Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Açlığın sınırlarını, hâl ve makãmlarını bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Sekizinci Madde Sekizinci Madde Açlığın sınırlarını, hâl ve makãmlarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Açlık, seherde uyanık olmayı …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Sekizinci Madde

Sekizinci Madde

Açlığın sınırlarını, hâl ve makãmlarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Açlık, seherde

uyanık olmayı gerektirdiği gibi uzlet de sükutu gerektirir.

Açlık iki kısımdır. Biri isteğe bağlı açlıktır ki tasavvuf yoluna giren

dervişlerin açlığıdır. Diğeri zorunlu açlıktır ki hakikat mertebesinde

olanların (muhakkık) açlığıdır. Çünkü hakikat mertebesinde olan kişi

nefsini aç kalmaya zorlamaz, fakat üns makãmında ise, bazı kere yemeğini

azaltır. Eğer heybet makãmında ise fazla yemek yer.

Muhakkıkin mertebesinde olanın çok yemesi şuna işarettir ki, onun

manevî âlemde gördüklerinden, gönlünde hakikat nurlarının hücumu ile

sıhhat bulmuştur. Onlar için yemeği azaltmak ise, manevî âlemde

gördüklerinden oluşan üns hâli sebebiyle karşılıklı konuşma (mükaleme)

imkânı meydana geldiğine işarettir.

Tasavvuf yolunda eğitim gören mübtedî sâliklerin çok yemesi, onların

Hak tealadan uzak olduklarına ve yüce kapısından kovulmuş olduklarına;

kendilerine hayvanî ve şehevânî nefsin galip geldiğine işarettir. Onların az

yemesi ise gönüllerine ilâhî cömertlik rüzgârlarının dolduğuna ve kendi

vücutlarının işiyle uğraşmaktan alıkoyduğuna işarettir. Aşırı olmayan açlık

ise, her hâl ve sebep ile salikleri hallere davet eder. Muhakkıkları ise sırlara

nâil kılar. Fakat aşırı açlık nefsin hevâsına sebep olup, aklın gitmesine ve

mizacın bozulmasına yol açar.

Tasavvuf yoluna yeni giren bir sâlikin manevî hallere ulaşmak için nefsini

aç bırakmada aşırı gitmesine izin verilmez. Onun oruç yardımıyla az

yemesine imkân tanınır. Gece ve gündüz arasında bir sefer yemek

yemelidir. Bir haftada sadece iki kere yağlı yemek yemelidir. Eğer sen de

burada anlatılanlardan faydalanarak marifet ve muhabbet bulmak istiyorsan,

böyle yapmalısın. Nitekim: “ Nice aç kimse, tok olandan daha kötüdür”

denilmiştir.

Açlığın hâl ve makãmları vardır. Açlığın tasavvufa yeni giren

mübtedîlerdeki hâlleri huşû [286] ve huzû, fakr ve meskenet, züll ve iftikar ile

âzâların sâkinleşerek havatırın kovulmasıdır. Açlığın hakikat ehlindeki

hâlleri ise rikkat, safâ, müânese ile birlikte mâsivâya alâkanın gönülden

uzaklaştırılarak ilâhî izzet ve rabbânî saltanat içinde insanî (nefsânî)

özelliklerden uzak durmaktır.

Açlığın makãmı, makãm-ı samedânîdir [287] ve bu makãmın acayip halleri,

benzersiz sırları vardır.

Himmet [288] dostu ve azîmet [289] yakını olan açlığın faydaları bunlardır.

Ancak buradaki açlık, avâmın açlığı değildir. Çünkü [212/a] avâmın

açlığında sağlık, micazın kurtuluşu ve bedeni nimetlendirmekten başka bir

fayda yoktur. Açlığın bir faydası da, şeytanın desîselerine karşı sahibini

uyanık kılmasıdır.

