Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Allah dostlarının hikmetinin sınırını ve alâmetlerini, kadrini, kıymetini ve onların…

DÖRDÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Allah dostlarının hikmetinin sınırını ve alâmetlerini, kadrini, kıymetini ve onların korunup muhafaza edilmesini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları …

DÖRDÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Allah dostlarının hikmetinin sınırını ve alâmetlerini, kadrini, kıymetini ve

onların korunup muhafaza edilmesini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir:

Hikmet akl-ı meâdın sözüdür ki, eğer o tasvir edilecek olsa onun aydınlığı

yanında güneş kapkaranlık kalırdı. Hikmet, ledünnî (Allah katından ilham

olunan rabbânî) ilimdir. Hikmet ârifin kalbinde bir noktadır. İşte ilim o

noktadan ibarettir ki cahiller onu çoğaltarak çeşitli ilim dallarına

ayırmışlardır. Arifin kalbinde hikmet, bir minarenin tepesine konmuş kuşun

ağzındaki kıl gibidir. Hikmet tam bir anlayış ve ince kavrayıştır. Hikmet

yakînin mükâşefesidir.

Hikmet, izafî ruhtan fışkıran öyle bir nûrdur ki, ârifin gönlünde ortaya

çıkar. Maneviyâttan nasibi gür olan ârifin hikmeti daha çok ve daha tam

olur. Hikmet söylediği sözde tam isabet etmektir ki, hikmet sahibi

konuştuğunda hakkı söyler; susması bile isabetli ve yerinde olur.

Hikmet sahibi bir zat şöyle demiştir: “Hikmet nûru kalbime doğduğundan

beri, otuz yıldır ağzımdan pişman olacağım bir söz çıkmamıştır.” Hikmet

sözlerin, davranışların ve irâdenin Cenâb-ı Hakk’ın muradına denk

düşmesidir.

Çünkü hikmet sahibi konuşmaz, ancak Hakk’ın dilediğini söyler; hiçbir iş

işlemez, ancak Cenâb-ı Hakk’ın murad ettiğini yapar ve hiçbir şeyi istemez,

ancak Mevlâ’nın murad ettiğini diler. Hikmeti elde etmek az konuşmakla ve

insanlara karşı gayet mülâyim davranmakla mümkündür. Hikmet, Allah’ın

gayb hazinelerinden bir hazinedir ki ancak Allah’ın sevgili kullarının

kalbine doğar ve doğmasıyla birlikte onları nûrlandırır. Çünkü evliyânın

kalpleri hikmet pınarlarıdır, ilâhî rahmetin kullar arasında yer tuttuğu

vatanıdır.

Şehvetler, gönülde hikmetin barınmasını engelleyen kalın perdelerdir.

Çünkü şehvet kalbi karartır. Hâlbuki hikmet, nûr ve huzur getirir. Nitekim

dünya işlerinden karanlıkla aydınlık, cihanda bir arada bulunmaz. Bunun

gibi hikmetle şehvet bir gönülde aynı anda bulunmaz. Şu halde şehvetleri

terk eden hikmete sahip olur. Hikmetin başı Allah’a sımsıkı sarılmaktır.

Şehvetleri terk etmek hikmetin süsüdür. Bir gönülde hikmet kuvvet

buldukça orada şehvetler zayıflar, hatta mahv olup gider. Gönül her

şehvetten ve baş olma sevdasından kurtuldukça, orada bir hikmet nûru

ortaya çıkar.

Hikmetin alâmeti dünya arzularına ait sevgiyi terk etmektir. Mevlâ’nın

huzurunu ve O’na yakınlığı talep etmektir. Hikmetin alâmeti yeme içmeyi

azaltmak ve buna bağlı olarak az uyumaktır. Daimî bir suskunluk hâlinde

bulunmaktır. Gerektiği kadar konuşmaktır. Gönülde Mevlâ’ya tam bir

teveccühle yönelmektir. Hikmetin alâmeti tam bir tevekkülle Allah’a

yönelip işlerini O’na ısmarlayıp O’ndan gelen her şeye teslim ve râzı

olmaktır. İnsanların işlerini güzel muamele ile görmektir. Halka tevâzu ile

yaklaşmak ve her işi yumuşak huylulukla idare ederek geçim ehli olmaktır.

Hikmet kendinden büyüğe teslim olmak, kendinden küçüğe şefkat ve

merhametle yaklaşmaktır. Yukarıda sayılan özellikleri şahsında toplayan

ârif, Allah’ın izniyle ilâhî hikmet erbâbındandır. Onun sözleriyle

davranışlarında nice bin hikmetler görülür. Gönlü nihayetsiz hikmetlerin

kaynağı hâline gelir.

