BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Onuncu Madde
Onuncu Madde
Vücudun sağlığını korumaya ait olan yeme içmenin âdâbını, kurallarını;
bazı yiyecek ve meyvelerin üstünlük ve faydalarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki hadis bilginleri şöyle demişlerdir: Peygamberlerin
(aleyhimüsselâm) âdetleri sürekli arpa ekmeği yemeğe alışkanlık idi.
Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) çoğu zaman yediği o ekmek idi veya
buğday unu ile karışık arpa ekmeği yerdi. Arpa ekmeği ile arka arkaya üç
gece doymazdı. Çoğu kere zamanı açlık ve susuzlukla geçerdi. Bu sebeple
insanlara tembih edip buyurmuştur ki; “ Gündüzün aydınlığında ve gecenin
karanlığında ikişer kere yeme ve içme israftır ve hastalık sebebidir .” Et
yemeye ve çorba içmeye devam etmek kasvet [75] verir. Kırk gün kadar ete
ve yağlı yemeklere devam etmek, ahlâkı bozar ve tabiatı değiştirir.
Acıkmadan tok karına yemek ve susamadan su içmek sağlığa zararlıdır.
Nitekim ortada bir şey yokken gülmek insanı utanacak duruma düşürür. Hiç
uyanmadan gece gündüz uyumak, insana bir ayıptır ve bu durum ona
tembellik verir.
Sağlığını korumak isteyen midesini hep tok tutmasın; yediğinde ancak
açlığını giderecek kadar yemenin lezzetini alsın. Firdevs (cennetindeki)
ziyafet için dayanabildiği kadar aç kalsın. Böylece aklı saf, gönlü geniş ve
kalbi nurlu olsun. Mümkün olduğunca gıdayı ansızın aklına getirsin.
Böylece bedeni sıhhat ve tabiatı kuvvet bulsun. Akşam yemeğini terk
etmesin ki vücut organları ihtiyarlıktan (düşkünlükten) emin olsun. Birçok
yemeği ve içeceği bir seferde yemesin, bir çeşit yemekle yetinsin. Böylece
bedeni sıhhat ve mutluluğa, kalbi de hayat ve huzura ulaşsın. Çünkü her
hastalığın sebebi tokluk, her devanın başı da açlık olduğu tecrübe edilmiştir.
Edep ile sadece ekmek yiyenin bedeni, yaşadığı sürece sıhhat ve âfiyette
olur. Edep ise, acıktıktan sonra yemek ve doymadan sofradan kalkmaktır.
Şu halde az yeme ve içmenin en aşağı derecesi; karnın üçte birini yemek,
üçte birini içmek ve üçte birini nefes alıp vermek için ayırmaktır. Orta
derecesi, yeme ve içme ile karnın ancak yarısını doldurmaktır. En üst
derecesi ise, kişinin yemesinin hastanın yemesi gibi, uyumasının boğulmak
üzere olanın uykusu gibi olmasıdır. Bu şekilde huzurun tadı alınır.
Tok karına yemekten kaçınmak çok gerekli ve önemlidir. Çünkü tok
karına yemek yemenin haram ve israf olmasından başka; bars ve diğer
başka hastalıklarla vücutta yaşlılık ve düşkünlüğe sebeptir. İnsan önüne
konulan yiyecek ve içeceği kötülemesin. Eğer iştahı var ise yesin, yok ise
yemesin; ama yemek hakkında bir şey söylemesin. Bir kişinin yemeği iki
kişiye yeter. Nitekim iki kişinin yemeği dört kişiye, dört kişinin yemeği
sekiz kişiye yeter. Bazı yiyecek ve meyvelerin üstünlük ve faydaları
konusunda hadîs-i şerifler vardır. Nitekim Cebrâil (a.s.) Peygamber
Efendimize (a.s.) keşkek (herîse) yemesini işaret etmiştir. Bu sebeple
Rasûlullah (a.s.) keşkek yiyip mübarek bedeninde hem maddî güç, hem de
geceleyin namaza kalkma gücü bulmuştur. Peygamberimizin (a.s.)
nazarında arpa ekmeği, mercimek çorbası ve su kabağı, yiyeceklerin en
sevimlisi ve en güzeliydi. Çünkü (bu yiyecekleri yiyerek) Allah’ı
zikrettiğinde kalbi bu zikirden bir hafiflik ve lezzet bulmuştur. Etten beyin,
kulak, göz ve diğer organlar kuvvet alır. Etin en iyisi omuz ve sırt etidir ki
hasta kalbi iyileştirir, üzüntülü kalbi rahatlatır.
