DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Onuncu Madde
Onuncu Madde
Allah sevgisinin özelliklerini ve acayip hâllerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbetin
özellikleri kendi içindeki mertebelere göre ortaya çıkar. Nitekim Arapça
beyitte şöyle denilmiştir:
Beyt
İhvânu sıdkın fi’l-mahabbeti sâfirû
Fe-kad fâze men fîhâ ileyhâ yusâfiru
Beyt (in tercümesi)
Muhabbette sâdık olan kardeşler, yürüyün. O yola girenlerin hepsi
mutlaka kurtuldu
Muhabbetin özelliklerindendir ki, gerçekte o hem başlangıçtır ve hem
maksattır; hem mesafenin kendisidir ve hem de insanı gayeye ulaştıran
vasıtadır. Şu halde muhabbet acayip ve hayret edilecek bir şeydir. Çünkü
seven kendi nefsinden geçip sevdiğine yöneldiği vakit, muhabbet vadilerini
geçer. Öyle ki o vadileri ancak muhabbet adımları, muhabbet ayaklarıyla
aşar. Nitekim şiirde şöyle denilmiştir:
Kıta
1. Seyr-i zâhid her mehî yek rûze râh
Seyr-i âşık her demî tâ taht-ı şâh
2. Zâhidân bâ-ters mî-tâzed be-pâ
Âşıkân perrân-ter ez-berk u havâ
3. Key resend în hâifân der-gerd-i ışk
K’âsumân-râ ferş sâzed derd-i ışk
Kıta (nın tercümesi)
1. Zahidler, ayda ancak bir günlük yol alır. Âşıklar her an sultanın
makamına dek seyrederler.
2. Zahidler temkinle yürür, korkarak adım atarlar. Âşıklar şimşekten de
rüzgârdan da hızlı uçarlar.
3. Bu korkaklar aşkın tozuna nasıl ulaşacaklar? Çünkü aşk derdi,
gökyüzünü bile kendisine yaygı edinir.
Şu halde aşk, kendi tabiatı içinde iki zıddı birden barındırır. Onun için
ikisinin de (bir arada varlığını) gerektirir. Çünkü muhabbet öyle bir
müşâhadeyi şart kılar ki o ancak varlığını sevgilide fânî kılmakla (fenâ fî’l-
mahbûb) meydana gelir. Ve yine o, [279/b] öyle bir emre uymayı gerektirir
ki o vücudun bekâsıyla meydana gelir. Hâlbuki bekâ ile fenâ birbirinin
zıdddır.
Bir diğeri de şudur: Muhabbet, kendi yapısı gereği sevgiliye kavuşmayı
gerektirir. Sevgilinin sevgilisi ayrıldığında, sevgilinin ayrılığını gerektirir.
Çünkü sevgilinin sevgilisi, aynı zamanda sevenin de sevgilisidir. Hâlbuki
kavuşmakla ayrılık duygusu birbirinin zıddıdır, biri diğerine aykırıdır.
Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki; Seven sevdiğini iki cihana
tercih edip onu kendi nefsinden bilir. Aksi takdirde gerçek muhabbeti
bulamamış olur. Yine (muhabbetin özelliklerindendir ki) seven muhabbetini
gizlemekten çekinir, onu yayar. Yoksa muhabbet ona galip gelmiş olur.
Beyt
Fâş mî gûyem vu ez gofte-i hod dil-şâdem
Bende-i ışkam vu ez-her do cihân âzâdem
Beyt (in tercümesi)
İşte söylüyorum ve söylediğime memnunum; aşkın kölesiyim ve iki
cihandan da kurtulmuşum.
Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur: Muhabbet tamam olup kemâle
erince, bölünmeyi kabul etmek istemez. Nitekim Arapça beyitte şöyle
denilmiştir:
Beyt
Seheru’l-uyûni li-ğayr-i vechike bâtıl
Ve bukâ’uhunne li-ğayri hubbike zâ’i‘
Beyt (in tercümesi)
Güzelliğinden başkası uğruna gözlerin uykusuz kalması bâtıldır.
