BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Yeni astronomi bilginlerine yöneltilen soruları ve bunlara verilen
cevapları bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki yeni astronomi bilginlerine dînî hususlarda, rasat
(gözlem) ve astronomi ilmine dair kurallarla ilgi olarak ilk önce şu yönde
itirazlar olmuştur:
Yeni görüş denilerek ileri sürülen varsayımlar, semâvî kitapların
bildirdiklerinin birçoğuna aykırıdır. Bu görüşlere dayanan bir bilim ne
olursa olsun, aslâ rağbet edilmeyi ve ilgi görmeyi haketmez. O halde, yeni
görüş denilerek ortaya atılan hayal ürünü şeylere de itibar etmek ve bunları
dikkate almak aslâ doğru değildir. Bu yöndeki itirazların cevabını mantık
ilmindeki büyük önerme mertebesinde iki ihtimali gözeterek şu şekilde
vermişlerdir: “Hakîkatin kendisi olmak üzere (bunlar) rağbet ve iltifat
etmeye hakikatte lâyık değildir” denilirse, her ne kadar böyle olduğu kabul
edilse bile, aslâ bir faydası yoktur.
“Farazî olduğu yönünden de aslâ rağbet ve iltifata lâyık değildir”
denilirse, böyle demek doğru görülmemiş ve men edilmiştir. Küçük önerme
mertebesinde karşılıklı konuşarak şöyle cevap vermişlerdir: Yerküre, bu
yeni astronomiye göre de aslında hareket özelliği olmayıp hakikatte
hareketli olan şey, yerküreyi kuşatan yumuşak maddeden ibaret olan
girdabıdır. Çünkü yerküre, girdabı olan yumuşak maddenin belirli parçaları
arasında daima kuşatılmış olup gemi içinde olan kişinin gemi içinde sâkin
durduğu gibi, yerküre de söz konusu yumuşak maddenin parçaları arasında
daima sâkin olarak durmaktadır.
Bir de şu şekilde cevap verilmiştir: Dinî hususlara ve yaratılışa dair
olmadıkları halde bakıldığında pek çok hükmün semâvî kitaplarda
açıklanmış olduğu görülür. Nitekim bu cümleden olmak üzere Tevrat’ta Ay
için “büyük kandil (sirâc)” denilmiştir. Bununla birlikte biz Ay’a
baktığımızda onun diğer yıldızlardan küçük olmasının dışında. ışığını da
güneşten aldığı nı bilmekteyiz.
“Yer daima sâkindir” hükmü de Tevrat nüshalarında geçmektedir. [99/b]
Burada kastedilen mânâsı ile doğru ve gerçektir. Çünkü bu sözün yerinde
başlangıcı şöyledir: “Oluşumun biri gider, biri gelir.” Hal böyle olunca
sözün anlamı şudur: “Arz daima sâkindir.” Bu durumda sözün öncesini ve
sonrasını dikkate alarak, “Arz daima sâkindir” demek, “Arz daima
bulunduğu hal üzere bâkî kalıp bütünüyle değişim ve başkalaşımdan
uzaktır, her ne kadar bazen kendisinde oluş ve bozuluşlar meydana gelse
de” demektir. Nitekim diğer kitaplarda söylenilenler de bu manâya göre
yorumlanmıştır. Çünkü yerküre, bütünü itibarıyla aslâ ne dağılır, ne de
tamamen oluş ve bozuluş halinde bulunur, diyerek cevap vermişlerdir.
Bundan sonra astronomi ilminin kurallarına ve yapılan gözlemlerin
sonuçlarına dayanarak yeni astronomi bilginlerine şöyle itiraz edilmiştir:
“Eğer yerküre âlemin merkezinden uzakta olsa ve sadece kendi senelik
yörüngesinde hareket ediyor olsaydı, mesela kuzey kutbunun yüksekliği her
zaman aynı seviyede kalmayıp tam başucu noktamızda bulunan yıldızlar
her zaman görünmezdi. Her vakitte sabit yıldızlar feleğinin belirli bir yarısı
bizim karşımıza gelmezdi; Yeröte ve Yerberi noktaları bu minval üzere
belirli bir yerde bulunmazlardı.
