BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Dokuzuncu Madde
Dokuzuncu Madde
Yeni astronomiye göre, göklerin tabiatlarını (karakterlerini) ve sayılarını
bildirir:
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar felekiyat (gökbilimi), yani feleklerin
maddelerinde ihtilaf etmişlerdir. Eski astronomi görüşüne itibar edenler,
yukarıda açıklandığı üzere esîrî gök cisimlerinin ve dolu cisimlerin
maddeleri hacim, katılık, saf oluşu ve şeffaflık üzere olup feleklerde artma,
eksilme, yoğunlaşma, seyrelme, yarılma ve herhangi bir şekilde birleşme
olmayıp hareketlerinde herhangi bir şiddet ve zayıflama, geri dönüş,
duraklama olmaz ve bir şekilde yörüngelerinden çıkmazlar, demişlerdir.
Yeni görüşü benimseyenler, göklerdeki cisimlerde var olduğu düşünülen
hacim ve katılık özelliğini çıkartarak, feleklerin tabiatlarının su ve yumuşak
mizaclı,
yarılma
ve
bütünleşme
kabul
eden
cisimler
olduğunu
söylemişlerdir. Bu yeni görüşü benimseyenlere göre göklerin sayısı üç
olarak kabul edilmiştir:
Birinci gök, bütün yıldızlar ve unsurlardan ibaret olan ve yukarıda
anlatılan hey’ettir. İkinci semâ, bize görünen ve gözetlediğimiz sabitler
feleğidir. Üçüncü gök; sabitler feleğinin kalınlığı mesafesi her ne kadar
geniş ise de onun mâverâsında, bahsi geçen feleği de çevreleyen büyük ve
yüce, sınırsız ve sonsuz bir feleğin var olduğu tahkik edilerek yakînen
bilinmiş olup bu gök saâdet sahibi kimseler için dinlenme yeri tayin
edilmiştir.
Yeni astronomi kuralları ve hükümlerinin eski astronomi kuralları ile
uyum içinde olup beş yüz yıl öncesinden günümüze gelinceye dek yeni
âlimler tarafından benimsendiği görülmüştür.
Ancak ve amacımız, Yaratıcı’nın bilinmesine vesile olan insan âlemine
(vücuduna) ayna olmak üzere konulmuş olan büyük âlemi bu şekilde bu
yönüyle de seyretmek için bu kadar bilgiyi yazıp açıklamakla yetinerek,
Allah’ın yarattıklarındaki güzellikleri tefekkür ve tezekküre sebep olması
için Saâdetnâme’mizden de on altı rubâîyi burada aktarmakla bu faslı
tamamlamaktır.
Ardından da konunun anlaşılmasına ışık tutacak şekillerin çizilmesi
uygun görülmüştür.
Rubâiyât
1-Halk eyledin ey Hudâ bu ibret-gâhı
Eflâk ü anâsır u bu şems ü mâhı
Kur’ân’da dedin “ fe-semme vechu’llâh ”ı
İlâhî “erine’l-eşyâ kemâ-hî” [101/a]
2-Eflâk ü anâsır u mevâlîd ey dil
Ecsâm u tabâyi‘ u suverdür hep bil
Çün âlemedir hakîm-i sun‘ı şâmil
Pes hey’et-i âlemi tefekkür-i hoş kıl
3-Eflâk ile devr ider kevâkib her ân
Te’sîr idüb imtizâc ider bir erkân
Dört tab‘-ı muhâlif olsa memzûc ey cân
Ma‘den ile nebât olur u hayvân insân
4-Hakkı bu cihânı bil kitâb-ı hikmet
Eflâk ü anâsırı hurûf-ı kudret
Terkîb ü mevâlîd ü kelâm-ı izzet
