Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Dokuzuncu Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Dokuzuncu Madde Dokuzuncu Madde Yeni astronomiye göre, göklerin tabiatlarını (karakterlerini) ve sayılarını bildirir: Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar felekiyat …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Dokuzuncu Madde

Dokuzuncu Madde

Yeni astronomiye göre, göklerin tabiatlarını (karakterlerini) ve sayılarını

bildirir:

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar felekiyat (gökbilimi), yani feleklerin

maddelerinde ihtilaf etmişlerdir. Eski astronomi görüşüne itibar edenler,

yukarıda açıklandığı üzere esîrî gök cisimlerinin ve dolu cisimlerin

maddeleri hacim, katılık, saf oluşu ve şeffaflık üzere olup feleklerde artma,

eksilme, yoğunlaşma, seyrelme, yarılma ve herhangi bir şekilde birleşme

olmayıp hareketlerinde herhangi bir şiddet ve zayıflama, geri dönüş,

duraklama olmaz ve bir şekilde yörüngelerinden çıkmazlar, demişlerdir.

Yeni görüşü benimseyenler, göklerdeki cisimlerde var olduğu düşünülen

hacim ve katılık özelliğini çıkartarak, feleklerin tabiatlarının su ve yumuşak

mizaclı,

yarılma

ve

bütünleşme

kabul

eden

cisimler

olduğunu

söylemişlerdir. Bu yeni görüşü benimseyenlere göre göklerin sayısı üç

olarak kabul edilmiştir:

Birinci gök, bütün yıldızlar ve unsurlardan ibaret olan ve yukarıda

anlatılan hey’ettir. İkinci semâ, bize görünen ve gözetlediğimiz sabitler

feleğidir. Üçüncü gök; sabitler feleğinin kalınlığı mesafesi her ne kadar

geniş ise de onun mâverâsında, bahsi geçen feleği de çevreleyen büyük ve

yüce, sınırsız ve sonsuz bir feleğin var olduğu tahkik edilerek yakînen

bilinmiş olup bu gök saâdet sahibi kimseler için dinlenme yeri tayin

edilmiştir.

Yeni astronomi kuralları ve hükümlerinin eski astronomi kuralları ile

uyum içinde olup beş yüz yıl öncesinden günümüze gelinceye dek yeni

âlimler tarafından benimsendiği görülmüştür.

Ancak ve amacımız, Yaratıcı’nın bilinmesine vesile olan insan âlemine

(vücuduna) ayna olmak üzere konulmuş olan büyük âlemi bu şekilde bu

yönüyle de seyretmek için bu kadar bilgiyi yazıp açıklamakla yetinerek,

Allah’ın yarattıklarındaki güzellikleri tefekkür ve tezekküre sebep olması

için Saâdetnâme’mizden de on altı rubâîyi burada aktarmakla bu faslı

tamamlamaktır.

Ardından da konunun anlaşılmasına ışık tutacak şekillerin çizilmesi

uygun görülmüştür.

Rubâiyât

1-Halk eyledin ey Hudâ bu ibret-gâhı

Eflâk ü anâsır u bu şems ü mâhı

Kur’ân’da dedin “ fe-semme vechu’llâh ”ı

İlâhî “erine’l-eşyâ kemâ-hî” [101/a]

