Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · YEDİNCİ FASIL · Beşinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · YEDİNCİ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Yedi iklimin gerisinin mâmur olduğunu, kutuplara varıncaya kadar keşfedilerek iklimlerin belirlendiğini ve yedi iklimin her birindeki en uzun günün …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · YEDİNCİ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Yedi iklimin gerisinin mâmur olduğunu, kutuplara varıncaya kadar

keşfedilerek iklimlerin belirlendiğini ve yedi iklimin her birindeki en uzun

günün bilindiğini, en uzun günden hareketle her iklimde şehirlerin

yerlerinin tesbit edildiğini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki -her ne kadar eski astronomi bilginleri yedi

iklimin gerisinde bulunan bölgelere itibar ve iltifat etmeyip bütün

dikkatlerini yedi iklim üzerine toplamışlarsa da- sonraki dönem astronomi

bilginleri yedi iklimdeki uygulamada olduğu gibi, en uzun güne yarım saat

ilâve edilip bir iklim sayarak, ekvatordan itibâren en uzun günün yirmi dört

saat olduğu noktaya kadar -ki o, burçlar dönencesidir- yirmi dört iklim

tesbit etmişlerdir. Ancak bu kuzey kutbundan âlemin kutbunun altı denilen

güney kutbuna varıncaya kadar yarım saat ilâve etme kãidesinin devam

ettirilmesi mümkün olduğundan, [84/b] en uzun gün birer ay arttıkça bir

iklim itibar ederek iki kutup arasını da altı iklime taksim etmişler ve

doksanıncı enleme (kutuplara) varıncaya kadar toplam otuz iklim tesbit ve

tayin etmişlerdir. Yedi iklimin gerisinde ne olduğunu araştırmak üzere

kutup dönencesinin altına kadar gitmişlerdir. Oraların da meskûn olduğunu

görmüşler; ahâlisinin görünüşte insan gibi olduklarını, fakat ahlâk ve

davranışça eksik, bilgisiz ve yetersiz olduklarını müşâhade etmişlerdir.

Kutup dönencesinin altında bir topluluğa rastlamışlardır ki bunların hepsi,

yöredeki kışın şiddetinden dolayı on ay süresince yerin altına girerler. Onlar

ne din bilirler ne de mezhep. Ne meşrep bilirler ne de herhangi bir san’at ve

zînetleri vardır. Ne süslenmeyi bilirler ne de ibadet etmeyi. Ne bir âdetleri

vardır; ne temizlikten anlarlar ne de hoşa gidecek herhangi bir huyları

vardır. İffet ve namusa önem vermezler ve görünüşlerine uygun

davranışlarda bulunurlar.

O bölgede büyük bir dağ olduğu görülmüştür ki, iki buçuk fersah

yüksekliğindedir. Onun altında altın madeni yanıp üzerinden dumansız bir

ateşin havaya çıktığı müşâhade edilmiştir. Söz konusu dağın üzerinden pek

sıcak kaynak suları fışkırıp büyük nehirler halinde akıp buz tutmuş bulunan

kuzey okyanusuna dökülüp oraya varınca deniz suyunun tesiriyle

ılımışlardır. Buz tutmuş olan deniz suyu da bu sıcak nehirlerin tesiriyle

çözülüp itidal bulmuştur. Nitekim okyanusun söz konusu sıcak nehrin

döküldüğü sahilleri donmuş vaziyette olmadığından, civardaki balıklar o

semte doğru gelip doluşurlar. O bölgenin ahâlisi, o balıkları avlayıp yerler.

Bu noktaya uzak bölgelerde bulunanlara satıp karşılığında hayvan derileri

bunları giyerler. O bölgeye sürekli kar yağmakla, ahâlisi senenin on ayında,

bahsi geçen nehirlerle hamam gibi ılımanlaşmış oyuklarda kalırlar. Orada

ancak iki ay müddetle yaz mevsimi olur ki insanlar sığındıkları oyuklardan

dışarı çıkarlar. Bölge, sürekli ufkun altında olduğu için, orada yaşayanlara

âlemin güney yarısı hiç görünmez. Kuzey yarısı ise, ufkun üstünde olduğu

için daima görünür.

