Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · İkinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Su unsurunun isim ve özelliklerinin değişmesini, deniz suyu iken buhar, bulut, kar, yağmur, kaynak suyu, dere ve nehir olmasını, onunla bitkilerin …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Su unsurunun isim ve özelliklerinin değişmesini, deniz suyu iken buhar,

bulut, kar, yağmur, kaynak suyu, dere ve nehir olmasını, onunla bitkilerin

yeşerip hayvanların ve insanların hayat bulmasını, bütün madenlerin ve

özlerin meydana gelmesini ve yine (bütün bu aşamalardan geçtikten sonra

tekrar) deniz suyu olup aslına dönmesini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri ve filozoflar ittifakla şöyle

demişlerdir: Toprak unsurunu kuşatan su unsuru ki o aslında her şeyi

kuşatan geniş bir okyanustur (Bahr-i muhît). İşte o kuşatıcı deniz bir tek

deniz iken, yeryüzünün muhtelif bölgelerine nisbetle farklı denizlere taksim

olunmuştur; (Atlas Okyanusu, Büyük Okyanus gibi) bölgelere göre isimler

almış ve cihanın dört bir yanına nisbetle dört kısma ayrılmıştır. Doğu

Okyanusu (muhît-i şarkî), Batı Okyanusu (muhît-i garbî), Güney Okyanusu

(muhît-i

cenûbî)

ve

Kuzey

Okyanusu

(muhît-i

şimâlî)

olarak

adlandırılmıştır.

Bunların

her

biri

kendi

sahillerine

bitişik

olan

memleketlere ve ülkelere nisbet edilerek isimlendirilmiştir. Nitekim Güney

Okyanusuna (muhît-i cenûbî) Çin Okyanusu (Bahr-i muhît-i Çîn), Hint

Okyanusu (Bahr-i muhît-i Hind), Acem Okyanusu (Bahr-i muhît-i Fars),

Umman Okyanusu (Bahr-i muhît-i Umman), Arap Okyanusu (Bahr-i muhît-

i Arab), Habeş Okyanusu (Bahr-i muhît-i Habeş) ve Sûdan Okyanusu

(Bahr-i muhît-i Sûdan) denilmiştir.

Su unsuru ateş tabakasına nisbetle, beşinci tabaka sayılmıştır. Güneş

ışınlarının

hararetiyle

deniz

suyunun

ince

zerrecikleri

havaya

yükseldiğinden, ateş, hava ve toprakla karışmış vaziyette bulunan yoğun su

zerrecikleri kalıp tadı böyle acı ve tuzlu bulunmuştur. Yukarıda açıklandığı

üzere bu deniz sularından güneşin sıcaklığı vasıtasıyla havaya karışıp buhar,

bulut, kar ve yağmur olup yere inince, yavaş yavaş su kaynaklarına ve

nehirlere karışır. Ondan da madenler, taşlar, bitkiler ve ağaçlar peyderpey

nasiplenip bütün canlı türleri (hayvanlar) ve insanlar yeniden can bulur.

Bütün canlılara hayat verdikten sonra artan su, tekrar büyük nehirlerde

birleşip ikinci kez denizlere dökülür. “Her canlı şeyi sudan yaratan

Allah” ı [534] tesbih ederiz. O, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.” [535]

Deniz suyu bir kez daha havaya yakın olunca, yine letâfet ve tatlılık

kazanıp tatlı ve hoş bir su olur. İşte bu minval üzere deniz suyu, (dönme)

dolap misali sürekli dönüp durur. Nitekim denizlerden buharlaşma ile

eksilen su miktarına karşılık, nehirlerle su taşınır. Onun için, buharlaşan

sularla denizler eksilmez; nehirlerin katılmasıyla fazlalık meydana gelmez.

Deniz suyu acı ve yoğun halde iken, havaya komşu olmakla tatlılık ve

letâfet bulur. Ancak güneşin hararetiyle ısınan toprağa karışınca, bünyesine

çeşitli renkler ve tatlar iktisab edip farklı niteliklere bürünür. Tuzlu ve

yakıcı olur.

