Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · Dördüncü Madde

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Yıldızların sayılarını, seslerini, nağmelerini ve merkezlerinin hareketleriyle oluşan itibârî daireleri bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki …

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Yıldızların

sayılarını,

seslerini,

nağmelerini

ve

merkezlerinin

hareketleriyle oluşan itibârî daireleri bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri görüş birliği

içinde şöyle demişlerdir:

Yıldızların adedi, daha önce belirtildiği üzere yirmi dörttür ki bunlardan

en büyük felek ile sabit üç yüksek feleğin üçer aded, güneşin iki, Venüs’ün

üç, Merkür ile Ay’ın dörder yıldızı vardır.

Bu yirmi dört yıldız birbirine paralel ve birbirini kuşatmış olup her birinin

hareketleri diğerlerinden farklı olması sebebiyle, hepsi bir başka perdeden

canfezâ nağmelerle ses verip Hakk’ı tesbih ederek tehlil getirip Yezdân’ın

aşkının keremiyle daima raks edip dönerler.

Gözlemciler, yıldızların bu hallerini rasat âletleriyle gözetleyip söz

konusu seslerini işittikçe (halka gizli kalan) nice esrâra vâkıf olmuşlardır.

Daha sonra yıldızların çeşitli seslerini ve nağmelerini (kendilerine mahsus)

perdeleriyle zabt edip işin aslına ve ayrıntılarına ait olanları birbirine

hakîmâne karıştırarak, hasta ruhlar için şifâlı nice bin macunlar ve lezzetli

şerbetler yapmışlardır.

Her bir canfezâ makãmın nice derde devâ, nice hastalığa şifâ, nice kişiliğe

safâ, nice kalbe cilâ ve nice rûha gıda olduğunu keşfetmişlerdir. Bu ilme;

rûhânî tıp (tıbb-ı rûhânî), rûhânî geometri (hendese-i rûhânî), [58/a] rûhânî

kuvvet ve fenn-i mûsikî de denilmektedir.

Nazm

1-Mûsîkî hikmete dâ’ir fendir

Bilene bilmeyene rûşendir

2-Ve nice esrârı var, idrak idicek

Pür gelür sîneleri çâk idicek

3-İ‘tibârât u tekâsîm u fusûl

İmtiyâzât-ı makãmât u usûl

4-Perde vü pîşrev ü savt ü amel

Kâr ü nakş ve şa‘b ü kavl ü gazel

5-Her biri hikmet ile memlûdur

Cân riyâzın suvarır bir sudur

6-Nâğme-i yâbis ü hârr u bârid

Çeşme-i mahz-ı hikemden vârid

7-Her biri bir maraza nâfi‘dir

Zıddını her birisi dâfi‘dir

8-Zîr ü bâlâsı hevâdır ammâ

Dâ’ir olur mı hevâsız dünyâ

9-Hikmeti canda revân muzmerdir

Anlamaz lutfunı ol kim kerdir

10-Böylece zevkin ider ehl-i reşâd

Eylesün zevkini Allâh ziyâd

11-Virir insâna hayât-ı tâze

Nağme-i bülbül-i hoş-âvâze

12-Gûş kıl nağmesini mürgânın

İktizâ eyler ise insânın

13-Nağme-i şûh-ı hoş-âhenk beşer

Hâh nâ-hâh ider insâna eser

14-Nağme bir mantık-ı rûhânîdir

Nağmenin lezzeti vicdânîdir

15-Cân-fezâdır nefes-i insânî

Dil-rübâdır nağam-ı rûhânî

16-Ger hakîkatle olursan sâmi‘

Olmaz evkât-ı hayâtın zâyi‘

Günümüz Türkçesiyle

1-Mûsikî hikmete dair bir ilimdir. Bilenin bilmeyenin ruhunu aydınlatır.

2-Nice sırları var, idrak edene; sînesini pâk eder, değerini bilene.

3-Fasıllarla taksimlerin itibarı. Makãmlarla usûllerin üstünlükleri.

4-Perde, peşrev, ses ve icrâ ne güzel. Söyleyiş, nakış, koro, söz ve gazel.