Rubâiler

1-Açlık ki, tok eyler ol kamu a‘zâyı

Açlıkda bu nefs terk ider dünyâyı

Hem açlık açar rümûz-ı her ma‘nâyı

Açlıkda bulur bu cân ü dil Mevlâ’yı

2-Nândan boş olan kimesne pür-hikmetdir

Gönlü gözü uyanık, işi ibretdir

Açlık ki, tamâm-ı hiffet ü iffetdir

Her derde şifâdır ol, tene sıhhatdir

3-Hakkı, az yi eyle batna hulkı mîzân

Açlıkda yoğ ol ziyân ki, toklukda iyân

Açlıkdan olan ziyâna pesdir bir nân

Toklukda marazlara gerek çok dermân

4-Hakkı yemek az yi, az uyu, az söyle

Cân sağlığı, dil hoşluğu bul sen öyle

Her ne dilesen gönülde bul, zevk eyle

Kim iki cihân sa‘âdetidir böyle

5-Bend eyle dehânı bu cihânı seyr it

Koy h v âbı, gönülde her nihânı seyr it

Aşk aça yürekte çün dehânı seyr it

Deryâlar içip safâ-yı cânı seyr it

6-Nefs ehline gerçi açlık olmuş zindân

Ammâ ki, gönül ehlinedir hoş seyrân

Açlıkta gönül safâ bulur, lezzet-i cân

Pes cû‘dur ehl-i Hakk’a Hak’dan ihsân

7-Hakkâ ki, ta‘âm-ı enbiyâdır açlık

Hem hâl ü makâm-ı evliyâdır açlık

Hem safvet-i kalb-i asfiyâdır açlık

Her derde devâ vü hoş nevâdır açlık

8-Hakkâ ki, safâ-yı asfiyâ cû‘ olmuş

Takvâ vü reşâd-ı etkıyâ cû‘ olmuş

Hem fetânet-i re’y-i ezkiyâ cû‘ olmuş

Bel zirve-i cây-ı irtikâ cû‘ olmuş

9-Çok uyumak oldı ilm ü fazlı hâdim,

Nevvâm u ukûl olur alîl ü nâdim

Şeb-ka’im ü gündüzü dahi ol sâ’im

Tâ menba‘-ı ilm ü fazl olasın dâ’im

10-Hakkı, Hakk içün nehâr ü leyl ol ka’im

Ölmezden ölüp sen ol gamından hâ’im

Oldıkça bu nefs hayy, gönüldür nâ’im

Nefs ölse gönül bulur, hayât-ı dâ’im

Günümüz Türkçesiyle

1-Açlık ki, tok eyler bütün organları. Açlıkta bu nefis, terk eder dünyayı.

Her mânanın remzini hem açlık açar. Açlıkta bulur bu can ile gönül

Mevlâ’yı.

2-Yemekten karnı boş olan kimse hikmet doludur. Gönlü gözü uyanıktır,

işleri ibrettir. Açlık ki tamamen hafifliktir, iffettir. Her derde şifâdır, o

bedene sıhhattir.

3-Hakkı! Az ye, mideni ahlâkınla mizan eyle. Toklukta açık olan zarar,

açlıkta yoktur. Açlıkta olan zararın giderilmesine bir ekmek yeter. Toklukla

oluşan hastalıklara pek çok derman gerekir.

4-Hakkı! Yemeği az ye, az uyu, az konuş. Can sağlığı, gönül hoşluğu bul

sen öyle. Her ne istersen gönülde bul, zevk eyle ki iki cihan saadeti böyle

elde edilir.

5-Ağzını bağla da bu cihanı seyret. Uykuyu bırak, her gizliliği gönülde

seyret. Aşk açsın yürekte ağzını, sen seyret. Deryayı içip de can safâsını

seyret.

6-Nefs ehline gerçi, açlık zindan olmuştur. Hâlbuki gönül ehline, hoş bir

seyrandır. Açlıkta gönül safâ ve can lezzetini bulur. Çünkü açlık, Hak ehline

Hak’tan ihsandır.

7-Gerçek şu ki evliyâ taamıdır açlık. Evliyânın hem hâli hem makãmıdır

açlık. Hem asfiyânın [290] kalbinin sıfatıdır açlık. Her derde deva, hoş bir

gıdadır açlık.

8-Gerçek şu ki asfiyânın safâsı açlık olmuş. Müttakilerin ve doğruların

takvâsı açlık olmuş. Temiz insanların iffeti, açlığa riâyet olmuş. Belki,

makãmların en yücesi açlık olmuş.

9-Çok uyumak, ilmi ve fazîleti yok eder. Çok yiyip çok uyuyan, hasta ve

pişman olur. Geceleri kıyamda, gündüzleri oruçlu ol ki, daima ilmin ve

fazîletin kaynağı olasın.

10-Hakkı! Hak için gece gündüz kaim ol. Ölmeden evvel ölüp, sen

gamından pişman ol. Bu nefis diri oldukça, gönül uykudadır. Nefis ölse,

gönül daimî bir hayat bulur.

[281] . Bu rivayet yazma nüshada yoktur.

[282] . Subhânî sırlar: Şânı yüce Allah’a ait sırları, ancak evliyâsına

hissettirdiği hikmetli işleri.

[283] . Dirhem: 1-Eski okkanın (Okka: 1283 gramlık eski bir ağırlık

ölçüsü) dörtyüzde biri. 2- Gümüş para.

