ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Zemmedilen dünyanın gaddar ve sihirbaz olduğunu, hîle ve düzenleriyle
insanları aldatmakta usta olduğunu, saâdet ehlinin kâfi miktarda dünyalığa
kanaat edip onun hîlesinden emin olarak rahat ve selâmet bulduğunu
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dünya bir
sihirbaz kadındır ki kendisini daima seninle birlikte yaşıyor gösterir. Onun
ebediyyen seninle kalacağını zannedersin. Hâlbuki gece ve gündüzlerin
birbiri ardınca geçip gitmesiyle o, senden kaçmaktadır. Fakat yavaş yavaş
geçtiği için gittiği belli olmaz. Sen hâlâ onu seninle kalacak ve gitmeyecek
sanırsın. Dünya hayatı duvar gölgesi gibi sâkin ve yerinde duruyor görünür.
Hâlbuki o, sürekli bir hareket üzeredir, yürüyüp gider. Ömür ise geniş bir
akarsu gibi durgun sanılır. Hâlbuki dikkatle bakılsa, onun da her an akıp
gittiği görülür. O halde dünyada nasıl (sürekli) kalınır.
Kıta
1-Ey dil to-râ ki goft be-dünya karâr gîr
V’în cân-ı nâzenîn-i hod ender-hisâr gîr
2-Câ-yı makãm nîst cihân, dil bedû me-dih
Hod-râ musâfîrî kon u în rehguzâr gîr
Kıta( nın tercümesi)
1-Ey gönül, sana kim dünyada karar kıl dedi? «Bu nâzenin canını kuşatma
altına al» diyen kim?
2-Dünya, makam tutulacak yer değildir, ona gönlünü kaptırma! Kendini
bir yolcu, dünyayı da bir geçit olarak bil.
Bu dünya gaddar bir kadın gibidir ki seni kendisine âşık edip
bağlayıncaya kadar sana bağlılıklar arz edip muhabbetler gösterir. Ne
zaman ki sen ona meyledip muhabbet gösterirsen, o gaddar senden yüz
çevirip seni öldürmeye niyetlenir. Dünya, cilveler gösterip halkı güzelliğine
hayrân bırakan kocakarıya benzer ki kendi evinde misafir ettiği konuğuna
güven vermez, zaman tanımaz canına kasteder.
Beyt
İzâ imtehane’d-dunya lebîbun tekeşşefet
Lehu an aduvvin fî siyâbi sâdîkin
Beyt (in tercümesi)
Akıllı kişi dünyayı şöyle bir yoklayınca; onun arkadaş elbisesi içindeki
düşman olduğunu anlar.
Bu dünya düzenbaz bir yaşlı kadın gibidir ki dışını kusur ve günahlarla
süsleyip güzelleştirir. Âfet ve sıkıntılarını gizler. Ta ki câhil kimseler onun
dışına aldanarak ona koşsunlar. O câhiller dünyanın hakikatini anladıkları
vakit pişmanlık duyup üzülürler. Dünya, altın işlemeli süslü ipek kumaştan
elbise giymiş yaşlı çirkin bir kadına benzer ki hoş bir peçe ile yüzünü örter,
nezaketle ve salınarak yürür. Ta ki uzaktan onun elbisesine ve yürüyüşüne
bakanlar ona hayrân olup ona meyletsinler. Hayrânlarından birisi ona
aldanıp yaklaşarak, peçesini kaldırıp yüzünü gördüğünde çirkinlikleri
ortaya çıkar. Bunu gören dünya hayrânı, ebediyyen pişmanlıkta kalır.
Nazm
1-Yâ hâtıbe’d-dunyâ ilâ nefsihâ
Tenehhi an hıtbetihâ teslem
2-İnne’l-letî tehtubu gaddâreh
Karîbetu’l-ursi mine’l-me’tem
Nazm (ın tercümesi)
1-Ey dünyayı isteyen kişi! İsteğinden vazgeç ki kurtulasın.
2-İstediğin şey aldatır seni. Yoksa mâtem tutma zamanı yakın.
Nitekim bitmez feyz kaynağı İmam Gazzalî (rahimehullâh) demiştir ki:
“Nefsini ve Rabbini unutup lezzetli yemeklere ve gösterişli elbiselere
meylederek, o tür dünyevî lezzetlere aldanan insan, hacca giderken Kâbe
yolunun bazı konaklarında eğlenen hacı adayına benzer. O hacı, konaklama
yerinde devesine yem verir. Türlü bakımlarla onu güzelleştirir. Çeşitli
renkte palanlarla onu süsleyerek, türlü türlü faydalı otlarla onu besler.
Suyunu yerine göre soğutup ısıtır, öyle verir. Ta ki hac kafilesi onu orada
bırakıp gider. Hâlbuki o hacı, Kâbe kafilesinin kendisini bırakıp devesiyle
yalnız kaldığından habersizdir. O çölde yalnız kalıp vahşi hayvanlara yem
olduğunun farkında değildir. Aynı şekilde âhiret yolcusu da eğer ömrünü
yiyecek
ve
içeceklerinin
iyileştirilmesiyle,
elbisenin
ve
evinin
güzelleştirilmesine harcarsa, niçin yaratıldığını unutup ibadet ve marifetten
uzak durursa, o da huzur Kâbe’sinden uzak kalır. Bu yabânî dünyada terk
edilir. Karanlık tabiatında aldanıp kalır. Nefis ve şeytana mağlup olur.”
