiştir.
Çünkü yerkürenin alt kısmında seyr ü sefer edenlerin ilki, kaptan
Macellan olmuştur. Onun için de yeryüzünde bu nam ile şöhret bulmuştur.
Onun bu seyahatı İspanya Kralı’nın pek hoşuna gitmiş ve Macellan’ı
maiyyetine almıştır. Dünya turuna çıktığı gemisi için yüksek bir tersane
yaptırıp onu kırmızı şal ile örtmüştür.
Sonra o ülkede bulunanlar bu gemiyi merak edip ziyaret etmeye
başlamışlardır. “Yeryüzünü tamamen dolaşarak, Adem (a. s.) devrinden bu
yana hiç olmamış bir iş başardı” diyerek hayrânlıklarını ifade etmişlerdir.
Denizlerin durumlarının açıklanmasına dair verdiğimiz bilgiler burada
nihayet bulmuştur. Aşağıda çizilen haritalar, söz konusu durumları
ayrıntılarıyla açıklamaktadır.
[532] . Not: Yazma nüshada [72/a] ve [72/b] no’lu varaklarda birer
sayfada resmedilen tablolar mizampajda üçer sayfa olarak düzenlenmiştir.
Yazma nüshada bulunmayıp, matbu nüshanın sözkonusu sayfalarındaki
tablolar üzerinde bulunan açıklamaların tercümesi de ekte verilmiştir.
[72/a] nolu sayfanın kenar yazısının tercümesi:
Bu iki sayfada çizilen felekî burçların ve Rûmî ayların altlarında ve
üstlerinde gösterilen sayılardan maksat şudur: Mesela, Koç burcunun
başlangıcı Mart ayının on birindedir. Bitmesi ise Nisan’ın dokuzundadır.
Koç burcu otuz gün sürer ve Mart ayı otuz bir gündür. Kuzey saatleri
karşılıklı olarak altı burca taksim olunmuştur. Bu şekilde saat sayılarının
yazılışı, burçların önünde olmuştur. Mesela, Koç burcunun başlangıcında
gün -bundan fazla- dakika olmaksızın tam on iki saattir. Ve gece de on iki
saattir. Öğle vakti altı saattir. İkindinin ilk vakti (asr-ı evvel) dokuz saat
yirmi altı dakika, yatsı vakti bir saat otuz iki dakika, imsak vakti on saat on
dört dakikadır. Karşılaştırmak için şu misale bakılabilir: Koç burcunun
sonu, Başak burcunun başlangıcıdır.
[72/b] nolu sayfanın kenar yazısının tercümesi:
Bunun gibi Başak burcunun bitim noktası Koç burcunun başlangıcında
tamam olur. Diğer burçların durumu da buna mukãyese edilerek bilinir.
Mart’ın onuncu günü Balık burcunun sonudur. Mart’ın başlangıcı Balığın
yirmi birinde, nihayeti ise Koç burcunun yirmi birindedir. Şubat’ın
başlangıcı Kova burcunun yirmi üçünde, nihayeti ise Balığın yirmisindedir.
Diğer ayların durumları burada verilen örneklere mukãyese edilerek bilinir.
Güney saatleri de aynen kuzey saatleri gibi karşılıklı olarak altı burca
taksim olunarak bulunmuştur.
[533] . Yazma nüshada bu cümle: “anâsır-ı mâdır ki ol bir cevher-i
basît…” şeklinde devam etmektedir.
[534] . Bkz; Enbiyâ, 21/30.
[535] . “Fe sübhâne men ce‘ale mine’l-mâ-i külle şey’in hayyen.”
[536] . Kızıl Deniz’in ve bir zamanlar Kızıl Deniz kenarında olan bir
şehrin adı. Ahmet Rifat, Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye , Tıpkıbasım, c. II,
Ankara 2004, s. 22.- .s .65.
[537] . Matbu nüshada bulunan “Bahr-i Muhît-i Zenc” ibaresi yazma
nüshada “Bahr-i Zenc” olarak geçmektedir. Lugat-ı Tarihiyye ’de “Bahr-i
Muhît-i Zenc” diye bir deniz yok. Muhtemelen ona sahili olan Afrika’nın
(Zenc) ve “Habeş Denizi’nin yolcuları güney kutbunu görüp kuzey kutbunu
göremezler” denilmektedir.
