BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Yukarıda bahsedilen altı mecburî sebepten üçünün dengelenmesini
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki tıp uzmanları şöyle demişlerdir: Vücudunun
sağlığını korumaya çalışan ve bunu kendisine vazife edinen kimseye
lâzımdır ki bahsedilen altı mecburî sebebi tedbir ile dengelenmiş olsun. İlk
önce kuşatıcı havayı dengelemek (ta’dîl) gerekir ki, ilkbaharı isteyerek
karşılayıp kusarak boşaltım yapmalıdır. Koruk (husrum) gibi kavrulmuş
şeyler kullanıp nar tanesi gibi teskin edici maddeleri yemelidir. Zor
hareketlerden, tatlılardan ve sıcak hamamlar gibi ısıtıcı yerlerden kaçınıp
yemeği azaltmalı, elbiseyi hafifletmelidir.
Yaz mevsiminde az hareket edip gölgeli yerlerde kalmaya gayret
göstermelidir. Safrayı gideren latîf ve soğuk yiyecekleri yemelidir. Her türlü
hararet yapıcı ve kurutulmuş yiyecekten uzak durmalıdır. Salatalık (hıyar)
ve kavun-karpuz gibi taze nefis meyveleri tercih etmelidir. Beyaz elbise ve
soğuk tutan keten elbiseyi tercih etmelidir. Sonbahar’da çok cinsî
münasebette bulunmaktan, soğuk su ile banyo yapmaktan, her türlü
kurutulmuş gıdadan kaçınmalıdır. Soğuk içeceklerden, yaş meyveleri çok
yemekten, kusmaktan, baş açmaktan, sabahın soğuğundan ve öğlenin
sıcağından sakınmalıdır. Kış mevsimini kürk ve kalın örtü ile karşılayıp et
ve keşkek gibi kuvvetli ve sıcak yemekler tercih edilmelidir. Bu mevsimde
sert ve ağır hareketler vücuda faydalıdır. Kışın kusmak kuvveti azaltır.
Cismânî hareket ve hareketsizlikte denge sebepleri: İçinde ve dışında
bulunan sebeplerle ve daima ondan ayrılıp giden kısımlara karşı gıdaya
ihtiyacı olduğu için, beden gıdasız devam edemez. Hiçbir gıda tamamen bir
vücut organına bir bölüm olamaz. Belki, dört sindirimin her bir aşamasında
gıdadan bir fazlalık ve bir artık kalır ki onda bir fayda kalmamıştır. O
fazlalığın atılmasına tabiat fırsat bulamadığından, ona dönüp bakmaz. Eğer
fazlalıklar vücutta uzun müddet kalıp çoğalırsa, bedende o kadar atık madde
toplanır ki bedene nitelik yönünden zarar verir. Yani bedeni ya ısıtır ya da
kokuşturur; ya soğutur ya da hararetini söndürür. Ya da nicelik bakımından
zarar verir. Yani kan damarlarını tıkayıp bedene ağırlık verir. Kabızlık
(peklik) hastalıkları oluşur. Eğer o toplanan madde kusulsa elbette beden o
ilaçlardan eziyet bulur. Çünkü kusturan ilaçların çoğu zehirlidir. Üstelik
bedene yarayan ve faydalı olan karışımı da dışarı atmaktan geri kalmazlar.
Şu halde vücutta toplanan fazlalıklar kalsa da dışarı atılsa da bedene
zarardır.
Hâlbuki riyâzet (spor) denilen beden hareketi o atık ve fazlalıkların
oluşumuna engel olur. Çünkü beden hareketi bütün vücut organlarını
ısıtarak, fazlalıkları öyle [158/b] bir derece çekip götürür ki [dört hazım
devresinin] hiçbirinde bir fazlalık kalmaz. Eğer dengeli hareket açıklanacak
vakitlerinde yapılacak olursa, o bir beden hareketidir (riyâzet) ki bedene
sürûr ve hafiflik verip onu gıda almaya kabiliyetli kılar. Mafsallara sertlik
verip ayrışma ve nem ile sinirlere, kirişlere dayanıklılık verir. Her türlü
maddî hastalıktan koruyup mizaca bağlı hastalıkların çoğunu uzak tutar.
Beden
hareketinin
vakti,
gıdaların
tamamen
mideye
inip
hazmedilmesinden sonradır. Yani akşam yemeği vakti, gıdalar midede,
karaciğerde ve damarların içinde hazmedilip diğer yemek vakti geldiği
zamandır.
Orta bir beden hareketi şudur ki kendisiyle yüzün rengi kızarıp deride
damarların görünmüş olsun. Damarların akışının hızlandığı beden
hareketine gelince, o aşırılıktır. Onunla bedenin sıcaklığı artarak beden
kurur, nemi gider. Hangi vücut organının dengeli beden hareketi çok olursa,
o organ kuvvetli olur; özellikle de o beden hareketinin türünde kuvvet bulur.
Mesela, elin hareketi eşya taşımada çok olsa, onun kuvveti eşya taşıma
konusunda ham ellerden daha fazla olur. Her kuvvetin tabiatı ve şânı vücut
organının hareketi gibidir. Nitekim hâfızlığa devam edenin hâfıza kuvveti
çoğalır.
Her uzvun kendine mahsus bir beden hareketi vardır. Şu halde beynin
hareketi aksırmak olur ki, o hareketle tabiat onda bulunan ezâ ve sıkıntıyı
giderir. Ona genizden (hayşum) bitişen zararlı kokuları uzaklaştırır.