5-Her biri, bir hikmetle doludur; can bahçesini suvaran bir sudur.

6-Sıcak, soğuk nağmeler; yer yer kuru. Hikmet çeşmesinden akar, arı

duru.

7-Hepsi birer hastalığa şifâdır. Kendi zıddını bedenden, giderir.

8-Altı ve üstü müziğin havadır amma. Havasız döner mi hiç şu dünya?

9-Yaratılış hikmetleri onda saklı. Sağır, kör olanlar o tadı bulamaz.

10-Zevkini alır da ehli, neşesini bulur. Allah zevklerini ziyade eylesin.

11-Taze hayat bahşeder mûsıkî insana. Bülbül şakımasıdır, içersin kana

kana.

12-Kuşların nağmelerinde ne bulursan. Bir de insan ruhuna bak; dinle,

istersen.

13-Beşerin o şuh, o ahenkli nağmeleri; ister istemez insana tesir eder.

14-Nağmeler sanki, ruha hitâbedir. Nağmenin tesiri tâ içe, vicdanadır.

15-İnsan nefesi canfezâdır; hayat verir. ruhları ihyâ eder; dinginlik verir.

16-Eğer hakikatle dinlersen nağmeleri. Boşa geçmez, ömrün ol vakitleri.

Yörüngelerinde dönen feleklerin çizdiği dairelerin açıklaması şudur:

gezegenlerin ve yıldızların içlerinde noktaların dönmesiyle çizilen

dairelerden biri odur ki Güneş merkezinin hareketinden dışmerkezli kürenin

çevresi üzerinde (var sayılıp) çizilen dairedir. Ve Episikl feleğin merkezinin

hareketinden, taşıyıcı feleklerin çevreleri üzerinde varsayılıp çizilen

dairelerdir. Yıldız merkezinin hareketlerinden, Episikl feleklerin çevreleri

üzerinde (varlığı farz edilip) çizilen dairelerdir. Burada söz konusu edilen

daireler, hangi felekte farz olunup çizilmişlerse, o feleğin adını almışlardır.

Mesela Güneş merkezinin hareketinden dışmerkezli küre üzerinde çizilen

daireye; dışmerkezli küre denir. Diğerleri de buna kıyas olunur.

Taşıyıcı felekler olarak isimlendirilen beş daire ve ayın eğimli feleğinin

kuşağı gibi. Bu altı dairenin âlemi kesip geçtikleri farz olunsa,

Ortakmermezli kürelerin (felek-i mümessil), burçlar feleğinin ve büyük

feleğin yüzeylerinde meydana gelen daireler; bütünüyle burçlar feleğinden

eğimli oldukları için, hepsine birlikte eğimli küreler denir.

(Böylece var oldukları farz edilip) çizilen dairelerin bulundukları felekler,

daha önce açıklandığı üzere âlemin kutbundan ve burçların kutuplarından

başka kutuplar üzerinde hareket ettikleri için, çizilen daireler de burçlar

feleğinden daha eğimlidirler.

Bu durumda ortakmermezli kürelerin yüzeyleri berâberce kesişirler. Ve bu

kesişme noktaları yukarıdaki maddelerde belirttiğimiz Çıkış düğümü

noktalarıyla yerberileri oluşturur. Feleklerin şekilleri ve daireler bundan

ibarettir.

[511] . “Esed” kelimesi yazma nüshada sehven zikredilmemiştir.

[512] . “Hicce” kelimesi yazma nüshada sehven zikredilmemiştir.

[513] . Sıvış yılı: Otuz üç Güneş yılı süresince geçen zaman zarfında,

Kamerî senelerin sayısı otuz dört olur. Osmanlı Devleti’nin geliştirdiği

şöyle bir uygulama vardı: Rûmî sene ile Hicrî yılları aynı düzlemde

götürmek için, her otuz üç yılda bir, Rûmî sene bir yıl atlatılırdı. Bu

tedâhüle “sıvış yılı” denirdi. (Geniş bilgi için bkz. Ahmet Zeki İzgöer,

Ahmet Cevdet Paşa’nın Sosyal ve İktisadî Görüşleri , Marmara Üniversitesi

SBE İktisat Tarihi Bilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul 1997, s. 100-101.)

