BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Su unsurunun isim ve özelliklerinin değişmesini, deniz suyu iken buhar,
bulut, kar, yağmur, kaynak suyu, dere ve nehir olmasını, onunla bitkilerin
yeşerip hayvanların ve insanların hayat bulmasını, bütün madenlerin ve
özlerin meydana gelmesini ve yine (bütün bu aşamalardan geçtikten sonra
tekrar) deniz suyu olup aslına dönmesini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri ve filozoflar ittifakla şöyle
demişlerdir: Toprak unsurunu kuşatan su unsuru ki o aslında her şeyi
kuşatan geniş bir okyanustur (Bahr-i muhît). İşte o kuşatıcı deniz bir tek
deniz iken, yeryüzünün muhtelif bölgelerine nisbetle farklı denizlere taksim
olunmuştur; (Atlas Okyanusu, Büyük Okyanus gibi) bölgelere göre isimler
almış ve cihanın dört bir yanına nisbetle dört kısma ayrılmıştır. Doğu
Okyanusu (muhît-i şarkî), Batı Okyanusu (muhît-i garbî), Güney Okyanusu
(muhît-i
cenûbî)
ve
Kuzey
Okyanusu
(muhît-i
şimâlî)
olarak
adlandırılmıştır.
Bunların
her
biri
kendi
sahillerine
bitişik
olan
memleketlere ve ülkelere nisbet edilerek isimlendirilmiştir. Nitekim Güney
Okyanusuna (muhît-i cenûbî) Çin Okyanusu (Bahr-i muhît-i Çîn), Hint
Okyanusu (Bahr-i muhît-i Hind), Acem Okyanusu (Bahr-i muhît-i Fars),
Umman Okyanusu (Bahr-i muhît-i Umman), Arap Okyanusu (Bahr-i muhît-
i Arab), Habeş Okyanusu (Bahr-i muhît-i Habeş) ve Sûdan Okyanusu
(Bahr-i muhît-i Sûdan) denilmiştir.
Su unsuru ateş tabakasına nisbetle, beşinci tabaka sayılmıştır. Güneş
ışınlarının
hararetiyle
deniz
suyunun
ince
zerrecikleri
havaya
yükseldiğinden, ateş, hava ve toprakla karışmış vaziyette bulunan yoğun su
zerrecikleri kalıp tadı böyle acı ve tuzlu bulunmuştur. Yukarıda açıklandığı
üzere bu deniz sularından güneşin sıcaklığı vasıtasıyla havaya karışıp buhar,
bulut, kar ve yağmur olup yere inince, yavaş yavaş su kaynaklarına ve
nehirlere karışır. Ondan da madenler, taşlar, bitkiler ve ağaçlar peyderpey
nasiplenip bütün canlı türleri (hayvanlar) ve insanlar yeniden can bulur.
Bütün canlılara hayat verdikten sonra artan su, tekrar büyük nehirlerde
birleşip ikinci kez denizlere dökülür. “Her canlı şeyi sudan yaratan
Allah” ı [534] tesbih ederiz. O, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.” [535]
Deniz suyu bir kez daha havaya yakın olunca, yine letâfet ve tatlılık
kazanıp tatlı ve hoş bir su olur. İşte bu minval üzere deniz suyu, (dönme)
dolap misali sürekli dönüp durur. Nitekim denizlerden buharlaşma ile
eksilen su miktarına karşılık, nehirlerle su taşınır. Onun için, buharlaşan
sularla denizler eksilmez; nehirlerin katılmasıyla fazlalık meydana gelmez.
Deniz suyu acı ve yoğun halde iken, havaya komşu olmakla tatlılık ve
letâfet bulur. Ancak güneşin hararetiyle ısınan toprağa karışınca, bünyesine
çeşitli renkler ve tatlar iktisab edip farklı niteliklere bürünür. Tuzlu ve
yakıcı olur.
