ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · BİRİNCİ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Tahâretin farzlarının âdâbını, namazın nasıl kılınacağını, namazın içindeki
şartları, rükünleri, vâcipleri, sünnetleri, mekruhları ve namazı bozan şeyleri;
-ümmetin ışığı, din âlimlerinin baş tâcı, mezhebimizin önderi- Numan bin
Sâbit el-Kûfî, imamımız İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (rahmetullâhi aleyh)’in
ictihadı ve mezhebi üzere özetle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki müctehid âlimlerin en büyükleri ve Hanefî
mezhebinin önde gelen fıkıh âlimleri demişlerdir ki: büyük tuvalet
ihtiyacını giderdikten sonra makadı taş ile ya da “kesek” ile silmek
sünnettir. [140] Bu iş için kullanılan taşın tek (sayıda) olması müstehaptır. Taş
ile silindikten sonra su ile yıkamak ve bir bez parçası ile kurulamak, iç
çamaşırına su serpmek ve elini sert bir yerde kurulamak, bunların hepsi
edeptendir. Eğer makad çevresinde pislik çok ise sadece taş ile silmek
yetmez, su ile yıkamak da lâzımdır. Sağ el ile silmek ya da yıkamak
mekruhtur. Bu iş, sol elle yapılmalıdır. Kemik, hayvan tezeği, insan ve
hayvan yiyecekleri ile silinmek mekruhtur. Kıbleye karşı dönüp oturarak ya
da kıbleye arkasını dönüp oturarak; güneş ya da aya karşı oturarak tuvalet
ihtiyacını gidermek mekruhtur.
Abdestin farzları
Bir defa yüzünü yıkamak, bir kere iki kolunu dirsekleriyle beraber
yıkamak, bir kere başın dörtte birini meshetmek, bir kere ayakları
topuklarıyla birlikte yıkamaktır.
Abdestin sünnetleri ve âdâbı
Abdest
almakla
ilgili
işleri
kişi
kendisi
yapmalı,
başkasına
yaptırmamalıdır. İlk önce üç kere ellerini bilekleriyle yıkamak, o sırada
“ Bismillâhi’l-azîm ve’l-hamdü li’llâhi alâ dîni’l-İslâm ” demek, misvak
kullanmak, ağzına üç kere su vermek, burnuna üç kere su vermek, bu
organlara sağ eliyle su vermek, abdest alırken yüksek bir yerde kıbleye
karşı oturmak, abdest alırken ara vermemek, yıkama ve meshleri birbiri
ardınca yapmak, abdest alırken dünya kelâmı konuşmamak, yıkanan her
uzuvda sessizce duasını okumak, abdesti Kur’ân’da anlatıldığı sıra üzere
almak, parmaklarını ve sakalını hilâllemek, yıkanan her uzvu ovarak üç
kere yıkamak, başını tamamen meshetmek, kulağını başından artan su ile
meshetmek, boynunu her iki tarafından elinin üç parmağının dışı ile
meshetmek, abdeste niyet ile başlamak, yıkarken sağ tarafından başlamak,
başını meshederken alnından başlamak, ellerini ve ayaklarını yıkamaya
parmaklarından başlamak.
Abdestin mekruhları
Sağ el ile sümkürmek, abdest âzâlarını üçten fazla yıkamak, güneşte
ısınmış su ile abdest almak, yüzünü yıkarken suyu yüzüne çarpmak.
Abdesti Bozan Şeyler
Büyük ve küçük tuvalet ihtiyacını gidermek ve yellenmek. Bedende gusül
abdestinde yıkanması lâzım gelen yerlerden kan, irin ve sarı su çıkıp
akması. -Eğer balgam değilse- ağız dolusu kusmak. [181/b] Dayandığı şey
alındığında düşecek şekilde yatıp ya da dayanıp uyumak. Delirmek,
ağınmak yani kendini kaybedip yerlere atmak. Sarhoş olmak, namaz içinde
başkası duyacak kadar gülmek.
Guslün farzları
Bir kere ağzına su vermek, bir kere burnuna su vermek, bütün bedeni
yıkamak.
Guslün sünnetleri
İlk önce bedende pislik var ise onu yıkamak, gusül abdestine niyet etmek,
namaz abdesti alır gibi abdest almak ve bu esnada ağza ve burna su verirken
mübalağa etmek, bedeni üç kere yıkamak, suyu önce sağ omzuna sonra sol
omzuna, en sonunda da başına ve diğer organlarına dökmek.
Gusül gerektiren haller
Şehvetle meni gelmesi; ister uykuda olsun isterse uyanık iken olsun birdir.
Erkeklik uzvunun sünnetli kısmına kadar ferce girmesi, inzâl vaki olmasa
bile kadına da erkeğe de gusül gerektirir, uykusundan uyandığında
yatağında ya da iç çamaşırında ıslaklık olması, kadın hayız halinden
çıktığında, kadın nifastan kesildiğinde.
Namazın şartları da denilen dışındaki farzları
Namaz kılarken avret mahallini örtmek (setr-i avret). Erkeklerin avret
yeri, göbeğinin altından diz kapağının altına kadar olan kısımdır. Cariyenin
avret yeri de böyledir. Onun fazladan sırtı ve karnı da avrettir. Hür kadının
her bir yeri avrettir. Ancak yüzü, eli, ve ayakları değildir. Saçı da avrettir,
örtülmesi gerekir. Karanlıkta ve tenha yerde kılsa bile örtmesi lâzımdır.
Niyet etmek. Namaza başlarken kılacağı namaz farz bir namaz ise, “Niyet
ettim şu vaktin farzına” demektir. Sünnet ise “şu vaktin sünnetine”
demektir. Nafile bir namaz ise “Niyet ettim nafile namaza” demek
yeterlidir. Eğer imamla birlikte kılacak ise “uydum şu imama” cümlesini
ilâve etmek gerekir. Niyet, kalp ile yöneliştir. Dil ile söylemek lâzım
değildir. Şayet dil ile de söylenirse bir mahzuru yoktur. Niyet ile iftitah
tekbiri arasında bir ara verme (fâsıla) olmamalıdır.
Kıbleye yönelmek.
Namazın vaktini bilip vaktinde kılmak.
Beden, giyecekler ve ayaklarının bastığı, ellerinin ve alnının değdiği
yerlerin necasetten temiz olması.
Abdest almak. Eğer su bulamazsa veya hastalığından dolayı abdest
alamazsa ya da su dökündüğünde hastalığının artmasından endişe duyarsa,
bu gibi hallerde teyemmüm eder. Yani temizlik niyetiyle temiz ve kuru
toprağa ya da tozları temiz şeylere iki elinin iç kısımlarını iki defa vurur.
Birincisiyle yüzünü, ikincisiyle kollarını dirsekleriyle birlikte mesheder.
Namazın rükünleri de denilen içindeki farzları
Namazın başlangıcında Allahu-ekber demek. Gücü yeterse ayakta
durmak. İki rekatta Kur’ân âyetlerinden okumak. Her rekatta bir rükû
yapmak. Her rekatta ikişer secde yapmak. Namazın sonunda “et-Tahıyyâtü”
duasını okuyacak kadar oturmak.
Namazın vâcipleri
İki rekâtta Fâtiha sûresini okumak. Fâtiha’dan sonra bir sûre ya da üç âyet
ya da uzun bir âyet okumak. Kur’ân okumak için ilk iki rekâtı tercih etmek.
İki secdeyi birbirinin ardınca yapmak, ara vermemek. Tâdîl-i erkâna riâyet
etmek. Yani rükûda, secdede, rükû ve secdelerden kalkıp doğrulduğunda,
birinci secdeden kalkıp oturduğunda, bir kere “subhânallah” diyecek kadar
beklemektir.
Üç ya da dört rekâtlı namazlarda iki rekât kıldıktan sonra bir “et-
Tahıyyâtü” [182/a] duası okuyacak kadar oturmak. Namaz içinde ve
sonunda oturduğunda “et-Tahıyyâtü” duasını okumak. Namazın sonunda bir
kere selâm vermek. Bayram tekbirleri. Öğle ve ikindi namazlarının
farzlarında Kur’ân’ı içinden okumak.
Akşam, yatsı ve sabah namazlarının farzlarında imam olursa açıktan
okumak. Tek başına kılarsa açıktan ya da içinden okumakta serbesttir. Gece
kılınan nafile namazların hepsinde de serbesttir. Yani dilerse içinden okur,
dilerse sesli okur.
Namazın sünnetleri
İftitah tekbirinde elleri kaldırmak. Erkekler, ellerini kulaklarının
yumuşağına kadar, kadınlar ise omuzları hizasına kadar kaldırır. Subhâneke
duasını okumak. Eûzü besmele okumak. Subhâneke ve eûzü besmeleyi her
namazda içinden okumak. Fâtiha’yı her okuyuşta önce besmele okumak,
sûrelerden önce besmele okumamak. Subhâneke duasıyla eûzüyü sadece
namazların ilk rekatında iftitah tekbirinden sonra okumak.
Ayakta dururken (kıyam) sağ el, sol el üzerine parmaklar açık vaziyette
konulup erkeklerin göbeği altına, kadınların ise göğsü üzerine el bağlaması.