2-Eflâk ü anâsır u mevâlîd ey dil

Ecsâm u tabâyi‘ u suverdür hep bil

Çün âlemedir hakîm-i sun‘ı şâmil

Pes hey’et-i âlemi tefekkür-i hoş kıl

3-Eflâk ile devr ider kevâkib her ân

Te’sîr idüb imtizâc ider bir erkân

Dört tab‘-ı muhâlif olsa memzûc ey cân

Ma‘den ile nebât olur u hayvân insân

4-Hakkı bu cihânı bil kitâb-ı hikmet

Eflâk ü anâsırı hurûf-ı kudret

Terkîb ü mevâlîd ü kelâm-ı izzet

Fehm it kelimât-ı Rabbi al çok ibret

5-Bulan kelimât-ı Rabbiden ma‘nâyı

Hiç olmaz o harfgîr ü kor gavgâyı

Tûbâ ana kim o fehm ider eşyâyı

Ne görüp işitse yâd ider Mevlâyı

6-Hakkı! Dile gel kılma heves dünyâya

Emvâcı koyup kendini sal deryâya

Bak bu kelimât-ı Rabb olan eşyâya

Hoş bu kelimâtı anla dal ma‘nâya

7-Bir bahr ne eksilir ne artar aslâ

Emvâcı gelür gider o bahre vaslâ

Âlem ki, o mevcler gibidir mesela

Kalmaz iki ân içinde bâkî faslâ

8-Hakkı Hakk içün vir ehline dünyâyı

Ednâyı unut seversen ol a‘lâyı

Emvâc ile boş yorulma bul deryâyı

Yoğ anla bu mâsivâyı bil Mevlâyı

9-Hakkı anı iste bil cihânı fânî

Bul mevt-i irâdîde hayât-ı cânı

“Mûtû kable en temûtû”yu tanı

Dünyâ seni terk itmeden sen eyle anı

10-Âh savm ile bağlasam dehânı hani

Akl okusa nüsha-i cihânı hani

Dil bilse o ma‘nâ-yı nihânı hani

Cân bulsa o cân-ı cânı hani hani

11-Âh samt ile bağlasam dehânı hani

Dil söylese dinlesem nihânı hani

Cân görse o ma‘nâ-yı cihânı hani

Aşk-ıla bulaydım anı hani hani

12-Bir bildim iki cihânı mağrûr oldum

Ahkâm-ı merâtibin koyup dûr oldum

Çün hâl ile vahdet-i vücûdu buldum

Pes hıfz-ı merâtib ile mesrûr oldum

13-Hep varlığı bir bilince şâdân oldum

Ahkâm-ı merâtibinde nâdân oldum

Çün bildiğimi görüp de hayrân oldum

Her mertebede mutî-i fermân oldum

14-Tevhîd-i vücûda çünki hem-râh oldum

Ahkâm-ı merâtibinde güm-râh oldum

Çün zevk-i şühûda irdim âgâh oldum

Her mertebesinde hoş “ ma‘allâh ” oldum

15-Zannımca yakîn ü sıdk ile sıddîkım

Tevhîd-i vücûd ile dolu tahkîkım

Her mertebede çün vücûd ider hükm-i dîger

Pes hıfz-ı merâtib itsem zındîkım

16-Bil vahdet-i âlemi ki, arz-ı Hak’dır

Ol şeh ki, gayûrdur, bu sırr muğlakdır

Esrâr-ı cihânı söyleyen ahmakdır

Hıfz ideni hıfz iden şeh-i mutlakdır [101/b]

Günümüz Türkçesiyle

1-Ey Hüdâ! Bizim için yarattın bu ibret-gâhı; Felekleri, dört unsuru,

güneşi, ayı. “Nereye dönersen dön” diye işaret ettin vechullâhı. [553] Ey

Rabbim! “Bize eşyayı olduğu gibi göster” ilâhî!

2-Galaksiler, unsurlar ve bileşikler, Ey gönül! Cisimlerle tabiatlar, bir de

sûretler, bunu bil. Çünkü, Mutlak Hakim’in sanatı, âlemi şâmildir. Öyleyse,

âlemin yapısını tefekküre gayret kıl.

3-Yıldızlar ve gezegenler dönmekte her ân; onların tesiriyle karışır özler;

yani erkân. Dört farklı unsur, birbirine karışsa ey can! Maden, bitki ve

hayvan olur; bir de insan.

4-Hakkı! Cihan kitabını oku; baştan başa hikmet. Feleklerle dört unsur;

birer harf sanki, birer kudret. Bileşikler, oluşumlar, bir de Hakk’ın izzet

kelâmı. Rabbin sözlerini iyi anla; çokça alasın ibret..

