Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Yukarıda bahsedilen altı mecburî sebepten üçünün dengelenmesini bildirir

BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Yukarıda bahsedilen altı mecburî sebepten üçünün dengelenmesini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki tıp uzmanları şöyle demişlerdir: Vücudunun sağlığını korumaya …

BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Yukarıda bahsedilen altı mecburî sebepten üçünün dengelenmesini

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki tıp uzmanları şöyle demişlerdir: Vücudunun

sağlığını korumaya çalışan ve bunu kendisine vazife edinen kimseye

lâzımdır ki bahsedilen altı mecburî sebebi tedbir ile dengelenmiş olsun. İlk

önce kuşatıcı havayı dengelemek (ta’dîl) gerekir ki, ilkbaharı isteyerek

karşılayıp kusarak boşaltım yapmalıdır. Koruk (husrum) gibi kavrulmuş

şeyler kullanıp nar tanesi gibi teskin edici maddeleri yemelidir. Zor

hareketlerden, tatlılardan ve sıcak hamamlar gibi ısıtıcı yerlerden kaçınıp

yemeği azaltmalı, elbiseyi hafifletmelidir.

Yaz mevsiminde az hareket edip gölgeli yerlerde kalmaya gayret

göstermelidir. Safrayı gideren latîf ve soğuk yiyecekleri yemelidir. Her türlü

hararet yapıcı ve kurutulmuş yiyecekten uzak durmalıdır. Salatalık (hıyar)

ve kavun-karpuz gibi taze nefis meyveleri tercih etmelidir. Beyaz elbise ve

soğuk tutan keten elbiseyi tercih etmelidir. Sonbahar’da çok cinsî

münasebette bulunmaktan, soğuk su ile banyo yapmaktan, her türlü

kurutulmuş gıdadan kaçınmalıdır. Soğuk içeceklerden, yaş meyveleri çok

yemekten, kusmaktan, baş açmaktan, sabahın soğuğundan ve öğlenin

sıcağından sakınmalıdır. Kış mevsimini kürk ve kalın örtü ile karşılayıp et

ve keşkek gibi kuvvetli ve sıcak yemekler tercih edilmelidir. Bu mevsimde

sert ve ağır hareketler vücuda faydalıdır. Kışın kusmak kuvveti azaltır.

Cismânî hareket ve hareketsizlikte denge sebepleri: İçinde ve dışında

bulunan sebeplerle ve daima ondan ayrılıp giden kısımlara karşı gıdaya

ihtiyacı olduğu için, beden gıdasız devam edemez. Hiçbir gıda tamamen bir

vücut organına bir bölüm olamaz. Belki, dört sindirimin her bir aşamasında

gıdadan bir fazlalık ve bir artık kalır ki onda bir fayda kalmamıştır. O

fazlalığın atılmasına tabiat fırsat bulamadığından, ona dönüp bakmaz. Eğer

fazlalıklar vücutta uzun müddet kalıp çoğalırsa, bedende o kadar atık madde

toplanır ki bedene nitelik yönünden zarar verir. Yani bedeni ya ısıtır ya da

kokuşturur; ya soğutur ya da hararetini söndürür. Ya da nicelik bakımından

zarar verir. Yani kan damarlarını tıkayıp bedene ağırlık verir. Kabızlık

(peklik) hastalıkları oluşur. Eğer o toplanan madde kusulsa elbette beden o

ilaçlardan eziyet bulur. Çünkü kusturan ilaçların çoğu zehirlidir. Üstelik

bedene yarayan ve faydalı olan karışımı da dışarı atmaktan geri kalmazlar.

Şu halde vücutta toplanan fazlalıklar kalsa da dışarı atılsa da bedene

zarardır.

Hâlbuki riyâzet (spor) denilen beden hareketi o atık ve fazlalıkların

oluşumuna engel olur. Çünkü beden hareketi bütün vücut organlarını

ısıtarak, fazlalıkları öyle [158/b] bir derece çekip götürür ki [dört hazım

devresinin] hiçbirinde bir fazlalık kalmaz. Eğer dengeli hareket açıklanacak

vakitlerinde yapılacak olursa, o bir beden hareketidir (riyâzet) ki bedene

sürûr ve hafiflik verip onu gıda almaya kabiliyetli kılar. Mafsallara sertlik

verip ayrışma ve nem ile sinirlere, kirişlere dayanıklılık verir. Her türlü

maddî hastalıktan koruyup mizaca bağlı hastalıkların çoğunu uzak tutar.

Beden

hareketinin

vakti,

gıdaların

tamamen

mideye

inip

hazmedilmesinden sonradır. Yani akşam yemeği vakti, gıdalar midede,

karaciğerde ve damarların içinde hazmedilip diğer yemek vakti geldiği

zamandır.

Orta bir beden hareketi şudur ki kendisiyle yüzün rengi kızarıp deride

damarların görünmüş olsun. Damarların akışının hızlandığı beden

hareketine gelince, o aşırılıktır. Onunla bedenin sıcaklığı artarak beden

kurur, nemi gider. Hangi vücut organının dengeli beden hareketi çok olursa,

o organ kuvvetli olur; özellikle de o beden hareketinin türünde kuvvet bulur.

Mesela, elin hareketi eşya taşımada çok olsa, onun kuvveti eşya taşıma

konusunda ham ellerden daha fazla olur. Her kuvvetin tabiatı ve şânı vücut

organının hareketi gibidir. Nitekim hâfızlığa devam edenin hâfıza kuvveti

çoğalır.

