Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Zemmedilen dünyanın gaddar ve sihirbaz olduğunu, hîle ve düzenleriyle insanları…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Zemmedilen dünyanın gaddar ve sihirbaz olduğunu, hîle ve düzenleriyle insanları aldatmakta usta olduğunu, saâdet ehlinin kâfi miktarda dünyalığa …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Zemmedilen dünyanın gaddar ve sihirbaz olduğunu, hîle ve düzenleriyle

insanları aldatmakta usta olduğunu, saâdet ehlinin kâfi miktarda dünyalığa

kanaat edip onun hîlesinden emin olarak rahat ve selâmet bulduğunu

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dünya bir

sihirbaz kadındır ki kendisini daima seninle birlikte yaşıyor gösterir. Onun

ebediyyen seninle kalacağını zannedersin. Hâlbuki gece ve gündüzlerin

birbiri ardınca geçip gitmesiyle o, senden kaçmaktadır. Fakat yavaş yavaş

geçtiği için gittiği belli olmaz. Sen hâlâ onu seninle kalacak ve gitmeyecek

sanırsın. Dünya hayatı duvar gölgesi gibi sâkin ve yerinde duruyor görünür.

Hâlbuki o, sürekli bir hareket üzeredir, yürüyüp gider. Ömür ise geniş bir

akarsu gibi durgun sanılır. Hâlbuki dikkatle bakılsa, onun da her an akıp

gittiği görülür. O halde dünyada nasıl (sürekli) kalınır.

Kıta

1-Ey dil to-râ ki goft be-dünya karâr gîr

V’în cân-ı nâzenîn-i hod ender-hisâr gîr

2-Câ-yı makãm nîst cihân, dil bedû me-dih

Hod-râ musâfîrî kon u în rehguzâr gîr

Kıta( nın tercümesi)

1-Ey gönül, sana kim dünyada karar kıl dedi? «Bu nâzenin canını kuşatma

altına al» diyen kim?

2-Dünya, makam tutulacak yer değildir, ona gönlünü kaptırma! Kendini

bir yolcu, dünyayı da bir geçit olarak bil.

Bu dünya gaddar bir kadın gibidir ki seni kendisine âşık edip

bağlayıncaya kadar sana bağlılıklar arz edip muhabbetler gösterir. Ne

zaman ki sen ona meyledip muhabbet gösterirsen, o gaddar senden yüz

çevirip seni öldürmeye niyetlenir. Dünya, cilveler gösterip halkı güzelliğine

hayrân bırakan kocakarıya benzer ki kendi evinde misafir ettiği konuğuna

güven vermez, zaman tanımaz canına kasteder.

Beyt

İzâ imtehane’d-dunya lebîbun tekeşşefet

Lehu an aduvvin fî siyâbi sâdîkin

Beyt (in tercümesi)

Akıllı kişi dünyayı şöyle bir yoklayınca; onun arkadaş elbisesi içindeki

düşman olduğunu anlar.

Bu dünya düzenbaz bir yaşlı kadın gibidir ki dışını kusur ve günahlarla

süsleyip güzelleştirir. Âfet ve sıkıntılarını gizler. Ta ki câhil kimseler onun

dışına aldanarak ona koşsunlar. O câhiller dünyanın hakikatini anladıkları

vakit pişmanlık duyup üzülürler. Dünya, altın işlemeli süslü ipek kumaştan

elbise giymiş yaşlı çirkin bir kadına benzer ki hoş bir peçe ile yüzünü örter,

nezaketle ve salınarak yürür. Ta ki uzaktan onun elbisesine ve yürüyüşüne

bakanlar ona hayrân olup ona meyletsinler. Hayrânlarından birisi ona

aldanıp yaklaşarak, peçesini kaldırıp yüzünü gördüğünde çirkinlikleri

ortaya çıkar. Bunu gören dünya hayrânı, ebediyyen pişmanlıkta kalır.

Nazm

1-Yâ hâtıbe’d-dunyâ ilâ nefsihâ

Tenehhi an hıtbetihâ teslem

2-İnne’l-letî tehtubu gaddâreh

Karîbetu’l-ursi mine’l-me’tem

Nazm (ın tercümesi)

1-Ey dünyayı isteyen kişi! İsteğinden vazgeç ki kurtulasın.

2-İstediğin şey aldatır seni. Yoksa mâtem tutma zamanı yakın.

Nitekim bitmez feyz kaynağı İmam Gazzalî (rahimehullâh) demiştir ki:

“Nefsini ve Rabbini unutup lezzetli yemeklere ve gösterişli elbiselere

meylederek, o tür dünyevî lezzetlere aldanan insan, hacca giderken Kâbe

yolunun bazı konaklarında eğlenen hacı adayına benzer. O hacı, konaklama

yerinde devesine yem verir. Türlü bakımlarla onu güzelleştirir. Çeşitli

renkte palanlarla onu süsleyerek, türlü türlü faydalı otlarla onu besler.

Suyunu yerine göre soğutup ısıtır, öyle verir. Ta ki hac kafilesi onu orada

bırakıp gider. Hâlbuki o hacı, Kâbe kafilesinin kendisini bırakıp devesiyle

yalnız kaldığından habersizdir. O çölde yalnız kalıp vahşi hayvanlara yem

olduğunun farkında değildir. Aynı şekilde âhiret yolcusu da eğer ömrünü

yiyecek

ve

içeceklerinin

iyileştirilmesiyle,

elbisenin

ve

evinin

güzelleştirilmesine harcarsa, niçin yaratıldığını unutup ibadet ve marifetten

uzak durursa, o da huzur Kâbe’sinden uzak kalır. Bu yabânî dünyada terk

edilir. Karanlık tabiatında aldanıp kalır. Nefis ve şeytana mağlup olur.”