Kadınların, senin muhabbetinden gayrıya ağlaması boşunadır.
Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Kendisinden başkası,
sevgiliye yalvarıp yaklaşabilir endişesiyle, sevene gayret gelir. Bu sebeple
seven, sevgiliye olan aşırı tutkusundan dolayı hizmetine koşmakta süratli
davranır, sevgilinin hizmetine koşmakta o benden erken davranıp da
sevgide beni geçebilir kaygısıyla aceleci olur. Muhabbetin özelliklerinden
biri de şudur: Seven, sevdiği uğruna azarlanıp ayıplandıkça (melâmet) coşar
ve bu türlü eziyetten zevk duyar. Çünkü sevgisine dayanarak kendisini
ayıplayıp azarlayanlar, bu sırada sevgiliden söz etmiş olmakla bir bakıma
onu tesellî edip adını anmakla, sevenin sevgiliye olan hasretini yatıştırıp
tesellî ederler. Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Seven
sevdiğinin şerefi ve yüceliği uğruna alçalmaktan gocunmaz. Bu maksatla
kendi arzu ve isteklerinden vazgeçmekte tereddüt etmez. Muhabbetin
özelliklerinden biri de şudur ki: Seven sevdiğinin adını anmaktan ve her an
onu düşünmekten geri durmaz. İhsanıyla tesellî olmayıp sevdiğinin
huzurundan uzağa gitmez. Nitekim şiirde şöyle denilmiştir:
Beyt
Aşk bul aşk ile ol aşk ile dol ey Hakkı
Her şeyin var bedeli bulmadılar aşka bedel
Günümüz Türkçesiyle
Ey Hakkı! Aşkı bul, aşk ile ol, aşk ile dol. Her şeyin bir bedeli var, aşkın
karşılığını bulamadılar.
Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Muhabbet, her zor işi kolay
kılar, her çirkini güzel gösterir. Nitekim şiirde şöyle denilmiştir:
Beyt
Ez-mahabbet nâr nûrî mî-şeved
Ez-mahabbet dîv hûrî mî-şeved
Beyt (in tercümesi)
Ateş olsa, muhabbetten nûr olur. İfrit bile, muhabbetle hûri olur.
Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Muhabbet türlü eziyet ve
cefâ ile azalmaz ve değişmez. İhsan ve bağışlarla da çoğalmaz. Nitekim
şiirde şöyle denilmiştir:
Beyt
Hevâyı lehû farzun ta‘attafe em cefâ
Ve meşrabuhû azbun tekeddera em safâ
Beyt (in tercümesi)
Onu sevmek farz oldu; ister lütfetsin, isterse cefâ versin. Şarabını içerim,
safâ verse de, acı ve bulanık olsa da.
Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Seven sevdiğini övmekte
gösterişi terk eder. Ona yalvarıp dua ederken âdâba riâyeti unutacak
derecede kendinden geçer. Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki:
sâdık bir âşık, sevgilisinin adının anıldığını duyunca titrer, kendinden geçer.
Onun ismine yakın kelimelerin anılmasından bile zevk duyar. Muhabbetin
özelliklerinden biri de şudur ki: Seven sevdiğinin sahip olduğu sıfatlarla
bezenir. Onunla ilgisi bulunan her şeyi ayrı bir sürûr kaynağı olarak telakki
eder. Çünkü sevenin bütün varlığı sevdiğinin varlığına uygun olur. Şu halde
sevenin ayakta durması ya da varlık sahnesinde bulunması, sevdiğinin
varlığına bağlıdır. Bu durumda seven, kendi sıfatlarından bütünüyle sıyrılır.
Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Seven, sevdiğinin verdiği
cefâdan yine ona ilticâ eder. Çünkü kendisine ondan daha şefkatli ve daha
merhametli kimseyi bulamaz. Onun nazarında kendisine ondan daha
sevimli, daha cömert kimse olmaz. Bu sebepledir ki ondan yine ona gider.
