İKİNCİ FEN · DÖRDÜNCÜ BAB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Uyluk, baldır ve ayak kısımlarına inen atardamarları bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Bacaklar
tarafına inen iki kısımdan her biri ikişer (biri medial diğeri lateral olmak
üzere) büyük kol halinde olmuştur. Bir kolu dış, bir kolu iç olarak
bilinmiştir. Uylukta bulunan kaslara dallar göndermiştir. Sonra baldırlara
inerken, oradaki adalelere de dallar indirmiştir. Sonra ayağa inip ayaklar
tarafında başparmakla işaret parmağı arasına büyük koluyla ilerlemiştir.
Kalan dalları ayağın pek çok bölümünde içeri girmiştir. Aşağıda
açıklanacak toplardamarların altından geçip diğer parmaklara gelmiştir.
Açıklamakta olduğumuz atardamarların -ki can damarlarıdır- bazısı
atardamarların dalları gibi, beşinci omura nüfuz eden atardamarın şubesi
gibi, omuz tarafına yükselen damarın dalları gibi ve koltuk altına meyleden
damarın dalları gibi, şebekede birbirinden ayrılmış olan sebâbeteyn ve döl
yatağı (meşîme) gibi, diyaframa gelen damarların dalları gibi, bir dal ile
omuza nüfuz eden damar gibi; mideye, karaciğere, dalağa, bağırsaklara inen
damarlar gibi, karın tarafından kuyruk sokumuna tek olarak inen damar
gibi, iç organlarında olan damarlar gibi diğer damarlara eşlik etmeyip
münferit kalmışlardır. Diğer dış organlarda olan atardamarlar çarpmadan
korunmak için damarlar altında gizli kalıp toplardamarlar bu atardamarlara
kalkan vazifesi görürler.
Aort adı verilen toplardamarlar ki kan damarlarıdır, bu şiryân (atardamar)
denilen can damarları ile iki fayda için birbirine yakın olmuşlardır:
Birincisi, kan damarına (aort) parlak bir zar ile bağlı olup onlara dokunan
organlar ikisinden kan ve can almakta istifade ederler. İkincisi, atardamarlar
(şiryân) ile kan damarları birbirinden kan ve can alırlar. İşte insanın
bedeninde tertip olunan can damarları bunlardır ki açıklanması bu kadar
kaleme gelmiştir. Bunların hepsi toplam iki yüz atardamara ulaşırlar.
İnsanı en güzel sûrette yaratan Allah teâlâ, her ayıptan münezzehtir.
Bizim kendi başımıza hareket, kudret ve kuvvetimiz yoktur. Güç ve kudret
ancak yüce Allah’ındır. Yâ Rabbi! Bizi kudretine delâlet eden hakikatleri
bilen ve ilmi ile amel eden ârif kullarından eyle.
İnsanı en güzel sûrette yaratan Allah teâlâ, her ayıptan münezzehtir.
Bizim kendi başımıza hareket, kudret ve kuvvetimiz yoktur. Güç ve kudret
ancak yüce Allah’ındır. Yâ Rabbi! Bizi kudretine delâlet eden hakikatleri
bilen ve ilmi ile amel eden ârif kullarından eyle.
[590] . Verîd-i ecvef: Vena kava, veine-cave. ( Osmanlıca Tıp Terimleri
Sözlüğü , s. 328.)
[591] . “Sübhâne men tahayyera fî bedâyi‘i sanâyi‘ihî ukûle’l-fühûli,
sübhâne men savvera’l-insane fî ahseni sûretin bilâ-kusûrin, fe-minhum
inâsun ve minhum zukûrun, subhâne men huve’l-munezzehü ani’l-aczi ve’n-
nisyâni ve’l-futûr.”
. Verîd-i ecvef: Vena kava, veine-cave. ( Osmanlıca Tıp Terimleri Sözlüğü ,
s. 328.)
. “Sübhâne men tahayyera fî bedâyi‘i sanâyi‘ihî ukûle’l-fühûli, sübhâne
men savvera’l-insane fî ahseni sûretin bilâ-kusûrin, fe-minhum inâsun ve
minhum zukûrun, subhâne men huve’l-munezzehü ani’l-aczi ve’n-nisyâni
ve’l-futûr.”
Çünkü akciğer gıdasını kalpten alır. Bu damarın çıkış yeri, kalbin ince
kısmından ve akciğer damarlarına etki edecek yerdendir. Bu damar, diğer
damarların aksine tek bir tabakadan meydana gelmiştir. Ta ki genişlemesi
ve daralması (kontraksiyon) yumuşak ve kolay olsun; akciğerin kendine
mahsus uygun olan buğulu ve ince kan kalpten akciğerin içine sızdığında, o
sızma ondan kolaylık bulsun. Aşağıda açıklayacağımız verîd-i ecvef’in (ana
toplardamar) içinde akan kanın çok pişmesinin gerekli olduğu gibi, aynı
gereklilik bunda olmasın. Özellikle bunun yeri kalbe yakın olmuştur.
Böylece sıcaklıkla pişirme işini sağlayan kuvvet, ateşe kolaylıkla ulaşmıştır.
“Sanatının güzelliği karşısında akılların hayret ettiği, insanı kusursuz
olarak en güzel sûrette yaratan, onlardan erkek ve dişi yaratan; âcizlikten,
unutkanlıktan ve gevşeklikten uzak olan Allah teâlâ her türlü noksanlıktan
münezzehtir.”

