ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Sekizinci Madde
Sekizinci Madde
Açlığın sınırlarını, hâl ve makãmlarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Açlık, seherde
uyanık olmayı gerektirdiği gibi uzlet de sükutu gerektirir.
Açlık iki kısımdır. Biri isteğe bağlı açlıktır ki tasavvuf yoluna giren
dervişlerin açlığıdır. Diğeri zorunlu açlıktır ki hakikat mertebesinde
olanların (muhakkık) açlığıdır. Çünkü hakikat mertebesinde olan kişi
nefsini aç kalmaya zorlamaz, fakat üns makãmında ise, bazı kere yemeğini
azaltır. Eğer heybet makãmında ise fazla yemek yer.
Muhakkıkin mertebesinde olanın çok yemesi şuna işarettir ki, onun
manevî âlemde gördüklerinden, gönlünde hakikat nurlarının hücumu ile
sıhhat bulmuştur. Onlar için yemeği azaltmak ise, manevî âlemde
gördüklerinden oluşan üns hâli sebebiyle karşılıklı konuşma (mükaleme)
imkânı meydana geldiğine işarettir.
Tasavvuf yolunda eğitim gören mübtedî sâliklerin çok yemesi, onların
Hak tealadan uzak olduklarına ve yüce kapısından kovulmuş olduklarına;
kendilerine hayvanî ve şehevânî nefsin galip geldiğine işarettir. Onların az
yemesi ise gönüllerine ilâhî cömertlik rüzgârlarının dolduğuna ve kendi
vücutlarının işiyle uğraşmaktan alıkoyduğuna işarettir. Aşırı olmayan açlık
ise, her hâl ve sebep ile salikleri hallere davet eder. Muhakkıkları ise sırlara
nâil kılar. Fakat aşırı açlık nefsin hevâsına sebep olup, aklın gitmesine ve
mizacın bozulmasına yol açar.
Tasavvuf yoluna yeni giren bir sâlikin manevî hallere ulaşmak için nefsini
aç bırakmada aşırı gitmesine izin verilmez. Onun oruç yardımıyla az
yemesine imkân tanınır. Gece ve gündüz arasında bir sefer yemek
yemelidir. Bir haftada sadece iki kere yağlı yemek yemelidir. Eğer sen de
burada anlatılanlardan faydalanarak marifet ve muhabbet bulmak istiyorsan,
böyle yapmalısın. Nitekim: “ Nice aç kimse, tok olandan daha kötüdür”
denilmiştir.
Açlığın hâl ve makãmları vardır. Açlığın tasavvufa yeni giren
mübtedîlerdeki hâlleri huşû [286] ve huzû, fakr ve meskenet, züll ve iftikar ile
âzâların sâkinleşerek havatırın kovulmasıdır. Açlığın hakikat ehlindeki
hâlleri ise rikkat, safâ, müânese ile birlikte mâsivâya alâkanın gönülden
uzaklaştırılarak ilâhî izzet ve rabbânî saltanat içinde insanî (nefsânî)
özelliklerden uzak durmaktır.
Açlığın makãmı, makãm-ı samedânîdir [287] ve bu makãmın acayip halleri,
benzersiz sırları vardır.
Himmet [288] dostu ve azîmet [289] yakını olan açlığın faydaları bunlardır.
Ancak buradaki açlık, avâmın açlığı değildir. Çünkü [212/a] avâmın
açlığında sağlık, micazın kurtuluşu ve bedeni nimetlendirmekten başka bir
fayda yoktur. Açlığın bir faydası da, şeytanın desîselerine karşı sahibini
uyanık kılmasıdır.