Nazm

1. İlâhî öyle meşreb vir ki uysun ana meşrebler

Dil olsun aşkına zâhib ki andandır bu mezhebler

2. Dilerdüm bî-murâd olmak çün ol hem ber-murâd oldu

O matlabdan dahi geçdüm bulundu cümle matlablar

3. Çü tedbîr-i hıredden bitmedi iş derd-i aşk aldum

Ki dâğ-ı dil gibi bir şeb-çerâğı bulmadı şebler

4. Çü nûr-ı aşk nûr-ı câna, ol hem cisme râkibdir

O Râkibden habîr olsa bulur izzet bu merkebler

5. Hemân nâ-süfte yeğdir bahr-ı hikmet derdi ey Hakkı

Ko vehm ü fehm ü akl u fikri kesr olsun bu miskablar

Günümüz Türkçesiyle

1. İlâhî! Öyle meşreb ver ki meşrebler ona uysun. Aşkınca yürüsün gönül,

bu mezhepler ondandır.

2. Muradsız olmayı diledim; bu da bir murad oldu. O istekten de geçtim;

bütün istekler yerine geldi.

3. Aklın tedbiriyle iş bitmedi, aşk derdini aldım. Geceler ki gönül ateşi

gibi, bir gece parlayan yakut bulmadı.

4. Aşk nûru madem, can nûruna, cisme yüklenmiş. O biniciden haberi

olsa, bu binekler izzet duyar.

5. Hakkı! Hikmet denizinin incisi, delinmemiş tek inci. Vehmi, fehmi, [86]

aklı, fikri bırak; o matkaplar kırılsın.

Hikmet, ölü kalpleri diriltir. (Dünya meşgalesiyle) daralmış gönülleri

ferahlandırır.

Hikmet, hikmet ehlinin en kıymetli sermayesidir. Çok konuşarak onu zayi

eden kimdir? Hikmetli sözün tadının gitmesi, hakîmin onu sormadan önce

söylemesiyle olur. Hikmeti, ehlinden men etmek, hikmet ehline yapılacak

en büyük haksızlıktır. Hikmeti ehil olmayana söylemek hikmete zulümdür.

Hikmete zulmetmek ise, büyük bir hatadır. Çünkü zalimin hasmı, Hudâ’dır.

Hikmet ehlinden bir zat şöyle demiştir: “İşin başlarında iken galiba

hikmeti sadrımda hissederdim. Ve onu ehlinden de, ehil olmayandan da

sakınmayıp söylerdim. Bunun üzerine bana şöyle hitap edildi: “Havâssa

mahsus olan bu hikmeti avâma niçin söylersin? Bu değerli ve kıymetli

[297/b] nimeti niçin hafife alırsın? Şüphesiz, hikmeti hafife almak, Hakk’ı

hafife almaktır. Sen bu kıymetli işi yüce tutmaya bak, hafifletmeyi

neylersin?”

Hikmetin değerini bilmeyenlere sakın hikmetten söyleme. Domuzların

önüne inci tanelerini saçma. Çünkü evliyânın hikmetli sözleri, ıslak inci

tanelerinden kıymetlidir. Onu inkâr edenlerin derecesi, hayvanlardan da

aşağıdır. Hikmet ehlinin şânına yakışan odur ki hikmeti ancak ehline

söylesin ve onu ehil olmayandan sakınsın. Böylece hikmetin nûru ve neşesi

gönlünde sönmesin. Hikmetin lezzetinden ve tadından nasipsiz kalmasın.

Nazm

1. Safîr-i murg-ı cân esrâr söyler

Velî âgâha ol her bâr söyler

2. Niçün hikmet kelâmın dir ana kim

İşidince anı zinhâr söyler

3. Peşîmândır o ârif evvel âhir

Ki mâra sırr-ı genc-i yâr söyler

4. Çü âşık mest iken bâzâra varsa

Hadîs-i hâneyi nâ-çâr söyler

5. Aceb hâlet bu kim bir katre yemden

Hadîs-i kulzüm-i zehhâr söyler

6. Hemân bir bahrdendir bunca incü

Eger Mollâ eger Attâr söyler

7. Hamûş ol ger fenâ buldunsa Hakkı

Ki dilden aşk hoş güftâr söyler

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül kuşunun nağmeleri sırlar söyler. Ancak bunları âgâh olana tekrar

eder.

2. Bu hikmetli sözleri ona niçin söyler? İşitince onu zinhar [ağyara] söyler

3. O ârif ki önünde sonunda pişman olur. Yılana sevgilinin hazinesini

söyler.

4. Âşık mest iken pazara varsa, hikmet evinde konuşulanı çaresiz söz

eder.

5. Ne acayiptir, denizden bir damla. Coşkun deryaların hâlini anlatır.

6. Bunca inci, hep aynı denizdendir. Bazen Molla (Câmî), bazen Attâr

söyler.

7. Eğer fenâ buldunsa, sükût et Hakkı! Aşk ki gönülden güzel sözler

söyler.