KİTABIN MUKADDİMESİ · Birinci Madde
Birinci Madde
Yedi denizi, dağları, yerleri ve cehennemi özet olarak bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri şu konuda görüş birliği
içindedirler. Hak teâlâ gökleri ve yerleri yaratmayı murad edince, daha önce
sözünü etmiş olduğumuz yeşil cevherin suyundan, cennetleri ve hazineleri,
altında kalan artığının katıksız ve latîf olanından da yedi kat gökleri
yaratmıştır. Ondan arta kalan bulanık ve yoğun kısmı (tortuyu) birbirine
vurmuştur. Onun özü üstüne çıkıp da dalgaları yükselince, söz konusu özü
ve dalgaları öylece dondurmuş, yerler ve dağlar, işte böylece meydana
gelmiştir. Bundan sonra Hak teâlâ bütün dağların ana damarlarını (fay
hatlarını), yeryüzünü bütünüyle kuşatmış olan Kaf Dağı’na bağlamıştır. Bir
büyük meleği, meydana gelecek depremlerle ilgili görevlendirmiş; [11/a]
dağların damarlarını (fay hatlarını) ona itaatkâr kılmıştır. Hak teâlâ bir yerin
halkını günahlardan sakındırmak isterse, görevli melek Allah’ın emriyle o
bölgedeki dağların damarlarını harekete geçirir. (fay hatlarını tetikler)
Böylece o bölgenin halkı deprem korkusuyla içine düştükleri gafletten
uyansınlar ve Hak teâlâya yönelip O’na itaat etsinler.
Cenâb-ı Hak bundan sonra yedi deniz yaratmıştır ki onların en küçüğü,
yerin etrafını Kaf dağının ötesinden kuşatmıştır. Bu sebeple onun adı (bahr-i
muhît) kuşatıcı deniz olmuştur. Onun ötesinde, Kanyes adında ikinci bir
deniz vardır. Onun ötesinde, Esam adlı üçüncü deniz vardır. Bunun ötesinde
dördüncü deniz vardır, adı Muzlem’dir. Bunun ötesindeki beşinci denizin
adı Mırmas’tır/Mirham’dır. Onun ötesinde altıncı deniz vardır, adı
Sâkin’dir. Onun ötesinde yedinci deniz vardır, adı Bâkî’dir ve yedi denizin
sonuncusudur. Söz konusu yedi deniz birbirini kuşatmış vaziyettedir
bunlardan her bir denizin genişliği beş yüz yıllık yoldur.
Hak teâlâ yukarıda sözünü ettiğimiz yeşil cevherin arta kalanından, bu
denizlerden her ikisi arasında, birinci deniz ile yeryüzünün etrafı arasında
ve yedinci denizin ötesinde yeşil bir Kaf dağı yaratmıştır. Böylelikle sayıları
sekiz olmuştur. Sözünü ettiğimiz Kaf dağlarından her birinin genişliği beş
yüz yıllık mesafedir. Bundan sonra Hak teâlâ sonsuz kudretiyle kazıklara
benzeyen dağların yedisi üzerine yedi kat semânın çevresini kubbeler misali
koymuştur. Sekizinci Kaf dağı ise dünya göğünün içinde, (bahr-i muhît)
kuşatıcı deniz ile yeryüzü arasında hepsinden ayrılmış vaziyette, yalın halde
kalmıştır. O yeşil dağı gökyüzünün derinliklerinden güneşin ışığı, ay ve
yıldızların parıltıları aydınlatır. Bu ışıltılar Kaf dağından gökyüzüne
aksettiğinden renksiz olan havayı mavi renkte gösterir. Halk bunu
gökyüzünün rengi zannetmektedir.