Nitekim Allah’ın Sevgili Peygamberi kendi duasında: “Allah’ım!
Gazabından rızana, azabından affına sığınırım. Senden yine sana sığınırım.
Seni lâyık olduğunca övemem. Ancak sen, kendi nefsini övdüğün gibisin”
diyerek mahbubuna yalvarmıştır.
Rivayet olunmuştur ki: Bir adam terbiye etmek üzere kendi çocuğunu
dövüyordu. Çocuk yerinden kalkıp babasının kucağına geldi. [280/a]
« Aman baba, yapma!» diye yalvarıp şöyle dedi: “Babacığım şu anda
dünyalar başıma yıkıldı. Bak işte, senden yine sana kaçıyorum. Senin
insafına teslim oluyorum. Çünkü her zaman beni seven sensin, ben de seni
seviyorum.” Bu sözleri işitince babası ona merhamet edip sevdi.
Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Muhabbet, seveni dava-yı
meânîden kurtarır. Çünkü muhabbet eşyanın hakikatini tecrit edip mânâların
inceliklerini açıklar. Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Seven
sevdiğine olan muhabbetinin kemâlinden ve onun değerini yüceltmekten
dolayı kendinden geçer; bu şekilde ona yakın olmaktan duyduğu haz ile ona
olan muhtaçlığını unutup gider. Nitekim Arapça şiirde şöyle denilmiştir:
Beyt
Leyset huzûzi minke summe havâyicî
İleyke hayâ’un min celâletin kad rakâ
Beyt (in tercümesi)
Hazlarım senden, muhtaçlığım sana değildir. Kadrinin yüceliğinden
çünkü hayâ ederim
Nazm
1. Merhabâ ey aşk-i bâkî merhabâ
Pür-vefâsın pür-vefâsın pür-vefâ
2. Gel salın gönlümde ey cân-ı cihân
Dil-rubâsın dil-rubâsın dil-rubâ
3. Âsumân-ı dilde mâhımsın tamâm
Meh-likâsın meh-likâsın meh-likâ
4. Evvel âhir yâr-ı gârımsın müdâm
Cân-fezâsın cân-fezâsın cân-fezâ
5. Mübtedâ-yı cümle eşyâya revân
Müntehâsın müntehâsın müntehâ
6. Senden oldı hâr-ı gül hem hâk-ı zer
Kimyâsın kimyâsın kimyâ
7. Vâsıl eylersin kulı Mevlâsına
Reh-nümâsın reh-nümâsın reh-nümâ
8. Halkdan bîgâne olmuş âşıka
Âşinâsın âşinâsın âşinâ
9. Hakkı Hak’dan gâfil olmazsan müdâm
Pür-safâsın pür-safâsın pür-safâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Merhaba ey ölümsüz aşk merhaba! Hep vefâlısın, hep vefâlısın, hep
vefâlı.
2. Gel salın gönlümde, ey cihanın canı! Gönül çalansın, gönül çalansın,
gönül çalan.
3. Gönül göğümde tam bir dolunayımsın. Ay yüzlüsün, ay yüzlüsün, ay
yüzlü.
4. Önünde sonunda can dostumsun daima. Cana can katansın, can
katansın, cana can katan.
5. Sen ki akıp giden her şeyin başlangıcısın. Hem de sonsun, hem de
sonsun, hem de son.
6. Gülün dikeni, altının toprağı sendendir. Kimyâsın, kimyâsın, kimyâsın.
7. Kulu Mevlâ’ya sen kavuşturursun. Rehbersin, rehbersin, rehber.
8. Halktan ilgisini kesmiş olan âşığa; tanıdıksın, tanıdıksın, tanıdık.
9. Hakkı! Hak’tan gâfil olmazsan; baştanbaşa safâlısın, safâlısın, safâlı.

