Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ALTINCI FASIL · Birinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ALTINCI FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Toprak unsurunun mâhiyetini, faydalarını ve özelliklerini, keyfiyetini ve durumlarını, vâdilerini ve dağlarını, yerinde sâkin olup kararlı durmasını …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ALTINCI FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Toprak unsurunun mâhiyetini, faydalarını ve özelliklerini, keyfiyetini ve

durumlarını, vâdilerini ve dağlarını, yerinde sâkin olup kararlı durmasını ve

parçalarını kendine çekmesini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri ittifakla şöyle

demişlerdir. Dört unsurun dördüncüsü ve hepsi içinde özün özü

mesâbesinde olanı toprak unsurudur ki o basit ve yoğun bir cevherdir.

Tabiatının esas özelliği soğuk ve kuru olmakla, diğer unsurlara zıttır.

Mutlak mânâda yoğun olup onun tabiî yeri (hayyiz-i tabi‘î) diğer unsurların

altıdır. Kendi parçalarını (diğer üç unsur içinden) çekip koruması sebebiyle

yerinde yerleşip karar kılmıştır.

Toprak unsuru bir tek yüzeyle kuşatılmış kürevî bir cisimdir ki o kürenin

merkezi aynı zamanda âlemin merkezi olup insanların ve diğer bütün canlı

topluluklarının ayağının altına döşenmiştir. Toprak küresinin yüzeyi,

üzerinde bulunan dağlar ve vâdilerle girintili–çıkıntılı olup üzerinde

bulunan su ve hava kürelerinin alt yüzeyleriyle temas etmiştir.

Diğer bütün felekler ve unsurlar yerkürenin etrafında hareket etmekte

olup birinci felek hareketinin sür’atiyle bu toprak unsurunu her yönden

ortaya doğru sıkıştırarak, yerinde tutmaktadır. Nitekim bir şişe içine bir taş

konulup o şişe sür’atle ve kuvvetle döndürülse söz konusu taş, şişenin

ortasında hareket etmeksizin sâkin durur. Bunun gibi yeryüzü de, feleğin

ortasında öylece sâkin olup hep bir karar üzere bulunur. Gerçi bazıları (Yeni

astronomi bilginleri) demişlerdir ki; bu yerküre, güneş etrafında hem kendi

etrafında (hareket-i vaz’iye) hem de hem güneş etrafında (hareket-i

eyniyye) daima dönmektedir. Diğer felekler ve yıldızlar ise ebediyyen

bulundukları yerlerde sâkin ve sabit olup ancak yerin dönmesiyle

döndükleri ve hareket ettikleri zannedilmiştir. Nitekim seyir halinde

bulunan bir gemiye binmiş bulunan kişiye, (ilk bakışta) deniz sahili hareket

edip yerinden gidiyormuş gibi görünür. Bu konuya dair açıklama ileride

dokuzuncu bölümde Yeni Astronomi adıyla gelecek olan maddede

açıklanacaktır. Ancak söz konusu zayıf görüş çoğunluğun reyine aykırı

bulunmuştur. Çünkü bu kitapta bizim âlemin durumlarını açıklamaktan

maksadımız, cihanın yaratıcısının bilinmesi olup asıl maksadımız cihanı

tanıtmak değildir. Şu halde, âlem ne durumda olursa olsun ve nasıl hareket

ederse etsin, söz konusu durumların ve hareketlerin hepsi, “gökleri ve yeri

(benzersiz birer san’at eseri olarak) yaratan” (Bakara, 2/117) ol Hazret’in

nihayetsiz kudretine ve azametine işarettir. Bizlere lâzım olan da, hâdiselere

ibret nazarıyla bakıp kemâl elde etmektir.

Bu toprak unsuru da, kardeşleri olan diğer unsurlar gibi çeşitli oluşumlar

içine girip bozuşuma uğrayarak farklı şekiller almaya kãbiliyetlidir. O kadar

ki kendi halinde iken bile diğer unsurlara dönüşür; başkalaşıma uğrar.

