DÖRDÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Allah dostlarının hikmetinin sınırını ve alâmetlerini, kadrini, kıymetini ve
onların korunup muhafaza edilmesini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir:
Hikmet akl-ı meâdın sözüdür ki, eğer o tasvir edilecek olsa onun aydınlığı
yanında güneş kapkaranlık kalırdı. Hikmet, ledünnî (Allah katından ilham
olunan rabbânî) ilimdir. Hikmet ârifin kalbinde bir noktadır. İşte ilim o
noktadan ibarettir ki cahiller onu çoğaltarak çeşitli ilim dallarına
ayırmışlardır. Arifin kalbinde hikmet, bir minarenin tepesine konmuş kuşun
ağzındaki kıl gibidir. Hikmet tam bir anlayış ve ince kavrayıştır. Hikmet
yakînin mükâşefesidir.
Hikmet, izafî ruhtan fışkıran öyle bir nûrdur ki, ârifin gönlünde ortaya
çıkar. Maneviyâttan nasibi gür olan ârifin hikmeti daha çok ve daha tam
olur. Hikmet söylediği sözde tam isabet etmektir ki, hikmet sahibi
konuştuğunda hakkı söyler; susması bile isabetli ve yerinde olur.
Hikmet sahibi bir zat şöyle demiştir: “Hikmet nûru kalbime doğduğundan
beri, otuz yıldır ağzımdan pişman olacağım bir söz çıkmamıştır.” Hikmet
sözlerin, davranışların ve irâdenin Cenâb-ı Hakk’ın muradına denk
düşmesidir.
Çünkü hikmet sahibi konuşmaz, ancak Hakk’ın dilediğini söyler; hiçbir iş
işlemez, ancak Cenâb-ı Hakk’ın murad ettiğini yapar ve hiçbir şeyi istemez,
ancak Mevlâ’nın murad ettiğini diler. Hikmeti elde etmek az konuşmakla ve
insanlara karşı gayet mülâyim davranmakla mümkündür. Hikmet, Allah’ın
gayb hazinelerinden bir hazinedir ki ancak Allah’ın sevgili kullarının
kalbine doğar ve doğmasıyla birlikte onları nûrlandırır. Çünkü evliyânın
kalpleri hikmet pınarlarıdır, ilâhî rahmetin kullar arasında yer tuttuğu
vatanıdır.
Şehvetler, gönülde hikmetin barınmasını engelleyen kalın perdelerdir.
Çünkü şehvet kalbi karartır. Hâlbuki hikmet, nûr ve huzur getirir. Nitekim
dünya işlerinden karanlıkla aydınlık, cihanda bir arada bulunmaz. Bunun
gibi hikmetle şehvet bir gönülde aynı anda bulunmaz. Şu halde şehvetleri
terk eden hikmete sahip olur. Hikmetin başı Allah’a sımsıkı sarılmaktır.
Şehvetleri terk etmek hikmetin süsüdür. Bir gönülde hikmet kuvvet
buldukça orada şehvetler zayıflar, hatta mahv olup gider. Gönül her
şehvetten ve baş olma sevdasından kurtuldukça, orada bir hikmet nûru
ortaya çıkar.
Hikmetin alâmeti dünya arzularına ait sevgiyi terk etmektir. Mevlâ’nın
huzurunu ve O’na yakınlığı talep etmektir. Hikmetin alâmeti yeme içmeyi
azaltmak ve buna bağlı olarak az uyumaktır. Daimî bir suskunluk hâlinde
bulunmaktır. Gerektiği kadar konuşmaktır. Gönülde Mevlâ’ya tam bir
teveccühle yönelmektir. Hikmetin alâmeti tam bir tevekkülle Allah’a
yönelip işlerini O’na ısmarlayıp O’ndan gelen her şeye teslim ve râzı
olmaktır. İnsanların işlerini güzel muamele ile görmektir. Halka tevâzu ile
yaklaşmak ve her işi yumuşak huylulukla idare ederek geçim ehli olmaktır.
Hikmet kendinden büyüğe teslim olmak, kendinden küçüğe şefkat ve
merhametle yaklaşmaktır. Yukarıda sayılan özellikleri şahsında toplayan
ârif, Allah’ın izniyle ilâhî hikmet erbâbındandır. Onun sözleriyle
davranışlarında nice bin hikmetler görülür. Gönlü nihayetsiz hikmetlerin
kaynağı hâline gelir.