Zemzem suyuna gelince; o bütün hastalıklara şifâdır. Tatlı suyun (mâ-i

azb) faydaları pek çoktur. Ancak bunlar içinde, susuzluğu gidermesinden

daha büyüğü yoktur. Su unsurunun da, diğer üç unsur gibi kendine mahsus

bir rengi olmayıp karıştığı nesneye dönüşüp onun tabiatını alır. Mesela

suyun karıştığı nesne sirke ise, su hemen sirkeye dönüşür. Ve eğer karıştığı

bal ise, bala dönüşür. Şu halde su, mutlak su (mâ-i mutlak) iken, bütün

renkleri ve tatları kabul eder. Bütün kirleri ve yağları arıtıp akar gider.

Yunan filozofları Kuşatıcı [74/a] Deniz’e (Bahr-i Muhît) okyanus derler.

Bahsi geçen okyanus ki yumurta beyazının kendi içindeki sarısını

çevreleyip kuşattığı gibi, dairesel biçimdeki toprak unsurunun ekserisini

sarıp kuşatmıştır ve toprak küresi, o kuşatmadan yer yer kurtulup ortaya

çıkmıştır. Su, küresinden yüksekte olup görünen yerler, dünyanın iskân

olunan dörtte biridir. Suyun üzerinde görünen yerler, Yeni Dünya (adıyla

bilinen Amerika) ve iskân edilmiş binlerce ada, nice isim ve alâmet ile

şöhret bulmuştur. Dünyânın imar edilmiş dörtte birinin muhtelif girintili

bölgelerinde bulunan küçük iç denizler, o Kuşatıcı Deniz’den yer yer artan

birer göl misali kalmıştır. Söz konusu küçük iç denizlerin en büyüğü Hazar

Denizi ’dir ki o Kuşatıcı Deniz’e bitişik değildir. Hazar Denizi güneyden

kuzeye doğru dolanır; uzunlamasınadır. Yuvarlak değildir. Kuzeyinde hazar

şehirleri; Ulu Nogay ve Türkistan vardır. Doğusunda harzem şehirleri;

Taberistan ve Cürcan vardır. Güneyinde Cam Dağları ve Geylan vardır.

Batısında ise Şirvan , Dağistan ve Ejderhan vardır.

Hazar Denizi ’nin içinde adacıkları pek çoktur. Ancak bunların hiç

birinde yerleşim yeri yoktur. Çünkü (çok dalgalı olması sebebiyle) buraların

ulaşımı pek güçtür ve dalgaları helâk edicidir. Hazar Denizi gayet sığdır; en

derin yeri yüz kulaç bile gelmez. Bunda med–cezir görülmez. Toplam

çevresi yaklaşık üç bin mil olarak ölçülmüştür. Uzunluğu ise takrîben yüz

elli mil ölçülmüştür. Genişliğinin ise doğudan batıya altı yüz mil olduğu –

tecrübe ile- sabit olmuştur.

Kulzüm [536] deniz kıyısında bulunan bir şehrin adıdır. Ve o deniz, o şehre

nispetle anılır. Söz konusu deniz, Kuşatıcı Deniz’e (Bahr-i muhît) komşu

olduğundan, buradaki med–cezir olayları da Kuşatıcı Deniz’e benzerlik

arzeder. Firavun askerleriyle birlikte, işte orada boğulmuştur. Kızıl Deniz

ile Yemen arasında uzun bir dağ perde gibi gerilmiştir.

Kızıl Deniz ’in uzunluğunun ve genişliğinin Hazar Denizi kadar olduğu

ölçülmüştür. İçindeki adaların çoğu imar edilerek, iskâna açılmıştır. Çünkü

bunların ulaşımı kolay ve helâk edici tehlikelerinin gayet az olduğu tecrübe

edilmiştir. Uzunluğu güneyden kuzeye doğrudur ve derinliği iki yüz

kulaçtan fazladır. Ona bitişik olan Afrika (Zenc) Denizi [537] ve Habeş

Denzi’nin (Bahr-i muhît-i Habeş) yolcuları güney kutbunu görüp kuzey

kutbunu göremezler. Çünkü onlar ekvatorun güney kesimindedirler.

