Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · YEDİNCİ FASIL · Birinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · YEDİNCİ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Yerkürenin üzerinde varsayılıp belirlenen daireleri ve kutupları bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri âlemde olup biten işleri …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · YEDİNCİ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Yerkürenin üzerinde varsayılıp belirlenen daireleri ve kutupları bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri âlemde olup biten işleri

kaydetmek için yerküre üzerinde sekiz daire ile iki kutbun olduğunu tayin

edip varlığını farz etmişlerdir. Tâ ki bunlarla yerdeki işleyişi kaydedip takip

edebilsinler. İki kutuptan biri kuzey kutbudur ve onun tam karşısı güney

kutbudur. Varsayılan sekiz dairenin dördü büyük, dördü küçük dairelerdir.

Büyük dairelerin ilki ekvator dairesi (daire-i istivâ), ikincisi burçlar

dairesi dir (daire-i burûc). Üçüncüsü ufuk dairesi (daire-i ufuk), dördüncüsü

meridyen dairesi dir (daire-i nısf-ı nehâr).

Nitekim bunların durumları yukarıdaki maddelerde açıklanmıştı. Küçük

dairelerin ilk ikisi dönence daireleri dir (inkılâb medârları), diğer ikisi ise

kutup daireleri dir (kutbü’l-burûc). Bu sekiz dairenin beşi birbirine

paraleldir ki her ikisi arasında bulunan mesafe eşittir. Bunlardan üçü eğri

dairelerdir ki birbiriyle kesişirler. Bunların ikisi yani ufuk dairesi ile

meridyen dairesi ise yer üzerinde çizilmeyip ayrı ve hareketli oldukları farz

edilmiştir. Diğerleri yer küre üzerinde çizilmiştir, sabittir.

Ekvator dairesine (daire-i istivâ) gelince; o yerküre üzerinde bulunan

büyük bir dairedir ki büyük feleğin kuşağı olan ekvator (daire-i

mu’addilü’n-nehâr) yüzeyinde bulunup senede iki kez güneş kendisinin

batıya yönelik hareketiyle üzerine geldiğinde, dünyanın mâmur bölgelerinin

çoğunda gece ve gündüz eşitlenmiş olup bu noktada güneş feleğinin

hareketi eşit ve düz olmakla buna ekvator dairesi derler. Söz konusu iki

vakit ki güneşin iki eşitlik noktasına (nokta-i i’tidâl; 21 Mart ve 23 Eylül)

geldiği zamandır. Bunlardan biri koç burcunun, diğeri ise terâzi burcunun

başlangıcıdır. Ekvator, kendine paralel olan dairelerin en büyüğüdür. Yerin

iki kutbuna olan uzaklığı eşit olup yerküreyi güney ve kuzey yarım küre

diye ikiye bölmüştür. Ekvator, burçlar dairesi ile iki noktada kesişmiştir ki

bu kesişme mahalleri itidal noktaları (equinox) makãmındadır.

Burçlar dairesine gelince; o yerküre üzerinde resmolunmuştur. Ve ekvator

ile kesişip iki dönence noktalarına (Oğlak ve Yengeç) kadar açılarak, birer

yöne doğru meyletmiştir. İşte bu yönelişe “En büyük eğim˝ (Meyl-i küllî)

derler ki yirmi üç buçuk derece kadar güneye ve kuzeye gitmiştir. Söz

konusu dairenin (varsayılan) kutupları da, âlemin kutbundan yirmi üç buçuk

derece kadar birer tarafa düşmüştür. Bu daire on iki kısma bölünmüştür. Her

birine (yukarıdaki maddelerde açıklandığı üzere) birer isim verilerek burç

denilmiştir. Burçlardan altısı ekvatorun güneyinde ve altısı da kuzeyinde

bulunmuştur. Her burç otuz dereceye, her derece atmış dakikaya

bölünmüştür. Buna göre bir daire üç yüz altmış derece olarak hesaplanmış

ve yerkürenin konumları bu esasa göre bilinmiştir.

Ufuk dairesine gelince; o hareketli büyük bir dairedir ki âlemin görünen

kısmını, görünmeyen kısmından ayırıp sınırlar. Yerkürenin altı ve üstü

onunla bilinir. Bu ufuk dairesinin pek çok kısımları vardır. Bunlardan biri

hakîki ufuktur ki yerküreyi ikiye bölen büyük bir dairedir. Diğeri görünür

ya da hissedilir ufuktur (ufuk-ı hissî) ki onun durumu bölge sâkinlerinin

görüşüne göre farklı olur, küçük bir dairedir. Bir diğeri düz ufuk tur (ufuk-ı

müstakîm) ki bu da ekvatora mahsus büyük bir dairedir. Bu ufukta güneşin

doğuşu ve batışı düz bir hat üzere döner halde bulunmuştur. Bu sebepledir

ki ona düz ufuk denilmiştir. Bir diğeri eğimli ufuktur (ufuk-ı mâil) ve düz

ufuk dediğimiz büyük ufkun gayrısı olarak bilinmiştir. Yani bütün eğimli

ufuklar, âlemin iki kutbundan biri tarafına meyilli olarak bilinmiştir. Şu

halde göğün ve yerin her tarafında bulunan her bir parçasında, farklı bir

ufkun bulunduğu kabul edilmiştir. Doğuş ve batışlar bunların çoğunda düz

olmayıp eğimli bulunmuştur. [82/b] Dokuzuncu enlemde -ki o, yeryüzünün

kutuplarının yeridir- eğim daireleri (devr-i eflâk) değirmen gibi kabul

edilmiştir. Çünkü ufuk dairesinin iki kutbunun biri zenit, başucu noktası biri

de ayakucu noktası olarak kabul edilmiştir. Şu halde kutuplar bölgesinde

(arz-ı tis‘în) ufuk ile ekvator birbirine örtüşmüş olup ikisinin kutupları

bitişik sayılmıştır.

“Görünür ya da hissedilir ufkun çapının mesafesi, yeryüzünde yirmi iki

bin beş yüz adımdan fazla değildir” denilmiştir. Ekvator dairesine gelince;

hareketli, büyük bir dairedir ki âlemin iki kutbundan ve belirlenmiş bulunan

başucu noktasından geçerek, ekvator dairesi ile kesişir. Felekleri ve yer

küreyi ikiye böler; bir kısmına doğu, diğer tarafına batı denilir. Gece yarısı

ve gün ortası vakitleri bununla bilinerek tayin olunmuştur. Gün eşitleyicinin

ve ekvatorun her parçasından her birine bir gün yarısı dairesi itibar etmek

mümkün görülmüştür. [544]

(Yukarıda bahsi geçen) dört küçük daireye gelince; bunlar ekvatora

paraleldir. Bunlardan ikisi burçlar kutbu dönencesidir (medâr-ı kutbi’l-

burûc). Biri yaz dönencesi (inkılâb-ı sayfî) ki Yengeç burcunun

başlangıcıdır. Diğeri kış dönencesidir (inkılâb-ı şitâvî) ki Oğlak burcunun

başlangıcıdır. O halde yukarıda sözünü ettiğimiz bu sekiz daire ile

yeryüzünün işleri kaydedilmiştir.

“Bu işleyişi mükemmel bir san’atla yoktan var edip yürüten ve

yaptıklarında hikmet sahibi olan Allah teâlâ, her türlü noksan sıfatlardan

münezzehtir.” [545]