Hak teâlâ yedi denizin her birini denizlerde yüzen balıklar gibi rengârenk
binlerce türden yaratıkla doldurmuştur. Ve yedinci kat göğün duvarı olan
Kaf dağının ötesinde büyük bir yılan yaratmış olup o büyük dağı halka gibi
çepeçevre kuşatarak, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Bu vaziyette
kıyamete kadar Hak teâlâyı yüksek sesle tesbih eder. İşte bu denizler içinde
yedi kat yeryüzü bir gemi gibi hareketli ve huzursuz halde çırpınıp
durmakta iken, Hak teâlâ onun için büyük bir melek tayin etmiştir. [408] Yedi
cehennemin altında sert bir rüzgar yaratmıştır. Cehennem tabakalarından
olan saîr ve sakar bu rüzgarın üzerinde bulunur. Daha sonra Hak teâlâ o
rüzgarın altında bir karanlıktan (zulmet) ibaret perdeler [11/b] yaratmıştır.
Yaratılmışların bilgisi ancak o perdelere kadar olanı anlamaya yetmiştir.
Mülkünü ve mülkünde olanları hakkıyla ancak ve sadece Allah teâlâ bilir.
İkinci Madde [409]
Yedi kat yerin ayrıntısını, her tabakada bulunanları, cehennemin yedi
tabakasını ve bunlardan her birinin ismini ve oralarda bulunan cehennem
ehlini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri görüş birliği halinde şöyle
demişlerdir: Hak teâlâ kudretiyle yerleri, birbirinin altında yedi tabaka
halinde yaratmıştır. Bu tabakalardan her birinin genişliğini ve her iki tabaka
arasındaki uzaklığı beş yüz yıllık mesafe kılıp aralarını hava ile
doldurmuştur. İlk tabakanın adı, Dimka ’dır; yukarıda değinilen kısır rüzgar
gibi havası nâhoştur. Onda, Berşem adıyla bilinen bir tür yaratık vardır.
Onlara âhirette hem hesap hem de azap vardır. İkinci tabakanın adı,
Celde ’dir. Ve onda cehennem ehli için azâbın her türlüsü hazırlanmıştır. Ora
halkının adı Tamas olup birbirlerini yerler. Üçüncü tabakanın ismi Arka ’dır.
Onda, kuyrukları mızrak gibi katır büyüklüğünde akrepler vardır. Her
birinin kuyruğunda üç yüz boğum vardır. Bu boğumlar öldürücü zehirle
doludur. Oranın sâkinleri hasis, bencil bir millettir. Onlara Kabes derler ve
onların yiyeceği toprak, içeceği çiğ tanesidir. Dördüncü tabakanın adı,
Harbâ ’dır. Orada dağlar misali büyük ejderhalar vardır. Kuyrukları uzun
hurma ağaçları gibi heybetlidir. Eğer bunlardan birinin zehiri bahr-ı muhîte
karışmış olsaydı, deniz yaratıklarının tamamı onun etkisiyle yok olup
giderdi. Onun sâkinlerine Cülhâm denir. Onların ne gözleri ne de ayakları
vardır. Sadece iki kanatları vardır, onlarla uçarlar.
Beşinci tabakanın adı, Melsel ’dir ve orada yaşayanların ismi Mahtat ’tır.
Onlar, sayıları hesap edilemeyecek kadar çoktur, birbirlerini yerler. Orada
kükürtten dağlar misali (büyük) taşlar vardır. O taşlar, kâfirlerin boyunlarına
bağlanıp cehenneme bırakılırlar. Altıncı tabakanın adı, Sicn ’dir ve
cehennem ehlinin amel defterleri oradadır. Orada bulunanlara, Katâta
derler. Bunların hepsi kuş sûretindedir. Ancak elleri insan eli, kulakları sığır
kulağı ve ayakları koyun ayağı gibidir. Onlar bir bakıma melekler gibidir.
Yemezler, içmezler, uyku bilmezler ve cinsî münasebette bulunmazlar.