[538] . Sebte: Afrika’nın batısında Cebel-i Târık Boğazı’nın karşısında bir
şehirdir. Kartacalılar tarafından kurulduğu rivayet edilir. (Ahmet Rifat ,
a.g.e ., c. II., s. 19.) Fas’ın kuzeyinde Akdeniz kıyısında bir şehir olup
halkının büyük çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen Melila şehriyle
birlikte İspanyol egemenliğinde bulunduğu belirtilmektedir.
[539] . “Sübhâne hâlıkı’l-bihâr.”
[540] . “Sübhâne men sahhare lene’l-bihâr.”
[541] . İskandil: Denizin derinliğini ölçmeye yarayan ve gemilerde
kullanılan bir âlet.
[542] . Zira‘: Bir kolun dirseğinden orta parmak ucuna kadar uzunluk
ölçüsü (75-90 cm kadar).
[543] . Fersah: 12.000 adıma veya dört saatlik yola denk geldiği kabul
edilen eski ölçü birimidir. Denizcilikte eski Türk gemicilerinin kullandığı 3
deniz miline eşit bir ölçü birimi. Yaklaşık olarak 5.685 metreye eşittir.
Su unsuru ateş tabakasına nisbetle, beşinci tabaka sayılmıştır. Güneş
ışınlarının
hararetiyle
deniz
suyunun
ince
zerrecikleri
havaya
yükseldiğinden, ateş, hava ve toprakla karışmış vaziyette bulunan yoğun su
zerrecikleri kalıp tadı böyle acı ve tuzlu bulunmuştur. Yukarıda açıklandığı
üzere bu deniz sularından güneşin sıcaklığı vasıtasıyla havaya karışıp buhar,
bulut, kar ve yağmur olup yere inince, yavaş yavaş su kaynaklarına ve
nehirlere karışır. Ondan da madenler, taşlar, bitkiler ve ağaçlar peyderpey
nasiplenip bütün canlı türleri (hayvanlar) ve insanlar yeniden can bulur.
Bütün canlılara hayat verdikten sonra artan su, tekrar büyük nehirlerde
birleşip ikinci kez denizlere dökülür. “Her canlı şeyi sudan yaratan
Allah” ı tesbih ederiz. O, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.”
Atlas Okyanusu ’nun derinliği, Sebte dışında İspanya ve Portekiz
sahillerinde denizin dibine dört yüz kulaç iskandil ile erişmişlerdir.
Almanya ile Portekiz sahillerinde ise okyanusun derinliğini çoğunlukla
ancak altmış zirâ‘ olarak ölçmüşlerdir. En derin yerlerinin dahi yüz zirâ‘dan
az olduğu görülmüştür. Ancak kuzey taraflarında okyanus derinliğinin dört
yüz kulaçtan fazla olduğu görülmüştür. Güney Yarımküre Denizi’nin
derinliği Sûdan, Habeşistan, ve Umman taraflarında altı bin kulaca yakın
derinlikte bulunmuştur. İran, Hindistan ve Çin taraflarında ise denizin
derinliği beş bin kulaç olarak bilinmiştir.
Bu Akdeniz ’in kuzeyinde Endülüs ( İspanya ), Yunan , Frenk (Avrupa),
Rumeli ve Anadolu memleketleri vardır. Doğusunda Halep , Şam ve
Kudüs-i Şerif eyaletleri vardır. Güneyinde Mısır , Burka (Bârika; Bingâzi;
Libya), Tunus ve Cezâyir memleketleri vardır. Batısında ise Sebte
Memleketi ve Atlas Okyanusu (Bahr-i muhît-i garbî) vardır.
Su unsuru ateş tabakasına nisbetle, beşinci tabaka sayılmıştır. Güneş
ışınlarının
hararetiyle
deniz
suyunun
ince
zerrecikleri
havaya
yükseldiğinden, ateş, hava ve toprakla karışmış vaziyette bulunan yoğun su
zerrecikleri kalıp tadı böyle acı ve tuzlu bulunmuştur. Yukarıda açıklandığı
üzere bu deniz sularından güneşin sıcaklığı vasıtasıyla havaya karışıp buhar,
bulut, kar ve yağmur olup yere inince, yavaş yavaş su kaynaklarına ve
nehirlere karışır. Ondan da madenler, taşlar, bitkiler ve ağaçlar peyderpey
nasiplenip bütün canlı türleri (hayvanlar) ve insanlar yeniden can bulur.