En faydalı katık, sirkedir. Hurma ve üzüm, meyve grubundan olup katık
grubuna da geçmişlerdir. Üzümü ekmekle yemek, tatlı ve kokuyu veren
kişiden reddetmeyip tatmak ve koklamak gerektiği, haberde söylenmiştir.
Mübarek balı sabahları aç karına yiyen ve içen, her hastalıktan şifâ bulur.
Hurma ve kavun, Hazret-i Peygamber’e (s.a.v.) bütün meyvelerden ve
içeceklerden [166/b] tatlı ve lezzetli gelmiştir. Pirinç pilavı yerken Hazret-i
Peygamber’e (s.a.v.) salât ü selâm etmek lâzımdır.
Çünkü pirincin nûru O’nun (s.a.v.) cevherinden meydana gelmiştir. Hadîs-
i şerifte buyrulmuştur ki: “ Kim baklayı kabuğu ile yerse ondan o kadar
hastalık çıkar gider.”
Şûniz (çörek otu) ki siyah tohumdur; işte o ölümden başka her hastalığa
şifâdır. Peyniri ve cevizi yalnız yemek hastalıktır. Fakat ikisini birleştirene
deva olur.
Kuru üzüm (ya da kuru incir; zebîb) yemek, insanın kokusunu güzel,
rengini saf ve temiz yapar, balgamı keser, sinire kuvvet verir. Onu yiyen
çekirdeğini atsın, çünkü onun çekirdeği bedene zararlıdır. Üzümü tane tane
yemek, eğlenceli ve güzeldir.
Ayva (sefercel) fuâda [76] cilâ, kalbe aydınlık ve korkaklara cesaret
vermede eşsizdir. Onu pirinç pilavıyla yiyen hâmilenin çocuğu kuvvetli ve
güzel olur. Narı yağıyla yemek, mideyi terbiye etmektir. İncir yemek,
kulunç ve ve romatizmadan korur ve kalbe incelik verir.
Mübarek karpuz , cennet suyunu ve her gıdada olan lezzeti kendinde
bulundurur. Onun eti ve suyu, çekirdek ve kabuğu bütün organlara ve
kuvvetlere faydalıdır. Karpuz aynı zamanda hem yiyecek, hem içecek ve
hem de güzel kokulu bir reyhandır. Karnı ve mesaneyi temizler, bir
çövendir. [77] Bel suyuna bereket, şehvete hareket verir. Kokusu güzel olup
baş ağrısını teskin eder. Cildi temizleyip güzelleştirir. Göze (bakış) kuvveti,
yemeğe iştiha ve lezzet verip susuzluğu giderir. Bağırsak kurtlarını öldürür.
Yetmiş hastalığı vücuttan gidermekle bedene çok fayda sağlar.
Salatalığı ( hıyar ) tuz ile cevizi ise tatlı ile yemek sünnettir. Meyveleri,
işler yolunda gittiğinde çoğaltmak, işler yolunda gitmediğinde ise azaltmak
bedene sıhhattir. Patlıcanı yumuşatıp süsleyip şifâ niyetiyle yemek,
hastalıkları giderir ve hikmeti davet eder. Beyni rütûbetlendirir, cinsel gücü
arttırır, şehveti harekete geçirir.
Sebzelerin en hoşu, yarpuz, [78] kereviz ve rîbâstır [79] . Bunlar Hızır ile
İlyâs yiyecekleridir. İnsanı korur, cinleri ve cüzzamı giderir. Beyne faydalı
olup burun tıkanıklıklarını açar. Keme’ ki ak mantardır; o bir tür kudret
helvası olup suyu göze şifâdır, siyahı efdaldir.
Bir memlekete gelen, o yerin soğanından yesin ki oranın bulaşıcı
hastalıklarından emin olsun. Pişmiş soğan ve sarımsak yiyen lezzet ve
kuvvet bulur. Pişmemiş soğan ve sarımsak yenmemelidir ki melekler
kokusundan incinir. Çamur yiyen kendi kendini öldüren kimsedir. Çünkü
çamur yemek, karında şişkinlik yapar, rengi sarartır, bedeni mahveder.
Hadîs-i şerifte buyrulmuştur ki: “ Üç şey kalbe mutluluk ve neşe, bedene
de sıhhat verir: Biri güzel koku koklamak, biri bal içmek ve diğeri de güzel
elbise giymektir. ”
Hz. Rasûl (s.a.v.) doğru insandır, hakkı söylemiştir. Çünkü “ İnsan
elbisesiyledir ” sözü bu mânâyı tasdik eder. Şu halde, insanlar elbiseleriyle
güzeldir. Takvâ elbisesi ise bütün elbiselerden güzeldir. Bedeni ve canı
koruyucudur.

