Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Altıncı Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Yeni astronomi kurallarına göre beş şaşırmış gezegen in (hamse-i mütehayyire) yavaş hareket etme ve duraklama durumları ile geri dönme ve düz gitme …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Yeni astronomi kurallarına göre beş şaşırmış gezegen in (hamse-i

mütehayyire) yavaş hareket etme ve duraklama durumları ile geri dönme ve

düz gitme keyfiyetlerini bildirir.

Ey azîz! [98/b] Bilinmelidir ki yeni astronomi bilginleri şöyle

demişlerdir: Hareketli yıldızlardan beş şaşkınlar da görülen yavaş hareket,

duraklama, geri dönme ve düz gitme özelliklerinin yeni astronomi

nazariyesine göre Episikl feleğe (felek-i tedvîr) bağlı olmadığı kolaylıkla

bilinmiştir. Çünkü beş şaşkınlar ın bir yerde durma ve geri dönme gibi farklı

halleri, ancak bizim hareket etmekte olan yerküreden söz konusu

gezegenlere bakmamızdan kaynaklanmaktadır. Bu durumda onlar bize

bazen yavaş hareket eder, bazen durur, bazen de geri döner gibi

görünmüştür. Yoksa, bizim âlemin merkezi olan güneş üzerinde

bulunduğumuz farzedilseydi, gözümüze bu tür hayaller aslâ görünmezdi.

Çünkü söz konusu beş şaşkınların hareket ve dönüşlerinin birbirine benzer

ve tekdüze olduğu bilinmektedir. Nitekim daha önceki bölümlerde

ayrıntılarıyla açıklanmıştır ki Merkür ile Venüs, güneş‘in çevresinde

çizdikleri yörüngelerini, yerküreden önce devrân ederek tamamlarlar.

Yerküre de güneş‘in etrafında çizdiği senelik yörüngesini Mars, Jüpiter ve

Zühal’den önce tamamlar. Bu sebepledir ki Merkür ile Venüs bazen güneş

ile yerküre arasında, yerküre de güneşle diğer üç gezegen arasında bulunur.

Ancak üç yüksek gezegeni şu şekilde açıklayabiliriz: Düz bir çizgi üzerinde

güneş (mesela) “elif” noktasında bulunsun ve Yerkürenin senelik yörüngesi

ise “be, he, ayn, cim, te, lam” dairesi olsun.

Mesela, Mars dairesi de “tı, dal, kaf, rı, ye, be” dairesi olsun ki Mars bu

dairenin bir yayını geçinceye kadar, yerküre kendi dairesinde olan devrini

tamamlamış olur. Bundan sonra sabit yıldızlar feleği “mim, fe, kef, nun”

dairesi olsun. Bu durumda deriz ki yerküre “lâm” noktasında, Mars “tı”

noktasında bulundukları sırada Mars yıldızı sabit yıldızlar dairesinden

“mim” noktasında görünür. Bundan sonra yerküre “lâm” noktasından “be”

noktasına ve (söz konusu) yıldız da “tı” noktasından “dal” noktasına intikal

etsinler. Öyle ki yerküre Mars ile güneş arasında gayet yakın olmak üzere

hareket eder. Bu sırada Mars’ın, sabit yıldızlar dairesinden “lâm-elif”

noktasında olduğu gözlemlenmiştir. Bu durumda burçların sırasına göre

olan hareketin “mim” noktasından “lâm-elif” noktasına sür’atle gitmesi

gözlemlenmiştir ki buna (yıldızın) sür’at ve istikãmet üzere seyri denir.

Bundan sonra yerküre “be” noktasından “he” noktasına, yıldız ise “dal”

noktasından “kaf” noktasına varır. İşte bu sırada (yıldız) “lâm-elif”

noktasında gibi hissedilip ilk yavaş hareket etme ve duraklama hali

meydana gelir. Bundan sonra yerküre “ayn” noktasına ve yıldız ise “rı”

noktasına vardıklarında, yıldız yine “fe” noktasında bulunur. Bu durumda

yıldız, burçların hareket sırasının aksine olmak üzere geri dönüş yaptığı

görülür. İşte bu şekilde olan haline, yıldızın geri dönüşü (ric‘at) denir.

