Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Yedi kat göklerin altı ile dünya göğüne bitişik olan denizin içindeki güneş,

KİTABIN MUKADDİMESİ · İkinci Madde İkinci Madde Yedi kat göklerin altı ile dünya göğüne bitişik olan denizin içindeki güneş, ay ve yıldızların doğuş ve batışları ile bazı durumlarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki …

KİTABIN MUKADDİMESİ · İkinci Madde

İkinci Madde

Yedi kat göklerin altı ile dünya göğüne bitişik olan denizin içindeki güneş,

ay ve yıldızların doğuş ve batışları ile bazı durumlarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki bazı tefsir ve hadis âlimleri şöyle demişlerdir:

Hak teâlâ, dünya semâsının altında ve ona bitişik bir su denizi yaratmıştır.

Ve o deniz dünya göğünün içini bütünüyle kuşatmış olup onun köpüklü

dalgaları Hakk’ın emri ve kudretiyle hava üzerinde karar kılıp sükûnet

bulmuştur, bir damlası bile havaya düşmez. Hak teâlâ güneşi, ayı ve bütün

yıldızları kendi arşının nûrundan yaratıp yukarıda sözü edilen denizin suyu

içinde balıklar gibi dolaştırmaktadır. Bütün bu yıldızların içinden güneşi en

büyük ve parlak, ondan sonra da ayı büyük ve nûrlu kılmıştır. Bundan sonra

Cenâb-ı Hakk’ın emriyle Cibrîl-i Emîn, (a.s.) gece ile gündüzün farkı olsun,

böylelikle senelerin ve ayların hesabı bilinsin diye [9/a] kanadıyla ayın

yüzüne dokunup parlaklığını almıştır. Nitekim Hak teâlâ Kur’ân-ı

Kerîm’inde şöyle buyurmuştur: “ (Rabbinizin nimetlerini) araştırmanız

için, gecenin karanlığını silip (yerine eşyayı aydınlatan) gündüzün

aydınlığını getirdik.” (İsrâ, 17/12)

O halde ayın yüzeyinde çizgiler gibi görülen siyahlıklar, donuklaştırılmış

olan söz konusu nûrun kalıntılarıdır.Hak teâlâ bu deniz içinde elmas

mücevherinden güneş için üçyüz altmış kulplu bir araba yaratıp güneşi

onun üzerine koymuştur. Bu kulplardan her birini tutmak için bir melek

tayin etmiştir. Tâ ki o melekler güneşi araba ile o denizde doğudan batıya

çekip götürsünler. Hak teâlâ ay için dahi üç yüz kulplu sarı yâkuttan bir

araba yaratıp ayı onun üzerine koymuştur. Ve her bir kulpu tutmak için bir

melek tayin etmiştir. Tâ ki bu vazifeli melekler ayı, söz konusu araba ile o

deniz içinde doğudan batıya götürsünler. Ve yine ay için lacivert (renkli)

cevherden atmış kulplu bir kılıf yaratmıştır. Onları tutmak için de altmış

melek tayin etmiştir.

Ayın arabasını çekmekle görevli melekler onu güneşten günbegün

uzaklaştırdıkça, kılıfını tutmakla vazifeli olanlar da, kılıfını aydan azar azar

sıyırırlar. Böylece ay güneşin karşısına geldiği vakit, kılıfından tamamen

çıkmış olur ve dolunay görünür. Sonra vazifeli melekler ayı güneşe yavaş

yavaş yaklaştırdıkça, kılıfını da diğer taraftan ona yaklaştırırlar. Böylece ay

güneşe kavuşunca, görevli melekler kılıfını tamamen geçirirler. İşte

kıyamete kadar bu minval üzere giderler. Yukarıda anılan sebeplerledir ki

ay bazen kaybolur; bazen hilâl, bazen yarım ve bazen de dolunay olur.

Diğer yıldız ve gezegenlerin büyüklerine onar melek, küçüklerine birer

melek tayin olunmuştur. Bu melekler hikmet ve kudret sahibi Allah’ın

dilemesiyle belirlenen vakitlerinde doğup batmaları, her birini kendi

doğacakları yere götürmeleri, anılan yıldızlardan kopan parçalarla, semâda

konuşulanları dinleyen şeytanları taşlayıp yakmaları için gökyüzü

deryâsında hareket ettirirler. Hak teâlâ kudretiyle güneş, ay ve bütün

yıldızlar içinden ancak beş tanesi için, yeryüzünün iki tarafında doğup

batacakları çeşitli noktalar belirlemiştir. Bu sebeple sözü edilen yıldızlara

yedi gezegen (seb’a-i seyyâre) [406] derler ki her gün başka bir yerden doğup

farklı bir yerde batarlar.

Hak teâlâ güneşe mahsus olmak üzere doğu tarafında kara balçıktan

kaynayan yüz seksen kaynak fışkırtmıştır. Aynı şekilde batı tarafından da

kara balçıktan çıkan yüz seksen pınarı batırmıştır. Bunlar, şiddetli ateş

üzerinde kaynayan kazanlar gibi fokurdayıp dururlar. Büyük güneş, her şeyi

ölçüp biçen ve her şeyi bilen Allah’ın dilemesiyle altı ay boyunca her yeni

günde farklı bir noktadan doğar ve her gün başka bir yerden batar. Altı ayın

bitiminde tekrar eski doğduğu ve battığı noktalara döner; senenin bitiminde

(ilk günkü) makãmına dönüp gelmesiyle güneyden kuzeye, kuzeyden

güneye hareket etmiştir. Bu sebepledir ki kış mevsiminde güneşin doğuş ve

batış noktaları güneyden olur. Yaz mevsiminde kuzeyden doğup batar.

güneşin hareketleri tâ kıyamete kadar bu şekilde devam eder.

Eğer bu parlak güneş(in ışınları) gökyüzü denizi içinde süzülmeyip

doğrudan atmosfere girse ve şimdi bulunduğu yerden bize yaklaşsaydı,

yeryüzünde bulunan bütün canlılar yanardı. Ve eğer ayın güzelliği adı geçen

“gökyüzü denizinin suyuyla örtülü olmayıp sahip olduğu parıltıyla berâber

görülseydi; [9/b] insanlar parlak ayın güzelliğine kapılıp hayrân olurlar ve

onu biricik sevgili edinirlerdi” diye haberde aktarılmıştır.