Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · İkinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Yezdân’ın insan bedenindeki hayret verici sanatlarını, Hakk’ın emri ile hareket eden hayvanî nefsin bedendeki bazı tasarruflarını ve bazı bedendeki …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Yezdân’ın insan bedenindeki hayret verici sanatlarını, Hakk’ın emri ile

hareket eden hayvanî nefsin bedendeki bazı tasarruflarını ve bazı bedendeki

organların özelliklerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet sahipleri şöyle demişlerdir: İnsanın temel

direklerinin en büyüğü kalbi, en küçüğü ise kalıbıdır ki [kalıp] kalbin

kabuğudur. Nitekim insan bedeni cihanın özü olduğu gibi, aynı şekilde

insan kalbi de bedenin özüdür. Özlerin özü olan gönül ise Rahmân’ın evidir.

Dünya ilimlerinin beden ilimlerine yardımı ve faydası olduğu gibi, beden

ilimlerinin de kalp ilimlerine yardımı ve faydası vardır. Çünkü insan

vücudunun yaratılışında o kadar hayret verici sanatlar, şaşırtıcı hikmetler,

türlü türlü güzellikler ve çeşit çeşit görevler vardır ki sayıya gelmez. Dışta

ve içte olan organların her birinde nice faydalar vardır ki halkın çoğu

bundan habersizdir. Mesela insan bedeninde yüzlerce kemik, yüzlerce sinir,

yüzlerce damar ve yüzlerce isteğe bağlı (ihtiyarî) hareket yaratılmış ve

bunlar öyle bir düzene konulmuştur ki her biri bir başka bölümde, bir başka

özellikte, bir başka hizmette ve bir başka harekette bulunur. Her biri bir

hikmet ve görev için yaratılmıştır. Burada yakînen göreceksin ki hepsi de

ana hatlarıyla kaleme alınıp yazılmıştır. Fakat insanların çoğu bunların nasıl

olduğunu ve keyfiyetini bilmezler. İnsanlar ancak şunu bilirler ki göz,

bakmak için, el tutmak için yaratılmıştır. Lâkin on tabaka olan gözün o

tabakalarının neden yaratıldığını, yapılarını ve işleyişlerini bilmezler. Eğer

o tabakalardan birine bir zarar gelse göz, göremez olur. Avâm, göze o zarar

neden gelir, niçin göz göremez olur, bunun gibi şeyleri bilmez. Elde kaç

kemik olduğunu, kaç sinir ve kaç damar olduğunu, her birinin nasıl

düzenlendiğini ve ne tarz hareket ettiklerini bilmez. İnsan vücudunun içinde

olan ruhun uzuvlarının şekli ve tabiatı, her birinin kuvveti ve görevi nedir,

nefsanî kuvvetlerin her birindeki yüce sanat nedir ve faydaları nelerdir,

bunları bilmez.

Mesela (insanın) içindeki yürek, mide, karaciğer, dalak, öd kesesi, akciğer

ve böbrek gibi organlar; çekme, tutma, hazmetme, ayrıştırma (mümeyyize),

fazlalıkları dışarı atma, şekil alma, artma ve çoğalma gibi kuvvetlerin hepsi

bedende birer hizmetli olarak tayin edilmiştir. Ve her biri kendi işinde her

an vazifesinin başındadır. Çünkü hayat kaynağı olan yürek, her zaman

yukarıda bahsedilen organlara çeşitli derecede sıcaklık ve kuvvet verir.

Midede olan çekme kuvveti, muhtelif gıdaları mideye çeker. Tutma kuvveti,

muhafaza eder ve hazmetme kuvveti pişirir. Ayrıştırma kuvveti, pişmiş

gıdaların katısını incesinden ayırıp fazlalıkları dışarı atma kuvveti katı ve

koyu kısmı bağırsaklara gönderir. Midede kalan ince kısmı ise karaciğer

kendisine çekip ciğerdeki şekil verme (tasvir) kuvveti onu kan rengine

boyar. Onun üzerinde beliren ve sevdâ [556] denilen siyah köpüğü dalak,

kendine çekip değiştirir. Onda kalan ve safra denilen sarı köpüğü öd kesesi

kendine çekip [107/a] değiştirir. Onda olan balgamı akciğer kendine çekip

nefesle boğaz yoluna gönderir.

Bunlardan temizlenen kan, karaciğer içinde su ile karışık olup kıvamını

henüz bulamadığından, ondan önce bu suyu böbrek kendine çekerek

değiştirir. Böbrekte kalanın yoğun kısmı bol olup (idrar olarak) mesane

yoluna gider. Sonra ciğerde kalıp kıvama gelen saf kan, damarlar vasıtasıyla

bütün organlara ulaşır. Büyüme kuvveti organlara hayat verir; vücut etlerine

ve yağlarına kuvvet ve kudret meydana gelir. Damarlar içinde kalan kandan

çoğalma-üreme kuvveti erkeklerde sperm, kadınlarda hem sperm hem süt

meydana getirip sperm iki böbreğe ve testislere (husye) dolar. Süt ise meme

damarlarına gelir. Şu halde eğer dalak bir hastalık yüzünden, kandan daha

önce söylenilen sevdâyı ayırıp devretmezse, o sevdâ ile karışık kalan kan,

beden âzâlarında dağılıp ondan ateşli hastalık (humma-sıtma), cüzzam [557]

ve delilik benzeri sevdâvî hastalıklar meydana gelir. Ve eğer öd kesesine bir

hastalık erişip de öd kesesi safrayı kandan uzak tutmazsa, o kandan

susuzluk gibi hastalıklar ortaya çıkar. Bunun benzeri bedende olan organ ve

kuvvetlerin her biri kendi hizmetlerini görür. Eğer bunların biri eksik olsa

ya da görevinden geri kalsa, çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasıyla beden

bozulup insan nefsi onda yapacağı işleri yapamaz olur.

Hikmetli ve sanatlı bir şekilde her şeyi yaratan Allah’ı her türlü noksan ve

kusurdan tenzih ederiz. Varlıkları kendi gücü ve kudretiyle yaratan ve

onlara şekil veren Allah’ın şânı yücedir. O’nun yüceliği sonsuzdur. İyiliği

ve yardımı herkesi kuşatmıştır. O’ndan başka ilâh yoktur.