[188/b]

Nazm [Mesnevî]

1-Der zemîn-i merdumân hâne me-kon

Kâr-ı hod kon kâr-ı bîgâne me-kon

2-Kîst bîgâne ten-i hâkî-yi to

K’ez berâ-yı ûst gam-nâkî-yi to

3-Tâ to ten-râ çerb u şîrîn mî-dihî

Govher-i hod-râ ne-bînî ferbihî

Nazm (ın tercümesi)

1-İnsanların arazisi üzerine ev kurma! Kendi işini gör, yabancının işini

değil.

2-Yabancı kimdir? Senin topraktan yaratılan bedenin; senin kederli ve

elemli olman da işte bu yüzdendir.

3-Tene yağlı ballı şeyler verdikçe; cevherini, özünü semirmiş göremezsin.

Akıllı ve âgâh odur ki kendi nefsinin işlerinde ve dünyası konusunda aslâ

bir üzüntü çekmez. Dünyalık emellerini kısa tutar, sabaha sahip çıkmaz.

İbadetinde kuvvet verecek ve irfân yolunda yürümesine yetecek kadarından

fazla dünyalık düşüncesi taşımaz. Bu anlatılanların mânâsı şudur; Bahtiyâr

(saîd) kimse, niçin yaratıldığını bilip o şeye lâyık olmaya çalışandır.

Yaratılış gayesinin dışındaki şeylerden yüz çevirip uzak durur. Dünya

işlerine ancak gerektiği zaman ve ihtiyacı kadar gider. Bedbaht (şakî) kimse

odur ki şehvet ve gaflete mağlup olur. Nefis ve dünya işlerine rağbet eder.

Yeme ve içme ile tat ve lezzet için, giyim kuşam ile büyüklenmek ve

hürmet görmek için, ibadeti bırakıp ihtirasla ticarete yönelir. Gayretle ve

özenle dünyalık kazanır.

“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm”

“Yâ Rabbi! Beni ve din kardeşlerimi senin yolundan alıkoyan şeylerden

kurtar. Beni doğru yolu bulan ve başkalarına da gösteren kullarından eyle.

Senin yolundan ayrılmış ve başkalarını da ayırmaya çalışanlardan eyleme.

Muhammed aleyhisselâma, ashâbına ve ehline de salât ü selâm eyle.”

Nazm

1-Ey gönül gafletden âgâh ol, hazer kıl zinhâr

Mekr ider bîdâr, hasm olmuş sana bu rûzgâr

2-Kısmet-i mîrâs-hordur, mülk ü mâlın sandığın

Hubb-ı mülk ü cem‘-i mâlı koy, hiç itme i‘tibâr

3-Kim ki varlıkdan fakat bu âlemi bilmiş hemân

Aşk bahrından ana ancak görünmüş bir kenâr

4-Tumturâk-ı nüh-felek şehr-i azîm-i aşk ile

Hayme-i sahrâdır ol bu pây-ı taht-ı şehriyâr

5-Nüh-felek cevfinde yokdur çâr unsur hürmeti

Çâr-unsur içre bu hâkin ne lutf u kadri var

6-Böyle ednâ hâkden destinde mevcûd olana

Nâfiz olmaz hükmün ol tebdîl olur bî-ihtiyâr

7-Geh zebûn-ı âsumânsın tâ ki tâli‘ şems ola

Geh rehîn-i gaym olursun tâ kim olsun katre-bâr

8-Bu cihan dârü’l-belâdır, ol cihan dârü’s-sürûr

Bu cihan bi’se’l-karîn ü ol cihan ni‘me’l-karâr

9-Zahmet-i dünyâ kadardır ni‘met-i ukbâ sana

Gurbetin cevri kadar, lezzet virür dâr ü diyâr

Günümüz Türkçesiyle

1-Ey gönül, gafletten uyan ve sakın; Biteviye tuzak kurar, sana hasm

olmuş dünya.

2-Malın mülkün sandığın, mirasyedinin kısmeti olmuş. Mülk sevdasını ve

mal toplamayı bırak, bunlara hiç itibar etme.

3-Kim ki varlıktan sadece bu âlemi bilmişse; aşk deryâsından ona sadece

bir kenar görünmüştür.

4-Feleğin debdebesi aşk ile ne muazzam Ay’dır. O şehriyârın pâyitahtı,

çadırı gönül sahrâsında kuruludur.

5-Feleğin semâlarında yoktur dört unsurun hürmeti. Dört unsur içinde bu

toprağın ne kıymeti var.

6-Böyle ednâ topraktan elinde mevcut olanın hükmü geçmez, o irâden

olmadan değişir.

7-Göklerin zebunu ol ki tâliin güneş gibi doğsun. Buluta rehin ol ki

damlalar nasibin olsun

8-Bu cihan imtihan yurdudur, o cihan sevinç diyarı. Bu cihan kötü bir

yoldaş, o cihan ne güzel karar yurdu.

9-Dünya zahmeti kadar ukbâ nimetidir sana. Gurbetin cevri kadar evin,

yurdun haz verir sana.