Sürekli Hak teâlâya ibadet halindedirler. Bir rivayete göre cehennem ehlinin
ruhları kıyamete kadar oraya haps edilmiştir. Yedinci tabakanın adı,
Ucbâ ’dır. Orada bulunanların adı, Cesûm ’dür. Hepsi de kısa boylu
Habeşîler gibidir. Elleri ve ayakları yırtıcı hayvan pençesine benzer. Ye’cûc
ve me’cûcü onlar helâk edecektir.
Lânetlenmiş şeytan hâlâ avânesiyle birlikte orada bulunmaktadır. Kendisi
bir taht üzerinde oturur, avânesi etrafında sıra sıra dizilip el-pençe divan
dururlar. Yeryüzünde insanları nasıl yoldan çıkardıklarını, ne gibi fitne ve
fesâd uyandırdıklarını ona arz ederler. Bunlardan hangisinin fitne ve fesâdı
daha büyük ise, iblis onu yanına çağırıp yaptıklarını över ve iltifat ederek
has adamlarından kabul eder. Hak teâlâ Muhammed (a.s)’ın ümmetini
onların şerlerinden korusun. Âmin.
Yukarıda anlatılan bu yerin ortasında karanlıktan bir perde vardır. Ve bu
zikredilen yedi kat yer, büyük bir meleğin omzunda durmaktadır. Hak teâlâ
yedi kat yerin altında bulunan yeşil kaya, kırmızı boğa, büyük balık ve
büyük denizin altında kendi gazabından yedi tabaka cehennem yaratmıştır
ki bunların her biri diğerinden aşağıdır. Cehennem tabakalarından her iki
tabakanın arası beş yüz yıllık mesafedir.
Cehennemin yedi kapısı vardır ki bunlardan her birinin içinde ateşten
yetmiş bin dağ vardır. Her dağda ateşten yetmiş bin vâdi vardır ve her
vâdide ateşten yetmiş bin kale vardır. Her kalede ateşten yetmiş bin ev
vardır. [12/a] Her evin içinde halatlar, sandıklar, tokmaklar, topuzlar,
zincirler, bukağılar, köpekler, yılanlar, zehirli akrepler, kaynar ve irinli
sular, zehir ve zakkum gibi bin bir türlü azap vardır. Orada kapkara yüzlü,
gök gözlü zebânî melekleri vardır, hepsi de sağırdır ve onlarda merhamet
yaratılmamıştır. Bunlar sayılamayacak kadar çoktur ki Hak teâlâ zebânîlerin
başına Mâlik denilen büyük ve heybetli bir meleği reis kılmıştır. Yedi
cehennemin hâkimi ve kapıcısı odur.
Cehennem tabakalarından ilkinin adı da Cehennem ’dir. Oradaki azap
diğerlerine nazaran hafiftir. Burası, Muhammed ümmetinin günahkârları
için yaratılmıştır. İkinci tabakanın adı, Saîr ’dir [410] ki Hristiyanlar orada
hapsedilmiştir. Üçüncü tabakanın adı, Sakar ’dır [411] ki orası Yahudiler için
ayrılmıştır. Dördüncü tabakanın adı Cahîm ’dir [412] ki dinden dönen
(mürted)ler ve şeytanlar için onun pek şiddetli azâbı vardır. Beşinci
tabakanın adı, Hutame ’dir [413] , Gayyâ Kuyusu ondadır. Ye’cûc ve me’cûc
ile kafirlerin yeridir. Altıncı tabakanın adı, Lezâ ’dır [414] . Putperest,
ateşperest ve sihirbazlar için hazırlanmıştır. Yedinci tabaka en diptedir ve
adı, Hâviye ’dir [415] . O dinsizleri, zındıkları, hîlekârları, yalancı ve
münafıkları içine alacaktır. Onun ateşinin yakıcılığı ve gazabının şiddeti
diğer cehennem tabakalarının hepsinden fazladır. Sayılan yedi cehennem
tabakasının tüm katmanları yedi binden fazladır.
Ey bağışlayıcı Allah’ım, affınla bizi azâbının ateşinden koru!

