BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Teşrih ilminin (Anatomi) faydalarını özetle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli, bedeni oluşturan asıllarla uğraşan
ilim dalına “Anatomi ilmi” (ilm-i teşrih ve tesrîh) demiştir. Bedenin ve
ruhun halleriyle sırlarına (bu ilim dalı sâyesinde) erişmişlerdir. Büyük
imamlardan Şâfiî (rahmetullâhi aleyh): “İlim ikidir: beden ilimleri ve din
ilimleri” buyurmuş ve böylece beden ilimlerinin, [diğer ilim dalları içinde]
en önemlisi, belki elzem olduğunu duyurmuştur.
Anatomi ilmi kıymetli ve pek zevkli bir ilimdir ki, hakikat ehli âlimlerin
ulaştıkları hikmetin neticesi, araştırmacı tıp uzmanlarının sermayesi, yakîn
ehli sûfîlerin canlarının gıdası, din ve dünya işlerinin meydana gelmesinin
vesilesidir. Mevlâ’yı tanımaya yardımcı ve yol göstericidir. Çünkü anatomi
ilmini bilmeyenler, tıbbın ve hikmetin zorluklarından habersiz ve kendi
nefsini tanımaktan gâfil olup Hakk’ın bilgisine (marifet) kavuşup Hakk’ı
tanımaktan âcizdir. Hâlbuki insanların çoğu durumun böyle olduğunu
bilmezler. İçlerinden bu ilmi tahsil eden olursa da (sadece) tıp ilminde
bilgili ve becerikli olmak için bu ilme yönelirler, diğer yüce sebepleri
düşünmezler. Ancak Allah’ı tanımak için bu ilmi öğrenen, bundan aldığı
kuvvetle nefsini tanımaya ve oradan da Hakk’ı tanımaya nâil olur. Şu halde
eğer anatomi ilmini öğrenip Yüce Yaratıcı’nın güç ve kudretini onda
müşâhade edersen, bundan sana üç türlü fayda gelir.
Birinci fayda şudur: Böylesine sanatkârane bir terkibi inceleyip
seyredince bilirsin ki bütün eşyanın benzerini bir araya toplamış olan bu
muhtasar binayı (insan vücudu) ve güzel şekli en mükemmel biçimde ve en
güzel sûrette yaratan Yüce Yaratıcı’da âcizlik ve kusur düşünmek muhaldir.
Bunu anlayınca hikmetli Yaratıcı’nın kudretinin mükemmelliğini kesin bir
bilgiyle (ayne’l-yakîn) bilmiş olursun.
İkinci fayda şudur ki; Bunca değerli, mânâlı ve güzel terkibi yoktan
yaratan, hiç yorulmayan Allah’ta bilginin en yücesinin olmamasına ihtimal
var mıdır?
Üçüncü fayda şudur ki; Hak teâlânın sana olan çeşitli lutuf ve
yardımlarını, merhamet ve şefkatinin büyüklüğünü idrak edip oradan
Rabb’inin seni her an terbiye ettiğini kesin bir bilgiyle (hakka’l-yakîn)
müşâhade edersin. Çünkü Hak teâlâ bedenleri yaratırken güzelliklerden,
faydalardan ve hikmetlerden bir eksik bırakmayıp hepsini en güzel ve
mükemmel şekilde yaratmıştır.
Ve Rabbü’l-âlemîn Hazretleri’nin bu ikram ve iyilikleri sadece insana
mahsus değildir. Belki O’nun (lutfu, keremi) on sekiz bin âlemi şâmildir.
Hatta atlar, kediler, vahşi hayvanlar, kuşlar, sinekler, yaban arıları, yılanlar
ve karıncaların hayatlarının devamına, güzelliklerine ve rızıklarına sebep
olan hallerinde ve hareketlerinde hiçbir kusur olmayıp Allah hepsinin
sûretlerini en güzel şekilde adâletiyle tasvir edip yaratmıştır. Nitekim İmam
Gazzâlî (rahmetu’llâhi aleyh): “Yaratılanlardan daha iyisi yaratılamazdı”
buyurup bu mânâyı duyurmuştur. Şu halde anatomi ilmi, insanın kendi
nefsini tanımasının anahtarıdır. İnsanın kendi nefsini tanıması ise Rabb’ini
tanımasının anahtarıdır. Nefsi tanımak, Hakk’ı tanımaya nispetle güneşten
bir zerre, deryâdan bir damladır. İnsan bedeni bir binek hayvanı gibidir. Ve
insan bedeni öyle bir binektir ki nefis onun binicisidir. Allah’ı tanımak ise,
asıl maksattır. Şu halde kendi bedenini ve nefsini tanımadan âlemlerin
Rabb’ini [106/b] tanıma davası güden kişi, kendi yiyip içeceği olmadığı
halde, mahallesindeki bütün fakirleri ziyafete davet eden müflis kimse
gibidir. Herkese lâzım olan odur ki önce kendi nefsini bilsin ve ancak
bundan sonra Rabb’ini bilmeye yönelsin. Böylece Hakk’ın muhabbetine
nâil olsun ve Hakk’a vâsıl olma muradı gerçekleşmiş olsun.
Çünkü nefsini bilmek, Hakk’ı bilmeyi gerektirdiği gibi, Hakk’ı bilmek
(marifet) de muhabbeti gerektirir. Mesela mükemmel bir yazı ya da fasih bir
şiir okunduğunda, onun kâtibini, şairini öğrenip tanımak istersin. Ona
muhabbet ederek kendisiyle tanışmayı can u gönülden istersin.
(Tanışabilirsen) o da sana muhabbetine karşılık verip seninle dost olur.
“Allah’ım! Bize önce kendi nefsimizi tanımayı, sonra da marifetini ve
muhabbetini nasip eyle. Ey Vedûd, ey Allah!”