Nazm
1. İlâhî öyle meşreb vir ki uysun ana meşrebler
Dil olsun aşkına zâhib ki andandır bu mezhebler
2. Dilerdüm bî-murâd olmak çün ol hem ber-murâd oldu
O matlabdan dahi geçdüm bulundu cümle matlablar
3. Çü tedbîr-i hıredden bitmedi iş derd-i aşk aldum
Ki dâğ-ı dil gibi bir şeb-çerâğı bulmadı şebler
4. Çü nûr-ı aşk nûr-ı câna, ol hem cisme râkibdir
O Râkibden habîr olsa bulur izzet bu merkebler
5. Hemân nâ-süfte yeğdir bahr-ı hikmet derdi ey Hakkı
Ko vehm ü fehm ü akl u fikri kesr olsun bu miskablar
Günümüz Türkçesiyle
1. İlâhî! Öyle meşreb ver ki meşrebler ona uysun. Aşkınca yürüsün gönül,
bu mezhepler ondandır.
2. Muradsız olmayı diledim; bu da bir murad oldu. O istekten de geçtim;
bütün istekler yerine geldi.
3. Aklın tedbiriyle iş bitmedi, aşk derdini aldım. Geceler ki gönül ateşi
gibi, bir gece parlayan yakut bulmadı.
4. Aşk nûru madem, can nûruna, cisme yüklenmiş. O biniciden haberi
olsa, bu binekler izzet duyar.
5. Hakkı! Hikmet denizinin incisi, delinmemiş tek inci. Vehmi, fehmi, [86]
aklı, fikri bırak; o matkaplar kırılsın.
Hikmet, ölü kalpleri diriltir. (Dünya meşgalesiyle) daralmış gönülleri
ferahlandırır.
Hikmet, hikmet ehlinin en kıymetli sermayesidir. Çok konuşarak onu zayi
eden kimdir? Hikmetli sözün tadının gitmesi, hakîmin onu sormadan önce
söylemesiyle olur. Hikmeti, ehlinden men etmek, hikmet ehline yapılacak
en büyük haksızlıktır. Hikmeti ehil olmayana söylemek hikmete zulümdür.
Hikmete zulmetmek ise, büyük bir hatadır. Çünkü zalimin hasmı, Hudâ’dır.
Hikmet ehlinden bir zat şöyle demiştir: “İşin başlarında iken galiba
hikmeti sadrımda hissederdim. Ve onu ehlinden de, ehil olmayandan da
sakınmayıp söylerdim. Bunun üzerine bana şöyle hitap edildi: “Havâssa
mahsus olan bu hikmeti avâma niçin söylersin? Bu değerli ve kıymetli
[297/b] nimeti niçin hafife alırsın? Şüphesiz, hikmeti hafife almak, Hakk’ı
hafife almaktır. Sen bu kıymetli işi yüce tutmaya bak, hafifletmeyi
neylersin?”
Hikmetin değerini bilmeyenlere sakın hikmetten söyleme. Domuzların
önüne inci tanelerini saçma. Çünkü evliyânın hikmetli sözleri, ıslak inci
tanelerinden kıymetlidir. Onu inkâr edenlerin derecesi, hayvanlardan da
aşağıdır. Hikmet ehlinin şânına yakışan odur ki hikmeti ancak ehline
söylesin ve onu ehil olmayandan sakınsın. Böylece hikmetin nûru ve neşesi
gönlünde sönmesin. Hikmetin lezzetinden ve tadından nasipsiz kalmasın.
Nazm
1. Safîr-i murg-ı cân esrâr söyler
Velî âgâha ol her bâr söyler
2. Niçün hikmet kelâmın dir ana kim
İşidince anı zinhâr söyler
3. Peşîmândır o ârif evvel âhir
Ki mâra sırr-ı genc-i yâr söyler
4. Çü âşık mest iken bâzâra varsa
Hadîs-i hâneyi nâ-çâr söyler
5. Aceb hâlet bu kim bir katre yemden
Hadîs-i kulzüm-i zehhâr söyler
6. Hemân bir bahrdendir bunca incü
Eger Mollâ eger Attâr söyler
7. Hamûş ol ger fenâ buldunsa Hakkı
Ki dilden aşk hoş güftâr söyler
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül kuşunun nağmeleri sırlar söyler. Ancak bunları âgâh olana tekrar
eder.
2. Bu hikmetli sözleri ona niçin söyler? İşitince onu zinhar [ağyara] söyler
3. O ârif ki önünde sonunda pişman olur. Yılana sevgilinin hazinesini
söyler.
4. Âşık mest iken pazara varsa, hikmet evinde konuşulanı çaresiz söz
eder.
5. Ne acayiptir, denizden bir damla. Coşkun deryaların hâlini anlatır.
6. Bunca inci, hep aynı denizdendir. Bazen Molla (Câmî), bazen Attâr
söyler.
7. Eğer fenâ buldunsa, sükût et Hakkı! Aşk ki gönülden güzel sözler
söyler.