Rubâiler
1-Açlık ki, tok eyler ol kamu a‘zâyı
Açlıkda bu nefs terk ider dünyâyı
Hem açlık açar rümûz-ı her ma‘nâyı
Açlıkda bulur bu cân ü dil Mevlâ’yı
2-Nândan boş olan kimesne pür-hikmetdir
Gönlü gözü uyanık, işi ibretdir
Açlık ki, tamâm-ı hiffet ü iffetdir
Her derde şifâdır ol, tene sıhhatdir
3-Hakkı, az yi eyle batna hulkı mîzân
Açlıkda yoğ ol ziyân ki, toklukda iyân
Açlıkdan olan ziyâna pesdir bir nân
Toklukda marazlara gerek çok dermân
4-Hakkı yemek az yi, az uyu, az söyle
Cân sağlığı, dil hoşluğu bul sen öyle
Her ne dilesen gönülde bul, zevk eyle
Kim iki cihân sa‘âdetidir böyle
5-Bend eyle dehânı bu cihânı seyr it
Koy h v âbı, gönülde her nihânı seyr it
Aşk aça yürekte çün dehânı seyr it
Deryâlar içip safâ-yı cânı seyr it
6-Nefs ehline gerçi açlık olmuş zindân
Ammâ ki, gönül ehlinedir hoş seyrân
Açlıkta gönül safâ bulur, lezzet-i cân
Pes cû‘dur ehl-i Hakk’a Hak’dan ihsân
7-Hakkâ ki, ta‘âm-ı enbiyâdır açlık
Hem hâl ü makâm-ı evliyâdır açlık
Hem safvet-i kalb-i asfiyâdır açlık
Her derde devâ vü hoş nevâdır açlık
8-Hakkâ ki, safâ-yı asfiyâ cû‘ olmuş
Takvâ vü reşâd-ı etkıyâ cû‘ olmuş
Hem fetânet-i re’y-i ezkiyâ cû‘ olmuş
Bel zirve-i cây-ı irtikâ cû‘ olmuş
9-Çok uyumak oldı ilm ü fazlı hâdim,
Nevvâm u ukûl olur alîl ü nâdim
Şeb-ka’im ü gündüzü dahi ol sâ’im
Tâ menba‘-ı ilm ü fazl olasın dâ’im
10-Hakkı, Hakk içün nehâr ü leyl ol ka’im
Ölmezden ölüp sen ol gamından hâ’im
Oldıkça bu nefs hayy, gönüldür nâ’im
Nefs ölse gönül bulur, hayât-ı dâ’im
Günümüz Türkçesiyle
1-Açlık ki, tok eyler bütün organları. Açlıkta bu nefis, terk eder dünyayı.
Her mânanın remzini hem açlık açar. Açlıkta bulur bu can ile gönül
Mevlâ’yı.
2-Yemekten karnı boş olan kimse hikmet doludur. Gönlü gözü uyanıktır,
işleri ibrettir. Açlık ki tamamen hafifliktir, iffettir. Her derde şifâdır, o
bedene sıhhattir.
3-Hakkı! Az ye, mideni ahlâkınla mizan eyle. Toklukta açık olan zarar,
açlıkta yoktur. Açlıkta olan zararın giderilmesine bir ekmek yeter. Toklukla
oluşan hastalıklara pek çok derman gerekir.
4-Hakkı! Yemeği az ye, az uyu, az konuş. Can sağlığı, gönül hoşluğu bul
sen öyle. Her ne istersen gönülde bul, zevk eyle ki iki cihan saadeti böyle
elde edilir.
5-Ağzını bağla da bu cihanı seyret. Uykuyu bırak, her gizliliği gönülde
seyret. Aşk açsın yürekte ağzını, sen seyret. Deryayı içip de can safâsını
seyret.
6-Nefs ehline gerçi, açlık zindan olmuştur. Hâlbuki gönül ehline, hoş bir
seyrandır. Açlıkta gönül safâ ve can lezzetini bulur. Çünkü açlık, Hak ehline
Hak’tan ihsandır.
7-Gerçek şu ki evliyâ taamıdır açlık. Evliyânın hem hâli hem makãmıdır
açlık. Hem asfiyânın [290] kalbinin sıfatıdır açlık. Her derde deva, hoş bir
gıdadır açlık.
8-Gerçek şu ki asfiyânın safâsı açlık olmuş. Müttakilerin ve doğruların
takvâsı açlık olmuş. Temiz insanların iffeti, açlığa riâyet olmuş. Belki,
makãmların en yücesi açlık olmuş.
9-Çok uyumak, ilmi ve fazîleti yok eder. Çok yiyip çok uyuyan, hasta ve
pişman olur. Geceleri kıyamda, gündüzleri oruçlu ol ki, daima ilmin ve
fazîletin kaynağı olasın.
10-Hakkı! Hak için gece gündüz kaim ol. Ölmeden evvel ölüp, sen
gamından pişman ol. Bu nefis diri oldukça, gönül uykudadır. Nefis ölse,
gönül daimî bir hayat bulur.
[281] . Bu rivayet yazma nüshada yoktur.
[282] . Subhânî sırlar: Şânı yüce Allah’a ait sırları, ancak evliyâsına
hissettirdiği hikmetli işleri.
[283] . Dirhem: 1-Eski okkanın (Okka: 1283 gramlık eski bir ağırlık
ölçüsü) dörtyüzde biri. 2- Gümüş para.
