BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Yıldızların
sayılarını,
seslerini,
nağmelerini
ve
merkezlerinin
hareketleriyle oluşan itibârî daireleri bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri görüş birliği
içinde şöyle demişlerdir:
Yıldızların adedi, daha önce belirtildiği üzere yirmi dörttür ki bunlardan
en büyük felek ile sabit üç yüksek feleğin üçer aded, güneşin iki, Venüs’ün
üç, Merkür ile Ay’ın dörder yıldızı vardır.
Bu yirmi dört yıldız birbirine paralel ve birbirini kuşatmış olup her birinin
hareketleri diğerlerinden farklı olması sebebiyle, hepsi bir başka perdeden
canfezâ nağmelerle ses verip Hakk’ı tesbih ederek tehlil getirip Yezdân’ın
aşkının keremiyle daima raks edip dönerler.
Gözlemciler, yıldızların bu hallerini rasat âletleriyle gözetleyip söz
konusu seslerini işittikçe (halka gizli kalan) nice esrâra vâkıf olmuşlardır.
Daha sonra yıldızların çeşitli seslerini ve nağmelerini (kendilerine mahsus)
perdeleriyle zabt edip işin aslına ve ayrıntılarına ait olanları birbirine
hakîmâne karıştırarak, hasta ruhlar için şifâlı nice bin macunlar ve lezzetli
şerbetler yapmışlardır.
Her bir canfezâ makãmın nice derde devâ, nice hastalığa şifâ, nice kişiliğe
safâ, nice kalbe cilâ ve nice rûha gıda olduğunu keşfetmişlerdir. Bu ilme;
rûhânî tıp (tıbb-ı rûhânî), rûhânî geometri (hendese-i rûhânî), [58/a] rûhânî
kuvvet ve fenn-i mûsikî de denilmektedir.
Nazm
1-Mûsîkî hikmete dâ’ir fendir
Bilene bilmeyene rûşendir
2-Ve nice esrârı var, idrak idicek
Pür gelür sîneleri çâk idicek
3-İ‘tibârât u tekâsîm u fusûl
İmtiyâzât-ı makãmât u usûl
4-Perde vü pîşrev ü savt ü amel
Kâr ü nakş ve şa‘b ü kavl ü gazel
5-Her biri hikmet ile memlûdur
Cân riyâzın suvarır bir sudur
6-Nâğme-i yâbis ü hârr u bârid
Çeşme-i mahz-ı hikemden vârid
7-Her biri bir maraza nâfi‘dir
Zıddını her birisi dâfi‘dir
8-Zîr ü bâlâsı hevâdır ammâ
Dâ’ir olur mı hevâsız dünyâ
9-Hikmeti canda revân muzmerdir
Anlamaz lutfunı ol kim kerdir
10-Böylece zevkin ider ehl-i reşâd
Eylesün zevkini Allâh ziyâd
11-Virir insâna hayât-ı tâze
Nağme-i bülbül-i hoş-âvâze
12-Gûş kıl nağmesini mürgânın
İktizâ eyler ise insânın
13-Nağme-i şûh-ı hoş-âhenk beşer
Hâh nâ-hâh ider insâna eser
14-Nağme bir mantık-ı rûhânîdir
Nağmenin lezzeti vicdânîdir
15-Cân-fezâdır nefes-i insânî
Dil-rübâdır nağam-ı rûhânî
16-Ger hakîkatle olursan sâmi‘
Olmaz evkât-ı hayâtın zâyi‘
Günümüz Türkçesiyle
1-Mûsikî hikmete dair bir ilimdir. Bilenin bilmeyenin ruhunu aydınlatır.
2-Nice sırları var, idrak edene; sînesini pâk eder, değerini bilene.
3-Fasıllarla taksimlerin itibarı. Makãmlarla usûllerin üstünlükleri.
4-Perde, peşrev, ses ve icrâ ne güzel. Söyleyiş, nakış, koro, söz ve gazel.
5-Her biri, bir hikmetle doludur; can bahçesini suvaran bir sudur.
