DÖRDÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Allah dostlarının hikmetli sözlerinin (zâhir) ilimlerin en faydalı olanından
daha tatlı ve daha faydalı olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Evliyânın
hikmetli sözleri Allah’ı bilmektir. Nitekim Hak teala; “Bil ki Allah’tan
başka ibadet edilecek yoktur” (Muhammed 47/19) buyurmuştur. Hakîm
Senâyî üç beyt ile bu mânâyı duyurmuştur:
Nazm
1-İlm sûy-i der-i ilâh bered
Ne sûy-ı nefs u mâl u câh bered
2-İlmhâ cumle zîr-i în kelime est
Hest sûret yekî velîk heme est
3-İlm-i her du cihân cüz în me-şinâs
Bişnev fark-ı ferbehî zi-âmâs
Nazm (ın tercümesi)
1-İlim, Hakk’ın kapısına götürür; nefis, mal ve makam tarafına değil.
2-İlimlerin tamamı şu kelimenin altında gizlidir: Tek bir sûret vardır,
ancak hepsi birdir.
3-İki cihanın ilmi şundan ibarettir: «Şişman»ın «şiş» olandan farkını
kavra.
Şu halde Allah’ı bilmek, hakikat ilminin ta kendisidir ve bu, hâl ilmidir,
irfân ilmidir, aşk ilmidir, bâtın ilmidir, ledünnî ilimdir, gönül ilmidir, kalp
ilmidir.
Allah’ı bilmek Allah’a (kerrûbiyyûn) yakın meleklerin görülmesidir,
ayıpların örtülmesidir, günahlara keffârettir. Allah’ı bilmek hikmet adıyla
bilinir; bunun pek çok hayırlara vesile olacağı Kur’ân-ı Kerim’de
belirtilmiştir. [87] Bunu talep eden, açlık ve susuzluğa katlanmayı alışkanlık
edinmelidir. İlim ile hikmet, beden ile can gibi birbirinden ayrılmazlar.
Nitekim beyitte şöyle denilmiştir:
Beyt
İlm-ı bâtın hem çû meske ilm-i zâhir hemçû şîr
Key buved bî-şîr meske, key buved bî-pîr pîr
Beyt (in tercümesi)
Bâtın ilmi tereyağı gibidir, zâhir ilmi ise süt. Süt olmadan tereyağı nasıl
olur, pîr olmadan pîr olunur mu?
İlim, ders işlemekle öğrenilir, hikmet aç kalmakla elde edilir. İlim, dilden
dile aktarılır, hikmet gayb âleminden kalbe gelir. Zâhir ilmi dilden ortaya
çıkar, ancak işiten kulaklara ulaşıp gider. Bâtın ilmi ise gönlün
derinliklerinden çıkarak nefsi etkisi altına alıp oradan kalbin derinliklerine
kadar akar.
Zâhir ilmi, neticede lisanın işlerindendir. Lisan ise mülk âlemine ait bir
değerdir. Hâlbuki bâtın ilmi gönül âlemine ait hâllerdendir. Gönül ise,
melekût âleminin hazinelerindendir. Zâhir ilmi, halk içinde meşhurdur ve
ancak kitapların satırlarında yazılıdır. Bâtın ilmi ise Hak içindir ve
gönüllerde gizlidir, halk içinde açıklanması men edilmiştir. Çünkü o
korunmuştur.
Bâtın ilminden öylesi vardır ki inkâr olunmaz ve onun ulu orta
açıklanmasına herkes güç yetiremez. Evliyânın hikmetini inkâr eden kişi
ebleh ve akılsızdır. Onun en hafif cezası, hikmet zevkinden mahrum
kalmaktır. İlim, öğrenmekle [298/a] elde edildiğinden onun bir sınırı ve
nihayeti vardır. Hikmet ise Hak katındandır, bu sebeple onun ne sınırı ne de
nihayeti vardır. İlim tefekkürle elde edilir, hikmet ise tezekkürle bulunur.
Allah’ı bilmek, O’na giden yolların en yakın ve en doğru olanıdır.
Nazm
1. Eger ilm-i aşka gönül olsa kâbil
Yazarsın o bir noktadan bin resâ’il
2. Anın hıfz u tekrârı hayretledir kim
Tezekkürledir ilm-i aşk olma gâfil
3. Tefekkürledir çünkü aklın ulûmu
Gerekdir ana ders ü fehm-i mesâ’il
4. Usûl ü fürû‘ içre oldın müsellem
Velî olmadın fer‘den aslâ vâsıl
5. Çü akl oldu zâhir bu aşk oldu bâtın
Ko hâricde aklı sen ol aşka dâhil
Günümüz Türkçesiyle
1. Eğer aşk ilminde gönlü anlatmak mümkün olsa, onun bir noktasıyla
binlerce kitap yazarsın
2. Onun ezberlenip, tekrarlanması hayretle olur. Aşk ilmi, zikirle bulunur;
sakın bundan gâfil olma.
3. Çünkü akıl ilimleri tefekkürle kazanılır. Onda ders vermek, konuları
anlatmak gerekir.