Fâtiha’yı okuduktan sonra ya da imamdan dinledikten sonra hafif bir ses ile
“âmin” demek. Rükûya indiğinde, secdeye indiğinde ve secdeden
kalktığında “Allahu ekber” demek.
Rükûda üç defa “subhâne rabbiye’l-azîm” demek. Rükûda ellerini dizleri
üzerine koyup parmakları açmak, başını ve sırtını aynı hizada tutmak.
Rükûdan başını kaldırdığında imam ise “semiallâhu li-men hamideh”
demek, imama uyarak kılıyorsa “Rabbenâ leke’l-hamd” demek. Tek başına
kılarsa ikisini de söylemek.
Secdede üç defa “subhâne rabbiye’l-a’lâ” demek. Secdede alın ve burnun
ikisini de yere değdirmek. Secdede iki elinin parmaklarını birbirine
bitiştirmek. Secdede erkek, karnını uyluklardan ayırıp kolları yerden
kaldırmak. Kadın ise, karnını dizlerine yapıştırıp kollarını yere değdirmek.
“Et-Tahıyyâtü” duasını okurken ellerini dizleri üzerine parmakları kendi
hali üzere koymak. “Et-Tahıyyâtü” duası okumak üzere oturduğunda, erkek
ise sol ayağı üzerine oturup sağ ayağını dikmek, kadın ise iki ayağını sağ
tarafından çıkarıp sol ayağı üzerine oturmak. Namazın sonunda “et-
Tahıyyâtü” duasından sonra salavât dualarını okumak. Önce sağ tarafına
sonra da sol tarafına selâm vermek.
Namazın mekruhları
Namaz içinde boynunu eğip bakınmak. Bedenindeki ya da elbisesindeki
bir şeyle oynamak. Secde yerinden gerekli olmadığı halde taş almak.
Parmak çıtlatmak. Ellerini böğrüne koymak. Hiçbir özrü olmadan bağdaş
kurup oturmak. Bir uzvunu bir ya da iki defa kaşımak.
Evinde giyip de dışarıda önemli kişiler karşısında giyemediği elbise ile
namaz kılmak. İnsan yüzüne karşı namaz kılmak. Ateşe karşı namaz
kılmak, mum veya lambaya karşı namaz kılmak mekruh değildir. Ön
tarafında ya da giysisinde hayvan sûreti olmak. Gerinmek. Esnemek.
Paltosunu giymeyip omuzlar üzerine alarak etrafına salıvermek. İki ökçesi
üzerine oturmak. Gözlerini yummak. Tevazu niyeti olmadan başı açık
namaz kılmak.
Secde ve oturuşlarda el ve ayak parmaklarını kıbleden çevirmek.
Önündeki safta yer olduğu halde arkada yalnız durup imama uymak. Kabre
karşı perdesiz olarak namaz kılmak. Pisliğe karşı namaz kılmak. Bir kadınla
aynı hizada durup başka başka namaz kılmak. İdrar sıkıştırması olduğu
halde namaz kılmak.
Secdeden kalkarken dizlerini ellerinden önce kaldırmak. Secdede iken bir
ayağını kaldırmak. Üflemek. İmamdan önce rükûya eğilmek. İmamdan
önce rükûdan başını kaldırmak. İmamdan önce secdeye gitmek. İmamdan
önce secdeden başını [182/b] kaldırmak.
Secdeye inerken bir özrü olmadığı halde ellerini dizlerinden önce yere
koymak. Bir özrü olmadığı halde bir duvara dayanarak namaz kılmak.
Namaz içinde alnından toprak silmek. İkinci rekatta bir sûre atlamak. İkinci
rekatta ilk rekatta okuduğunun evvelki tarafından Kur’ân okumak. Bir
rekatta bir sureyi tekrar okumak.
Farz namazda ikinci rekatta ilk rekatta okuduğundan üç âyet fazla
okumak. İmama uyduğu halde imamın ardından Kur’ân okumak. Bir özrü
olmadığı halde başındaki sarık ya da takke üzerine secde etmek. Kıyamda
iken bir özrü olmaksızın baston ya da duvara dayanıp kılmak. Rükûya
inerken ya da rükûdan kalkarken ellerini kaldırmak. Omuz ve kolları açık
iken namaz kılmak.
Önünden insan geçmesi muhtemel yerde özürsüz olarak bir sütre
dikmeden namaz kılmak. Ayetleri ve tesbihleri parmağıyla saymak. İmamın
mihrapta yalnız başına durması. Eğer ayakları mescidde ve secdesi
mihrapta olursa mekruh değildir. Bir özrü olmadığı halde imamın mihraptan
başka bir yerde namaz kılması.
Yalnız imamın alçak bir yerde, bütün cemaatin ise yüksek bir yerde
namaz kılması. Bütün cemaatin imamdan alçak bir yerde durarak namaz
kılması. Fakat cemaatin bir kısmı imam ile aynı hizada olursa mekruh
olmaz. Besmele ve “âmin”i açıktan söylemek.
Kur’ân okumayı rükûya inerken tamamlamak. Kıyamdan rükûya, rükûdan
secdeye, secdeden kıyama intikal hallerinde söylenmesi gereken tekbirleri
ve duaları bu intikal hallerinden sonra okumak. Rükûnun ve secdelerin
tesbihlerini başını kaldırdıktan sonra söylemek. Özürsüz iki elini yere
koyup ayağa kalkmak. Ayakta iken iki ayağı arasını dört parmaktan fazla
açık tutmak.
Ayakta iken özürsüz olarak bir ayağı üzerinde durmak. Bir tarafa
meyletmek sûretiyle dayanma, yaslanma. Rükûda iken ayaklarını
birbirinden ayırmak. Namazda ilk secdede secde yerinden öteye bakmak.
Kıyamda iken sağına soluna bakınmak. Bir şeyi koklamak.
Namazı bozan şeyler
Namaz kılarken konuşmak. Kendi işiteceği kadar gülmek. Eğer başkası
işitecek derecede gülerse abdesti de bozulur. Âh edip inlemek. Sesli olarak
ağlamak. Eğer bu ağlama başına gelen bir kötülükten ya da dünyevî bir
şeyden ise namazı bozar. Fakat cennet cehennem düşüncesiyle olursa
bozmaz. Özürsüz olarak boğazını temizlemek.
Sakız çiğnemek. Saçını ya da sakalını taramak. Üç kere kıl koparmak. Bit
(haşere) öldürmek. Bir rekatta her seferinde elini kaldırarak üç defa bir
yerini kaşımak. Hayvan üzerinde namaz kılan kişinin iki ayağıyla birden
hayvana vurması. Namazda iki saf arası kadar yürümek. Secdede iken iki
ayağını birden yerden kaldırmak. Bir imama uyup kadınla aynı hizada ya da
arkasında namaz kılmak.
Eğer imam, kadınlara imam olmaya niyet etmemiş ise kadının namazı
geçerli olmaz. Yüzünü ve göğsünü özürsüz olarak kıbleden başka yöne
çevirmek. Kendi imamından başka birisinin okuduğu Kur’ân’daki yanlışlığı
düzeltmek. Kırâati (Kur’ân-ı Kerîm’e) bakarak okumak. Yemek yemek. Su
içmek. Mânâyı bozacak kadar Kur’ân’ı yanlış okumak. Selam almak.
Bilerek selâm vermek. Fakat son oturuş zannedip unutarak selâm verirse
namazı bozulmaz, sehiv secdesi gerekir.
Temizlik ve abdest duaları
Tuvalete girmeden önce
“ Allâhumme innî e‘ûzü bike mine’r-ricsi ve’n-necesi ve mine’ş-şeytâni’r-
racîm ” denilir.
Tuvaletten çıkınca
“ El-hamdü li’llâhi’llezî ezhebe annî mâ yü’zînî ve ebkâ aleyye mâ
yenfaunî ” denilir.
Abest alırken önce besmele çekilir ve arkasından
“ El-hamdü li’llâhillezî ce‘ale’l-mâ’a tahûran” denilir.
Ağza su verirken
“ Allâhumme e‘innî alâ zikrike ve şükrike ve tilâveti kitâbike ” denilir.
Burna su verilirken
“ Allâhumme erihnî min râihati’l-cenneti ve’rzuknî min naîmihâ ve lâ
teruhnî bi-râihati’n-nâri ” denilir.
Yüzü yıkarken
[183/a] “ Allâhumme beyyiz vechî bi-nûrike yevme tebyazzu vücûhu
evliyâike ve lâ tüsevvid vechî bi-zünûbî yevme tesveddü vücûhu a‘dâike ”
denilir.
Sağ el yıkanırken
“ Allâhumme a‘tinî kitâbî bi-yemînî ve hâsibnî hisâben yesîran ” denilir.
Sol el yıkanırken
“ Allâhumme lâ tu‘tinî kitâbî bi-şimâlî ve lâ min verâi zahrî ” denilir.
Baş meshedilirken
“ Allâhumme gaşşinî bi-rahmetike ve enzil aleyye min berakâtike ” denilir.
Kulaklar meshedilirken
“ Allâhummec‘alnî mine’llezîne yestemiûne’l-kavle fe-yettebiûne ahseneh”
denilir.