Bütün canlılara hayat verdikten sonra artan su, tekrar büyük nehirlerde
birleşip ikinci kez denizlere dökülür. “Her canlı şeyi sudan yaratan
Allah” ı tesbih ederiz. O, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.”
. Sebte: Afrika’nın batısında Cebel-i Târık Boğazı’nın karşısında bir
şehirdir. Kartacalılar tarafından kurulduğu rivayet edilir. (Ahmet Rifat ,
a.g.e ., c. II., s. 19.) Fas’ın kuzeyinde Akdeniz kıyısında bir şehir olup
halkının büyük çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen Melila şehriyle
birlikte İspanyol egemenliğinde bulunduğu belirtilmektedir.
. “Sübhâne hâlıkı’l-bihâr.”
. Kızıl Deniz’in ve bir zamanlar Kızıl Deniz kenarında olan bir şehrin adı.
Ahmet Rifat, Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye , Tıpkıbasım, c. II, Ankara
2004, s. 22.- .s .65.
. Matbu nüshada bulunan “Bahr-i Muhît-i Zenc” ibaresi yazma nüshada
“Bahr-i Zenc” olarak geçmektedir. Lugat-ı Tarihiyye ’de “Bahr-i Muhît-i
Zenc” diye bir deniz yok. Muhtemelen ona sahili olan Afrika’nın (Zenc) ve
“Habeş Denizi’nin yolcuları güney kutbunu görüp kuzey kutbunu
göremezler” denilmektedir.
. Zira‘: Bir kolun dirseğinden orta parmak ucuna kadar uzunluk ölçüsü
(75-90 cm kadar).
. Fersah: 12.000 adıma veya dört saatlik yola denk geldiği kabul edilen
eski ölçü birimidir. Denizcilikte eski Türk gemicilerinin kullandığı 3 deniz
miline eşit bir ölçü birimi. Yaklaşık olarak 5.685 metreye eşittir.
. “Sübhâne men sahhare lene’l-bihâr.”
. İskandil: Denizin derinliğini ölçmeye yarayan ve gemilerde kullanılan
bir âlet.
. “Fe sübhâne men ce‘ale mine’l-mâ-i külle şey’in hayyen.”
. Yazma nüshada bu cümle: “anâsır-ı mâdır ki ol bir cevher-i basît…”
şeklinde devam etmektedir.
. Bkz; Enbiyâ, 21/30.
. Not: Yazma nüshada [72/a] ve [72/b] no’lu varaklarda birer sayfada
resmedilen tablolar mizampajda üçer sayfa olarak düzenlenmiştir. Yazma
nüshada bulunmayıp, matbu nüshanın sözkonusu sayfalarındaki tablolar
üzerinde bulunan açıklamaların tercümesi de ekte verilmiştir.
[72/a] nolu sayfanın kenar yazısının tercümesi:
Bu iki sayfada çizilen felekî burçların ve Rûmî ayların altlarında ve
üstlerinde gösterilen sayılardan maksat şudur: Mesela, Koç burcunun
başlangıcı Mart ayının on birindedir. Bitmesi ise Nisan’ın dokuzundadır.
Koç burcu otuz gün sürer ve Mart ayı otuz bir gündür. Kuzey saatleri
karşılıklı olarak altı burca taksim olunmuştur. Bu şekilde saat sayılarının
yazılışı, burçların önünde olmuştur. Mesela, Koç burcunun başlangıcında
gün -bundan fazla- dakika olmaksızın tam on iki saattir. Ve gece de on iki
saattir. Öğle vakti altı saattir. İkindinin ilk vakti (asr-ı evvel) dokuz saat
yirmi altı dakika, yatsı vakti bir saat otuz iki dakika, imsak vakti on saat on
dört dakikadır. Karşılaştırmak için şu misale bakılabilir: Koç burcunun
sonu, Başak burcunun başlangıcıdır.
[72/b] nolu sayfanın kenar yazısının tercümesi:
Bunun gibi Başak burcunun bitim noktası Koç burcunun başlangıcında
tamam olur. Diğer burçların durumu da buna mukãyese edilerek bilinir.
Mart’ın onuncu günü Balık burcunun sonudur. Mart’ın başlangıcı Balığın
yirmi birinde, nihayeti ise Koç burcunun yirmi birindedir. Şubat’ın
başlangıcı Kova burcunun yirmi üçünde, nihayeti ise Balığın yirmisindedir.
Diğer ayların durumları burada verilen örneklere mukãyese edilerek bilinir.