4. Usûl ve teferruat içinde, yerini sağlam kıldın. Fakat yine de teferruattan
aslâ geçemedin.
5. Çünkü akıl zâhir oldu, bu aşk ise bâtındır. Aklı dışarıda koy sen, zadece
aşka gir.
Aklî ilimlerde mü’minle kâfir müşterektir. Hâlbuki marifet nûrunu
bulmaya mü’min gerektir. Bu durumda ilim marifetten daha kapsamlıdır.
Marifet ise, ilimden daha hususî ve önemlidir. İlmin nûru ancak bu kâinâtla
sınırlıdır. Marifet nûru ise tâlibini Hazret-i Mevlâ’ya ulaştırır. Onun için,
“Kim nefsini ilmin imkânlarıyla bilirse [Rabbini bilir]” denilmeyip “Kim
nefsini irfân terbiyesiyle bilirse, Rabbini de tanır” denilmiştir.
Marifet, ilimden daha fazîletli olup tercihe şâyandır. Çünkü ilim Allah’ın
isimleriyle sıfatlarına, marifet bizzat Mevlâ’nın yüce zatına mensuptur. Hak
teala kullarından şu iki şeyi istemektedir. Birincisi ilimdir ki kulluğa dair
gerekenleri öğrenmektir. İkincisi marifettir ki Rabbini bilmekle ve O’nu
gereğince tanımakla ilgilidir. Bu ikisinin dışında kalan aklî ilimlerin tamamı
nefsi tatmin etmeye yönelik hazlardır. Bunlar çoğu kere gaflete sebep olur.
Nazm
1. Hesâb u hendese ilm olmamış bil ayn-ı nâ-dânî
Hidâyet okudın lâkin hidâyet sanma sen anı
2. Hidâyet aşkı bulmakdır, deminden nefsi bilmekdir
Ki ol bahr-ı nefisdendir bu nefh-i rûh-ı insânî
3. O bahrın zevrakıdır çün bu şekl ü hey’et-i âlem
Anın şevkiyle eyler nüh felek bu raks u devrânı
4. O bahr emvâcıdır eflâk ü erkân u mevâlîdi
O’dur mâhiyyet-i eşyâ O’dur hikmet anı tanı
5. Yürek titretme havf itme, yakındır dost ırak gitme
Derûnın seyr kıl hoş bul gönül tahtında sultânı
6. Bulursan dilde cânânı ana bahş eyle bu cânı
Görürsün âleme dolmuş hemîşe avn-i Rabbânî
7. Senündür aşk u hem irfân senündür hüsn ü hem ihsân
Hidâyet buldın ey Hakkı budur âriflerin şânı
Günümüz Türkçesiyle
1. Hesap ve hendese ilim değil; cahilliğin ta kendisi. Hidaye [88] okudun,
lâkin sen onu hidayet sanma.
2. Hidayet aşkı bulmaktır, nefesinden nefsi bilmektir. O ki nefis
deryâsından üflenen insanî ruhtur.
3. O denizin kayığıdır çünkü âlemdeki bütün şekiller. Dokuz felek, onun
şevkiyle dönmekte bu devranı.
4. O denizin dalgalarıdır felekler, erkân [89] ve oluşumlar. [90] Eşyanın
mahiyeti odur, hikmet odur; onu tanı.
5. Yüreğin titremesin korkma; dost yakındır, ırağa gitme. İçine bak hele,
gönül sultanını tahtında hoşça bul.
6. Gönülde cânânı bulursan, bu canı ona bağışla. Böyle yap da, ilâhî
yardımın âlemi kuşattığını gör.
7. Aşk, irfân, ihsan gibi güzellikler hep senindir. Hidayeti buldunsa
Hakkı! Âriflerin şânı budur.
Mü’min hikmet ister, münafık şehvet ister. Şu halde şehvete mağlup olan
hikmetten mahrum kalır. Hikmet kalpleri şerh eder, nefisleri kötü huylardan
temizler, ruhları tatlandırır, sırlara manevî bir lezzet katar.
Hikâye edilir ki; Zünnûn-ı Mısrî (rh.a.) hazretlerinin ahbâbından bir kişi
ona şu soruyu sormuştur: “Hikmette gizli bulunan tat nedir ki, evliyânın
ağzından çıkınca dinleyenler ondan haz alır?”
Hazret buna şu cevabı vermiştir: “Hikmet ilham yoluyla verilen bir
ilimdir ki, hakîmin kalbine Hak katından gönderilir. Hak tarafından kalbe
indirilmesi hemen oracıkta, sorulunca yakın zamanda verildiği için bu
derece tatlı olur. Çünkü ilâhî hikmet sahibi, bana filanca kişi şöyle dedi
diyerek söze başlamayıp; “Rabbim kalbime şöyle ilham etti” buyurur.
Böylece söylediği hikmetli kelimelerin dinin esaslarından ve yakîne ait
gerçeklerden olduğunu, rabbânî ilhamla teyit edildiğini duyurmuş olur.
