KİTABIN MUKADDİMESİ · İkinci Madde
İkinci Madde
Yedi kat göklerin altı ile dünya göğüne bitişik olan denizin içindeki güneş,
ay ve yıldızların doğuş ve batışları ile bazı durumlarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki bazı tefsir ve hadis âlimleri şöyle demişlerdir:
Hak teâlâ, dünya semâsının altında ve ona bitişik bir su denizi yaratmıştır.
Ve o deniz dünya göğünün içini bütünüyle kuşatmış olup onun köpüklü
dalgaları Hakk’ın emri ve kudretiyle hava üzerinde karar kılıp sükûnet
bulmuştur, bir damlası bile havaya düşmez. Hak teâlâ güneşi, ayı ve bütün
yıldızları kendi arşının nûrundan yaratıp yukarıda sözü edilen denizin suyu
içinde balıklar gibi dolaştırmaktadır. Bütün bu yıldızların içinden güneşi en
büyük ve parlak, ondan sonra da ayı büyük ve nûrlu kılmıştır. Bundan sonra
Cenâb-ı Hakk’ın emriyle Cibrîl-i Emîn, (a.s.) gece ile gündüzün farkı olsun,
böylelikle senelerin ve ayların hesabı bilinsin diye [9/a] kanadıyla ayın
yüzüne dokunup parlaklığını almıştır. Nitekim Hak teâlâ Kur’ân-ı
Kerîm’inde şöyle buyurmuştur: “ (Rabbinizin nimetlerini) araştırmanız
için, gecenin karanlığını silip (yerine eşyayı aydınlatan) gündüzün
aydınlığını getirdik.” (İsrâ, 17/12)
O halde ayın yüzeyinde çizgiler gibi görülen siyahlıklar, donuklaştırılmış
olan söz konusu nûrun kalıntılarıdır.Hak teâlâ bu deniz içinde elmas
mücevherinden güneş için üçyüz altmış kulplu bir araba yaratıp güneşi
onun üzerine koymuştur. Bu kulplardan her birini tutmak için bir melek
tayin etmiştir. Tâ ki o melekler güneşi araba ile o denizde doğudan batıya
çekip götürsünler. Hak teâlâ ay için dahi üç yüz kulplu sarı yâkuttan bir
araba yaratıp ayı onun üzerine koymuştur. Ve her bir kulpu tutmak için bir
melek tayin etmiştir. Tâ ki bu vazifeli melekler ayı, söz konusu araba ile o
deniz içinde doğudan batıya götürsünler. Ve yine ay için lacivert (renkli)
cevherden atmış kulplu bir kılıf yaratmıştır. Onları tutmak için de altmış
melek tayin etmiştir.
Ayın arabasını çekmekle görevli melekler onu güneşten günbegün
uzaklaştırdıkça, kılıfını tutmakla vazifeli olanlar da, kılıfını aydan azar azar
sıyırırlar. Böylece ay güneşin karşısına geldiği vakit, kılıfından tamamen
çıkmış olur ve dolunay görünür. Sonra vazifeli melekler ayı güneşe yavaş
yavaş yaklaştırdıkça, kılıfını da diğer taraftan ona yaklaştırırlar. Böylece ay
güneşe kavuşunca, görevli melekler kılıfını tamamen geçirirler. İşte
kıyamete kadar bu minval üzere giderler. Yukarıda anılan sebeplerledir ki
ay bazen kaybolur; bazen hilâl, bazen yarım ve bazen de dolunay olur.
Diğer yıldız ve gezegenlerin büyüklerine onar melek, küçüklerine birer
melek tayin olunmuştur. Bu melekler hikmet ve kudret sahibi Allah’ın
dilemesiyle belirlenen vakitlerinde doğup batmaları, her birini kendi
doğacakları yere götürmeleri, anılan yıldızlardan kopan parçalarla, semâda
konuşulanları dinleyen şeytanları taşlayıp yakmaları için gökyüzü
deryâsında hareket ettirirler. Hak teâlâ kudretiyle güneş, ay ve bütün
yıldızlar içinden ancak beş tanesi için, yeryüzünün iki tarafında doğup
batacakları çeşitli noktalar belirlemiştir. Bu sebeple sözü edilen yıldızlara
yedi gezegen (seb’a-i seyyâre) [406] derler ki her gün başka bir yerden doğup
farklı bir yerde batarlar.
Hak teâlâ güneşe mahsus olmak üzere doğu tarafında kara balçıktan
kaynayan yüz seksen kaynak fışkırtmıştır. Aynı şekilde batı tarafından da
kara balçıktan çıkan yüz seksen pınarı batırmıştır. Bunlar, şiddetli ateş
üzerinde kaynayan kazanlar gibi fokurdayıp dururlar. Büyük güneş, her şeyi
ölçüp biçen ve her şeyi bilen Allah’ın dilemesiyle altı ay boyunca her yeni
günde farklı bir noktadan doğar ve her gün başka bir yerden batar. Altı ayın
bitiminde tekrar eski doğduğu ve battığı noktalara döner; senenin bitiminde
(ilk günkü) makãmına dönüp gelmesiyle güneyden kuzeye, kuzeyden
güneye hareket etmiştir. Bu sebepledir ki kış mevsiminde güneşin doğuş ve
batış noktaları güneyden olur. Yaz mevsiminde kuzeyden doğup batar.
güneşin hareketleri tâ kıyamete kadar bu şekilde devam eder.
Eğer bu parlak güneş(in ışınları) gökyüzü denizi içinde süzülmeyip
doğrudan atmosfere girse ve şimdi bulunduğu yerden bize yaklaşsaydı,
yeryüzünde bulunan bütün canlılar yanardı. Ve eğer ayın güzelliği adı geçen
“gökyüzü denizinin suyuyla örtülü olmayıp sahip olduğu parıltıyla berâber
görülseydi; [9/b] insanlar parlak ayın güzelliğine kapılıp hayrân olurlar ve
onu biricik sevgili edinirlerdi” diye haberde aktarılmıştır.