Fehm it kelimât-ı Rabbi al çok ibret
5-Bulan kelimât-ı Rabbiden ma‘nâyı
Hiç olmaz o harfgîr ü kor gavgâyı
Tûbâ ana kim o fehm ider eşyâyı
Ne görüp işitse yâd ider Mevlâyı
6-Hakkı! Dile gel kılma heves dünyâya
Emvâcı koyup kendini sal deryâya
Bak bu kelimât-ı Rabb olan eşyâya
Hoş bu kelimâtı anla dal ma‘nâya
7-Bir bahr ne eksilir ne artar aslâ
Emvâcı gelür gider o bahre vaslâ
Âlem ki, o mevcler gibidir mesela
Kalmaz iki ân içinde bâkî faslâ
8-Hakkı Hakk içün vir ehline dünyâyı
Ednâyı unut seversen ol a‘lâyı
Emvâc ile boş yorulma bul deryâyı
Yoğ anla bu mâsivâyı bil Mevlâyı
9-Hakkı anı iste bil cihânı fânî
Bul mevt-i irâdîde hayât-ı cânı
“Mûtû kable en temûtû”yu tanı
Dünyâ seni terk itmeden sen eyle anı
10-Âh savm ile bağlasam dehânı hani
Akl okusa nüsha-i cihânı hani
Dil bilse o ma‘nâ-yı nihânı hani
Cân bulsa o cân-ı cânı hani hani
11-Âh samt ile bağlasam dehânı hani
Dil söylese dinlesem nihânı hani
Cân görse o ma‘nâ-yı cihânı hani
Aşk-ıla bulaydım anı hani hani
12-Bir bildim iki cihânı mağrûr oldum
Ahkâm-ı merâtibin koyup dûr oldum
Çün hâl ile vahdet-i vücûdu buldum
Pes hıfz-ı merâtib ile mesrûr oldum
13-Hep varlığı bir bilince şâdân oldum
Ahkâm-ı merâtibinde nâdân oldum
Çün bildiğimi görüp de hayrân oldum
Her mertebede mutî-i fermân oldum
14-Tevhîd-i vücûda çünki hem-râh oldum
Ahkâm-ı merâtibinde güm-râh oldum
Çün zevk-i şühûda irdim âgâh oldum
Her mertebesinde hoş “ ma‘allâh ” oldum
15-Zannımca yakîn ü sıdk ile sıddîkım
Tevhîd-i vücûd ile dolu tahkîkım
Her mertebede çün vücûd ider hükm-i dîger
Pes hıfz-ı merâtib itsem zındîkım
16-Bil vahdet-i âlemi ki, arz-ı Hak’dır
Ol şeh ki, gayûrdur, bu sırr muğlakdır
Esrâr-ı cihânı söyleyen ahmakdır
Hıfz ideni hıfz iden şeh-i mutlakdır [101/b]
Günümüz Türkçesiyle
1-Ey Hüdâ! Bizim için yarattın bu ibret-gâhı; Felekleri, dört unsuru,
güneşi, ayı. “Nereye dönersen dön” diye işaret ettin vechullâhı. [553] Ey
Rabbim! “Bize eşyayı olduğu gibi göster” ilâhî!
2-Galaksiler, unsurlar ve bileşikler, Ey gönül! Cisimlerle tabiatlar, bir de
sûretler, bunu bil. Çünkü, Mutlak Hakim’in sanatı, âlemi şâmildir. Öyleyse,
âlemin yapısını tefekküre gayret kıl.
3-Yıldızlar ve gezegenler dönmekte her ân; onların tesiriyle karışır özler;
yani erkân. Dört farklı unsur, birbirine karışsa ey can! Maden, bitki ve
hayvan olur; bir de insan.
4-Hakkı! Cihan kitabını oku; baştan başa hikmet. Feleklerle dört unsur;
birer harf sanki, birer kudret. Bileşikler, oluşumlar, bir de Hakk’ın izzet
kelâmı. Rabbin sözlerini iyi anla; çokça alasın ibret..
5-Rabbin kelimelerinde bulan mânâyı. Ayrıntıya, harfe bakmaz; kor
gavgâyı. Ne mutlu ona; gerçek yüzüyle tanır eşyayı. Ne görse, ne işitse; yâd
eder hep Mevlâ’yı.
