Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Yedinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Yeni astronomi bilginlerine yöneltilen soruları ve bunlara verilen cevapları bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki yeni astronomi bilginlerine dînî …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Yeni astronomi bilginlerine yöneltilen soruları ve bunlara verilen

cevapları bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki yeni astronomi bilginlerine dînî hususlarda, rasat

(gözlem) ve astronomi ilmine dair kurallarla ilgi olarak ilk önce şu yönde

itirazlar olmuştur:

Yeni görüş denilerek ileri sürülen varsayımlar, semâvî kitapların

bildirdiklerinin birçoğuna aykırıdır. Bu görüşlere dayanan bir bilim ne

olursa olsun, aslâ rağbet edilmeyi ve ilgi görmeyi haketmez. O halde, yeni

görüş denilerek ortaya atılan hayal ürünü şeylere de itibar etmek ve bunları

dikkate almak aslâ doğru değildir. Bu yöndeki itirazların cevabını mantık

ilmindeki büyük önerme mertebesinde iki ihtimali gözeterek şu şekilde

vermişlerdir: “Hakîkatin kendisi olmak üzere (bunlar) rağbet ve iltifat

etmeye hakikatte lâyık değildir” denilirse, her ne kadar böyle olduğu kabul

edilse bile, aslâ bir faydası yoktur.

“Farazî olduğu yönünden de aslâ rağbet ve iltifata lâyık değildir”

denilirse, böyle demek doğru görülmemiş ve men edilmiştir. Küçük önerme

mertebesinde karşılıklı konuşarak şöyle cevap vermişlerdir: Yerküre, bu

yeni astronomiye göre de aslında hareket özelliği olmayıp hakikatte

hareketli olan şey, yerküreyi kuşatan yumuşak maddeden ibaret olan

girdabıdır. Çünkü yerküre, girdabı olan yumuşak maddenin belirli parçaları

arasında daima kuşatılmış olup gemi içinde olan kişinin gemi içinde sâkin

durduğu gibi, yerküre de söz konusu yumuşak maddenin parçaları arasında

daima sâkin olarak durmaktadır.

Bir de şu şekilde cevap verilmiştir: Dinî hususlara ve yaratılışa dair

olmadıkları halde bakıldığında pek çok hükmün semâvî kitaplarda

açıklanmış olduğu görülür. Nitekim bu cümleden olmak üzere Tevrat’ta Ay

için “büyük kandil (sirâc)” denilmiştir. Bununla birlikte biz Ay’a

baktığımızda onun diğer yıldızlardan küçük olmasının dışında. ışığını da

güneşten aldığı nı bilmekteyiz.

“Yer daima sâkindir” hükmü de Tevrat nüshalarında geçmektedir. [99/b]

Burada kastedilen mânâsı ile doğru ve gerçektir. Çünkü bu sözün yerinde

başlangıcı şöyledir: “Oluşumun biri gider, biri gelir.” Hal böyle olunca

sözün anlamı şudur: “Arz daima sâkindir.” Bu durumda sözün öncesini ve

sonrasını dikkate alarak, “Arz daima sâkindir” demek, “Arz daima

bulunduğu hal üzere bâkî kalıp bütünüyle değişim ve başkalaşımdan

uzaktır, her ne kadar bazen kendisinde oluş ve bozuluşlar meydana gelse

de” demektir. Nitekim diğer kitaplarda söylenilenler de bu manâya göre

yorumlanmıştır. Çünkü yerküre, bütünü itibarıyla aslâ ne dağılır, ne de

tamamen oluş ve bozuluş halinde bulunur, diyerek cevap vermişlerdir.

Bundan sonra astronomi ilminin kurallarına ve yapılan gözlemlerin

sonuçlarına dayanarak yeni astronomi bilginlerine şöyle itiraz edilmiştir:

“Eğer yerküre âlemin merkezinden uzakta olsa ve sadece kendi senelik

yörüngesinde hareket ediyor olsaydı, mesela kuzey kutbunun yüksekliği her

zaman aynı seviyede kalmayıp tam başucu noktamızda bulunan yıldızlar

her zaman görünmezdi. Her vakitte sabit yıldızlar feleğinin belirli bir yarısı

bizim karşımıza gelmezdi; Yeröte ve Yerberi noktaları bu minval üzere

belirli bir yerde bulunmazlardı.