Zemzem suyuna gelince; o bütün hastalıklara şifâdır. Tatlı suyun (mâ-i
azb) faydaları pek çoktur. Ancak bunlar içinde, susuzluğu gidermesinden
daha büyüğü yoktur. Su unsurunun da, diğer üç unsur gibi kendine mahsus
bir rengi olmayıp karıştığı nesneye dönüşüp onun tabiatını alır. Mesela
suyun karıştığı nesne sirke ise, su hemen sirkeye dönüşür. Ve eğer karıştığı
bal ise, bala dönüşür. Şu halde su, mutlak su (mâ-i mutlak) iken, bütün
renkleri ve tatları kabul eder. Bütün kirleri ve yağları arıtıp akar gider.
Yunan filozofları Kuşatıcı [74/a] Deniz’e (Bahr-i Muhît) okyanus derler.
Bahsi geçen okyanus ki yumurta beyazının kendi içindeki sarısını
çevreleyip kuşattığı gibi, dairesel biçimdeki toprak unsurunun ekserisini
sarıp kuşatmıştır ve toprak küresi, o kuşatmadan yer yer kurtulup ortaya
çıkmıştır. Su, küresinden yüksekte olup görünen yerler, dünyanın iskân
olunan dörtte biridir. Suyun üzerinde görünen yerler, Yeni Dünya (adıyla
bilinen Amerika) ve iskân edilmiş binlerce ada, nice isim ve alâmet ile
şöhret bulmuştur. Dünyânın imar edilmiş dörtte birinin muhtelif girintili
bölgelerinde bulunan küçük iç denizler, o Kuşatıcı Deniz’den yer yer artan
birer göl misali kalmıştır. Söz konusu küçük iç denizlerin en büyüğü Hazar
Denizi ’dir ki o Kuşatıcı Deniz’e bitişik değildir. Hazar Denizi güneyden
kuzeye doğru dolanır; uzunlamasınadır. Yuvarlak değildir. Kuzeyinde hazar
şehirleri; Ulu Nogay ve Türkistan vardır. Doğusunda harzem şehirleri;
Taberistan ve Cürcan vardır. Güneyinde Cam Dağları ve Geylan vardır.
Batısında ise Şirvan , Dağistan ve Ejderhan vardır.
Hazar Denizi ’nin içinde adacıkları pek çoktur. Ancak bunların hiç
birinde yerleşim yeri yoktur. Çünkü (çok dalgalı olması sebebiyle) buraların
ulaşımı pek güçtür ve dalgaları helâk edicidir. Hazar Denizi gayet sığdır; en
derin yeri yüz kulaç bile gelmez. Bunda med–cezir görülmez. Toplam
çevresi yaklaşık üç bin mil olarak ölçülmüştür. Uzunluğu ise takrîben yüz
elli mil ölçülmüştür. Genişliğinin ise doğudan batıya altı yüz mil olduğu –
tecrübe ile- sabit olmuştur.
Kulzüm [536] deniz kıyısında bulunan bir şehrin adıdır. Ve o deniz, o şehre
nispetle anılır. Söz konusu deniz, Kuşatıcı Deniz’e (Bahr-i muhît) komşu
olduğundan, buradaki med–cezir olayları da Kuşatıcı Deniz’e benzerlik
arzeder. Firavun askerleriyle birlikte, işte orada boğulmuştur. Kızıl Deniz
ile Yemen arasında uzun bir dağ perde gibi gerilmiştir.
Kızıl Deniz ’in uzunluğunun ve genişliğinin Hazar Denizi kadar olduğu
ölçülmüştür. İçindeki adaların çoğu imar edilerek, iskâna açılmıştır. Çünkü
bunların ulaşımı kolay ve helâk edici tehlikelerinin gayet az olduğu tecrübe
edilmiştir. Uzunluğu güneyden kuzeye doğrudur ve derinliği iki yüz
kulaçtan fazladır. Ona bitişik olan Afrika (Zenc) Denizi [537] ve Habeş
Denzi’nin (Bahr-i muhît-i Habeş) yolcuları güney kutbunu görüp kuzey
kutbunu göremezler. Çünkü onlar ekvatorun güney kesimindedirler.