[514] . Samanyolu galaksisine ait altı bileşen şunlardır: İnce Disk, Kalın

Disk, Halo, Şişkin Bölge, Karanlık Halo ve Yıldızlararası Ortam.

[515] . “Lev-lâke levlâk lemmâ halaktü’l-eflâk.” Cenâb-ı Hak, Rasûlullah

(s.a.v.) hakkında “Sen olmasaydın ey Habibim, âlemleri yaratmazdım”

buyurdu.

Zâ’yı Şevvâl ka‘de elif cîm hicce dân

1-Şükürler olsun Hüda’ya! Bunca yıldızı, eflâkı yarattı. Selâm olsun ol

dostuna! Şânında; levlâk dedi.

69-Bir yılda denk gelirse Mart’la Muharrem; Rûmî’den bir yıl düşer; sıvış

yılı olur o dem.

. Samanyolu galaksisine ait altı bileşen şunlardır: İnce Disk, Kalın Disk,

Halo, Şişkin Bölge, Karanlık Halo ve Yıldızlararası Ortam.

. Sıvış yılı: Otuz üç Güneş yılı süresince geçen zaman zarfında, Kamerî

senelerin sayısı otuz dört olur. Osmanlı Devleti’nin geliştirdiği şöyle bir

uygulama vardı: Rûmî sene ile Hicrî yılları aynı düzlemde götürmek için,

her otuz üç yılda bir, Rûmî sene bir yıl atlatılırdı. Bu tedâhüle “sıvış yılı”

denirdi. (Geniş bilgi için bkz. Ahmet Zeki İzgöer, Ahmet Cevdet Paşa’nın

Sosyal ve İktisadî Görüşleri , Marmara Üniversitesi SBE İktisat Tarihi Bilim

Dalı Doktora Tezi, İstanbul 1997, s. 100-101.)

. “Lev-lâke levlâk lemmâ halaktü’l-eflâk.” Cenâb-ı Hak, Rasûlullah

(s.a.v.) hakkında “Sen olmasaydın ey Habibim, âlemleri yaratmazdım”

buyurdu.

. “Hicce” kelimesi yazma nüshada sehven zikredilmemiştir.

. “Esed” kelimesi yazma nüshada sehven zikredilmemiştir.

Hem Esed burcun otuz bir gün keser

Mecerre ’ye gelince; bu yörede ona “Saman yolu” (saman uğrusu) veya

“Kâbe yolu” derler. Araplar ona “Göklerin kandili” (sercü’s-semâ) ve

“Yıldızların imâmı” (imâmü’n-nücûm) derler. Acemler ise; “Kehkeşan”

derler. Bunun hakikati, burçlar feleği bahsinde anlatıldığı kadar “Altı

bileşen”in altıncısının küçük ortalarından olan sabit yıldızlar topluluğudur

ki bunlar birbirine yakın olmaları sebebiyle, sanki birbirine temas edip

beyaz

bulutlar

gibi

görünmüştür.

Lâkin,

gecenin

evvelinde

bu

samanyolunun bir başı güneyde ve bir başı da kuzeyde görünür. Vakit gece

yarısına gelince, güneyde bulunan başı batıya ve kuzeydeki başı doğuya

varır. Gecenin sonunda ise batıdaki başı kuzeye, doğudaki başı güneye

gelmiş olup samanyolunun bize nispetle bu şekilde dört bir ucunun yer

değiştirip değirmen taşı gibi dönüyor olmasına akıllar hayrette kalmıştır.

Gerçi bu konuda pek çok şey söylenmiştir. Ancak mülkünde olup bitenlerin

gerçek mâhiyetini ancak Allah teâlâ bilir. Yedi gezegen denilen yıldızların

yeryüzünde ve ufuklarda sanki nöbetleşe tesir edercesine saat saat olan

tesirlerini, önceleri yazmış olduğumuz Türkçe manzumede açıklamıştık.

Şimdi onu buraya almak uygun oldu.

[58/b]

[59/a]