Yıldızların ve feleklerin hareketleri bu bölgede değirmen taşının dönmesi

gibi görünür. Sözünü ettiğimiz yerden doksanınıcı enleme (kutup noktasına)

varıncaya kadar en uzun gün, bazen hafta ve bazen de ay kadar farklılık

göstermekle birlikte altı aya ulaşır. Çünkü güneş –önceki maddelerde

açıklamış olduğumuz- batıya yönelik hareketiyle koç burcunun başlangıcına

geldiğinde, doksanınıcı güney enleminde bir derece kadar yeryüzünden

batarak doksanıncı kuzey enleminde ise, karanlık olan bir derece kadar

yeryüzünden batıp doksanıncı kuzey enleminde karanlık olan bir derece

kadar da yere doğar. Bu şekilde altı ayda kuzey burçlarını dolanıncaya

kadar güney kutbunda bir gece, kuzey kutbunda ise bir gündüz olmuş olur.

Çünkü artık güneş, Terazi’nin başlangıcına ulaşıp güney burçlarına varmış

olur, ve yerin kuzey kutbundan batıp güneyinden doğmuş olur. Güneş, altı

ay zarfında bu burçları geçinceye kadar, kuzey kutbu bölgesinde yerin bir

derecesi yine şiddetli karanlıkta kalıp söz konusu bölgelerde bulunan

denizler donar.

Güney kutbunun bu konudaki ahvali de, kuzeye kıyasla bilinir. Bu

durumda kuzey kutbunun gündüz zamanı, güney kutbunun gecesi olur.

Güneyin gündüz vakti de, kuzeyin gecesi olur.

Gece ile gündüzü birbirine takip ettirip döndüren Allah teâlâ her türlü

noksan sıfatlardan münezzehtir.

Eğer bir iklimde en uzun günü bulmak gerekirse o bölge kaçıncı iklimse,

bunun yarısı olan sayıyı, on iki buçuk saat üzerine eklemekle bulunur.

Mesela beşinci iklimde bulunan hürmetli Erzurum ’da iklimin yarısı olan

iki buçuk sayısı, on iki buçuk üzerine eklenirse; bunun toplamı on beş eder.

Bu şekilde bilinir ki beşinci iklimde en uzun gün on beş saat olur. Buna

mukãyese ederek, en uzun günden hareketle şehrin, kaçıncı iklimde ve

iklimin hangi semtinde olduğu bulunur. Mesela Erzurum’un en uzun günü

on beş saat on iki dakikadır. Şöyle ki, öncelikle bu sayının (saate tekabül

eden) on iki buçuğu çıkarılır. Kalan iki buçuk ile on iki dakikanın iki katı

alınırsa, elde edilen beşten [85/a] iklim sayısı, yirmi dört dakikadan da

şehrin yeri ortaya çıkar. Böylece bilinir ki Erzurum beşinci iklimin ikinci

yarısının sonlarındadır. Çünkü her bir iklimin enlem mesafesi yarım saat

fazladır ve bu da otuz dakika eder. İklimin yarısı da çeyrek saattir ki on beş

dakika eder. Şu halde on beş dakika bulunan bir şehir iklimin ortasında, on

beşten eksik bulunan şehir ise iklimin evvelinde demektir. Erzurum gibi on

beşten fazla olan bir şehir, iklimin ikinci yarısında demektir.

(Yukarıda verilen sayılardan) eğer on iki buçuk çıkartılıp kalan iki buçuk

sayılı dörde bölünürse paralel dairenin sayısı elde edilmiş olur. Çünkü beş

iklimin on dairesi olur. Geri kalanı buna mukayese edilerek bulunur. Şu

halde ekvatordan doksanıncı derece kuzey enleme varıncaya kadar

iklimlerin ahvali nasıl bilindiyse, -sonraki dönem astronomi bilginlerine

göre- güney yarım kürenin durumlarının da aynen böyle olduğu bilinmiştir.

Yani orada da, otuz iklim taksim olunmuştur. Çünkü dünyanın yarısı

ekvatorun güneyine düşmektedir. Mesela; yeryüzünün dörtte birini teşkil

eden meskûn mahalleri ekvatorun güney tarafında bir iklim olsa, Kamer

Dağları’ndan geçerek mübarek Nil Nehri’nin kaynağından dolaşır. İkinci

iklim ise kış dönüm noktasından geçerek Kortanş Burnu’na uğrar. Çünkü

sonraki dönem astronomi bilginleri, o bölgede otuz üç derece enleminde

nice memleketlerin olduğunu bulmuşlardır. Bu bölgelerin ahâlisinin hemen

tamamı puta tapıcılardır. Şu halde, iklimlerin tamamının sayısı ve bunların

paralel daireleri, en uzun günleri, enlemleri ve mesafeleri, bütün bunların

sayıları tesbit edilmek istenirse, bu ancak (ileriki sayfalarda vereceğimiz)

cetvelle mümkün olacaktır.

Mülkünde olanların en doğrusunu, ancak Allah teâlâ bilir.