[284] . Batman: 7. 692 kg. olan ağırlık ölçü birimi. Eskiden sular ve

hubûbat için kullanılan bir ölçüdür. Mahalle göre, 2 okkadan 8 okkaya

kadar değişir.

[285] . Gavs: Sığınma, ilticâ etme. Tasavvufta, kendisine sığınıldığı zaman

kutba gavs denir. Sûfîler darda ve sıkışık durumda kaldıkları zaman “Yetiş

yâ Gavs!” “Meded yâ Gavs!” “İmdâd yâ pîr!” diye feryâd ederler ve kutbun

manevî himâyesine sığınırlar. Gavs-ı a’zâm: En ulu Gavs buna kutb-ı ekber

de denir. Hz. Peygamber’in bâtınından ibarettir. Velîliğin en yüce mertebesi

budur. Abdülkadir Geylânî’ye özellikle Gavs-ı a’zâm denir. (Uludağ, a.g.e .,

s. 188.)

[286] . Huşû: Sâkin ve saygılı duruş, derin bir hürmet hissi ile boyun

eğerek elpençe durmak. Tasavvufta tevâzu, dinin emirlerine itaat etmek,

Allah’ın huzurunda boynu büküp durmak, ona teslim olmak, kullarına

saygılı ve alçak gönüllü olmak. (Uludağ, a.g.e ., s. 233.)

[287] . Samedânî: Allah’a ve O’nun ezelî kuvvet ve kudretine mensup,

Allah’la ilgili olan.

[288] . Himmet: Bir kemâl hâlinin hâlini veya diğer bir şeyi elde etmek

için bütün rûhânî güçleriyle birlikte kalbin Hakk’a yönelmesi. (Uludağ,

a.g.e ., s. 227.)

[289] . Azîmet: Kasdetmek, karar vermek, yemin etmek. Tasavvufta,

nefsin arzusuna bıkmadan, ruhsat ve cevaz hâline iltifat etmedendini emri

ve yasakların hem ruhuna uygun bir şekilde hareket etmek, tevillerden

sakınmak, ihtiyata en uygun yolu tutmak. (Uludağ, a.g.e. , s. 77.)

[290] . Allah dostlarının seçilmişleri, ermişlerin halisleri.

7-Gerçek şu ki evliyâ taamıdır açlık. Evliyânın hem hâli hem makãmıdır

açlık. Hem asfiyânın kalbinin sıfatıdır açlık. Her derde deva, hoş bir gıdadır

açlık.

Açlığın makãmı, makãm-ı samedânîdir ve bu makãmın acayip halleri,

benzersiz sırları vardır.

. Allah dostlarının seçilmişleri, ermişlerin halisleri.

. Huşû: Sâkin ve saygılı duruş, derin bir hürmet hissi ile boyun eğerek

elpençe durmak. Tasavvufta tevâzu, dinin emirlerine itaat etmek, Allah’ın

huzurunda boynu büküp durmak, ona teslim olmak, kullarına saygılı ve

alçak gönüllü olmak. (Uludağ, a.g.e ., s. 233.)

. Samedânî: Allah’a ve O’nun ezelî kuvvet ve kudretine mensup, Allah’la

ilgili olan.

. Himmet: Bir kemâl hâlinin hâlini veya diğer bir şeyi elde etmek için

bütün rûhânî güçleriyle birlikte kalbin Hakk’a yönelmesi. (Uludağ, a.g.e ., s.

227.)

. Azîmet: Kasdetmek, karar vermek, yemin etmek. Tasavvufta, nefsin

arzusuna bıkmadan, ruhsat ve cevaz hâline iltifat etmedendini emri ve

yasakların hem ruhuna uygun bir şekilde hareket etmek, tevillerden

sakınmak, ihtiyata en uygun yolu tutmak. (Uludağ, a.g.e. , s. 77.)

. Subhânî sırlar: Şânı yüce Allah’a ait sırları, ancak evliyâsına hissettirdiği

hikmetli işleri.

. Dirhem: 1-Eski okkanın (Okka: 1283 gramlık eski bir ağırlık ölçüsü)

dörtyüzde biri. 2- Gümüş para.

. Batman: 7. 692 kg. olan ağırlık ölçü birimi. Eskiden sular ve hubûbat

için kullanılan bir ölçüdür. Mahalle göre, 2 okkadan 8 okkaya kadar değişir.