6-Sıcak, soğuk nağmeler; yer yer kuru. Hikmet çeşmesinden akar, arı
duru.
7-Hepsi birer hastalığa şifâdır. Kendi zıddını bedenden, giderir.
8-Altı ve üstü müziğin havadır amma. Havasız döner mi hiç şu dünya?
9-Yaratılış hikmetleri onda saklı. Sağır, kör olanlar o tadı bulamaz.
10-Zevkini alır da ehli, neşesini bulur. Allah zevklerini ziyade eylesin.
11-Taze hayat bahşeder mûsıkî insana. Bülbül şakımasıdır, içersin kana
kana.
12-Kuşların nağmelerinde ne bulursan. Bir de insan ruhuna bak; dinle,
istersen.
13-Beşerin o şuh, o ahenkli nağmeleri; ister istemez insana tesir eder.
14-Nağmeler sanki, ruha hitâbedir. Nağmenin tesiri tâ içe, vicdanadır.
15-İnsan nefesi canfezâdır; hayat verir. ruhları ihyâ eder; dinginlik verir.
16-Eğer hakikatle dinlersen nağmeleri. Boşa geçmez, ömrün ol vakitleri.
Yörüngelerinde dönen feleklerin çizdiği dairelerin açıklaması şudur:
gezegenlerin ve yıldızların içlerinde noktaların dönmesiyle çizilen
dairelerden biri odur ki Güneş merkezinin hareketinden dışmerkezli kürenin
çevresi üzerinde (var sayılıp) çizilen dairedir. Ve Episikl feleğin merkezinin
hareketinden, taşıyıcı feleklerin çevreleri üzerinde varsayılıp çizilen
dairelerdir. Yıldız merkezinin hareketlerinden, Episikl feleklerin çevreleri
üzerinde (varlığı farz edilip) çizilen dairelerdir. Burada söz konusu edilen
daireler, hangi felekte farz olunup çizilmişlerse, o feleğin adını almışlardır.
Mesela Güneş merkezinin hareketinden dışmerkezli küre üzerinde çizilen
daireye; dışmerkezli küre denir. Diğerleri de buna kıyas olunur.
Taşıyıcı felekler olarak isimlendirilen beş daire ve ayın eğimli feleğinin
kuşağı gibi. Bu altı dairenin âlemi kesip geçtikleri farz olunsa,
Ortakmermezli kürelerin (felek-i mümessil), burçlar feleğinin ve büyük
feleğin yüzeylerinde meydana gelen daireler; bütünüyle burçlar feleğinden
eğimli oldukları için, hepsine birlikte eğimli küreler denir.
(Böylece var oldukları farz edilip) çizilen dairelerin bulundukları felekler,
daha önce açıklandığı üzere âlemin kutbundan ve burçların kutuplarından
başka kutuplar üzerinde hareket ettikleri için, çizilen daireler de burçlar
feleğinden daha eğimlidirler.
Bu durumda ortakmermezli kürelerin yüzeyleri berâberce kesişirler. Ve bu
kesişme noktaları yukarıdaki maddelerde belirttiğimiz Çıkış düğümü
noktalarıyla yerberileri oluşturur. Feleklerin şekilleri ve daireler bundan
ibarettir.
[511] . “Esed” kelimesi yazma nüshada sehven zikredilmemiştir.
[512] . “Hicce” kelimesi yazma nüshada sehven zikredilmemiştir.
[513] . Sıvış yılı: Otuz üç Güneş yılı süresince geçen zaman zarfında,
Kamerî senelerin sayısı otuz dört olur. Osmanlı Devleti’nin geliştirdiği
şöyle bir uygulama vardı: Rûmî sene ile Hicrî yılları aynı düzlemde
götürmek için, her otuz üç yılda bir, Rûmî sene bir yıl atlatılırdı. Bu
tedâhüle “sıvış yılı” denirdi. (Geniş bilgi için bkz. Ahmet Zeki İzgöer,
Ahmet Cevdet Paşa’nın Sosyal ve İktisadî Görüşleri , Marmara Üniversitesi
SBE İktisat Tarihi Bilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul 1997, s. 100-101.)