Boyun meshedilirken
“ Allâhumme a‘tık rakabetî mine’n-nâri ve mine’s-selâsili ve’l-ağlâli ”
denir.
Sağ ayak yıkanırken
“ Allâhumme sebbit kademeyye alâ’s-sırâtı yevme tezillü fîhi’l-akdâm ”
denir.
Sol ayak yıkanırken
“ Allâhummec‘al-lî sa‘yen meşkûren ve zenben mağfûren ve amelen
makbûlen ve ticâreten len tebûr ” denir.
Abdest aldıktan sonra geriye kalan su içildikten sonra
“ Allâhumme’şfinî bi-şifâ’ike ve dâvinî bi-devâ’ike ve‘sımnî mine’l-vehli
ve’l-emrâzi ve’l-evcâi ” denir.
Abdest bitirilince
“ Allâhummec‘alnî
mine’t-tevvâbîne
vec‘alnî
mine’l-mutetahhirîne
vec‘alnî min ibâdike’s-sâlihîn vec‘alnî mine’llezîne lâ havfün aleyhim ve lâ
hüm yahzenûn ” deyip Kadr sûresi okunur.
Namaz kılarken iftitah tekbirinin ardından ilk önce
“ Subhâneke Allâhumme ve bi-hamdike ve tebârake’smük ve te‘âlâ ceddük
ve lâ ilâhe gayrük ” duası okunur.
Üç ya da dört rekatlı farz namazların ilk oturuşunda (kãde-i ûlâ)
“ Et-tahiyyâtü li’llâhi ve’s-salâvâtü ve’t-tayyibâtü. Es-selâmu aleyke
eyyühe’n-nebiyyü ve rahmetu’llâhi ve berakâtühü. Es-selâmu aleynâ ve alâ
ibâdi’llâhi’s-sâlihîne. Eşhedu en-lâ ilâhe illa’llâhü ve eşhedu enne
Muhammeden abduhû ve Rasûlühû ” duası okunur.
Nâfile namazların ilk ve son oturuşlarında, her farzın son oturuşunda
(kãde-i âhire)
“ Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ salleyte
alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke Hamîdün Mecîd. Allâhumme bârik
alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ bârakte alâ İbrâhîme
ve‘alâ âli İbrâhim. İnneke Hamîdün Mecîd ” duasını okunur.
Vitir namazının üçüncü rekatında rükûya eğilmeden önce okunan vitir
duaları şunlardır;
“ Allâhumme innâ nesta‘înüke ve ne’stağfirüke ve ne’stehdîke. Ve nü’minü
bike ve netûbu ileyke ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleyke’l-hayra küllehû
neşkürüke ve lâ nekfürüke ve nahla‘u ve netrükü men yefcürük.
Allâhumme iyyâke na‘budu ve leke nusallî ve nescüdü ve ileyke nes‘â ve
nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke. İnne azâbeke bi’l-küffâri
mulhık.
Allâhumme’hdinî fî-men hedeyte ve âfinî fî-men âfeyte ve tevellenî fî-men
tevelleyte ve bârik lî fî-mâ a‘teyte ve kınî şerri mâ kadayte. Fe-inneke takdî
ve lâ yukdâ aleyke ve innehû lâ yezillü men vâleyte ve lâ ya‘izzü men
âdeyte. Tebârekte Rabbenâ ve te‘âleyte ve salli Allâhümme ale’n-Nebiyyi
Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ve sellim. ”
Her namazın sonunda sağına ve soluna başını çevirdiği halde
“ Es-selâmu aleyküm ve rahmetu’llâh ” deyip arkasından “ Allâhumme
ente’s-selâmu ve minke’s-selâmü. Tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâmi ve’l-
hamdü li’llâhi Rabbi’l-âlemîn ” denir.
[95] . İnsan-ı kâmil: Yetkin insan, mükemmel insan demektir. Tasavvufta
çok çeşitli açıklamaları vardır. Mesela, Allah’ın zât, sıfat, isim ve fiilleriyle
en mükemmel biçimde tecellî ettiği insan; Âlemin var oluşunun ve
varlığının sürdürülmesinin sebebi; Hz. Muhammed’in (s.a.v.) nûru, hakikat-
i Muhammediyye, hakîki mürşid. Daha fazla bilgi için bkz., (Uludağ,
Tasavvuf Terimleri Sözlüğü , s. 250.)
[96] . Şevkânî, Muhammed b. Ali, el-Fevâidu’l-mecmua fi’l-ehâdisi’l-
mevdu’a , Tahric: Abdurrahman Yahya el-Muallimi, c. I, Beyrut 1407, s.
326, no: 18.
[97] . A’lâ-yı illiyîn: Cennetin en yüksek tabakası. Âhirete giden tam kâmil
mü’minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki sâlihlerin
amelleri oraya yükseltilir. Âhirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en
yakın olan derecedir.
[98] . Veraset ilmi: Tasavvufî bilgiler (marifet) ve haller Hz.
Peygamber’den (s.a.v.) velîlere miras kalmıştır. Velîler Hz. Peygamber’in
(s.a.v.) vârisleridir. Bir evvelki velîden, bir sonraki velîye miras kalan bu
bilgiler ve haller, günümüze kadar gelmiştir. Bu yüzden tasavvufa ilm-i
miras, sûfîlere vâris-i Nebî adı verilir. (Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü ,
s. 521.)
[99] . Buhârî , “Edeb” 96; Müslim , “Birr” 165; Ebû Dâvûd , “Edeb” 122.
[100] . İbn Hibbân, Sahîh , I/166, H. no: 122; Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr ,
II/126, H. no: 1539.
[101] . İbn Hibbân, Sahîh , I/166, H. no: 124; Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr ,
IX/132, H. no: 8655.
[102] . Ebû Dâvûd , “Salât” 349; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/521,
H. no: 2335.
[103] . Dârimî , “Fezâilü’l-Kur’ân” 1; Hâkim, el-Müstedrek , II/774, H. no:
2040; İbnü’l-Cevzî, İlelü’l-Mütenâhiye , I/109, H. no: 145.
[104] . Tirmîzî , “Fezâilü’l-Kur’ân” 14; Müttakî el- Hindî, Kenzü’l-ummâl ,
I/370, H. no: 1636.
[105] . Beyhakî, el-İtikâd , I/184.
[106] . Ahmed b. Hanbel, Müsned , II/129, H. no: 1277; İbn Mâce ,
“Mukaddime” 16; Tirmîzî , “Fezâilü’l-Kur’ân” 13.
[107] . İbn Mâce , “Mukaddime” 6; Ebû Dâvûd , “Sünnet” 6; Tirmîzî ,
“İlim” 16.
[108] . Zimmî: İslâm devletinin tabiiyyet ve himâyesinde bulunan
Müslüman olmayan kimse(ler).
[109] . Ebû Dâvûd , “Et’ime” 33; Taberânî, Mu’cemü’l-kebîr , XX/283, H.
no: 670; Darekutnî, Sünen , IV/287, H. no: 59
[110] . Ebû Dâvûd , “Sünnet” 6; Tirmîzî , “İlim” 10; Müttakî el-Hindî,
Kenzü’l-ummâl , I/175, H. no: 882.
[111] . Cizye: Müslüman olmayan tebaadan (ehl-i kitap) alınan vergi.
[112] . Ebû Dâvûd , “İmâre” 1; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/174, H.
no: 881.
[113] . Müslim , “Cum’a” 43; İbn Mâce , “Mukaddime” 7.
[114] . Ahmed b. Hanbel, Müsned , VIII/401, H. no: 8713; Buhârî ,
“İ’tisam” 2; İbn Hibbân, Sahîh , I/111, H. no: 17; Hâkim, el-Müstedrek , I/80,
H. no: 182.
[115] . Tirmîzî , “Sıfatü’l-Kıyâme” 60; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl ,
15, H. no: 43365.
[116] . Taberânî, Mu‘cemü’l-evsat , VI/197, H. no: 5414; Müttakî el-Hindî,
Kenzü’l-ummâl , I/184, H. no: 932.
[117] . Garip (Garib): Arapça’da şu anlamlara gelmektedir: 1-Kimsesiz,
zavallı. 2-Gurbette kendi memleketinin dışında bulunan, yabancı. 3-Tuhaf,
şaşılacak, bambaşka. 4-Dokunaklı.
[118] . Tirmîzî , “Îmân” 13; Taberânî; Mu’cemü’l-evsat , V/478, H. no:
4912; Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb , II/139, H. no: 1055.
[119] . Müslim , “Fezâil” 140; Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , IV/280, H. no:
4424.
[120] . Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/217, H. no: 1084.
[121] . Tirmîzî , “Îmân” 18; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/182, H. no:
928.
[122] . Tirmîzî , “İlim” 16.
[123] . Ebû Ya’lâ, Müsned , IV/104, H. no: 2135; Heysemî, Mecma‘u’z-
zevâ’id , I/422, H. no: 809, 810, 811.
[124] . Buhârî , “Nikâh”, 1.
[125] . Bezzâr, Müsned , VI/338, H. no: 2346; İbn Hibbân, Sahîh , I/107, H.
no: 11; Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , II/284, H. no: 2186; Beyhakî, Şu’abü’l
Îmân , III/399, H. no: 3878.