Nazm
1. Kalb-i ârifde hemân hikmet-i Mevlâ oldu
Cânı hoş mazhar-ı envâr-ı tecellî oldu
2. Kim ki gark-ı yem-i aşk olmuş o vahdet bulmuş
Lâ-cerem gönlü [91] evi Mescid-i Aksâ oldu
3. Söyleme herkese hikmet sözünü ey Hakkı
Kim anın sözleri hep remz ü mu‘ammâ oldu
Günümüz Türkçesiyle
1. Ârifin kalbi daima Mevlâ’nın hikmetiyle oldu. Canı da, tecellî nûrlarına
kavuştuğu yer oldu.
2. Aşk deryasında boğulan, vahdeti bulmuş. Gönül hânesi şüphesiz,
Mescid-i Aksâ oldu.
3. Hikmet sözünü herkese söyleme, ey Hakkı! Ki onun sözleri, hep remiz
ve muamma oldu
Nitekim Ebû Tâlib el-Mekkî (rh.a.) demiştir ki; “Allah’ı bilen âlimin üç
türlü ilmi vardır. Birincisi [298/b] zâhir ilmidir ki bunu zâhir ehline bezl
eder. Diğeri bâtın ilmidir ki bu ancak ehline söylenir. Üçüncüsü ise ne
zâhirdir ne de bâtındır. O kendisiyle Allah arasında bulunan bir sırdır ki
saklıdır, örtülüdür. İşte marifetin özü, muhabbetin zevki, hikmetin derinliği,
ilmin hakikati budur. Onun mutluluğunun sermayesi, muhabbetin kaynağı,
yakınlığın sebebi, izzet ve şerefin zirvesi ve manevî lezzeti odur. O bilgiyi
ne zâhir ehline açıklamak ne de bâtın ehline ifşâ etmek doğru olur. Bu ilmin
mahiyeti ancak Hazret-i Mevlâ ile kul arasında sır olarak kalır. Nitekim,
“Ahrârın kalbi, sırların kabridir” sözü bu mânâya işaret eder.
Rubâî:
İlmî ki hakîkat est der-sîne buved
Dersî ne- buved her ânçi der-sîne-buved
Sad-hâne pur ez kitâb sûdî ne-kuned
Ger sîne kitâb geşt tersî ne-buved
Rubai (nin tercümesi)
Hakîkata dair ilim sînede bulunur. Sînede olan da dersle elde edilmez.
Yüzlerce ev kitapla dolu olsa da bir faydası yok. Sîne kitap gibi olursa, o
zamanda bir korku yok.
Nitekim su alçaklara doğru akmaya meyilli olduğu gibi, hikmet de
mütevazı gönüllere iner.
«Allah’ım! Onu elde etmeye bizi muvaffak eyle; gönüllerimize hikmetin
doğmasını kolaylaştır.»
Nazm
1. Nakş-bend-i câna cânlar, câna hem mâyildir ol
Âkilin meyli lisândan âşıka hâsıldır ol
2. Dilde hikmet çün semâdır, bu bedendir çün zemîn
Bu zemînden tâ semâya fark çok menzildir ol
3. Dil sehâb-ı âsumândır sîneler dâm üstüdür
Nutk-ı bârândır lisân mîzâbına nâzildir ol
4. Nutk-ı dilden tayyib ü tâhir iner her sîneye
Sîne ger âlûde ise anda hem bâtıldır ol
5. Hikmet ol sathın olur kim ebri bârân yağdırur
Ebrden bârân alan sath ol sözü ka’ildir ol
6. Nâvdân-ı gayriden kim âb alur sârıkdır ol
Hikmet alan halkdan ka’il değil nâkıldir ol
7. Kendi nefsin bilmeyen câhildir, ol ârif değil
Her cevâbı kim o söyler, ma‘nîde mâ’ildir ol
8. Kim ki bilmiş nefsin olmuş mâsivâdan rûhu pâk
Nutk-ı pâkinden safâ bul hikmete nâ’ildir ol
9. Çün ayak tanur kabın zulmetde ey Hakkı, dahi
Her gönül dostun tanur zevkiyle hoş kâbildir ol
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönülleri nakşeden cana canlar meyilli olur. Akilin meyli, âşığa
sözünden belli olur.
2. Gönülde hikmet seması, bedende zemin gibidir. Bu zeminden o semaya
kadar çok menzil vardır.
3. Gönül gökyüzündeki buluttur, sîneler çatıları. Yağmur misali sözler,
oluğun dilinden dökülür.
4. Gönülden sînelere güzellik ve temizlik iner. Sîne temiz değilse, inenler
orda bâtıl olur.
5. Hikmet, o sînelerindir ki yağmur yağdırır. Buluttan yağmur alan sîne,
söz söylemeye lâyıktır.
6. Başkasının oluğundan su alan hırsızdır. Hikmeti halktan alan; söyleyen
değil nakledendir.
7. Kendi nefsini bilmeyen cahildir, o ârif değil. Her cevabı söyleyen,
aslında kaypaklığa meyillidir.
8. Nefsini tanıyanın, ruhu mâsivâdan arınmıştır. Tertemiz sözünde safâ
vardır, hikmete ermiştir.
9. Hakkı! Karanlıkta bile ayak, pabucunu tanır. Her gönül dostunu tanır,
buna kabiliyetlidir.