[284] . Batman: 7. 692 kg. olan ağırlık ölçü birimi. Eskiden sular ve
hubûbat için kullanılan bir ölçüdür. Mahalle göre, 2 okkadan 8 okkaya
kadar değişir.
[285] . Gavs: Sığınma, ilticâ etme. Tasavvufta, kendisine sığınıldığı zaman
kutba gavs denir. Sûfîler darda ve sıkışık durumda kaldıkları zaman “Yetiş
yâ Gavs!” “Meded yâ Gavs!” “İmdâd yâ pîr!” diye feryâd ederler ve kutbun
manevî himâyesine sığınırlar. Gavs-ı a’zâm: En ulu Gavs buna kutb-ı ekber
de denir. Hz. Peygamber’in bâtınından ibarettir. Velîliğin en yüce mertebesi
budur. Abdülkadir Geylânî’ye özellikle Gavs-ı a’zâm denir. (Uludağ, a.g.e .,
s. 188.)
[286] . Huşû: Sâkin ve saygılı duruş, derin bir hürmet hissi ile boyun
eğerek elpençe durmak. Tasavvufta tevâzu, dinin emirlerine itaat etmek,
Allah’ın huzurunda boynu büküp durmak, ona teslim olmak, kullarına
saygılı ve alçak gönüllü olmak. (Uludağ, a.g.e ., s. 233.)
[287] . Samedânî: Allah’a ve O’nun ezelî kuvvet ve kudretine mensup,
Allah’la ilgili olan.
[288] . Himmet: Bir kemâl hâlinin hâlini veya diğer bir şeyi elde etmek
için bütün rûhânî güçleriyle birlikte kalbin Hakk’a yönelmesi. (Uludağ,
a.g.e ., s. 227.)
[289] . Azîmet: Kasdetmek, karar vermek, yemin etmek. Tasavvufta,
nefsin arzusuna bıkmadan, ruhsat ve cevaz hâline iltifat etmedendini emri
ve yasakların hem ruhuna uygun bir şekilde hareket etmek, tevillerden
sakınmak, ihtiyata en uygun yolu tutmak. (Uludağ, a.g.e. , s. 77.)
[290] . Allah dostlarının seçilmişleri, ermişlerin halisleri.
7-Gerçek şu ki evliyâ taamıdır açlık. Evliyânın hem hâli hem makãmıdır
açlık. Hem asfiyânın kalbinin sıfatıdır açlık. Her derde deva, hoş bir gıdadır
açlık.
Açlığın makãmı, makãm-ı samedânîdir ve bu makãmın acayip halleri,
benzersiz sırları vardır.
. Allah dostlarının seçilmişleri, ermişlerin halisleri.
. Huşû: Sâkin ve saygılı duruş, derin bir hürmet hissi ile boyun eğerek
elpençe durmak. Tasavvufta tevâzu, dinin emirlerine itaat etmek, Allah’ın
huzurunda boynu büküp durmak, ona teslim olmak, kullarına saygılı ve
alçak gönüllü olmak. (Uludağ, a.g.e ., s. 233.)
. Samedânî: Allah’a ve O’nun ezelî kuvvet ve kudretine mensup, Allah’la
ilgili olan.
. Himmet: Bir kemâl hâlinin hâlini veya diğer bir şeyi elde etmek için
bütün rûhânî güçleriyle birlikte kalbin Hakk’a yönelmesi. (Uludağ, a.g.e ., s.
227.)
. Azîmet: Kasdetmek, karar vermek, yemin etmek. Tasavvufta, nefsin
arzusuna bıkmadan, ruhsat ve cevaz hâline iltifat etmedendini emri ve
yasakların hem ruhuna uygun bir şekilde hareket etmek, tevillerden
sakınmak, ihtiyata en uygun yolu tutmak. (Uludağ, a.g.e. , s. 77.)
. Subhânî sırlar: Şânı yüce Allah’a ait sırları, ancak evliyâsına hissettirdiği
hikmetli işleri.
. Dirhem: 1-Eski okkanın (Okka: 1283 gramlık eski bir ağırlık ölçüsü)
dörtyüzde biri. 2- Gümüş para.
. Batman: 7. 692 kg. olan ağırlık ölçü birimi. Eskiden sular ve hubûbat
için kullanılan bir ölçüdür. Mahalle göre, 2 okkadan 8 okkaya kadar değişir.