[126] . Buhârî , “Îmân” 8, Müslim , “Îmân” 69-70; İbn Mâce , “Mukaddime”
9.
[127] . Buhârî , “Sulh” 5; Müslim , “Akdiyye” 17; Ebû Dâvûd , “Sünnet” 6.
[128] . Hakkâ kelimesi yazma nüshada “ancak” şeklinde geçmektedir.
[129] . Millet, din mânâsına kullanılmıştır.
[130] . Araz: Kendi kendine vücut bulamayıp başka bir cevherle meydana
gelen hal ve keyfiyetler. Renkler, tatlar ve kokular gibi.
[131] . İsmet: Peygamberlerin günah işlemekten korunmuş olmaları.
[132] . Fıtnat-ı nezâfet: Temiz bir zekâ, anlayış ve kavrayış.
[133] . Emanet: Peygamberlerin güvenilir kişiler olması.
[134] . Sıdk: Peygamberlerin doğru kişiler olması.
[135] . Tebliğ: Allah’ın emirlerini noksansız ve fazlalıksız, aynen halka
bildirmeleri.
[136] . Gadr: Zulüm ve haksızlık, merhametsizlik.
[137] . Zenb: Günah, suç ve kabahat.
[138] . Kitmân: Ketum davranan demek olup burada açıklanması gereken
gerçekleri açıklamayıp, gizleyen anlamındadır.
[139] . Heyûla: Felsefede bütün cisimlerin ilk kaynağı olarak düşünülen
şekilsiz madde.
[140] . Burada anlatılanların şimdiki gibi su tesisatlarının olmadığı,
temizlik araçlarının bu derecede gelişmediği çağlarda, zarûreti giderecek
nitelikte temizlik yöntemleri olduğu unutulmamalıdır. Elbette şimdiki
dönemde çok daha iyi şartlarda temizlenme imkânı vardır.
Ve buyurmuştur ki: “ Ey ümmetim! Gözünüzü açınız ki bana bu kitap
verildi; bununla birlikte bir misli daha verilmiştir. Dikkat ediniz ki yakın bir
zamanda çok mal sahibi kimseler kendi taht ve kürsüleri üzerinden
insanlara derler ki: Yalnız Kur’an’la amel ediniz. Onda neyi helâl
bulursanız, onu helâl biliniz. Neyi haram bulursanız onu haram biliniz.
Hâlbuki Allah teâlânın Peygamberi’nin haram ettiği şeyler de, Allah’ın
haram ettiği şeyler gibidir. Dikkat ediniz ki eşek eti size helâl olmaz. Azı dişi
olan yırtıcı hayvanların eti de helâl olmaz. Zimmîlerin malını izinsiz almak
helâl değil vebâldir. Şayet sahibinin ona ihtiyacı yoksa helâl olur. Bir kimse
bir topluma misafir olsa, ev sahiplerine düşen görev ona yemek yedirmektir.
Misafire lâyık olan ise onların yemeği kadar onlara iyilikte bulunmaktır. ”
Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki benim sünnetimden yüz çevirirse, benden
değildir. ” Ve buyurmuştur ki: “ Her amelin bir hırs ve arzusu vardır. Her
hırsın bir ara verme ve kesilmeden (fetret) dolayı usanması vardır. Kimin
usanması, sünnetime uygun olursa, doğru yolu bulmuştur. Kimin usanması
sünnetimden başka bir yönde olursa helâk olmuştur.” Ve buyurmuştur ki:
“ Ben içinizden birine, ana-babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan
daha sevgili gelmedikçe o kimse mü’min sayılmaz .” Ve buyurmuştur ki:
“ Kim şeriatimizde olmayan bir iş icad ederse, o iş reddedilmiştir .”
Ancak, Hakk’ın zıt isimlerinin (esmâ-i mütekãbile) tecellî mahalli ve
birbirine muhâlif sıfatlarının aynası oldukları için bazen “yine onları,
yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık” (İsrâ, 17/ 70)
hitâbıyla şereflenip memnun olurlar, bazen de “yeryüzünde fesâd
çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun, dediler”
(Bakara, 2/30) ifadeleriyle, meleklerin Hak teâlâya verdikleri cevapta
olduğu gibi ayıplanıp eleştirilirler. Kimi zaman, “ Yarattıklarımı senin için
yarattım ” hadîs-i kudsîsi gereğince, Hak teâlânın birliği (ehadiyet)
dergâhının sevgilisi olmaları sebebiyle İlâhî cezbe kanatları ile “a’lâ-yı
illiyîn ”in en yüksek derecesi olan Hak’tan başka hiçbir şeyi görmeme
(cem’ül-cem‘) makãmına yükselirler, kimi zaman da bazıları “Onlar
hayvanlar gibidir, belki daha da aşağıdırlar” (A’râf, 7/179) âyetinde
belirtildiği gibi Allah’ın gazabına uğrayarak aşağılık ve âdî arzuların “esfel-
i sâfilîn”in en aşağı bölgelerine inerler. Birinci gruptakiler, “İyiler
muhakkak cennettedir” (İnfitâr, 82/13) âyetiyle müjdelenirken, diğer
gruba da “Kötüler muhakkak cehennemdedirler” (İnfitâr, 82/14) âyetiyle
mahvolacakları ve azâba uğrayacakları haber verilmiştir.
. Heyûla: Felsefede bütün cisimlerin ilk kaynağı olarak düşünülen şekilsiz
madde.
. Kitmân: Ketum davranan demek olup burada açıklanması gereken
gerçekleri açıklamayıp, gizleyen anlamındadır.
. Burada anlatılanların şimdiki gibi su tesisatlarının olmadığı, temizlik
araçlarının bu derecede gelişmediği çağlarda, zarûreti giderecek nitelikte
temizlik yöntemleri olduğu unutulmamalıdır. Elbette şimdiki dönemde çok
daha iyi şartlarda temizlenme imkânı vardır.
. Tebliğ: Allah’ın emirlerini noksansız ve fazlalıksız, aynen halka
bildirmeleri.
. Zenb: Günah, suç ve kabahat.
. Gadr: Zulüm ve haksızlık, merhametsizlik.
Ve buyurmuştur ki: “ Kim benim ümmetimin bozulduğu bir zamanda
sünnetime yapışıp onunla [178/b] amel ederse, o kimse yüz şehid sevabına
nâil olur .” Ve buyurmuştur ki: “ Muhakkak ki İslâm dini dünyaya garip
gelmiş, garip gidecektir. Benden sonra, insanların bozduğu sünnetimi
düzeltenlere müjdeler olsun .” Ve buyurmuştur ki: “ Siz kendi dünyanızın
işlerinizi daha iyi bilirsiniz. Bana sormayınız. Ne zaman ki ben size din
işlerinden birini emredersem, onu alıp kabul ediniz .”
Ve buyurmuştur ki: “ Bütün sözlerin en hayırlısı, Allah teâlânın Kitabıdır.
Hidâyetlerin en hayırlısı Muhammed aleyhisselâmın hidâyetidir. İşlerin en
kötüsü sonradan çıkanlardır ki bid’attır. Her bid’at ise sapkınlıktır .” Ve
buyurmuştur ki: “ Bütün ümmetim cennete girer, ancak ibâ eden (inatlaşan,
râzı olmayan, tenezzül etmeyen) giremez?” İbâ eden kimdir, diye
sorulduğunda cevap vermiştir ki: “Bana uyan cennete girer, kim bana karşı
gelirse, işte o ibâ etmiş olur. ” Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki helâl lokma yiyip
sünnetime göre yaşarsa, insanlar ondan emin olurlar, ona güven duyarlar.
O kişi cennete gider.” Denilmiştir ki: “Bu zamanda senin ümmetin içinde
böyle kişiler çok bulunur.” Bunun üzerine şöyle cevap vermiştir: “Benden
sonra bir topluluk içinde ancak bir tane bulunur. ”
Ve buyurmuştur ki: “ Kim benim ümmetimin bozulduğu bir zamanda
sünnetime yapışıp onunla [178/b] amel ederse, o kimse yüz şehid sevabına
nâil olur .” Ve buyurmuştur ki: “ Muhakkak ki İslâm dini dünyaya garip
gelmiş, garip gidecektir. Benden sonra, insanların bozduğu sünnetimi
düzeltenlere müjdeler olsun .” Ve buyurmuştur ki: “ Siz kendi dünyanızın
işlerinizi daha iyi bilirsiniz. Bana sormayınız. Ne zaman ki ben size din
işlerinden birini emredersem, onu alıp kabul ediniz .”
Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) bazı hadîs-i şeriflerinde buyurmuştur ki:
“ Ey ümmet ve ashâbım! Siz şehâdet etmez misiniz ki Allah teâlâdan başka
ibadete lâyık kimse yoktur ve ben onun hak peygamberiyim? Evet, şehâdet
ederiz, ey Allah’ın Rasûlü dediler. Bunun üzerine buyurmuştur ki:
“Muhakkak ki Kur’ân’ın bir ucu Allâh’ın (kudret) elinde, bir ucu sizin
elinizdedir. Ona sağlam yapışınız. Şüphesiz ki siz Kur’ân-ı Kerîm’e göre
yaşadıktan sonra şaşırıp helâk olmazsınız. ” Ve buyurmuştur ki: “ Bu
Kur’ân, kıyamet gününde şefaati kabul olunan bir şefaatçidir. Şikâyeti
önemsenen etkili bir şikâyetçidir. Kendisine yapışarak, içindekilere uygun
yaşayanları alıp Cennet tarafına gider. Kendisine uygun yaşamaktan yüz
çevirenleri ise cehennem ateşine sevk eder. ” Ve buyurmuştur ki: “ Kim
Kur’ân’ı okuyup gereğince yaşarsa, kıyamet günü o kimsenin anne ve
babasına bir taç giydirilir ki ışığı dünyadaki evlerde bulunan güneş
ışığından daha güzel görünür. (Anne ve babasının durumu böyle olursa) ya
bu Kur’ân’a göre yaşayanın derecesi nice olur? ”
1-Hudâ Rabbim nebîm hakkâ Muhammed’dir Rasûlullâh
İnsanın, câhil ve gâfil olduğunda hayvanlar gibi olduğunu, ilim ve marifet
sahibi olduğunda ise “insan-ı kâmil” mertebesine vasıl olduğunu bildirir.
Ve buyurmuştur ki: “ Sizden birinizin arzu ve istekleri, benim getirdiğim
şeriatın hükümlerine uygun olmadıkça, o kimse mü’min sayılmaz .” Ve
buyurmuştur ki: “ İsrâiloğullarının başına gelen kargaşalar (fitneler),
elbette benim ümmetime de gelecektir. Hatta onlar içinde alenî anasıyla
zina eden olmuş ise, benim ümmetimden de onu yapan çıkacaktır.
İsrâiloğulları yetmiş iki zümreye ayrılmıştır. Benim ümmetim ise yetmiş üç
fırkaya ayrılacaktır. Ve bunların hepsi cehenneme gidecek, yalnız bir
zümresi kurtulacaktır.” O bir grup kurtuluş fırkası hangisidir, diye
sorulduğunda,
“Benim
ve
ashâbımın
gittiği
yolda
gidenlerdir ”
buyurmuştur.
30-Dahi ben Peygamberler hakkında bildim; ismet, fıtnat-ı nezâfet,
emanet, sıdk ile Allah’ın hükümlerini tebliğ etmek.
31-Bütün peygamberler; gadr, zenb, anlayışsızlık, yalancılık, kitmân ve
ihanetten uzaktır. Bu kötü huylarla Allah’ın nebîlerinin alâkası yoktur.
Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki benim sünnetimden yüz çevirirse, benden
değildir. ” Ve buyurmuştur ki: “ Her amelin bir hırs ve arzusu vardır. Her
hırsın bir ara verme ve kesilmeden (fetret) dolayı usanması vardır. Kimin
usanması, sünnetime uygun olursa, doğru yolu bulmuştur. Kimin usanması
sünnetimden başka bir yönde olursa helâk olmuştur.” Ve buyurmuştur ki:
“ Ben içinizden birine, ana-babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan
daha sevgili gelmedikçe o kimse mü’min sayılmaz .” Ve buyurmuştur ki:
“ Kim şeriatimizde olmayan bir iş icad ederse, o iş reddedilmiştir .”
Ve buyurmuştur ki: “ Sakın ola ki sizden birinizin benim bir emrimi ya da
nehyimi duyduğunda rahat koltuğunda yaslanır vaziyette şöyle dediğini
duymayayım: Ben bunu bilmem, biz ancak Allah’ın kitabında ne bulursak
ona uyarız. ” Ve buyurmuştur ki: “ Sizden biriniz rahat koltuğunda uzanıp da
öyle mi zanneder ki Allah teâlâ bu Kur’ân’da haram eylediği şeylerden
başka bir şey haram etmemiştir. Dikkat ediniz ki ben de pek çok öğüt
vermişimdir, emirler etmişimdir. Çok şeyden sakındırmışımdır ki onlar
Kur’ân kadardır. Belki de daha çoktur. Muhakkak ki Allah teâlâ ehl-i
kitaptan olan zimmîlerin evlerine izinsiz girmenizi, kadınlarını dövmenizi ve
meyvelerini yemenizi helâl etmemiştir. Cizyelerini verdikleri müddetçe,
sizden emin olarak yaşayıp giderler .”
Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki benim sünnetimden yüz çevirirse, benden
değildir. ” Ve buyurmuştur ki: “ Her amelin bir hırs ve arzusu vardır. Her
hırsın bir ara verme ve kesilmeden (fetret) dolayı usanması vardır. Kimin
usanması, sünnetime uygun olursa, doğru yolu bulmuştur. Kimin usanması
sünnetimden başka bir yönde olursa helâk olmuştur.” Ve buyurmuştur ki:
“ Ben içinizden birine, ana-babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan
daha sevgili gelmedikçe o kimse mü’min sayılmaz .” Ve buyurmuştur ki:
“ Kim şeriatimizde olmayan bir iş icad ederse, o iş reddedilmiştir .”
Ve buyurmuştur ki: “ Şüphesiz ki yakında bir kargaşa (fitne) çıkacaktır. O
fitneden çıkış yeri Allah’ın kitabıdır ki ona göre yaşayan kurtulur. Çünkü
sizden öncekilerin eserleri (ve başlarına gelenler) ile sizden geriye kalacak
haberler ve aranızdaki (olayların) hükümleri onda vardır. Kur’ân, hak ile
bâtılı birbirinden ayırır. O, bir oyun ve eğlence değildir . Kur’ân’ı terkeden
zorbaları Allah teâlâ mahveder. Ondan başkasından doğru yol uman şaşırıp
gider. Çünkü Allah teâlâ Kur’ân’ı sapasağlam bir ip hikmetli bir zikir ve
dosdoğru yol eylemiştir. Ancak Kur’ân’dır ki nefsanî arzu ve isteklerle
haktan bâtıla kaymaz. Değişik dillerde (okunmakla) başka şekillere girmez.
Âlimler onu (okumaya) doymaz. Tekrar tekrar okunmakla eskimez.
Mûcizeleri tükenmez. Ve Kur’ân’dır ki cinler onu duyduğunda hükmünden
yüz çevirmezler. Hatta demişlerdir ki: “Gerçekten biz, doğru yola ileten
hârikulâde güzel bir Kur’ân dinledik de ona iman ettik.” (Cin, 72/1) Şu
halde her kim ki Kur’ân’a uygun konuşursa tasdik olunur, kim de Kur’ân’ın
emirlerine göre davranırsa büyük sevap ile mükafatlandırılır. Kim ki onun
hükümleriyle hüküm verirse, adâletli olur. Ve kim ki insanları onunla bir
yola çağırırsa, dosdoğru yola çağırmış olur. ”
Gerçi “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi
tamamladım” (Mâide, 5/3) âyetinde ifade edildiği üzere, yalnız Kitap ve
sünnet ile amel etmek, kurtuluş için yeterli sebeptir. Onlarla amel etmek
maksada ulaştıran mükemmel bir araçtır. Hak teâlânın yolunda sağa sola
sapmadan giden, eninde sonunda cennet konaklarına ulaşır. Kitab ve sünneti
kendisine rehber edinen âhirette emniyet yurdu olan cennet bahçelerine
girer. Bununla beraber veraset ilmi, hak sözler hazinesinin vârisi ve
peygamberlerin sonuncusunun definesinin hediyesidir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki müctehid âlimlerin en büyükleri ve Hanefî
mezhebinin önde gelen fıkıh âlimleri demişlerdir ki: büyük tuvalet
ihtiyacını giderdikten sonra makadı taş ile ya da “kesek” ile silmek
sünnettir. Bu iş için kullanılan taşın tek (sayıda) olması müstehaptır. Taş ile
silindikten sonra su ile yıkamak ve bir bez parçası ile kurulamak, iç
çamaşırına su serpmek ve elini sert bir yerde kurulamak, bunların hepsi
edeptendir. Eğer makad çevresinde pislik çok ise sadece taş ile silmek
yetmez, su ile yıkamak da lâzımdır. Sağ el ile silmek ya da yıkamak
mekruhtur. Bu iş, sol elle yapılmalıdır. Kemik, hayvan tezeği, insan ve
hayvan yiyecekleri ile silinmek mekruhtur. Kıbleye karşı dönüp oturarak ya
da kıbleye arkasını dönüp oturarak; güneş ya da aya karşı oturarak tuvalet
ihtiyacını gidermek mekruhtur.
Ve buyurmuştur ki: “ Sizden birinizin arzu ve istekleri, benim getirdiğim
şeriatın hükümlerine uygun olmadıkça, o kimse mü’min sayılmaz .” Ve
buyurmuştur ki: “ İsrâiloğullarının başına gelen kargaşalar (fitneler),
elbette benim ümmetime de gelecektir. Hatta onlar içinde alenî anasıyla
zina eden olmuş ise, benim ümmetimden de onu yapan çıkacaktır.