5-Rabbin kelimelerinde bulan mânâyı. Ayrıntıya, harfe bakmaz; kor

gavgâyı. Ne mutlu ona; gerçek yüzüyle tanır eşyayı. Ne görse, ne işitse; yâd

eder hep Mevlâ’yı.

6-Hakkı! Gönüldür asıl gaye; heves etme dünyaya. Dalgaları, gel-gitleri

bırak, sal kendini deryâya. Rabbin kelimeleri, harfleri bunlar; bak eşyaya.

Bu sözleri iyi dinle, hoşça anla; dal mânâya.

7-Bir denizdir o; ne eksilir, ne artar aslâ! Gelir ve gider dalgalar; çünkü

bağlıdır asla. Şu âlem ki, kabaran dalgalar gibidir mesela. Her ân

değişmektedir, iki anda aynı olmaz aslâ!

8-Hakkı! Hak için ehline ver dünyayı. Alçakları unut gitsin, seviyorsan

Mevlâ’yı. Boş yere dalgalarla yorulma; bul deryâyı. O’ndan gayrısını yok

say; bil Mevlâ’yı.

9-Hakkı! Yalnız O’nu iste, cihanı fânî bil. Gerçek hayatı irâdî ölüm le bul,

o cânı. “Ölmeden önce ölünüz” fermânını tanı. Dünya seni terk etmeden,

terk eyle onu.

10-Âh! Oruçla bağlasam şu ağzımı hani! Akıl okusa cihan kitabını;

tanısam hani! Gönül bilse o esrârlı mânâyı, hani! Cânım bulsa, o canlar

canını hani, hani!

11-Âh! Susmakla bağlasam, şu ağzımı hani! Gönül söylese, ben dinlesem;

gizli besteyi hani! Cânım görse o esrârı; cihanın mânâsını hani! Aşkıyla

yanıp da, bulsaydım O’nu; hani, hani!

12-İki cihanı aynı sandım da, gururlandım. Burada, mertebelerin

hükmünü koyup; uzak oldum. Ancak hal ile vahdet-i vücud u buldum. İşte

burada, mertebeleri koruyarak mutlu oldum.

13-Bütün varlıkları bir bilince, şâdân oldum. Bu makãmda mertebelerin

hükmünde; nâdân oldum. Bildiklerimi gördükçe çünkü, hayrân oldum. Her

mertebede fermâna itaatkâr oldum.

14- Tevhîd-i vücud un çünkü, yoluna girdim. Mertebelerin hükmünde,

burada güm-râh oldum. Şuhûd un zevkine erdim de, âgâh oldum. Her

mertebesinde hoşluğu, Allah’la berâber buldum.

15-Zannımca yakîn ile sıdk a erdim; doğruyum. Tevhîd-i vücud ile dolu

hakikaten; içim dışım. Her mertebede çünkü vücud, başka bir hükme varır.

Burada hep aynı derecede kalsam, zındık olurum.

16- Vahdet-i âlem i bil ki o Hakk’ın arzıdır. Ol Şah ki gayûrdur; [554] esrârı

perdelidir. Cihânın esrârına erip de söyleyen ahmaktır. Koruyanı koruyan,

Mutlak Pâdişâh’tır.

[551] . [95/a] [sayfanın üst kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve

sudan ibaret olup, Batı Hind ve Amerika tabir olunan yeni dünyanın şekli

ve hey’etiyle, karaların ve denizlerin kapsadığı genişliğin ve mesafelerin

bilinmesi için çizilmiştir.

[sayfanın alt kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan ibaret

olup; Asya, Avrupa ve Afrika iklimlerini kuşatan eski dünyanın şeklini ve

hey’etini, karaların ve denizlerin kapsadığı mesafeleri ve genişliği

bildirmek üzere çizilmiştir.

[95/b] [sayfanın üst kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan

ibaret olup, güney kutbundan ekvatora gelinceye kadar olan küre yüzeyinin

şeklini ve hey’etini karaların ve denizlerin kapsadığı bulunan mesafeleri ve

genişliği güney kutbundan itibaren tahayyül olunmak için çizilmiştir.