Güney saatleri de aynen kuzey saatleri gibi karşılıklı olarak altı burca
taksim olunarak bulunmuştur.
[73/a]
Atlas Okyanusu ’nun derinliği, Sebte dışında İspanya ve Portekiz
sahillerinde denizin dibine dört yüz kulaç iskandil ile erişmişlerdir.
Almanya ile Portekiz sahillerinde ise okyanusun derinliğini çoğunlukla
ancak altmış zirâ‘ olarak ölçmüşlerdir. En derin yerlerinin dahi yüz zirâ‘dan
az olduğu görülmüştür. Ancak kuzey taraflarında okyanus derinliğinin dört
yüz kulaçtan fazla olduğu görülmüştür. Güney Yarımküre Denizi’nin
derinliği Sûdan, Habeşistan, ve Umman taraflarında altı bin kulaca yakın
derinlikte bulunmuştur. İran, Hindistan ve Çin taraflarında ise denizin
derinliği beş bin kulaç olarak bilinmiştir.
Kulzüm deniz kıyısında bulunan bir şehrin adıdır. Ve o deniz, o şehre
nispetle anılır. Söz konusu deniz, Kuşatıcı Deniz’e (Bahr-i muhît) komşu
olduğundan, buradaki med–cezir olayları da Kuşatıcı Deniz’e benzerlik
arzeder. Firavun askerleriyle birlikte, işte orada boğulmuştur. Kızıl Deniz
ile Yemen arasında uzun bir dağ perde gibi gerilmiştir.
“Hikmetiyle denizleri yaratan Yüce Allah, her türlü noksan sıfatlardan
münezzehtir.”
Kızıl Deniz ’in uzunluğunun ve genişliğinin Hazar Denizi kadar olduğu
ölçülmüştür. İçindeki adaların çoğu imar edilerek, iskâna açılmıştır. Çünkü
bunların ulaşımı kolay ve helâk edici tehlikelerinin gayet az olduğu tecrübe
edilmiştir. Uzunluğu güneyden kuzeye doğrudur ve derinliği iki yüz
kulaçtan fazladır. Ona bitişik olan Afrika (Zenc) Denizi ve Habeş Denzi’nin
(Bahr-i muhît-i Habeş) yolcuları güney kutbunu görüp kuzey kutbunu
göremezler. Çünkü onlar ekvatorun güney kesimindedirler.
“Denizleri emrimize musahhar kılan Allah’ı tesbih ederiz; O her türlü
noksan sıfatlardan münezzehtir.”
Doğu Okyanusu ’nun derinliği ise; Çin, (Tebük) ve ( hıtta) Tataristan
taraflarında bazı yerlerde beş yüz kulaçtan fazla ve bazı yerlerde de altı yüz
kulaçtan fazlaca bulunmuştur. Kuzey Okyanusu ’nun derinliği bazı yerlerde
üç yüz kulaç ve bazı yerlerde dört yüz kulaç olarak tecrübe olunmuştur.
Amerika kıtası (Yeni Dünya) çevresinde okyanusun derinliği ölçülüp
kontrol edilince kıtanın kuzey taraflarındaki derinliğin dört–beş bin kulaç,
güney taraflarında ise derinliğin, altı-yedi bin kulaçtan fazlaca olduğu
görülmüştür. Dünyâyı kuşatan Büyük Okyanus ’un ortasında, yerkürenin
yeraltı tarafı olan orta kısmında gayet derin olan yerlerinin derinliği sekiz
bin kulaçtan az olarak ölçülüp kesin olarak bilinmiştir. Nihayet, denizlerin
derinliğinde bulunan yüksek dağların yüksekliği iki buçuk fersah olarak
ölçülmüştür.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri ittifakla şöyle
demişlerdir: Dört ana unsurun üçüncüsü sudur ki basit bir cevherdir;
renksiz, şeffaf ve küresel bir cisimdir. Doğal özelliği rutûbetli ve soğuk
olmasıdır. Havaya nisbetle yoğundur (kesîf), yoğun cisimlere bitiştiği için
diğer üç unsura muhâliftir. Oluş ve bozuluşlarla yeni şekiller bulmaya
yeteneklidir. Kendi kaynağından çıktığında, diğer unsurlara karışarak
değişime uğrar. Hatta kendi yerinde iken bile diğer unsurlara dönüşür.
Kendi tabiatıyla yerinde dururken, nice farklı ve zorunlu sebeplerle hareket
eder.
[78/a]
[78/b]