Soğukluk ve kuruluğun toprak unsurunda birlikte bulunmasının sebebi,

katılık ve yapışma özelliğinin olmasındandır. Bu sebepledir onun dışı

canlılar için sığınak ve ikamet yeri, iç kısmı ise madenler ve bitkiler için

oluşum kaynağı olmuştur.

Dünyânın küre şeklinde olduğu çeşitli delillerle isbat edilmiştir. Bütün yer

yüzü üzerinde iki buçuk fersahtan yüksek bir dağ olmadığı yakînen

bilinmiştir. [Ve yerkürenin cirmine nispetle dağların yüksekliği fevkalade

değildir.] Çünkü en büyük dağların yer yüzünün çapına oranla yüksekliği,

bir arpa tanesinin eninin, bir zirâ‘ uzunlukla mukãyese edilmesi gibi olur.

Bu durumda dağlarla yer yüzünün engebeli olması, yerkürenin tamamının

küre şeklinde olmasına engel değildir. Mesela, yuvarlak bir elmanın üzerine

[tanelerin yarısı kabuğun dışında kalacak şekilde] pirinç taneleri saplansa;

bunlar elmanın yuvarlak olmasını değiştirmediği gibi, dağların yer yüzünü

inişli çıkışlı kılması da, onun yuvarlaklığına zarar vermez. Ancak yerküre

[elma veya herhangi bir cisme nispetle] ziyadesiyle büyük olduğundan, ilk

bakışta (göz alabildiğince uzayıp giden) bir düzlük gibi görünür. Onun

içindir ki hikmet (Fen bilimleri) ilminden nasîbi olmayanların aklı, gözünün

gördüğünü geçemeyip bulunduğu yeri düz gördüğü için [79/b] her yerin

öyle olduğunu zanneder. Halbuki böyle demek, hakikate uygun değildir.

Yerkürenin ortasında, olduğu kabul edilen hayalî bir nokta vardır ki

âlemin merkezi ve tam mânâsıyla dibi orasıdır. Bütün yönlerden ağır

cisimler oraya doğru yönelip engeller yükseldikçe varıp onu bulurlar. Her

taraftan yerin göğe olan yüksekliği eşit olduğu halde; ağır cisimlerin

birbirini çekmesi sebebiyle veya (söz konusu) merkezin kendine doğru

çekmesi sebebiyle toprak unsuru, daima diğer unsurların ortasında bulunur.

İnsan yer yüzünün her neresinde durursa dursun, onun başı daima gök

yüzüne doğru olup ayakları merkezden tarafa gelir ve ona gökyüzünün

yarısı görünür. Çünkü onun ufuk dairesinin merkezi, kendi ayakları altında

bulunur. Bu şekilde yeryüzünün neresine doğru giderse gitsin, ona daima

gökyüzünün yarısı görünür. Görünmeyen cihetten o miktarı kendisinden

gizlenmiş bulunur. Şu halde, yirmi iki fersah mesafe ki -bu takrîben yerin

bir derecesidir- o kadar harekete karşılık göğün de bir derecesi kişiye

görünüp görünen kadarı kendisinden gizlenmiş bulunur.

Çünkü arzın bir derecesi yerin kendi kuşağının üç yüz altmışta bir parçası

olduğu gibi, gökyüzünün dereceleri de öyledir. Bu sebepledir ki yerin bir

derecesinin, karşısında bulunan göğün bir derecesine eşit ve denk olduğu

kabul edilmiştir. Gerçi yer dairesinin kavsinden, gök dairesinin kavsi uzun

bulunmuştur. Ancak (yine de bu, bir ölçü sayılmış ve) bu mukayese metodu

ile bütün mıntıkaların dereceleri bulunmuştur; feleklerin kuşakları ve

yıldızların yeryüzüne olan uzaklık ve yakınlıkları (çeşitli karşılaştırmalar

yapılarak) bilinmiştir.