BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Su unsurunun esasını (mâhiyet), tabiatını ve merhalelerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri ittifakla şöyle
demişlerdir: Dört ana unsurun üçüncüsü sudur [533] ki basit bir cevherdir;
renksiz, şeffaf ve küresel bir cisimdir. Doğal özelliği rutûbetli ve soğuk
olmasıdır. Havaya nisbetle yoğundur (kesîf), yoğun cisimlere bitiştiği için
diğer üç unsura muhâliftir. Oluş ve bozuluşlarla yeni şekiller bulmaya
yeteneklidir. Kendi kaynağından çıktığında, diğer unsurlara karışarak
değişime uğrar. Hatta kendi yerinde iken bile diğer unsurlara dönüşür.
Kendi tabiatıyla yerinde dururken, nice farklı ve zorunlu sebeplerle hareket
eder.
Su küresinin dışbükey (yumru) yüzeyi dalgalarıyla alışkın olup üstünde
bulunan hava küresinin hareketli içbükey (çukur) yüzeyine temas etmiştir.
İçbükey yüzeyi içinde olan yerkürenin yüzeyine teğet bulunduğundan, (su
tabakasının altındaki) dağların ve vâdilerin kıvrım kıvrım olması sebebiyle
su kütlesinin oralara temas eden yüzeyi de engebelidir. Su küresinin tabiî
yeri, hava küresinin altında ve toprağın üzerinde olup yerküreyi bütün
cihetlerden örtüp içine alıp tam yuvarlak olmak suyun tabiatı gereği iken o,
yeryüzünü tamamen örtmez ve yerin bazı kısımları açıkta kalır. Bazı
filozoflar –suyun yerkürenin büyük bir kısmını kaplayıp bir kısmını açık
bırakmasını- Hakk’ın inâyeti ile açıklayıp kara hayvanlarının ve bunlar
içinde özellikle insan türünün yaratılışını ve yeryüzünde havadan teneffüs
ile neslini sürdürenlerin yaşamasını Hak teâlânın dilemesine bağlamışlar ve
“bunun görünürde bir sebebi bilinmemektedir” demişlerdir.
Filozofların çoğunluğu da teslimiyet gösterip şöyle demişlerdir: Bu
sebepler (imkân) âleminde her şeyin bir sebebe bağlı olarak meydana
gelmesi ilâhî âdettendir. Öyleyse deniz suyunun yeryüzünün tamamını
örtmemesinin gerçek sebebi şudur ki, âlemin kandili güneşin dışmerkezli
küresi sebebiyle ve hâlâ yerberi, güney burçlarından Oğlak burcunun
başlarında olması sebebiyle, nurlu güneş kendi seyriyle senede bir kere
yerberi indikçe, yeryüzünün merkezine gayet yakın olup harareti
(yeryüzüne) ziyadesiyle tesir eder.
Çünkü âlemin kandili güneş, söz konusu güney burçlarında, yerberide
olduğu müddetçe yeryüzüne gayet yakın olur. Kuzey burçlarında (yeröte)
noktasında bulundukça yerden uzak gitmiş olur. İşte bu minval üzere
seyrine devam ederken, yerberisine geldikçe hararetin şiddetiyle bu su
unsurunu ısıtıp hareketlendirir. Yeryüzünün o bölgesine doğru çekmiş olur.
Çünkü az miktarda bir su, bir büyük kazanın bir kenarında kaynasa, elbette
o su, kazanın diğer tarafından kaynayan tarafa varıp diğer kısımlarını
boşaltarak açıkta bırakmış olur. Aynen bunun gibi, deniz suyu güney
bölgesinde güneşin hararetinin şiddetinden harekete geçip depreşir. Deniz
suları sâir kutuplardan o bölgeye doğru çekilir ve böylece yerin kuzey
bölgesinde açık yerler kalır, demişlerdir. Halbuki uzman araştırmacılara
göre, sıcaklık ve soğukluğun sebebi sadece güneşin yakınlığı ve uzaklığı
[73/b] değildir. Aksine güneş ışınlarının dik açılarla gelmesi sıcaklığa,
kırılarak gelmesi ise soğukluğa sebeptir.
Nitekim (bunun gerçekte böyle olduğu) yukarıda açıklanmıştı. Çünkü
karşılıklı meydana gelen yakıcı akımlarla (akıntı) sabit olduğu üzere
yansımaların katlandığı tesbit edilmiştir. Kara ile su ikisi bir küre olduktan
sonra, üzerinden asırların geçmesi, rüzgarların (sürekli) esmesi ve (nice)
sellerin akması, su kütlesinden açıkta kalan araziye tesir edip vâdiler, dağlar
ve ovalarla, iniş ve yokuşlar meydana gelmiştir. Deniz suyu hareket ettikçe
çukur mevkilerin suyu yine inmiş ve arada kalan yerler, tepeler ve dağlara
girmiş, açık araziler de yer yer su birikintisi (deniz- göl) olarak kalmıştır.
Bu durumda güneşin yerberide bulunmasını, suyun karalardan çekilmesinin
tek sebebi olarak ileri sürmek doğru görülmemiştir. Belki bunun diğer
sebepler içinde önemli bir sebep olduğu bilinmiştir. Çünkü Yeni Dünya
(Amerika)’nın yarısı yerberinin (Oğlak dönencesi) altında bulunmaktadır.
Doğrusunu ancak Allah teâlâ bilir.