[188/b]
Nazm [Mesnevî]
1-Der zemîn-i merdumân hâne me-kon
Kâr-ı hod kon kâr-ı bîgâne me-kon
2-Kîst bîgâne ten-i hâkî-yi to
K’ez berâ-yı ûst gam-nâkî-yi to
3-Tâ to ten-râ çerb u şîrîn mî-dihî
Govher-i hod-râ ne-bînî ferbihî
Nazm (ın tercümesi)
1-İnsanların arazisi üzerine ev kurma! Kendi işini gör, yabancının işini
değil.
2-Yabancı kimdir? Senin topraktan yaratılan bedenin; senin kederli ve
elemli olman da işte bu yüzdendir.
3-Tene yağlı ballı şeyler verdikçe; cevherini, özünü semirmiş göremezsin.
Akıllı ve âgâh odur ki kendi nefsinin işlerinde ve dünyası konusunda aslâ
bir üzüntü çekmez. Dünyalık emellerini kısa tutar, sabaha sahip çıkmaz.
İbadetinde kuvvet verecek ve irfân yolunda yürümesine yetecek kadarından
fazla dünyalık düşüncesi taşımaz. Bu anlatılanların mânâsı şudur; Bahtiyâr
(saîd) kimse, niçin yaratıldığını bilip o şeye lâyık olmaya çalışandır.
Yaratılış gayesinin dışındaki şeylerden yüz çevirip uzak durur. Dünya
işlerine ancak gerektiği zaman ve ihtiyacı kadar gider. Bedbaht (şakî) kimse
odur ki şehvet ve gaflete mağlup olur. Nefis ve dünya işlerine rağbet eder.
Yeme ve içme ile tat ve lezzet için, giyim kuşam ile büyüklenmek ve
hürmet görmek için, ibadeti bırakıp ihtirasla ticarete yönelir. Gayretle ve
özenle dünyalık kazanır.
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm”
“Yâ Rabbi! Beni ve din kardeşlerimi senin yolundan alıkoyan şeylerden
kurtar. Beni doğru yolu bulan ve başkalarına da gösteren kullarından eyle.
Senin yolundan ayrılmış ve başkalarını da ayırmaya çalışanlardan eyleme.
Muhammed aleyhisselâma, ashâbına ve ehline de salât ü selâm eyle.”
Nazm
1-Ey gönül gafletden âgâh ol, hazer kıl zinhâr
Mekr ider bîdâr, hasm olmuş sana bu rûzgâr
2-Kısmet-i mîrâs-hordur, mülk ü mâlın sandığın
Hubb-ı mülk ü cem‘-i mâlı koy, hiç itme i‘tibâr
3-Kim ki varlıkdan fakat bu âlemi bilmiş hemân
Aşk bahrından ana ancak görünmüş bir kenâr
4-Tumturâk-ı nüh-felek şehr-i azîm-i aşk ile
Hayme-i sahrâdır ol bu pây-ı taht-ı şehriyâr
5-Nüh-felek cevfinde yokdur çâr unsur hürmeti
Çâr-unsur içre bu hâkin ne lutf u kadri var
6-Böyle ednâ hâkden destinde mevcûd olana
Nâfiz olmaz hükmün ol tebdîl olur bî-ihtiyâr
7-Geh zebûn-ı âsumânsın tâ ki tâli‘ şems ola
Geh rehîn-i gaym olursun tâ kim olsun katre-bâr
8-Bu cihan dârü’l-belâdır, ol cihan dârü’s-sürûr
Bu cihan bi’se’l-karîn ü ol cihan ni‘me’l-karâr
9-Zahmet-i dünyâ kadardır ni‘met-i ukbâ sana
Gurbetin cevri kadar, lezzet virür dâr ü diyâr
Günümüz Türkçesiyle
1-Ey gönül, gafletten uyan ve sakın; Biteviye tuzak kurar, sana hasm
olmuş dünya.
2-Malın mülkün sandığın, mirasyedinin kısmeti olmuş. Mülk sevdasını ve
mal toplamayı bırak, bunlara hiç itibar etme.
3-Kim ki varlıktan sadece bu âlemi bilmişse; aşk deryâsından ona sadece
bir kenar görünmüştür.
4-Feleğin debdebesi aşk ile ne muazzam Ay’dır. O şehriyârın pâyitahtı,
çadırı gönül sahrâsında kuruludur.
5-Feleğin semâlarında yoktur dört unsurun hürmeti. Dört unsur içinde bu
toprağın ne kıymeti var.
6-Böyle ednâ topraktan elinde mevcut olanın hükmü geçmez, o irâden
olmadan değişir.
7-Göklerin zebunu ol ki tâliin güneş gibi doğsun. Buluta rehin ol ki
damlalar nasibin olsun
8-Bu cihan imtihan yurdudur, o cihan sevinç diyarı. Bu cihan kötü bir
yoldaş, o cihan ne güzel karar yurdu.
9-Dünya zahmeti kadar ukbâ nimetidir sana. Gurbetin cevri kadar evin,
yurdun haz verir sana.