6-Hakkı! Gönüldür asıl gaye; heves etme dünyaya. Dalgaları, gel-gitleri
bırak, sal kendini deryâya. Rabbin kelimeleri, harfleri bunlar; bak eşyaya.
Bu sözleri iyi dinle, hoşça anla; dal mânâya.
7-Bir denizdir o; ne eksilir, ne artar aslâ! Gelir ve gider dalgalar; çünkü
bağlıdır asla. Şu âlem ki, kabaran dalgalar gibidir mesela. Her ân
değişmektedir, iki anda aynı olmaz aslâ!
8-Hakkı! Hak için ehline ver dünyayı. Alçakları unut gitsin, seviyorsan
Mevlâ’yı. Boş yere dalgalarla yorulma; bul deryâyı. O’ndan gayrısını yok
say; bil Mevlâ’yı.
9-Hakkı! Yalnız O’nu iste, cihanı fânî bil. Gerçek hayatı irâdî ölüm le bul,
o cânı. “Ölmeden önce ölünüz” fermânını tanı. Dünya seni terk etmeden,
terk eyle onu.
10-Âh! Oruçla bağlasam şu ağzımı hani! Akıl okusa cihan kitabını;
tanısam hani! Gönül bilse o esrârlı mânâyı, hani! Cânım bulsa, o canlar
canını hani, hani!
11-Âh! Susmakla bağlasam, şu ağzımı hani! Gönül söylese, ben dinlesem;
gizli besteyi hani! Cânım görse o esrârı; cihanın mânâsını hani! Aşkıyla
yanıp da, bulsaydım O’nu; hani, hani!
12-İki cihanı aynı sandım da, gururlandım. Burada, mertebelerin
hükmünü koyup; uzak oldum. Ancak hal ile vahdet-i vücud u buldum. İşte
burada, mertebeleri koruyarak mutlu oldum.
13-Bütün varlıkları bir bilince, şâdân oldum. Bu makãmda mertebelerin
hükmünde; nâdân oldum. Bildiklerimi gördükçe çünkü, hayrân oldum. Her
mertebede fermâna itaatkâr oldum.
14- Tevhîd-i vücud un çünkü, yoluna girdim. Mertebelerin hükmünde,
burada güm-râh oldum. Şuhûd un zevkine erdim de, âgâh oldum. Her
mertebesinde hoşluğu, Allah’la berâber buldum.
15-Zannımca yakîn ile sıdk a erdim; doğruyum. Tevhîd-i vücud ile dolu
hakikaten; içim dışım. Her mertebede çünkü vücud, başka bir hükme varır.
Burada hep aynı derecede kalsam, zındık olurum.
16- Vahdet-i âlem i bil ki o Hakk’ın arzıdır. Ol Şah ki gayûrdur; [554] esrârı
perdelidir. Cihânın esrârına erip de söyleyen ahmaktır. Koruyanı koruyan,
Mutlak Pâdişâh’tır.
[551] . [95/a] [sayfanın üst kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve
sudan ibaret olup, Batı Hind ve Amerika tabir olunan yeni dünyanın şekli
ve hey’etiyle, karaların ve denizlerin kapsadığı genişliğin ve mesafelerin
bilinmesi için çizilmiştir.
[sayfanın alt kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan ibaret
olup; Asya, Avrupa ve Afrika iklimlerini kuşatan eski dünyanın şeklini ve
hey’etini, karaların ve denizlerin kapsadığı mesafeleri ve genişliği
bildirmek üzere çizilmiştir.
[95/b] [sayfanın üst kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan
ibaret olup, güney kutbundan ekvatora gelinceye kadar olan küre yüzeyinin
şeklini ve hey’etini karaların ve denizlerin kapsadığı bulunan mesafeleri ve
genişliği güney kutbundan itibaren tahayyül olunmak için çizilmiştir.