Bütün bu itirazlara verilen cevap şöyle olmuştur: Yerküre kendi ekseni

üzere bilinen şekliyle hareket ettiği takdirde, kuzey kutbunun yüksekliği her

zaman belirli bir seviyede olup başucu noktamızda bulunan yıldız daima

görünür. Felek küresinin belirli bir kısmı, yani tesbit edilmiş altı burcu

tamamıyla, daima yerkürenin belirli bir yerinde sabit kalıp orada durmamız

şartıyla her zaman bizim karşımıza gelip görüş alanımızda olur. -Daha önce

belirtildiği üzere- sabit yıldızlar feleği bizden o kadar uzaktır ki ona nispetle

yerkürenin senelik yörüngesi bir nokta kadar görünür.

Çünkü yerkürenin ekseniyle âlemin ekseni daima aynı hizada bulunur. Şu

halde, -yukarıda belirtilen- üç hükme göre, yerkürenin belirli bir noktasında

daima sabit olarak ikãmet edilemez. Onun için, şu şart koşulmuştur ki

kuzey kutbunun daima tek bir tarz üzere bulunan yüksekliği, bizim

görüşümüze göre bulunsun. Yerkürenin daima belirli bir yerinde

bulunduğumuz vakitte, o da bize her zaman belirli bir konumda

görülmüştür. Yani bu şart, bizim için tespit edilen belirlenmiş bir ufku ve

tam tepe noktamızda olan belirli noktayı kaybetmeyip değiştirmediğimiz

süre içinde böyle olduğu bulunmuştur.

Çünkü mesela, kuzeyden güneye veya güneyden kuzeye yerküre üzerinde

hareket ederek belirli yerimizi ve başucu noktamızda bulunan belirli

noktayı (belirli bir doğrultuda) değiştirdiğimiz zaman, elbette bize feleğin

(yerimizde sabit durduğumuz vakte göre) başka bir parçası görünür ki daha

önceleri (yerimizde sabit durduğumuz zamanda) biz onu aslâ göremezdik.

Buna karşılık daha önce görmekte olduğumuz parçası, o anda bize tamamen

gizli kalır. Bunun gibi (yukarıda) bahsi geçen kutbun yüksekliği ve başucu

noktamızda bulunan yıldızların görünmesi de değişkenlik arz eder.

Ancak, yeröte ve yerberinin belirlenmelerinin gerekliliği hususunda vârid

olan ihtilafa, şu şekilde mukabele olunmuştur: (Yukarıda anlatılan metot

üzere) yerküre kendi senelik yörüngesinde güney burçları hizasında hareket

etmekte iken bile güneşten uzak olmak konumunu bulmakla yeröte

meydana gelir. Güney burçları hizasında hareket etmekte iken, yine güneşe

yakın olma konumuna gelince yerberi, perije meydana çıkar.

Bu yeni astronomi ilminin yeröte, ve yerberi noktalarına dair hükümleri,

aynen eski astronomi ilminde olduğu gibidir. Ancak aralarındaki fark şudur:

Eski astronomide uzaklık ve yakınlık güneşin hareketinden bilinmiş, yeni

astronomi görüşüne göre ise söz konusu mesafelerin oluşması yerin

hareketlerine göre belirlenmiştir. Ve yine öncekilerin görüşlerine göre,

yeröte ve yerberi noktalarının değişmesi, burçlar feleğinin hareketinden,

yeni astronomide ise yerin hareketinin yavaşlamasından olduğu tespit

edilmiştir.

Bundan sonra, yukarıdaki cevapların dayanağı sayılan öncül önermeye şu

şekilde itiraz olunmuştur: Sabit feleklerin, [100/a] bulunduğumuz yerden

yerkürenin senelik büyük yörüngesinin bir nokta kadar göründüğü

mesafenin, inanılmayacak derecede uzak olduğu tespit edilmiştir. Bu itiraza

da şöyle cevap verilmiştir: Söz konusu uzaklık sebebiyle onu tasdik

etmemek, sağlam bir delile dayanmamaktadır. Bununla birlikte yukarıda

geçen küçük önerme ile asıl amacımız olan feleklerin hallerinin nizamı ve

sistemi ispat olunmuştur. O halde bunun benzeri ilim dallarında (yukarıda

getirilen benzetmede olduğu gibi) inanılmaz görülen pek çok hükümler

görülmüştür. Bu sebeple bu tür değerlendirmelerin zararı olmadığı ifade

edilmiştir.

En doğrusunu ancak Allah teâlâ bilir.