Akciğerin hareketi öksürüktür ki, o hareketle tabiat, onda olan kalın
balgamı veya göğse isabet eden aşırı soğuğu giderir. Vücut organlarının
seğirmesi (ihtilâc) hastalığı sert bir rüzgardır ki, o yel onlardan ayrılıp bir
yere girinceye kadar adaleler ve onlara bitişik olan deri hareket eder.
Titreme, hareket etme kuvvetinin adaleyi hareket ettirmeye gücü yetmediği
zaman olur.
Nitekim o korku, öfke, kargaşa, üzüntü ve gayretten meydana gelir.
Göğsün hareketi okumadır. Okumaya sessizden başlayıp derece derece sesi
yükseltmek ona rahatlık verir. Kulağın hareketi, güzel sesleri ve hoş
nağmeleri dinlemektir. Gözün hareketi, güzel şeyleri seyretmektir. Elin
hareketi, kuvvetlice alıp tutmaktır. Ayağın hareketi, gitmektir. Rahvan ata
binmek bütün bedenin hareketidir ve bu, bedeni ısıtmaktan ziyade ayrıştırır.
Salıncakta salınmak, mutedil ata binmek gibidir. Top ve çevgan oynamak
beden ve canların hareketidir. Çünkü bunda oyunu kazanan neşeli ve mutlu
olur. Kaybeden ise üzgün ve öfkeli olur.
Gemiye binmek, hıltları (dört karışım) hareket ettirir ve mideye faydalıdır.
İstiska (vücûdun herhangi bir tarafında ya da karında su birikmesi) ve
cüzam (miskin hastalığı) gibi müzmin hastalıkları giderir. Çünkü gemi
yolculuğunda ferah ve sıkıntı birbiri ardınca mevcuttur. Eğer gemide kişinin
kusması gelirse engel olmasın. Çünkü bedene gayet faydalıdır.
Âzâları oğmak da hareketten (riyâzet) kabul edilmiştir. Eğer oğma sert bir
hırka ile olursa kanı cildin dışına doğru çekeceğinden, tenin rengi kızıl
görünür. Normal bir oğma vücut organlarına kuvvet verir. Aşırısı ise zahmet
verir. Hareketlerin dengeli oluşunda ve nefsin hareketsizliğinde, ruhun
harekete geçmesinin kaynağı (menşe’) muhakkak ki onun kendisinde olan
gazap ve şehvettir. Gazabın çok fazlası öfke (tehevvür), çok azı korkaklık
(cübn), ortası cesarettir. Bu dengeli hareket beden için sıhhat, can için şeref,
din ve dünya için bir emniyettir. Şehvetin çok fazlası tamahkârlık (şereh),
çok azı düşkünlük ve zayıflık (humûd), ortası iffettir. Bu dengeli hareket
bedene sıhhat, cana lezzet [159/a] ve iki cihanda rahatlık ve selâmettir.
Bahsedilen tamahkârlık (şereh) nefsin istîlâsı ile akla gâlip gelirse ona
mecâzî aşk denir ki hayal kurmanın (malihulyâ) bir çeşididir. O bir
hastalıktır ki çoğunlukla gençlere ve bekârlara musallat olup kişiye âşık
olduğu kimsenin istek ve arzusunun dışındaki şeylerden yüz çevirtir. Bu
aşkın sırrı ve sebebi, sevgilinin şekil ve güzelliğini aşırı derecede yüceltmek
ve devamlı onu düşünerek, onunla ilgili konuşmayı alışkanlık haline
getirmektir. Ekseriyetle o düşünce ile birlikte cinsî münasebette bulunma
arzusu da bulunur. Bu hastalığın alâmeti rengin sararması, bedenin
zayıflaması, göz kapağının şişmesi ve gözlerin çukurlaşmasıdır. Bu âşığın
gözlerinin içi parlar, güleç ve neşelidir. Sanki o, bir güzel şeye bakıyor
gibidir. İçten gelen bir “ah!” ile üzüntülü sesi gelir. Onun halleri ve
davranışları düzensiz olur. Uykusunun azlığından seherlerde uyanık olur.
Eğer bir doktor onun nabzını tutarak arkadaş ve tanıdıklarının isimlerini
ve vasıflarını saysa, hangi isimde nabzı değişip yüzünün rengi atarsa o
ismin sahibinin onun sevgilisi olduğunu bilir. [54]
Sevdiğine kavuşmak gibi ilaç olmaz. Eğer âşığa sevdiğine kavuşma
imkânı meşrû bir şekilde mümkün değilse, ona sevdiğini kötüleme ve ondan
nefret ettirme yolu ile ilaç verilir. Eğer aklı başında olanlardan ise nasihat
kabul edip o sevdadan vazgeçer. Eğer nasihat kabul etmezse bu sefer onu
hor görüp alay etmek ve aşkına delilik ve sevda demek sûretiyle bu
sevdadan uzaklaştırılr ve sıhhat bulur. Eğer müzik dinlemeyi (semâ) terk
etmezse ve âcilen tedavi edilmezse, aşk onun tabiatını da istîlâ eder ve
helâk olur.
Beyt
Fedâ’u’l-aşki leyse leh devâ’un
Velev kâne’l-Mesîhu leh tabîben
Beyt (in tercümesi)
Aşka feda olanın ilacı yoktur; doktoru Mesih bile olsa.