İsrâiloğulları yetmiş iki zümreye ayrılmıştır. Benim ümmetim ise yetmiş üç
fırkaya ayrılacaktır. Ve bunların hepsi cehenneme gidecek, yalnız bir
zümresi kurtulacaktır.” O bir grup kurtuluş fırkası hangisidir, diye
sorulduğunda,
“Benim
ve
ashâbımın
gittiği
yolda
gidenlerdir ”
buyurmuştur.
Enes’e (r.a.) hazretlerine o Hazret buyurmuştur ki: “ Ey benim oğulcuğum!
Eğer gücün yeterse, kalbinde hiç kimseye kin ve nefret olmadığı halde
sabahlayıp akşamlayasın. Öyle işlemeye çalış. Çünkü bu benim sünnetimdir.
Sünnetimi seven, beni de sevmiş olur. Beni seven cennette benimle beraber
olur. ” Ve Habîb-i Ekrem (s.a.v)’e Ömer ibn-i Hattab (r.a.) gelip demiştir
ki: “ Biz Yahudilerin bazı (kutsal) sözlerini işitip beğendik. Onların bir
kısmını yazmak istiyoruz. Bize izin verir misiniz? ” deyince, ona cevap verip
buyurmuştur ki: “ Yahudilerin ve Hristiyanların şaşkınlık ve birbirlerine
kızgınlık içinde oldukarı gibi siz de mi şaşkınlığa düşeceksiniz? Şüphesiz ki
ben size şu tertemiz dini (Şeriat-ı Mutahhara) öyle bir kemâl üzere
getirmişimdir ki eğer Hz. Mûsa (a. s.) hayatta olsa idi, bana uymaktan
başka yapacak bir işi olmazdı. ” Ve İbn – i Ömer (r. a.) Mekke ile Medine
arasında bir ağaca geldiğinde, onun altında bir miktar öğle uykusu (kaylûle)
uyurdu. Ve derdi ki “Hazret-i Peygamber de böyle yapardı.”
Habîb-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “ Ey ümmet ve ashâbım! Size
vasiyetim budur ki, Hak teâlâdan korkunuz. Bir Habeşî köle de olsa sizden
olan idarecinize itaat ediniz. Çünkü uzun ömürlü olanlarınız, ileride çok
ayrılıklar görecektir. İşte o zaman size lâzım olan benim sünnetimle amel
etmektir. Sünnetime yapışmakta (sıkılığınız) bir şeyi azı dişlerinizle tutmanız
gibi olsun. Benden sonra ortaya çıkan din işlerinden çok sakınmanız
gerekir. Çünkü sonradan dine sokulan her şey bid’attır ve her bid’at de
sapkınlıktır .”
31-Bütün peygamberler; gadr, zenb, anlayışsızlık, yalancılık, kitmân ve
ihanetten uzaktır. Bu kötü huylarla Allah’ın nebîlerinin alâkası yoktur.
30-Dahi ben Peygamberler hakkında bildim; ismet, fıtnat-ı nezâfet,
emanet, sıdk ile Allah’ın hükümlerini tebliğ etmek.
6-Ne cisimdir, ne ârâzdır, ne uzayda yer kaplar, ne de cevherdir. Yemez,
içmez, üzerinden zaman geçmez; bütün bunlardan münezzehtir Allah.
30-Dahi ben Peygamberler hakkında bildim; ismet, fıtnat-ı nezâfet,
emanet, sıdk ile Allah’ın hükümlerini tebliğ etmek.
Ve buyurmuştur ki: “ Kim benim ümmetimin bozulduğu bir zamanda
sünnetime yapışıp onunla [178/b] amel ederse, o kimse yüz şehid sevabına
nâil olur .” Ve buyurmuştur ki: “ Muhakkak ki İslâm dini dünyaya garip
gelmiş, garip gidecektir. Benden sonra, insanların bozduğu sünnetimi
düzeltenlere müjdeler olsun .” Ve buyurmuştur ki: “ Siz kendi dünyanızın
işlerinizi daha iyi bilirsiniz. Bana sormayınız. Ne zaman ki ben size din
işlerinden birini emredersem, onu alıp kabul ediniz .”
3-Âdem aleyhisselâmın zürriyetindenim hem. Halîl’in milletiyim; dahî
kıblem Kabe’dir, Beytullâh.
Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) bazı hadîs-i şeriflerinde buyurmuştur ki:
“ Ey ümmet ve ashâbım! Siz şehâdet etmez misiniz ki Allah teâlâdan başka
ibadete lâyık kimse yoktur ve ben onun hak peygamberiyim? Evet, şehâdet
ederiz, ey Allah’ın Rasûlü dediler. Bunun üzerine buyurmuştur ki:
“Muhakkak ki Kur’ân’ın bir ucu Allâh’ın (kudret) elinde, bir ucu sizin
elinizdedir. Ona sağlam yapışınız. Şüphesiz ki siz Kur’ân-ı Kerîm’e göre
yaşadıktan sonra şaşırıp helâk olmazsınız. ” Ve buyurmuştur ki: “ Bu
Kur’ân, kıyamet gününde şefaati kabul olunan bir şefaatçidir. Şikâyeti
önemsenen etkili bir şikâyetçidir. Kendisine yapışarak, içindekilere uygun
yaşayanları alıp Cennet tarafına gider. Kendisine uygun yaşamaktan yüz
çevirenleri ise cehennem ateşine sevk eder. ” Ve buyurmuştur ki: “ Kim
Kur’ân’ı okuyup gereğince yaşarsa, kıyamet günü o kimsenin anne ve
babasına bir taç giydirilir ki ışığı dünyadaki evlerde bulunan güneş
ışığından daha güzel görünür. (Anne ve babasının durumu böyle olursa) ya
bu Kur’ân’a göre yaşayanın derecesi nice olur? ”
. Sıdk: Peygamberlerin doğru kişiler olması.
Ve buyurmuştur ki: “ Sakın ola ki sizden birinizin benim bir emrimi ya da
nehyimi duyduğunda rahat koltuğunda yaslanır vaziyette şöyle dediğini
duymayayım: Ben bunu bilmem, biz ancak Allah’ın kitabında ne bulursak
ona uyarız. ” Ve buyurmuştur ki: “ Sizden biriniz rahat koltuğunda uzanıp da
öyle mi zanneder ki Allah teâlâ bu Kur’ân’da haram eylediği şeylerden
başka bir şey haram etmemiştir. Dikkat ediniz ki ben de pek çok öğüt
vermişimdir, emirler etmişimdir. Çok şeyden sakındırmışımdır ki onlar
Kur’ân kadardır. Belki de daha çoktur. Muhakkak ki Allah teâlâ ehl-i
kitaptan olan zimmîlerin evlerine izinsiz girmenizi, kadınlarını dövmenizi ve
meyvelerini yemenizi helâl etmemiştir. Cizyelerini verdikleri müddetçe,
sizden emin olarak yaşayıp giderler .”
Ve buyurmuştur ki: “ Ey ümmetim! Gözünüzü açınız ki bana bu kitap
verildi; bununla birlikte bir misli daha verilmiştir. Dikkat ediniz ki yakın bir
zamanda çok mal sahibi kimseler kendi taht ve kürsüleri üzerinden
insanlara derler ki: Yalnız Kur’an’la amel ediniz. Onda neyi helâl
bulursanız, onu helâl biliniz. Neyi haram bulursanız onu haram biliniz.
Hâlbuki Allah teâlânın Peygamberi’nin haram ettiği şeyler de, Allah’ın
haram ettiği şeyler gibidir. Dikkat ediniz ki eşek eti size helâl olmaz. Azı dişi
olan yırtıcı hayvanların eti de helâl olmaz. Zimmîlerin malını izinsiz almak
helâl değil vebâldir. Şayet sahibinin ona ihtiyacı yoksa helâl olur. Bir kimse
bir topluma misafir olsa, ev sahiplerine düşen görev ona yemek yedirmektir.
Misafire lâyık olan ise onların yemeği kadar onlara iyilikte bulunmaktır. ”
Ve buyurmuştur ki: “ Bütün sözlerin en hayırlısı, Allah teâlânın Kitabıdır.
Hidâyetlerin en hayırlısı Muhammed aleyhisselâmın hidâyetidir. İşlerin en
kötüsü sonradan çıkanlardır ki bid’attır. Her bid’at ise sapkınlıktır .” Ve
buyurmuştur ki: “ Bütün ümmetim cennete girer, ancak ibâ eden (inatlaşan,
râzı olmayan, tenezzül etmeyen) giremez?” İbâ eden kimdir, diye
sorulduğunda cevap vermiştir ki: “Bana uyan cennete girer, kim bana karşı
gelirse, işte o ibâ etmiş olur. ” Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki helâl lokma yiyip
sünnetime göre yaşarsa, insanlar ondan emin olurlar, ona güven duyarlar.