Rum Denizi ki Akdeniz ’dir. O, Batı Kuşatıcı Denizi’nden (Bahr-i muhît-i
garbî) çıkmıştır ve buradan doğuya gelerek Şam diyarına ( Arz-ı Dimaşk )
kadar akmıştır. Bu denizin uzunluğu, yaklaşık olarak altı aylık yoldur.
Genişliği ise güneyden kuzeye doğru hep aynı seviyede olmayıp,bazı
yerleri dar ve bazı yerleri geniştir. Batı yakasının genişliği takrîben yedi yüz
mildir. Orta kısmı iki bin milden fazladır. Doğu tarafının ise bin milden
fazla olduğu ölçülmüştür.
Bu Akdeniz ’in kuzeyinde Endülüs ( İspanya ), Yunan , Frenk (Avrupa),
Rumeli ve Anadolu memleketleri vardır. Doğusunda Halep , Şam ve
Kudüs-i Şerif eyaletleri vardır. Güneyinde Mısır , Burka (Bârika; Bingâzi;
Libya), Tunus ve Cezâyir memleketleri vardır. Batısında ise Sebte
Memleketi [538] ve Atlas Okyanusu (Bahr-i muhît-i garbî) vardır.
Akdeniz ’de pek çok adalar vardır ki yerleşime uygundur, iskân
olunmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de bahsi geçen “iki denizin birleşmesiyle
meydana gelen hârikülâde haller” in (Rahmân, 55/19) bu denizde
gerçekleştiği meşhurdur. Akdenizin memleketleri büyük, ulaşımı kolay,
sahilleri yerleşime uygun, adalarında hayat devam etmektedir. Akdeniz,
daha pek çok faydaları bulunan bir denizdir. Mıknatıs taşı ve mercan ondan
çıkarılır. Akdeniz’de bir gün ve bir gecede meydana gelen med–cezir, dörde
kadar ulaşır. En derin yeri yüz kulaçtan fazla değildir.
Karadeniz ’e (Bahr-i esved) gelince; o İstanbul ’a dört beş saat mesafede
bir boğaz içinden gelip o temiz şehrin ( Belde-i Tayyibe ) önünde iki denizin
birleştiği yere dökülür. Oradan Rum Denizi ’ne katılır. Rum Denizi ise
oradan
yukarıda
sözü
edilen
Sebte
Boğazı ’ndan
geçerek
Batı
Okyanusu ’na ulaşır. Karadeniz Boğazı ’nın doğu tarafında yüksek bir dağ
üzerinde bulunan uzunca mezar, Yûşâ Peygamber ’in kabridir derler.
Karadeniz , doğudan batıya doğru uzunlamasına yumurta şeklinde Hazar
Denizi’nden daha geniş ve derin bir denizdir. Kuzeyinde; Ak Kirman ,
Kefe , Azak ve Abaza şehirleri vardır. Doğusunda; Kaş ve Gürcistan
kaleleriyle Rize vardır. [74/b] Güneyinde; Trabzon eyaleti, Giresun , Sinop
ve Ereğli vardır. Batısında ise; İstanbul ve Karaharman ile Tuna Nehri
vardır. Bu denizin ortasında adalar yoktur. Gayet derin yerleri, üç yüz
kulaçtan fazladır. Doğudan batı istikãmetine giden gemiler için ulaşımı
kolaydır. Batıdan doğuya doğru gelen gemiler için ise tehlikesi fazladır. Bu
denizin çevresi yaklaşık beş bin mildir. Uzunluğu takrîben bin beş yüz
mildir. Genişliği ise, güneyden kuzeye yani Sinop ’tan Kefe ’ye yaklaşık
yedi yüz mildir. Uzunluğu, doğudan batıya kırk beş günlük yoldur.
“Hikmetiyle denizleri yaratan Yüce Allah, her türlü noksan sıfatlardan
münezzehtir.” [539]