Bütün bu itirazlara verilen cevap şöyle olmuştur: Yerküre kendi ekseni
üzere bilinen şekliyle hareket ettiği takdirde, kuzey kutbunun yüksekliği her
zaman belirli bir seviyede olup başucu noktamızda bulunan yıldız daima
görünür. Felek küresinin belirli bir kısmı, yani tesbit edilmiş altı burcu
tamamıyla, daima yerkürenin belirli bir yerinde sabit kalıp orada durmamız
şartıyla her zaman bizim karşımıza gelip görüş alanımızda olur. -Daha önce
belirtildiği üzere- sabit yıldızlar feleği bizden o kadar uzaktır ki ona nispetle
yerkürenin senelik yörüngesi bir nokta kadar görünür.
Çünkü yerkürenin ekseniyle âlemin ekseni daima aynı hizada bulunur. Şu
halde, -yukarıda belirtilen- üç hükme göre, yerkürenin belirli bir noktasında
daima sabit olarak ikãmet edilemez. Onun için, şu şart koşulmuştur ki
kuzey kutbunun daima tek bir tarz üzere bulunan yüksekliği, bizim
görüşümüze göre bulunsun. Yerkürenin daima belirli bir yerinde
bulunduğumuz vakitte, o da bize her zaman belirli bir konumda
görülmüştür. Yani bu şart, bizim için tespit edilen belirlenmiş bir ufku ve
tam tepe noktamızda olan belirli noktayı kaybetmeyip değiştirmediğimiz
süre içinde böyle olduğu bulunmuştur.
Çünkü mesela, kuzeyden güneye veya güneyden kuzeye yerküre üzerinde
hareket ederek belirli yerimizi ve başucu noktamızda bulunan belirli
noktayı (belirli bir doğrultuda) değiştirdiğimiz zaman, elbette bize feleğin
(yerimizde sabit durduğumuz vakte göre) başka bir parçası görünür ki daha
önceleri (yerimizde sabit durduğumuz zamanda) biz onu aslâ göremezdik.
Buna karşılık daha önce görmekte olduğumuz parçası, o anda bize tamamen
gizli kalır. Bunun gibi (yukarıda) bahsi geçen kutbun yüksekliği ve başucu
noktamızda bulunan yıldızların görünmesi de değişkenlik arz eder.
Ancak, yeröte ve yerberinin belirlenmelerinin gerekliliği hususunda vârid
olan ihtilafa, şu şekilde mukabele olunmuştur: (Yukarıda anlatılan metot
üzere) yerküre kendi senelik yörüngesinde güney burçları hizasında hareket
etmekte iken bile güneşten uzak olmak konumunu bulmakla yeröte
meydana gelir. Güney burçları hizasında hareket etmekte iken, yine güneşe
yakın olma konumuna gelince yerberi, perije meydana çıkar.
Bu yeni astronomi ilminin yeröte, ve yerberi noktalarına dair hükümleri,
aynen eski astronomi ilminde olduğu gibidir. Ancak aralarındaki fark şudur:
Eski astronomide uzaklık ve yakınlık güneşin hareketinden bilinmiş, yeni
astronomi görüşüne göre ise söz konusu mesafelerin oluşması yerin
hareketlerine göre belirlenmiştir. Ve yine öncekilerin görüşlerine göre,
yeröte ve yerberi noktalarının değişmesi, burçlar feleğinin hareketinden,
yeni astronomide ise yerin hareketinin yavaşlamasından olduğu tespit
edilmiştir.
Bundan sonra, yukarıdaki cevapların dayanağı sayılan öncül önermeye şu
şekilde itiraz olunmuştur: Sabit feleklerin, [100/a] bulunduğumuz yerden
yerkürenin senelik büyük yörüngesinin bir nokta kadar göründüğü
mesafenin, inanılmayacak derecede uzak olduğu tespit edilmiştir. Bu itiraza
da şöyle cevap verilmiştir: Söz konusu uzaklık sebebiyle onu tasdik
etmemek, sağlam bir delile dayanmamaktadır. Bununla birlikte yukarıda
geçen küçük önerme ile asıl amacımız olan feleklerin hallerinin nizamı ve
sistemi ispat olunmuştur. O halde bunun benzeri ilim dallarında (yukarıda
getirilen benzetmede olduğu gibi) inanılmaz görülen pek çok hükümler
görülmüştür. Bu sebeple bu tür değerlendirmelerin zararı olmadığı ifade
edilmiştir.
En doğrusunu ancak Allah teâlâ bilir.