[sayfanın alt kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan ibaret
olup, kuzey kutbundan ekvatora gelinceye kadar olan küre yüzeyinin şeklini
ve hey’etini karaların ve denizlerin kapsadığı mesafeleri ve genişliği kuzey
kutbundan itibaren tahayyül olunmak için çizilmiştir.
[552] . Bu cümle yazma nüshada hatalıdır.
[553] . Vechullah dan maksat, kıbledir. İlgili âyet için bkz. Bakara, 2/115.
[554] . Gayûr: Ziyadesiyle kıskanç, hamiyetli.
16- Vahdet-i âlem i bil ki o Hakk’ın arzıdır. Ol Şah ki gayûrdur; esrârı
perdelidir. Cihânın esrârına erip de söyleyen ahmaktır. Koruyanı koruyan,
Mutlak Pâdişâh’tır.
Çünkü, eğer yerkürenin ekseni kendi dairesinin ekseni gibi burçlar
dairesinin eksenine paralel bulunsaydı (o takdirde iklimler böyle düzenli
seyretmezdi ve) daima her yerde gece ile gündüz eşit olup hiçbir zaman ve
mekânda dört mevsimin değişimi ve peşpeşe gelmesi mümkün olmazdı. Bu
durumda yerin yörüngesinin ekseni, âlemin eksenine paralel olmayıp
burçlar dairesinin ekseni gibi yirmi üç buçuk derece uzaklaştığı ve ekvator
yüzeyine bir şekilde meylettiği, bu hareketiyle atmış altı buçuk derece
açısını oluşturduğu bilinmiştir. Çünkü yerküre, âlemin eksenine doğru
varlığı farz olunan hizasını koruyarak daima burçlar feleğinin hissedilen
(mahsus) ve kendisine ait olan tarafına doğru yönelerek değişmekte olduğu
gözlemlenmiştir. Bu halde yerküre bu senelik hareketiyle güneş etrafında
döndüğü müddetçe, dört mevsimin değişimlerinin belirli vakitlerde
meydana gelmeye devam ettiği, birinin gidip diğerinin gelmesiyle
değişimin sürdüğü tecrübelerle sabit bulunmuştur.
[96/a]
1-Ey Hüdâ! Bizim için yarattın bu ibret-gâhı; Felekleri, dört unsuru,
güneşi, ayı. “Nereye dönersen dön” diye işaret ettin vechullâhı. Ey Rabbim!
“Bize eşyayı olduğu gibi göster” ilâhî!
. [95/a] [sayfanın üst kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan
ibaret olup, Batı Hind ve Amerika tabir olunan yeni dünyanın şekli ve
hey’etiyle, karaların ve denizlerin kapsadığı genişliğin ve mesafelerin
bilinmesi için çizilmiştir.
[sayfanın alt kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan ibaret
olup; Asya, Avrupa ve Afrika iklimlerini kuşatan eski dünyanın şeklini ve
hey’etini, karaların ve denizlerin kapsadığı mesafeleri ve genişliği
bildirmek üzere çizilmiştir.
[95/b] [sayfanın üst kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan
ibaret olup, güney kutbundan ekvatora gelinceye kadar olan küre yüzeyinin
şeklini ve hey’etini karaların ve denizlerin kapsadığı bulunan mesafeleri ve
genişliği güney kutbundan itibaren tahayyül olunmak için çizilmiştir.
[sayfanın alt kısmındaki yazılar] Bu yarım küre toprak ve sudan ibaret
olup, kuzey kutbundan ekvatora gelinceye kadar olan küre yüzeyinin şeklini
ve hey’etini karaların ve denizlerin kapsadığı mesafeleri ve genişliği kuzey
kutbundan itibaren tahayyül olunmak için çizilmiştir.
. Vechullah dan maksat, kıbledir. İlgili âyet için bkz. Bakara, 2/115.
. Bu cümle yazma nüshada hatalıdır.
. Gayûr: Ziyadesiyle kıskanç, hamiyetli.
[101/b]