Rum Denizi ki Akdeniz ’dir. O, Batı Kuşatıcı Denizi’nden (Bahr-i muhît-i

garbî) çıkmıştır ve buradan doğuya gelerek Şam diyarına ( Arz-ı Dimaşk )

kadar akmıştır. Bu denizin uzunluğu, yaklaşık olarak altı aylık yoldur.

Genişliği ise güneyden kuzeye doğru hep aynı seviyede olmayıp,bazı

yerleri dar ve bazı yerleri geniştir. Batı yakasının genişliği takrîben yedi yüz

mildir. Orta kısmı iki bin milden fazladır. Doğu tarafının ise bin milden

fazla olduğu ölçülmüştür.

Bu Akdeniz ’in kuzeyinde Endülüs ( İspanya ), Yunan , Frenk (Avrupa),

Rumeli ve Anadolu memleketleri vardır. Doğusunda Halep , Şam ve

Kudüs-i Şerif eyaletleri vardır. Güneyinde Mısır , Burka (Bârika; Bingâzi;

Libya), Tunus ve Cezâyir memleketleri vardır. Batısında ise Sebte

Memleketi [538] ve Atlas Okyanusu (Bahr-i muhît-i garbî) vardır.

Akdeniz ’de pek çok adalar vardır ki yerleşime uygundur, iskân

olunmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de bahsi geçen “iki denizin birleşmesiyle

meydana gelen hârikülâde haller” in (Rahmân, 55/19) bu denizde

gerçekleştiği meşhurdur. Akdenizin memleketleri büyük, ulaşımı kolay,

sahilleri yerleşime uygun, adalarında hayat devam etmektedir. Akdeniz,

daha pek çok faydaları bulunan bir denizdir. Mıknatıs taşı ve mercan ondan

çıkarılır. Akdeniz’de bir gün ve bir gecede meydana gelen med–cezir, dörde

kadar ulaşır. En derin yeri yüz kulaçtan fazla değildir.

Karadeniz ’e (Bahr-i esved) gelince; o İstanbul ’a dört beş saat mesafede

bir boğaz içinden gelip o temiz şehrin ( Belde-i Tayyibe ) önünde iki denizin

birleştiği yere dökülür. Oradan Rum Denizi ’ne katılır. Rum Denizi ise

oradan

yukarıda

sözü

edilen

Sebte

Boğazı ’ndan

geçerek

Batı

Okyanusu ’na ulaşır. Karadeniz Boğazı ’nın doğu tarafında yüksek bir dağ

üzerinde bulunan uzunca mezar, Yûşâ Peygamber ’in kabridir derler.

Karadeniz , doğudan batıya doğru uzunlamasına yumurta şeklinde Hazar

Denizi’nden daha geniş ve derin bir denizdir. Kuzeyinde; Ak Kirman ,

Kefe , Azak ve Abaza şehirleri vardır. Doğusunda; Kaş ve Gürcistan

kaleleriyle Rize vardır. [74/b] Güneyinde; Trabzon eyaleti, Giresun , Sinop

ve Ereğli vardır. Batısında ise; İstanbul ve Karaharman ile Tuna Nehri

vardır. Bu denizin ortasında adalar yoktur. Gayet derin yerleri, üç yüz

kulaçtan fazladır. Doğudan batı istikãmetine giden gemiler için ulaşımı

kolaydır. Batıdan doğuya doğru gelen gemiler için ise tehlikesi fazladır. Bu

denizin çevresi yaklaşık beş bin mildir. Uzunluğu takrîben bin beş yüz

mildir. Genişliği ise, güneyden kuzeye yani Sinop ’tan Kefe ’ye yaklaşık

yedi yüz mildir. Uzunluğu, doğudan batıya kırk beş günlük yoldur.

“Hikmetiyle denizleri yaratan Yüce Allah, her türlü noksan sıfatlardan

münezzehtir.” [539]