BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Yeni astronomi ilminin şöhret bulup itibar kazandığını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki eski ve yeni filozoflarla astronomi bilginleri,
âlem küresinin durumuna dair görüşleri itibarıyla ikiye ayrılmışlar, esîrî
(felekî) kürelerle dört ana unsurdan oluşan cisimlerden (ecsâm-ı unsuriyye)
ibaret olan âlemin yapısı ve özellikleri, konumları, tertibi ve tavırları,
bununla birlikte hareket ve durma halindeki nicelikleri bunların dışında
henüz bilinmeyen başka durumlarının açıklanması konusunda iki görüş
etrafında toplanmışlardır.
Filozofların ekserisi (yukarıda bahsi geçen konularda) sağlam görüşleri
seçerek bunlar etrafında görüş birliğine varmışlar ve bu görüş, eski
astronomi (hey’et-i kadîme) adıyla şöhret bulmuştur. Eski astronomi olarak
benimsenen bu görüş ve düşünceler, -kişinin kendini bilmesi ve Allah’ın
yarattıklarındaki hikmeti tefekkür etmesine vesile olur düşüncesiyle-
Ma’rifetnâme’nin buraya kadar anlatılan bölüm ve maddelerinde yazılarak
açıklanmıştır.
İkinci görüşü benimseyen ve tercih eden filozofların düşüncelerine
gelince, onlar, ateş kütlesinden ibaret olup âlemi aydınlatan güneşi, bütün
unsurların en mükemmeli ve tüm cisimlerin merkezi olarak kabul
etmişlerdir. Onlara göre güneş, âlemin merkezinde etrafı kuşatılmış ve sâkin
olarak durmakta, yerküre de bir top misali yıldızlardan biri gibi hareket
halinde ve dönmekte olup gökler de bir hal üzere sâkin ve bir düzen
içindedir. Bu görüşü benimseyen bilim adamları insanlar arasında
düşüncelerini belli bir düzen ve ispat üzere sistemleştirmek için çalışıp
gayret ettikçe, sıradan halk onlara hakaret ederek kınama yolunu seçmiştir.
Çünkü onlar, avâmın akıl ve kavrayışına muhalefet ederek gözle görünenin
aksine yeryüzünün hareketli olduğu kanaatindedirler. Bu yüzden değişik
kesimlerden insanlar kendilerine mesafeli durarak buğz ve kin güdüyordu.
Ancak, bu yeni görüşlerin ortaya çıkmasından önceki zamanlarda da, yerin
döndüğünü söyleyenler hep olmuştur. Nitekim Eflatun da ömrünün son
demlerinde, yerin döndüğü kanaatini benimsemiştir.
Bu görüş üzerinden asırlar ve devirler geçmiş, gökbilimiyle ilgili rasatlar
günden güne gelişerek o güne kadar yapılan çalışmalar kaydedilmiş,
müteahhirîn bilim adamları zamanında, öncekilerin yazılı kural haline
getirdiği bilgiler ve tecrübeler üzerine yeni elde edilen bilgiler ve gözlemler
ilâve edilmiştir. Bu şekilde feleklerin durumları belli bir sistem içinde
değerlendirildikçe, bu ikinci görüş bir ölçüde yaygınlaşmış, müteahhir
bilginlerin çoğunluğunun rağbet etmesiyle de “hey’et-i cedîde” adıyla
şöhret bulmuştur. Hatta bu görüşü benimseyenler, âlemin yapısını taklit
ederek evlerinin ortasında ve kiliselerde kandil yakarlarmış.
Ancak gaflet olunmamalıdır ki, yukarıda serdedilen görüşlere inanıp
itimat etmek, dinin gereklerinden değildir. Çünkü âlem küresi ne şekilde ve
hangi yapıda olursa olsun, gök ve yer cisimlerinin oluşumu ne şekilde
gerçekleşirse gerçekleşsin ve felek çarkı nasıl dönerse dönsün, hiçbir zaman
âlemin sonradan yaratıldığını (hudûs) inkâr etmenin mümkün olmadığına,
bu en güzel sûrette yaratılmış olan şekillerin, [96/b] yüce yaratıcısının
mükemmel eseri olduğu düşüncesinden başkasını hayal etmenin muhal
olduğuna itimat etmek ve inanmak dinin gereklerindendir. Hatta bu, imanda
yakîne ermek için gerekli, kesin inanç esaslarındandır.
Filozofların bu âlemi değişik açılardan gözlemlemeleri, cihanın
yaratıcısının san’atının esrarındandır. Bu âleme hangi açıdan bakılırsa o
şekilde hareket ettiğinin algılanması, âlemin Yaratıcısının kudretinin
kemâlindendir.