Bundan sonra yerküre “cim” noktasına ve yıldız da “ye” noktasına vardığı

esnada, yıldızın “fe” noktasında olduğu gözlenir. Bu durumda ikinci

duraklama (ikãmet-i sâniye) ve ikinci kez yavaşlama (baty-i sânî) meydana

gelmiş olur. Bundan sonra yerküre “te” noktasına ve yıldız da “be”

noktasına intikal ettiklerinde, yıldız “nun” noktasında gibi görünür. Bu

haliyle Burçların hareket seyrine uygun hareket etmiş olur ki onun bu

haline, sür’at ve istikãmet denir.

Aynı şekilde Jüpiter ve Zühal‘in düz gitme, duraklama ve geri dönüşleri

yani ikbâl, sükun ve idbârları bu minval üzere olduğu bilinmiştir. Ancak, iki

aşağı yıldız (süfleyeyn) Utarit ve Zühre, güneşe yeryüzünden daha yakın

olduklarından kendi yörüngelerini yerden daha hızlı katederek yer ile güneş

arasında bulunup bazen sür’atli ve düz bir şekilde, bazen de yavaş ve

duraklar gibi, bazen de geri döner görünürler. Şimdi, yerküre kendi

dairesinde bulunan “te, be, cim, dal, ye, fe” açısını geçinceye kadar, Merkür

(Utarit)’ün kendi “lâm-elif, lam, mim, nun, tı” dairesini tamamıyla geçtiğini

farzedebiliriz. O halde deriz ki; yerküre “te” noktasında ve Merkür yıldızı

da “lâm-elif” noktasında olunca, [99/a] elbette Merkür sabit yıldızlar

dairesinden “he” noktasında görülür. Bundan sonra yerküre “be” noktasına

ve Merkür yıldızı da “lam” noktasına varınca, bu sırada yıldız sabitler

dairesinden “be” noktasında görülür.

O halde yıldızın bu şekilde burçların hareket seyri üzere görünen âcil

hareketine, sür’at ve istikãmet denir. Çünkü yerküre “cim” noktasına, yıldız

da “mim” noktasına vardıklarında yine yıldız “be” noktasında görülür.

Elbette bu halde, yıldızın yavaşlama ve duraklamasının ilki meyadana

gelmiş olur. Bundan sonra yerküre “dal” noktasına ve yıldız da “nun”

noktasına vardığında yıldız sabit yıldızlar dairesinden “kaf” noktasında

görünür. Tabiatıyla bu esnada burçların hareket seyrinin aksine olarak

hareket ettiğinden, hareketinde geri dönüyor gibi görünür.

Bu şekilde gerçekleşen hale ric‘at denir. Bundan sonra yerküre “ye”

noktasına ve yıldız da “tı” noktasına vardığında, yıldız yine “kaf”

noktasında hissedilip hareketlerinde yavaşlama ve duraklamanın ikincisi

meydana gelmiş olur. Bundan sonra yerküre “fe” noktasına ve yıldız da

yine “lâm-elif” noktasına erişince, bu durumda yıldızın kendisi sabit

yıldızlar dairesinden “ayn” noktasında görünür; çünkü bu esnada yine

burçların hareket seyrine uygun olarak hareket ettiği görülür. Onun bu

hareketine de, istikãmet ve sür’at denir.

Merkür hakkında verilen bu açıklamaların, Venüs hakkında da aynıyla

geçerli olduğu bilinmiştir. Ancak ikisi arasındaki fark, değişimlerin onda

gayet yavaş olarak gerçekleşmesidir. Çünkü Venüs’ün kendi yörüngesini

Merkür’den daha fazla bir zamanda katettiği görülmüştür. Nitekim bu husus

yukarıda açıklanmıştır. Bu bölümde buraya yazdığımız bilgiler ve

açıklamalar, yeni astronomiye ve biraz da eski usûle de yeterince örnek

oluşturacak şekildedir. Şimdi bu görüşe yöneltilen sorulara ve verilen

cevaplara geçilecektir.