[sayfanın alt kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan ibaret

olup, kuzey kutbundan ekvatora gelinceye kadar olan küre yüzeyinin şeklini

ve hey’etini karaların ve denizlerin kapsadığı mesafeleri ve genişliği kuzey

kutbundan itibaren tahayyül olunmak için çizilmiştir.

[552] . Bu cümle yazma nüshada hatalıdır.

[553] . Vechullah dan maksat, kıbledir. İlgili âyet için bkz. Bakara, 2/115.

[554] . Gayûr: Ziyadesiyle kıskanç, hamiyetli.

16- Vahdet-i âlem i bil ki o Hakk’ın arzıdır. Ol Şah ki gayûrdur; esrârı

perdelidir. Cihânın esrârına erip de söyleyen ahmaktır. Koruyanı koruyan,

Mutlak Pâdişâh’tır.

Çünkü, eğer yerkürenin ekseni kendi dairesinin ekseni gibi burçlar

dairesinin eksenine paralel bulunsaydı (o takdirde iklimler böyle düzenli

seyretmezdi ve) daima her yerde gece ile gündüz eşit olup hiçbir zaman ve

mekânda dört mevsimin değişimi ve peşpeşe gelmesi mümkün olmazdı. Bu

durumda yerin yörüngesinin ekseni, âlemin eksenine paralel olmayıp

burçlar dairesinin ekseni gibi yirmi üç buçuk derece uzaklaştığı ve ekvator

yüzeyine bir şekilde meylettiği, bu hareketiyle atmış altı buçuk derece

açısını oluşturduğu bilinmiştir. Çünkü yerküre, âlemin eksenine doğru

varlığı farz olunan hizasını koruyarak daima burçlar feleğinin hissedilen

(mahsus) ve kendisine ait olan tarafına doğru yönelerek değişmekte olduğu

gözlemlenmiştir. Bu halde yerküre bu senelik hareketiyle güneş etrafında

döndüğü müddetçe, dört mevsimin değişimlerinin belirli vakitlerde

meydana gelmeye devam ettiği, birinin gidip diğerinin gelmesiyle

değişimin sürdüğü tecrübelerle sabit bulunmuştur.

[96/a]

1-Ey Hüdâ! Bizim için yarattın bu ibret-gâhı; Felekleri, dört unsuru,

güneşi, ayı. “Nereye dönersen dön” diye işaret ettin vechullâhı. Ey Rabbim!

“Bize eşyayı olduğu gibi göster” ilâhî!

. [95/a] [sayfanın üst kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan

ibaret olup, Batı Hind ve Amerika tabir olunan yeni dünyanın şekli ve

hey’etiyle, karaların ve denizlerin kapsadığı genişliğin ve mesafelerin

bilinmesi için çizilmiştir.

[sayfanın alt kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan ibaret

olup; Asya, Avrupa ve Afrika iklimlerini kuşatan eski dünyanın şeklini ve

hey’etini, karaların ve denizlerin kapsadığı mesafeleri ve genişliği

bildirmek üzere çizilmiştir.

[95/b] [sayfanın üst kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan

ibaret olup, güney kutbundan ekvatora gelinceye kadar olan küre yüzeyinin

şeklini ve hey’etini karaların ve denizlerin kapsadığı bulunan mesafeleri ve

genişliği güney kutbundan itibaren tahayyül olunmak için çizilmiştir.

[sayfanın alt kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan ibaret

olup, kuzey kutbundan ekvatora gelinceye kadar olan küre yüzeyinin şeklini

ve hey’etini karaların ve denizlerin kapsadığı mesafeleri ve genişliği kuzey

kutbundan itibaren tahayyül olunmak için çizilmiştir.

. Vechullah dan maksat, kıbledir. İlgili âyet için bkz. Bakara, 2/115.

. Bu cümle yazma nüshada hatalıdır.

. Gayûr: Ziyadesiyle kıskanç, hamiyetli.

[101/b]