Her uzvun kendine mahsus bir beden hareketi vardır. Şu halde beynin

hareketi aksırmak olur ki, o hareketle tabiat onda bulunan ezâ ve sıkıntıyı

giderir. Ona genizden (hayşum) bitişen zararlı kokuları uzaklaştırır.

Akciğerin hareketi öksürüktür ki, o hareketle tabiat, onda olan kalın

balgamı veya göğse isabet eden aşırı soğuğu giderir. Vücut organlarının

seğirmesi (ihtilâc) hastalığı sert bir rüzgardır ki, o yel onlardan ayrılıp bir

yere girinceye kadar adaleler ve onlara bitişik olan deri hareket eder.

Titreme, hareket etme kuvvetinin adaleyi hareket ettirmeye gücü yetmediği

zaman olur.

Nitekim o korku, öfke, kargaşa, üzüntü ve gayretten meydana gelir.

Göğsün hareketi okumadır. Okumaya sessizden başlayıp derece derece sesi

yükseltmek ona rahatlık verir. Kulağın hareketi, güzel sesleri ve hoş

nağmeleri dinlemektir. Gözün hareketi, güzel şeyleri seyretmektir. Elin

hareketi, kuvvetlice alıp tutmaktır. Ayağın hareketi, gitmektir. Rahvan ata

binmek bütün bedenin hareketidir ve bu, bedeni ısıtmaktan ziyade ayrıştırır.

Salıncakta salınmak, mutedil ata binmek gibidir. Top ve çevgan oynamak

beden ve canların hareketidir. Çünkü bunda oyunu kazanan neşeli ve mutlu

olur. Kaybeden ise üzgün ve öfkeli olur.

Gemiye binmek, hıltları (dört karışım) hareket ettirir ve mideye faydalıdır.

İstiska (vücûdun herhangi bir tarafında ya da karında su birikmesi) ve

cüzam (miskin hastalığı) gibi müzmin hastalıkları giderir. Çünkü gemi

yolculuğunda ferah ve sıkıntı birbiri ardınca mevcuttur. Eğer gemide kişinin

kusması gelirse engel olmasın. Çünkü bedene gayet faydalıdır.

Âzâları oğmak da hareketten (riyâzet) kabul edilmiştir. Eğer oğma sert bir

hırka ile olursa kanı cildin dışına doğru çekeceğinden, tenin rengi kızıl

görünür. Normal bir oğma vücut organlarına kuvvet verir. Aşırısı ise zahmet

verir. Hareketlerin dengeli oluşunda ve nefsin hareketsizliğinde, ruhun

harekete geçmesinin kaynağı (menşe’) muhakkak ki onun kendisinde olan

gazap ve şehvettir. Gazabın çok fazlası öfke (tehevvür), çok azı korkaklık

(cübn), ortası cesarettir. Bu dengeli hareket beden için sıhhat, can için şeref,

din ve dünya için bir emniyettir. Şehvetin çok fazlası tamahkârlık (şereh),

çok azı düşkünlük ve zayıflık (humûd), ortası iffettir. Bu dengeli hareket

bedene sıhhat, cana lezzet [159/a] ve iki cihanda rahatlık ve selâmettir.

Bahsedilen tamahkârlık (şereh) nefsin istîlâsı ile akla gâlip gelirse ona

mecâzî aşk denir ki hayal kurmanın (malihulyâ) bir çeşididir. O bir

hastalıktır ki çoğunlukla gençlere ve bekârlara musallat olup kişiye âşık

olduğu kimsenin istek ve arzusunun dışındaki şeylerden yüz çevirtir. Bu

aşkın sırrı ve sebebi, sevgilinin şekil ve güzelliğini aşırı derecede yüceltmek

ve devamlı onu düşünerek, onunla ilgili konuşmayı alışkanlık haline

getirmektir. Ekseriyetle o düşünce ile birlikte cinsî münasebette bulunma

arzusu da bulunur. Bu hastalığın alâmeti rengin sararması, bedenin

zayıflaması, göz kapağının şişmesi ve gözlerin çukurlaşmasıdır. Bu âşığın

gözlerinin içi parlar, güleç ve neşelidir. Sanki o, bir güzel şeye bakıyor

gibidir. İçten gelen bir “ah!” ile üzüntülü sesi gelir. Onun halleri ve

davranışları düzensiz olur. Uykusunun azlığından seherlerde uyanık olur.

Eğer bir doktor onun nabzını tutarak arkadaş ve tanıdıklarının isimlerini

ve vasıflarını saysa, hangi isimde nabzı değişip yüzünün rengi atarsa o

ismin sahibinin onun sevgilisi olduğunu bilir. [54]

Sevdiğine kavuşmak gibi ilaç olmaz. Eğer âşığa sevdiğine kavuşma

imkânı meşrû bir şekilde mümkün değilse, ona sevdiğini kötüleme ve ondan

nefret ettirme yolu ile ilaç verilir. Eğer aklı başında olanlardan ise nasihat

kabul edip o sevdadan vazgeçer. Eğer nasihat kabul etmezse bu sefer onu

hor görüp alay etmek ve aşkına delilik ve sevda demek sûretiyle bu

sevdadan uzaklaştırılr ve sıhhat bulur. Eğer müzik dinlemeyi (semâ) terk

etmezse ve âcilen tedavi edilmezse, aşk onun tabiatını da istîlâ eder ve

helâk olur.

Beyt

Fedâ’u’l-aşki leyse leh devâ’un

Velev kâne’l-Mesîhu leh tabîben

Beyt (in tercümesi)

Aşka feda olanın ilacı yoktur; doktoru Mesih bile olsa.