O kişi cennete gider.” Denilmiştir ki: “Bu zamanda senin ümmetin içinde
böyle kişiler çok bulunur.” Bunun üzerine şöyle cevap vermiştir: “Benden
sonra bir topluluk içinde ancak bir tane bulunur. ”
Ve buyurmuştur ki: “ Şüphesiz ki bu Kur’ân, Allah’ın ziyafetidir. Şu halde
gücünüz yettiğince Allah’ın ziyafetinden istifade ediniz. Muhakkak ki bu
Kur’ân, Hak teâlânın sapasağlam bir ipi ve apaçık bir nûrudur. Fayda ve
şifâ kaynağıdır. Kendisine yönelenleri koruyucudur. Ona uyanı (her türlü
kötülükten) kurtarıcıdır. Kur’ân, doğru yol üzeredir; onda hiçbir eğrilik
yoktur ki düzeltilmeye ihtiyacı olmuş olsun. Kur’ân’ın mûcizeleri tükenmez,
tekrar tekrar okumakla eskimez. Onu (çok) okuyunuz ki Allah teâlâ her
harfine on sevap ihsan eder. Dikkat ediniz! Ben demedim ki (Elif-Lâm-
Mîm) bir harftir. Lâkin Elif bir harf, Lam bir harf ve Mîm bir harftir. ”
. Veraset ilmi: Tasavvufî bilgiler (marifet) ve haller Hz. Peygamber’den
(s.a.v.) velîlere miras kalmıştır. Velîler Hz. Peygamber’in (s.a.v.)
vârisleridir. Bir evvelki velîden, bir sonraki velîye miras kalan bu bilgiler ve
haller, günümüze kadar gelmiştir. Bu yüzden tasavvufa ilm-i miras, sûfîlere
vâris-i Nebî adı verilir. (Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü , s. 521.)
. A’lâ-yı illiyîn: Cennetin en yüksek tabakası. Âhirete giden tam kâmil
mü’minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki sâlihlerin
amelleri oraya yükseltilir. Âhirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en
yakın olan derecedir.
. İbn Hibbân, Sahîh , I/166, H. no: 122; Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , II/126,
H. no: 1539.
. Buhârî , “Edeb” 96; Müslim , “Birr” 165; Ebû Dâvûd , “Edeb” 122.
Ve buyurmuştur ki: “ Bütün sözlerin en hayırlısı, Allah teâlânın Kitabıdır.
Hidâyetlerin en hayırlısı Muhammed aleyhisselâmın hidâyetidir. İşlerin en
kötüsü sonradan çıkanlardır ki bid’attır. Her bid’at ise sapkınlıktır .” Ve
buyurmuştur ki: “ Bütün ümmetim cennete girer, ancak ibâ eden (inatlaşan,
râzı olmayan, tenezzül etmeyen) giremez?” İbâ eden kimdir, diye
sorulduğunda cevap vermiştir ki: “Bana uyan cennete girer, kim bana karşı
gelirse, işte o ibâ etmiş olur. ” Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki helâl lokma yiyip
sünnetime göre yaşarsa, insanlar ondan emin olurlar, ona güven duyarlar.
O kişi cennete gider.” Denilmiştir ki: “Bu zamanda senin ümmetin içinde
böyle kişiler çok bulunur.” Bunun üzerine şöyle cevap vermiştir: “Benden
sonra bir topluluk içinde ancak bir tane bulunur. ”
. Şevkânî, Muhammed b. Ali, el-Fevâidu’l-mecmua fi’l-ehâdisi’l-
mevdu’a , Tahric: Abdurrahman Yahya el-Muallimi, c. I, Beyrut 1407, s.
326, no: 18.
. İnsan-ı kâmil: Yetkin insan, mükemmel insan demektir. Tasavvufta çok
çeşitli açıklamaları vardır. Mesela, Allah’ın zât, sıfat, isim ve fiilleriyle en
mükemmel biçimde tecellî ettiği insan; Âlemin var oluşunun ve varlığının
sürdürülmesinin sebebi; Hz. Muhammed’in (s.a.v.) nûru, hakikat-i
Muhammediyye, hakîki mürşid. Daha fazla bilgi için bkz., (Uludağ,
Tasavvuf Terimleri Sözlüğü , s. 250.)
. Ebû Dâvûd , “Salât” 349; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/521, H. no:
2335.
. İbn Hibbân, Sahîh , I/166, H. no: 124; Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr ,
IX/132, H. no: 8655.
. Tirmîzî , “Fezâilü’l-Kur’ân” 14; Müttakî el- Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/370,
H. no: 1636.
. Dârimî , “Fezâilü’l-Kur’ân” 1; Hâkim, el-Müstedrek , II/774, H. no: 2040;
İbnü’l-Cevzî, İlelü’l-Mütenâhiye , I/109, H. no: 145.
. Ebû Dâvûd , “Et’ime” 33; Taberânî, Mu’cemü’l-kebîr , XX/283, H. no:
670; Darekutnî, Sünen , IV/287, H. no: 59
. Zimmî: İslâm devletinin tabiiyyet ve himâyesinde bulunan Müslüman
olmayan kimse(ler).
. Cizye: Müslüman olmayan tebaadan (ehl-i kitap) alınan vergi.
. Ebû Dâvûd , “Sünnet” 6; Tirmîzî , “İlim” 10; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-
ummâl , I/175, H. no: 882.
. Beyhakî, el-İtikâd , I/184.
. İbn Mâce , “Mukaddime” 6; Ebû Dâvûd , “Sünnet” 6; Tirmîzî , “İlim” 16.
. Ahmed b. Hanbel, Müsned , II/129, H. no: 1277; İbn Mâce ,
“Mukaddime” 16; Tirmîzî , “Fezâilü’l-Kur’ân” 13.
. Müslim , “Cum’a” 43; İbn Mâce , “Mukaddime” 7.
. Ebû Dâvûd , “İmâre” 1; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/174, H. no:
881.
. Ahmed b. Hanbel, Müsned , VIII/401, H. no: 8713; Buhârî , “İ’tisam” 2;
İbn Hibbân, Sahîh , I/111, H. no: 17; Hâkim, el-Müstedrek , I/80, H. no: 182.
[177/a] Ve buyurmuştur ki: “ Şeytan sizin bu memleketinizde kendisine
kulluk edilip perestij edilmesinden ümidini kesmiştir. Fakat ona kulluk
edilmesinin dışında sizin önemsemediğiniz, küçük gördüğünüz hatalarınıza
râzı olur. O halde onun memnun olduğu işleri yapmaktan kaçınınız. Çünkü
ben size öyle bir şey bıraktım ki ona sımsıkı tutunursanız elbette, ebedî
olarak şaşırmayıp doğru yol üzere bulunursunuz. (Bahsettiğim) o şey,
Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün sünnetidir .” Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki
Kur’ân-ı Kerîm’i okuyup ezberlerse, onun helâlini helâl, haramını haram
bilip buna göre amel işlerse, Hak teâlâ Kur’ân-ı Kerîm ile onu Cennete
koyar. Kendi ev halkından cehenneme müstehak olan on kişiye şefaatçi
kılar .”
. Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/217, H. no: 1084.
. Müslim , “Fezâil” 140; Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , IV/280, H. no: 4424.
. Tirmîzî , “İlim” 16.
. Tirmîzî , “Îmân” 18; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/182, H. no: 928.
. Taberânî, Mu‘cemü’l-evsat , VI/197, H. no: 5414; Müttakî el-Hindî,
Kenzü’l-ummâl , I/184, H. no: 932.
. Tirmîzî , “Sıfatü’l-Kıyâme” 60; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , 15, H.
no: 43365.
. Tirmîzî , “Îmân” 13; Taberânî; Mu’cemü’l-evsat , V/478, H. no: 4912;
Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb , II/139, H. no: 1055.
. Garip (Garib): Arapça’da şu anlamlara gelmektedir: 1-Kimsesiz, zavallı.
2-Gurbette kendi memleketinin dışında bulunan, yabancı. 3-Tuhaf,
şaşılacak, bambaşka. 4-Dokunaklı.
. Buhârî , “Nikâh”, 1.
. Ebû Ya’lâ, Müsned , IV/104, H. no: 2135; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâ’id ,
I/422, H. no: 809, 810, 811.
. Bezzâr, Müsned , VI/338, H. no: 2346; İbn Hibbân, Sahîh , I/107, H. no:
11; Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , II/284, H. no: 2186; Beyhakî, Şu’abü’l
Îmân , III/399, H. no: 3878.
30-Dahi ben Peygamberler hakkında bildim; ismet, fıtnat-ı nezâfet,
emanet, sıdk ile Allah’ın hükümlerini tebliğ etmek.
. İsmet: Peygamberlerin günah işlemekten korunmuş olmaları.
. Araz: Kendi kendine vücut bulamayıp başka bir cevherle meydana gelen
hal ve keyfiyetler. Renkler, tatlar ve kokular gibi.
. Emanet: Peygamberlerin güvenilir kişiler olması.
. Fıtnat-ı nezâfet: Temiz bir zekâ, anlayış ve kavrayış.
. Buhârî , “Sulh” 5; Müslim , “Akdiyye” 17; Ebû Dâvûd , “Sünnet” 6.
. Buhârî , “Îmân” 8, Müslim , “Îmân” 69-70; İbn Mâce , “Mukaddime” 9.
. Millet, din mânâsına kullanılmıştır.
. Hakkâ kelimesi yazma nüshada “ancak” şeklinde geçmektedir.
