Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Birinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Teşrih ilminin (Anatomi) faydalarını özetle bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli, bedeni oluşturan asıllarla uğraşan ilim dalına “Anatomi …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Teşrih ilminin (Anatomi) faydalarını özetle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli, bedeni oluşturan asıllarla uğraşan

ilim dalına “Anatomi ilmi” (ilm-i teşrih ve tesrîh) demiştir. Bedenin ve

ruhun halleriyle sırlarına (bu ilim dalı sâyesinde) erişmişlerdir. Büyük

imamlardan Şâfiî (rahmetullâhi aleyh): “İlim ikidir: beden ilimleri ve din

ilimleri” buyurmuş ve böylece beden ilimlerinin, [diğer ilim dalları içinde]

en önemlisi, belki elzem olduğunu duyurmuştur.

Anatomi ilmi kıymetli ve pek zevkli bir ilimdir ki, hakikat ehli âlimlerin

ulaştıkları hikmetin neticesi, araştırmacı tıp uzmanlarının sermayesi, yakîn

ehli sûfîlerin canlarının gıdası, din ve dünya işlerinin meydana gelmesinin

vesilesidir. Mevlâ’yı tanımaya yardımcı ve yol göstericidir. Çünkü anatomi

ilmini bilmeyenler, tıbbın ve hikmetin zorluklarından habersiz ve kendi

nefsini tanımaktan gâfil olup Hakk’ın bilgisine (marifet) kavuşup Hakk’ı

tanımaktan âcizdir. Hâlbuki insanların çoğu durumun böyle olduğunu

bilmezler. İçlerinden bu ilmi tahsil eden olursa da (sadece) tıp ilminde

bilgili ve becerikli olmak için bu ilme yönelirler, diğer yüce sebepleri

düşünmezler. Ancak Allah’ı tanımak için bu ilmi öğrenen, bundan aldığı

kuvvetle nefsini tanımaya ve oradan da Hakk’ı tanımaya nâil olur. Şu halde

eğer anatomi ilmini öğrenip Yüce Yaratıcı’nın güç ve kudretini onda

müşâhade edersen, bundan sana üç türlü fayda gelir.

Birinci fayda şudur: Böylesine sanatkârane bir terkibi inceleyip

seyredince bilirsin ki bütün eşyanın benzerini bir araya toplamış olan bu

muhtasar binayı (insan vücudu) ve güzel şekli en mükemmel biçimde ve en

güzel sûrette yaratan Yüce Yaratıcı’da âcizlik ve kusur düşünmek muhaldir.

Bunu anlayınca hikmetli Yaratıcı’nın kudretinin mükemmelliğini kesin bir

bilgiyle (ayne’l-yakîn) bilmiş olursun.

İkinci fayda şudur ki; Bunca değerli, mânâlı ve güzel terkibi yoktan

yaratan, hiç yorulmayan Allah’ta bilginin en yücesinin olmamasına ihtimal

var mıdır?

Üçüncü fayda şudur ki; Hak teâlânın sana olan çeşitli lutuf ve

yardımlarını, merhamet ve şefkatinin büyüklüğünü idrak edip oradan

Rabb’inin seni her an terbiye ettiğini kesin bir bilgiyle (hakka’l-yakîn)

müşâhade edersin. Çünkü Hak teâlâ bedenleri yaratırken güzelliklerden,

faydalardan ve hikmetlerden bir eksik bırakmayıp hepsini en güzel ve

mükemmel şekilde yaratmıştır.

Ve Rabbü’l-âlemîn Hazretleri’nin bu ikram ve iyilikleri sadece insana

mahsus değildir. Belki O’nun (lutfu, keremi) on sekiz bin âlemi şâmildir.

Hatta atlar, kediler, vahşi hayvanlar, kuşlar, sinekler, yaban arıları, yılanlar

ve karıncaların hayatlarının devamına, güzelliklerine ve rızıklarına sebep

olan hallerinde ve hareketlerinde hiçbir kusur olmayıp Allah hepsinin

sûretlerini en güzel şekilde adâletiyle tasvir edip yaratmıştır. Nitekim İmam

Gazzâlî (rahmetu’llâhi aleyh): “Yaratılanlardan daha iyisi yaratılamazdı”

buyurup bu mânâyı duyurmuştur. Şu halde anatomi ilmi, insanın kendi

nefsini tanımasının anahtarıdır. İnsanın kendi nefsini tanıması ise Rabb’ini

tanımasının anahtarıdır. Nefsi tanımak, Hakk’ı tanımaya nispetle güneşten

bir zerre, deryâdan bir damladır. İnsan bedeni bir binek hayvanı gibidir. Ve

insan bedeni öyle bir binektir ki nefis onun binicisidir. Allah’ı tanımak ise,

asıl maksattır. Şu halde kendi bedenini ve nefsini tanımadan âlemlerin

Rabb’ini [106/b] tanıma davası güden kişi, kendi yiyip içeceği olmadığı

halde, mahallesindeki bütün fakirleri ziyafete davet eden müflis kimse

gibidir. Herkese lâzım olan odur ki önce kendi nefsini bilsin ve ancak

bundan sonra Rabb’ini bilmeye yönelsin. Böylece Hakk’ın muhabbetine

nâil olsun ve Hakk’a vâsıl olma muradı gerçekleşmiş olsun.

Çünkü nefsini bilmek, Hakk’ı bilmeyi gerektirdiği gibi, Hakk’ı bilmek

(marifet) de muhabbeti gerektirir. Mesela mükemmel bir yazı ya da fasih bir

şiir okunduğunda, onun kâtibini, şairini öğrenip tanımak istersin. Ona

muhabbet ederek kendisiyle tanışmayı can u gönülden istersin.

(Tanışabilirsen) o da sana muhabbetine karşılık verip seninle dost olur.

“Allah’ım! Bize önce kendi nefsimizi tanımayı, sonra da marifetini ve

muhabbetini nasip eyle. Ey Vedûd, ey Allah!”