. Gavs: Sığınma, ilticâ etme. Tasavvufta, kendisine sığınıldığı zaman
kutba gavs denir. Sûfîler darda ve sıkışık durumda kaldıkları zaman “Yetiş
yâ Gavs!” “Meded yâ Gavs!” “İmdâd yâ pîr!” diye feryâd ederler ve kutbun
manevî himâyesine sığınırlar. Gavs-ı a’zâm: En ulu Gavs buna kutb-ı ekber
de denir. Hz. Peygamber’in bâtınından ibarettir. Velîliğin en yüce mertebesi
budur. Abdülkadir Geylânî’ye özellikle Gavs-ı a’zâm denir. (Uludağ, a.g.e .,
s. 188.)
. Bu rivayet yazma nüshada yoktur.
İrfan yoluna yeni giren (mübtedi) ve henüz seyr ü sülûka yeni başlayan
için en verimli perhiz yolu, ifrat ve tefritten sakınarak orta yolu tutmaktır.
Böyle bir kişi orta derecede yemelidir. Orta derecede yeme; bir gün ve bir
gecede elli dirhemden yüz dirheme kadar olan yemedir. İçme de bu yüz
dirheme dahildir. [209/a]
Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) şefkatiyle ümmetine yemek âdâbını
öğretmiş, tokluğun zararlarını açıklamış ve açlığın faydalarını duyurmuştur.
Nitekim hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Âdemoğlu karnından daha
kötü bir kap doldurmamıştır. Ona neslinin devamı ve yaşaması için üç-beş
lokmacık yeter. Kim aşırı yemek hastalığına müptelâ olup karnını
doldurmak isterse, hiç olmazsa üçte birini yiyeceğine, üçte birini içeceğine
ayırsın ki üçte birini de rahat nefes alıp vermek için ayırsın.” Ve
buyurmuştur ki: “ Tok iken yemek yemek, hem hastalık (sebebidir), hem de
haramdır.”
Açlığın hâl ve makãmları vardır. Açlığın tasavvufa yeni giren
mübtedîlerdeki hâlleri huşû ve huzû, fakr ve meskenet, züll ve iftikar ile
âzâların sâkinleşerek havatırın kovulmasıdır. Açlığın hakikat ehlindeki
hâlleri ise rikkat, safâ, müânese ile birlikte mâsivâya alâkanın gönülden
uzaklaştırılarak ilâhî izzet ve rabbânî saltanat içinde insanî (nefsânî)
özelliklerden uzak durmaktır.
Himmet dostu ve azîmet yakını olan açlığın faydaları bunlardır. Ancak
buradaki açlık, avâmın açlığı değildir. Çünkü [212/a] avâmın açlığında
sağlık, micazın kurtuluşu ve bedeni nimetlendirmekten başka bir fayda
yoktur. Açlığın bir faydası da, şeytanın desîselerine karşı sahibini uyanık
kılmasıdır.
Bedenin zekâtı oruç ve gece ibadetidir. Bir âbidin her gün oruç tuttuğu,
iftar vakti bir batman yiyecek ile orucunu açtığı, sonra da sabaha kadar
namaz kıldığı bir mürşid-i kâmile söylendiğinde, “ Keşke yarım ekmek
yiyerek uyusaydı daha iyi olurdu” demiştir.
6-Bulan açlıkta bulmuştur, fânîlik içinde fakr devletini. Duyan açlıkta
duymuştur, subhânî sırların remzini.
Himmet dostu ve azîmet yakını olan açlığın faydaları bunlardır. Ancak
buradaki açlık, avâmın açlığı değildir. Çünkü [212/a] avâmın açlığında
sağlık, micazın kurtuluşu ve bedeni nimetlendirmekten başka bir fayda
yoktur. Açlığın bir faydası da, şeytanın desîselerine karşı sahibini uyanık
kılmasıdır.
Hazret-i Peygamber (s.a.v.) ’in açlıktan bükülerek dolaştığı olurdu. Ebû
Hureyre (r.a.) açlıktan kendini kaybedip kıvranırdı. Şeyhimiz Hazret-i
Gavs-ı ulvî İsmail Fakîrullâh Tillovî , (Allah kendisine rahmet eylesin) bu
Hakkı evlâdını yetiştirmek için şöyle demiştir: “ Molla İbrahim! Ben gecede
ve gündüzde tek bir kere, birkaç lokma yemek yerim. Hazırda ne varsa onu
yerim. Herhangi bir yemek ile haftada iki yufka ekmeği yerim. Et suyu
riyâzete engel değildir. Bu ekmeğin aslı, yenilen mazıdır. Altı günde bir,
sadece iki fincan kadar su içerim. Yatsı namazından sonra yatıp uyurum.
Gece kalkınca sabaha kadar ibadet ederim. Pazartesi ve Perşembe günleri
de oruç tutarım.”