Hazret-i Peygamber aleyhisselâmdan miras kalan manevî ilmi elde
etmenin yolu da gönül ehli velîlere mürîd olup onları sevmek ve [176/a]
şifâ olan nazarlarına uğramakla mümkün olur. “İşte onlar Allah’ın hidâyet
ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy” (En’âm, 6/90) emri
gereğince hidâyet harmanlarından nasibini alıp “ Kişi sevdiği ile beraberdir ”
hadîs-i şerifinde ifade edildiği üzere, onları sevenlerden (ya da onların
sevdiklerinden) sayılmak için daima muhabbet şefkatlerini gönüllerin
sığınağı eylemek ve ihlaslı vâridâtını, hükümdarın hazinesi gibi ruhun ve
kalbin derinliklerinde saklamak gerekir.
30-Dahi ben Peygamberler hakkında bildim; ismet, fıtnat-ı nezâfet,
emanet, sıdk ile Allah’ın hükümlerini tebliğ etmek.
Ve buyurmuştur ki: “ Kim benim ümmetimin bozulduğu bir zamanda
sünnetime yapışıp onunla [178/b] amel ederse, o kimse yüz şehid sevabına
nâil olur .” Ve buyurmuştur ki: “ Muhakkak ki İslâm dini dünyaya garip
gelmiş, garip gidecektir. Benden sonra, insanların bozduğu sünnetimi
düzeltenlere müjdeler olsun .” Ve buyurmuştur ki: “ Siz kendi dünyanızın
işlerinizi daha iyi bilirsiniz. Bana sormayınız. Ne zaman ki ben size din
işlerinden birini emredersem, onu alıp kabul ediniz .”
Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki benim sünnetimden yüz çevirirse, benden
değildir. ” Ve buyurmuştur ki: “ Her amelin bir hırs ve arzusu vardır. Her
hırsın bir ara verme ve kesilmeden (fetret) dolayı usanması vardır. Kimin
usanması, sünnetime uygun olursa, doğru yolu bulmuştur. Kimin usanması
sünnetimden başka bir yönde olursa helâk olmuştur.” Ve buyurmuştur ki:
“ Ben içinizden birine, ana-babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan
daha sevgili gelmedikçe o kimse mü’min sayılmaz .” Ve buyurmuştur ki:
“ Kim şeriatimizde olmayan bir iş icad ederse, o iş reddedilmiştir .”
31-Bütün peygamberler; gadr, zenb, anlayışsızlık, yalancılık, kitmân ve
ihanetten uzaktır. Bu kötü huylarla Allah’ın nebîlerinin alâkası yoktur.
Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) bazı hadîs-i şeriflerinde buyurmuştur ki:
“ Ey ümmet ve ashâbım! Siz şehâdet etmez misiniz ki Allah teâlâdan başka
ibadete lâyık kimse yoktur ve ben onun hak peygamberiyim? Evet, şehâdet
ederiz, ey Allah’ın Rasûlü dediler. Bunun üzerine buyurmuştur ki:
“Muhakkak ki Kur’ân’ın bir ucu Allâh’ın (kudret) elinde, bir ucu sizin
elinizdedir. Ona sağlam yapışınız. Şüphesiz ki siz Kur’ân-ı Kerîm’e göre
yaşadıktan sonra şaşırıp helâk olmazsınız. ” Ve buyurmuştur ki: “ Bu
Kur’ân, kıyamet gününde şefaati kabul olunan bir şefaatçidir. Şikâyeti
önemsenen etkili bir şikâyetçidir. Kendisine yapışarak, içindekilere uygun
yaşayanları alıp Cennet tarafına gider. Kendisine uygun yaşamaktan yüz
çevirenleri ise cehennem ateşine sevk eder. ” Ve buyurmuştur ki: “ Kim
Kur’ân’ı okuyup gereğince yaşarsa, kıyamet günü o kimsenin anne ve
babasına bir taç giydirilir ki ışığı dünyadaki evlerde bulunan güneş
ışığından daha güzel görünür. (Anne ve babasının durumu böyle olursa) ya
bu Kur’ân’a göre yaşayanın derecesi nice olur? ”
52-(Gerçekte) heyûlâ yoktur; filozofların zihinlerinde maddenin bir
parçasıdır. Sûfîlere göre o, parçalara ayrılma özelliğinden uzaktır.
Ve buyurmuştur ki: “ Sakın ola ki sizden birinizin benim bir emrimi ya da
nehyimi duyduğunda rahat koltuğunda yaslanır vaziyette şöyle dediğini
duymayayım: Ben bunu bilmem, biz ancak Allah’ın kitabında ne bulursak
ona uyarız. ” Ve buyurmuştur ki: “ Sizden biriniz rahat koltuğunda uzanıp da
öyle mi zanneder ki Allah teâlâ bu Kur’ân’da haram eylediği şeylerden
başka bir şey haram etmemiştir. Dikkat ediniz ki ben de pek çok öğüt
vermişimdir, emirler etmişimdir. Çok şeyden sakındırmışımdır ki onlar
Kur’ân kadardır. Belki de daha çoktur. Muhakkak ki Allah teâlâ ehl-i
kitaptan olan zimmîlerin evlerine izinsiz girmenizi, kadınlarını dövmenizi ve
meyvelerini yemenizi helâl etmemiştir. Cizyelerini verdikleri müddetçe,
sizden emin olarak yaşayıp giderler .”
[177/a] Ve buyurmuştur ki: “ Şeytan sizin bu memleketinizde kendisine
kulluk edilip perestij edilmesinden ümidini kesmiştir. Fakat ona kulluk
edilmesinin dışında sizin önemsemediğiniz, küçük gördüğünüz hatalarınıza
râzı olur. O halde onun memnun olduğu işleri yapmaktan kaçınınız. Çünkü
ben size öyle bir şey bıraktım ki ona sımsıkı tutunursanız elbette, ebedî
olarak şaşırmayıp doğru yol üzere bulunursunuz. (Bahsettiğim) o şey,
Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün sünnetidir .” Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki
Kur’ân-ı Kerîm’i okuyup ezberlerse, onun helâlini helâl, haramını haram
bilip buna göre amel işlerse, Hak teâlâ Kur’ân-ı Kerîm ile onu Cennete
koyar. Kendi ev halkından cehenneme müstehak olan on kişiye şefaatçi
kılar .”
Enes’e (r.a.) hazretlerine o Hazret buyurmuştur ki: “ Ey benim oğulcuğum!
Eğer gücün yeterse, kalbinde hiç kimseye kin ve nefret olmadığı halde
sabahlayıp akşamlayasın. Öyle işlemeye çalış. Çünkü bu benim sünnetimdir.
Sünnetimi seven, beni de sevmiş olur. Beni seven cennette benimle beraber
olur. ” Ve Habîb-i Ekrem (s.a.v)’e Ömer ibn-i Hattab (r.a.) gelip demiştir
ki: “ Biz Yahudilerin bazı (kutsal) sözlerini işitip beğendik. Onların bir
kısmını yazmak istiyoruz. Bize izin verir misiniz? ” deyince, ona cevap verip
buyurmuştur ki: “ Yahudilerin ve Hristiyanların şaşkınlık ve birbirlerine
kızgınlık içinde oldukarı gibi siz de mi şaşkınlığa düşeceksiniz? Şüphesiz ki
ben size şu tertemiz dini (Şeriat-ı Mutahhara) öyle bir kemâl üzere
getirmişimdir ki eğer Hz. Mûsa (a. s.) hayatta olsa idi, bana uymaktan
başka yapacak bir işi olmazdı. ” Ve İbn – i Ömer (r. a.) Mekke ile Medine
arasında bir ağaca geldiğinde, onun altında bir miktar öğle uykusu (kaylûle)
uyurdu. Ve derdi ki “Hazret-i Peygamber de böyle yapardı.”
Ancak, Hakk’ın zıt isimlerinin (esmâ-i mütekãbile) tecellî mahalli ve
birbirine muhâlif sıfatlarının aynası oldukları için bazen “yine onları,
yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık” (İsrâ, 17/ 70)
hitâbıyla şereflenip memnun olurlar, bazen de “yeryüzünde fesâd
çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun, dediler”
(Bakara, 2/30) ifadeleriyle, meleklerin Hak teâlâya verdikleri cevapta
olduğu gibi ayıplanıp eleştirilirler. Kimi zaman, “ Yarattıklarımı senin için
yarattım ” hadîs-i kudsîsi gereğince, Hak teâlânın birliği (ehadiyet)
dergâhının sevgilisi olmaları sebebiyle İlâhî cezbe kanatları ile “a’lâ-yı
illiyîn ”in en yüksek derecesi olan Hak’tan başka hiçbir şeyi görmeme
(cem’ül-cem‘) makãmına yükselirler, kimi zaman da bazıları “Onlar
hayvanlar gibidir, belki daha da aşağıdırlar” (A’râf, 7/179) âyetinde
belirtildiği gibi Allah’ın gazabına uğrayarak aşağılık ve âdî arzuların “esfel-
i sâfilîn”in en aşağı bölgelerine inerler. Birinci gruptakiler, “İyiler
muhakkak cennettedir” (İnfitâr, 82/13) âyetiyle müjdelenirken, diğer
gruba da “Kötüler muhakkak cehennemdedirler” (İnfitâr, 82/14) âyetiyle
mahvolacakları ve azâba uğrayacakları haber verilmiştir.