[514] . Samanyolu galaksisine ait altı bileşen şunlardır: İnce Disk, Kalın
Disk, Halo, Şişkin Bölge, Karanlık Halo ve Yıldızlararası Ortam.
[515] . “Lev-lâke levlâk lemmâ halaktü’l-eflâk.” Cenâb-ı Hak, Rasûlullah
(s.a.v.) hakkında “Sen olmasaydın ey Habibim, âlemleri yaratmazdım”
buyurdu.
Zâ’yı Şevvâl ka‘de elif cîm hicce dân
1-Şükürler olsun Hüda’ya! Bunca yıldızı, eflâkı yarattı. Selâm olsun ol
dostuna! Şânında; levlâk dedi.
69-Bir yılda denk gelirse Mart’la Muharrem; Rûmî’den bir yıl düşer; sıvış
yılı olur o dem.
. Samanyolu galaksisine ait altı bileşen şunlardır: İnce Disk, Kalın Disk,
Halo, Şişkin Bölge, Karanlık Halo ve Yıldızlararası Ortam.
. Sıvış yılı: Otuz üç Güneş yılı süresince geçen zaman zarfında, Kamerî
senelerin sayısı otuz dört olur. Osmanlı Devleti’nin geliştirdiği şöyle bir
uygulama vardı: Rûmî sene ile Hicrî yılları aynı düzlemde götürmek için,
her otuz üç yılda bir, Rûmî sene bir yıl atlatılırdı. Bu tedâhüle “sıvış yılı”
denirdi. (Geniş bilgi için bkz. Ahmet Zeki İzgöer, Ahmet Cevdet Paşa’nın
Sosyal ve İktisadî Görüşleri , Marmara Üniversitesi SBE İktisat Tarihi Bilim
Dalı Doktora Tezi, İstanbul 1997, s. 100-101.)
. “Lev-lâke levlâk lemmâ halaktü’l-eflâk.” Cenâb-ı Hak, Rasûlullah
(s.a.v.) hakkında “Sen olmasaydın ey Habibim, âlemleri yaratmazdım”
buyurdu.
. “Hicce” kelimesi yazma nüshada sehven zikredilmemiştir.
. “Esed” kelimesi yazma nüshada sehven zikredilmemiştir.
Hem Esed burcun otuz bir gün keser
Mecerre ’ye gelince; bu yörede ona “Saman yolu” (saman uğrusu) veya
“Kâbe yolu” derler. Araplar ona “Göklerin kandili” (sercü’s-semâ) ve
“Yıldızların imâmı” (imâmü’n-nücûm) derler. Acemler ise; “Kehkeşan”
derler. Bunun hakikati, burçlar feleği bahsinde anlatıldığı kadar “Altı
bileşen”in altıncısının küçük ortalarından olan sabit yıldızlar topluluğudur
ki bunlar birbirine yakın olmaları sebebiyle, sanki birbirine temas edip
beyaz
bulutlar
gibi
görünmüştür.
Lâkin,
gecenin
evvelinde
bu
samanyolunun bir başı güneyde ve bir başı da kuzeyde görünür. Vakit gece
yarısına gelince, güneyde bulunan başı batıya ve kuzeydeki başı doğuya
varır. Gecenin sonunda ise batıdaki başı kuzeye, doğudaki başı güneye
gelmiş olup samanyolunun bize nispetle bu şekilde dört bir ucunun yer
değiştirip değirmen taşı gibi dönüyor olmasına akıllar hayrette kalmıştır.
Gerçi bu konuda pek çok şey söylenmiştir. Ancak mülkünde olup bitenlerin
gerçek mâhiyetini ancak Allah teâlâ bilir. Yedi gezegen denilen yıldızların
yeryüzünde ve ufuklarda sanki nöbetleşe tesir edercesine saat saat olan
tesirlerini, önceleri yazmış olduğumuz Türkçe manzumede açıklamıştık.
Şimdi onu buraya almak uygun oldu.
[58/b]
[59/a]