. Gavs: Sığınma, ilticâ etme. Tasavvufta, kendisine sığınıldığı zaman

kutba gavs denir. Sûfîler darda ve sıkışık durumda kaldıkları zaman “Yetiş

yâ Gavs!” “Meded yâ Gavs!” “İmdâd yâ pîr!” diye feryâd ederler ve kutbun

manevî himâyesine sığınırlar. Gavs-ı a’zâm: En ulu Gavs buna kutb-ı ekber

de denir. Hz. Peygamber’in bâtınından ibarettir. Velîliğin en yüce mertebesi

budur. Abdülkadir Geylânî’ye özellikle Gavs-ı a’zâm denir. (Uludağ, a.g.e .,

s. 188.)

. Bu rivayet yazma nüshada yoktur.

İrfan yoluna yeni giren (mübtedi) ve henüz seyr ü sülûka yeni başlayan

için en verimli perhiz yolu, ifrat ve tefritten sakınarak orta yolu tutmaktır.

Böyle bir kişi orta derecede yemelidir. Orta derecede yeme; bir gün ve bir

gecede elli dirhemden yüz dirheme kadar olan yemedir. İçme de bu yüz

dirheme dahildir. [209/a]

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) şefkatiyle ümmetine yemek âdâbını

öğretmiş, tokluğun zararlarını açıklamış ve açlığın faydalarını duyurmuştur.

Nitekim hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Âdemoğlu karnından daha

kötü bir kap doldurmamıştır. Ona neslinin devamı ve yaşaması için üç-beş

lokmacık yeter. Kim aşırı yemek hastalığına müptelâ olup karnını

doldurmak isterse, hiç olmazsa üçte birini yiyeceğine, üçte birini içeceğine

ayırsın ki üçte birini de rahat nefes alıp vermek için ayırsın.” Ve

buyurmuştur ki: “ Tok iken yemek yemek, hem hastalık (sebebidir), hem de

haramdır.”

Açlığın hâl ve makãmları vardır. Açlığın tasavvufa yeni giren

mübtedîlerdeki hâlleri huşû ve huzû, fakr ve meskenet, züll ve iftikar ile

âzâların sâkinleşerek havatırın kovulmasıdır. Açlığın hakikat ehlindeki

hâlleri ise rikkat, safâ, müânese ile birlikte mâsivâya alâkanın gönülden

uzaklaştırılarak ilâhî izzet ve rabbânî saltanat içinde insanî (nefsânî)

özelliklerden uzak durmaktır.

Himmet dostu ve azîmet yakını olan açlığın faydaları bunlardır. Ancak

buradaki açlık, avâmın açlığı değildir. Çünkü [212/a] avâmın açlığında

sağlık, micazın kurtuluşu ve bedeni nimetlendirmekten başka bir fayda

yoktur. Açlığın bir faydası da, şeytanın desîselerine karşı sahibini uyanık

kılmasıdır.

Bedenin zekâtı oruç ve gece ibadetidir. Bir âbidin her gün oruç tuttuğu,

iftar vakti bir batman yiyecek ile orucunu açtığı, sonra da sabaha kadar

namaz kıldığı bir mürşid-i kâmile söylendiğinde, “ Keşke yarım ekmek

yiyerek uyusaydı daha iyi olurdu” demiştir.

6-Bulan açlıkta bulmuştur, fânîlik içinde fakr devletini. Duyan açlıkta

duymuştur, subhânî sırların remzini.

Himmet dostu ve azîmet yakını olan açlığın faydaları bunlardır. Ancak

buradaki açlık, avâmın açlığı değildir. Çünkü [212/a] avâmın açlığında

sağlık, micazın kurtuluşu ve bedeni nimetlendirmekten başka bir fayda

yoktur. Açlığın bir faydası da, şeytanın desîselerine karşı sahibini uyanık

kılmasıdır.

Hazret-i Peygamber (s.a.v.) ’in açlıktan bükülerek dolaştığı olurdu. Ebû

Hureyre (r.a.) açlıktan kendini kaybedip kıvranırdı. Şeyhimiz Hazret-i

Gavs-ı ulvî İsmail Fakîrullâh Tillovî , (Allah kendisine rahmet eylesin) bu

Hakkı evlâdını yetiştirmek için şöyle demiştir: “ Molla İbrahim! Ben gecede

ve gündüzde tek bir kere, birkaç lokma yemek yerim. Hazırda ne varsa onu

yerim. Herhangi bir yemek ile haftada iki yufka ekmeği yerim. Et suyu

riyâzete engel değildir. Bu ekmeğin aslı, yenilen mazıdır. Altı günde bir,

sadece iki fincan kadar su içerim. Yatsı namazından sonra yatıp uyurum.

Gece kalkınca sabaha kadar ibadet ederim. Pazartesi ve Perşembe günleri

de oruç tutarım.”