Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Allah sevgisinin özelliklerini ve acayip hâllerini bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Onuncu Madde Onuncu Madde Allah sevgisinin özelliklerini ve acayip hâllerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbetin özellikleri kendi içindeki …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Onuncu Madde

Onuncu Madde

Allah sevgisinin özelliklerini ve acayip hâllerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbetin

özellikleri kendi içindeki mertebelere göre ortaya çıkar. Nitekim Arapça

beyitte şöyle denilmiştir:

Beyt

İhvânu sıdkın fi’l-mahabbeti sâfirû

Fe-kad fâze men fîhâ ileyhâ yusâfiru

Beyt (in tercümesi)

Muhabbette sâdık olan kardeşler, yürüyün. O yola girenlerin hepsi

mutlaka kurtuldu

Muhabbetin özelliklerindendir ki, gerçekte o hem başlangıçtır ve hem

maksattır; hem mesafenin kendisidir ve hem de insanı gayeye ulaştıran

vasıtadır. Şu halde muhabbet acayip ve hayret edilecek bir şeydir. Çünkü

seven kendi nefsinden geçip sevdiğine yöneldiği vakit, muhabbet vadilerini

geçer. Öyle ki o vadileri ancak muhabbet adımları, muhabbet ayaklarıyla

aşar. Nitekim şiirde şöyle denilmiştir:

Kıta

1. Seyr-i zâhid her mehî yek rûze râh

Seyr-i âşık her demî tâ taht-ı şâh

2. Zâhidân bâ-ters mî-tâzed be-pâ

Âşıkân perrân-ter ez-berk u havâ

3. Key resend în hâifân der-gerd-i ışk

K’âsumân-râ ferş sâzed derd-i ışk

Kıta (nın tercümesi)

1. Zahidler, ayda ancak bir günlük yol alır. Âşıklar her an sultanın

makamına dek seyrederler.

2. Zahidler temkinle yürür, korkarak adım atarlar. Âşıklar şimşekten de

rüzgârdan da hızlı uçarlar.

3. Bu korkaklar aşkın tozuna nasıl ulaşacaklar? Çünkü aşk derdi,

gökyüzünü bile kendisine yaygı edinir.

Şu halde aşk, kendi tabiatı içinde iki zıddı birden barındırır. Onun için

ikisinin de (bir arada varlığını) gerektirir. Çünkü muhabbet öyle bir

müşâhadeyi şart kılar ki o ancak varlığını sevgilide fânî kılmakla (fenâ fî’l-

mahbûb) meydana gelir. Ve yine o, [279/b] öyle bir emre uymayı gerektirir

ki o vücudun bekâsıyla meydana gelir. Hâlbuki bekâ ile fenâ birbirinin

zıdddır.

Bir diğeri de şudur: Muhabbet, kendi yapısı gereği sevgiliye kavuşmayı

gerektirir. Sevgilinin sevgilisi ayrıldığında, sevgilinin ayrılığını gerektirir.

Çünkü sevgilinin sevgilisi, aynı zamanda sevenin de sevgilisidir. Hâlbuki

kavuşmakla ayrılık duygusu birbirinin zıddıdır, biri diğerine aykırıdır.

Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki; Seven sevdiğini iki cihana

tercih edip onu kendi nefsinden bilir. Aksi takdirde gerçek muhabbeti

bulamamış olur. Yine (muhabbetin özelliklerindendir ki) seven muhabbetini

gizlemekten çekinir, onu yayar. Yoksa muhabbet ona galip gelmiş olur.

Beyt

Fâş mî gûyem vu ez gofte-i hod dil-şâdem

Bende-i ışkam vu ez-her do cihân âzâdem

Beyt (in tercümesi)

İşte söylüyorum ve söylediğime memnunum; aşkın kölesiyim ve iki

cihandan da kurtulmuşum.

Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur: Muhabbet tamam olup kemâle

erince, bölünmeyi kabul etmek istemez. Nitekim Arapça beyitte şöyle

denilmiştir:

Beyt

Seheru’l-uyûni li-ğayr-i vechike bâtıl

Ve bukâ’uhunne li-ğayri hubbike zâ’i‘

Beyt (in tercümesi)

Güzelliğinden başkası uğruna gözlerin uykusuz kalması bâtıldır.

Kadınların, senin muhabbetinden gayrıya ağlaması boşunadır.

Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Kendisinden başkası,

sevgiliye yalvarıp yaklaşabilir endişesiyle, sevene gayret gelir. Bu sebeple

seven, sevgiliye olan aşırı tutkusundan dolayı hizmetine koşmakta süratli

davranır, sevgilinin hizmetine koşmakta o benden erken davranıp da

sevgide beni geçebilir kaygısıyla aceleci olur. Muhabbetin özelliklerinden

biri de şudur: Seven, sevdiği uğruna azarlanıp ayıplandıkça (melâmet) coşar

ve bu türlü eziyetten zevk duyar. Çünkü sevgisine dayanarak kendisini

ayıplayıp azarlayanlar, bu sırada sevgiliden söz etmiş olmakla bir bakıma

onu tesellî edip adını anmakla, sevenin sevgiliye olan hasretini yatıştırıp

tesellî ederler. Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Seven

sevdiğinin şerefi ve yüceliği uğruna alçalmaktan gocunmaz. Bu maksatla

kendi arzu ve isteklerinden vazgeçmekte tereddüt etmez. Muhabbetin

özelliklerinden biri de şudur ki: Seven sevdiğinin adını anmaktan ve her an

onu düşünmekten geri durmaz. İhsanıyla tesellî olmayıp sevdiğinin

huzurundan uzağa gitmez. Nitekim şiirde şöyle denilmiştir:

Beyt

Aşk bul aşk ile ol aşk ile dol ey Hakkı

Her şeyin var bedeli bulmadılar aşka bedel

Günümüz Türkçesiyle

Ey Hakkı! Aşkı bul, aşk ile ol, aşk ile dol. Her şeyin bir bedeli var, aşkın

karşılığını bulamadılar.

Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Muhabbet, her zor işi kolay

kılar, her çirkini güzel gösterir. Nitekim şiirde şöyle denilmiştir:

Beyt

Ez-mahabbet nâr nûrî mî-şeved

Ez-mahabbet dîv hûrî mî-şeved

Beyt (in tercümesi)

Ateş olsa, muhabbetten nûr olur. İfrit bile, muhabbetle hûri olur.

Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Muhabbet türlü eziyet ve

cefâ ile azalmaz ve değişmez. İhsan ve bağışlarla da çoğalmaz. Nitekim

şiirde şöyle denilmiştir:

Beyt

Hevâyı lehû farzun ta‘attafe em cefâ

Ve meşrabuhû azbun tekeddera em safâ

Beyt (in tercümesi)

Onu sevmek farz oldu; ister lütfetsin, isterse cefâ versin. Şarabını içerim,

safâ verse de, acı ve bulanık olsa da.

Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Seven sevdiğini övmekte

gösterişi terk eder. Ona yalvarıp dua ederken âdâba riâyeti unutacak

derecede kendinden geçer. Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki:

sâdık bir âşık, sevgilisinin adının anıldığını duyunca titrer, kendinden geçer.

Onun ismine yakın kelimelerin anılmasından bile zevk duyar. Muhabbetin

özelliklerinden biri de şudur ki: Seven sevdiğinin sahip olduğu sıfatlarla

bezenir. Onunla ilgisi bulunan her şeyi ayrı bir sürûr kaynağı olarak telakki

eder. Çünkü sevenin bütün varlığı sevdiğinin varlığına uygun olur. Şu halde

sevenin ayakta durması ya da varlık sahnesinde bulunması, sevdiğinin

varlığına bağlıdır. Bu durumda seven, kendi sıfatlarından bütünüyle sıyrılır.

Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Seven, sevdiğinin verdiği

cefâdan yine ona ilticâ eder. Çünkü kendisine ondan daha şefkatli ve daha

merhametli kimseyi bulamaz. Onun nazarında kendisine ondan daha

sevimli, daha cömert kimse olmaz. Bu sebepledir ki ondan yine ona gider.

Nitekim Allah’ın Sevgili Peygamberi kendi duasında: “Allah’ım!

Gazabından rızana, azabından affına sığınırım. Senden yine sana sığınırım.

Seni lâyık olduğunca övemem. Ancak sen, kendi nefsini övdüğün gibisin”

diyerek mahbubuna yalvarmıştır.

Rivayet olunmuştur ki: Bir adam terbiye etmek üzere kendi çocuğunu

dövüyordu. Çocuk yerinden kalkıp babasının kucağına geldi. [280/a]

« Aman baba, yapma!» diye yalvarıp şöyle dedi: “Babacığım şu anda

dünyalar başıma yıkıldı. Bak işte, senden yine sana kaçıyorum. Senin

insafına teslim oluyorum. Çünkü her zaman beni seven sensin, ben de seni

seviyorum.” Bu sözleri işitince babası ona merhamet edip sevdi.

Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Muhabbet, seveni dava-yı

meânîden kurtarır. Çünkü muhabbet eşyanın hakikatini tecrit edip mânâların

inceliklerini açıklar. Muhabbetin özelliklerinden biri de şudur ki: Seven

sevdiğine olan muhabbetinin kemâlinden ve onun değerini yüceltmekten

dolayı kendinden geçer; bu şekilde ona yakın olmaktan duyduğu haz ile ona

olan muhtaçlığını unutup gider. Nitekim Arapça şiirde şöyle denilmiştir:

Beyt

Leyset huzûzi minke summe havâyicî

İleyke hayâ’un min celâletin kad rakâ

Beyt (in tercümesi)

Hazlarım senden, muhtaçlığım sana değildir. Kadrinin yüceliğinden

çünkü hayâ ederim

Nazm

1. Merhabâ ey aşk-i bâkî merhabâ

Pür-vefâsın pür-vefâsın pür-vefâ

2. Gel salın gönlümde ey cân-ı cihân

Dil-rubâsın dil-rubâsın dil-rubâ

3. Âsumân-ı dilde mâhımsın tamâm

Meh-likâsın meh-likâsın meh-likâ

4. Evvel âhir yâr-ı gârımsın müdâm

Cân-fezâsın cân-fezâsın cân-fezâ

5. Mübtedâ-yı cümle eşyâya revân

Müntehâsın müntehâsın müntehâ

6. Senden oldı hâr-ı gül hem hâk-ı zer

Kimyâsın kimyâsın kimyâ

7. Vâsıl eylersin kulı Mevlâsına

Reh-nümâsın reh-nümâsın reh-nümâ

8. Halkdan bîgâne olmuş âşıka

Âşinâsın âşinâsın âşinâ

9. Hakkı Hak’dan gâfil olmazsan müdâm

Pür-safâsın pür-safâsın pür-safâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Merhaba ey ölümsüz aşk merhaba! Hep vefâlısın, hep vefâlısın, hep

vefâlı.

2. Gel salın gönlümde, ey cihanın canı! Gönül çalansın, gönül çalansın,

gönül çalan.

3. Gönül göğümde tam bir dolunayımsın. Ay yüzlüsün, ay yüzlüsün, ay

yüzlü.

4. Önünde sonunda can dostumsun daima. Cana can katansın, can

katansın, cana can katan.

5. Sen ki akıp giden her şeyin başlangıcısın. Hem de sonsun, hem de

sonsun, hem de son.

6. Gülün dikeni, altının toprağı sendendir. Kimyâsın, kimyâsın, kimyâsın.

7. Kulu Mevlâ’ya sen kavuşturursun. Rehbersin, rehbersin, rehber.

8. Halktan ilgisini kesmiş olan âşığa; tanıdıksın, tanıdıksın, tanıdık.

9. Hakkı! Hak’tan gâfil olmazsan; baştanbaşa safâlısın, safâlısın, safâlı.