Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Birinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Yeni astronomi ilminin şöhret bulup itibar kazandığını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki eski ve yeni filozoflarla astronomi bilginleri, âlem …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Yeni astronomi ilminin şöhret bulup itibar kazandığını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki eski ve yeni filozoflarla astronomi bilginleri,

âlem küresinin durumuna dair görüşleri itibarıyla ikiye ayrılmışlar, esîrî

(felekî) kürelerle dört ana unsurdan oluşan cisimlerden (ecsâm-ı unsuriyye)

ibaret olan âlemin yapısı ve özellikleri, konumları, tertibi ve tavırları,

bununla birlikte hareket ve durma halindeki nicelikleri bunların dışında

henüz bilinmeyen başka durumlarının açıklanması konusunda iki görüş

etrafında toplanmışlardır.

Filozofların ekserisi (yukarıda bahsi geçen konularda) sağlam görüşleri

seçerek bunlar etrafında görüş birliğine varmışlar ve bu görüş, eski

astronomi (hey’et-i kadîme) adıyla şöhret bulmuştur. Eski astronomi olarak

benimsenen bu görüş ve düşünceler, -kişinin kendini bilmesi ve Allah’ın

yarattıklarındaki hikmeti tefekkür etmesine vesile olur düşüncesiyle-

Ma’rifetnâme’nin buraya kadar anlatılan bölüm ve maddelerinde yazılarak

açıklanmıştır.

İkinci görüşü benimseyen ve tercih eden filozofların düşüncelerine

gelince, onlar, ateş kütlesinden ibaret olup âlemi aydınlatan güneşi, bütün

unsurların en mükemmeli ve tüm cisimlerin merkezi olarak kabul

etmişlerdir. Onlara göre güneş, âlemin merkezinde etrafı kuşatılmış ve sâkin

olarak durmakta, yerküre de bir top misali yıldızlardan biri gibi hareket

halinde ve dönmekte olup gökler de bir hal üzere sâkin ve bir düzen

içindedir. Bu görüşü benimseyen bilim adamları insanlar arasında

düşüncelerini belli bir düzen ve ispat üzere sistemleştirmek için çalışıp

gayret ettikçe, sıradan halk onlara hakaret ederek kınama yolunu seçmiştir.

Çünkü onlar, avâmın akıl ve kavrayışına muhalefet ederek gözle görünenin

aksine yeryüzünün hareketli olduğu kanaatindedirler. Bu yüzden değişik

kesimlerden insanlar kendilerine mesafeli durarak buğz ve kin güdüyordu.

Ancak, bu yeni görüşlerin ortaya çıkmasından önceki zamanlarda da, yerin

döndüğünü söyleyenler hep olmuştur. Nitekim Eflatun da ömrünün son

demlerinde, yerin döndüğü kanaatini benimsemiştir.

Bu görüş üzerinden asırlar ve devirler geçmiş, gökbilimiyle ilgili rasatlar

günden güne gelişerek o güne kadar yapılan çalışmalar kaydedilmiş,

müteahhirîn bilim adamları zamanında, öncekilerin yazılı kural haline

getirdiği bilgiler ve tecrübeler üzerine yeni elde edilen bilgiler ve gözlemler

ilâve edilmiştir. Bu şekilde feleklerin durumları belli bir sistem içinde

değerlendirildikçe, bu ikinci görüş bir ölçüde yaygınlaşmış, müteahhir

bilginlerin çoğunluğunun rağbet etmesiyle de “hey’et-i cedîde” adıyla

şöhret bulmuştur. Hatta bu görüşü benimseyenler, âlemin yapısını taklit

ederek evlerinin ortasında ve kiliselerde kandil yakarlarmış.

Ancak gaflet olunmamalıdır ki, yukarıda serdedilen görüşlere inanıp

itimat etmek, dinin gereklerinden değildir. Çünkü âlem küresi ne şekilde ve

hangi yapıda olursa olsun, gök ve yer cisimlerinin oluşumu ne şekilde

gerçekleşirse gerçekleşsin ve felek çarkı nasıl dönerse dönsün, hiçbir zaman

âlemin sonradan yaratıldığını (hudûs) inkâr etmenin mümkün olmadığına,

bu en güzel sûrette yaratılmış olan şekillerin, [96/b] yüce yaratıcısının

mükemmel eseri olduğu düşüncesinden başkasını hayal etmenin muhal

olduğuna itimat etmek ve inanmak dinin gereklerindendir. Hatta bu, imanda

yakîne ermek için gerekli, kesin inanç esaslarındandır.

Filozofların bu âlemi değişik açılardan gözlemlemeleri, cihanın

yaratıcısının san’atının esrarındandır. Bu âleme hangi açıdan bakılırsa o

şekilde hareket ettiğinin algılanması, âlemin Yaratıcısının kudretinin

kemâlindendir.