Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Allah sevgisinin tarifini ve hakikatini bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Allah sevgisinin tarifini ve hakikatini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah teala, zatının sevgisini varlık hazinelerinin …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Allah sevgisinin tarifini ve hakikatini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah teala,

zatının sevgisini varlık hazinelerinin anahtarı kılıp kendi varlık hazinesinin

inceliklerini gayb ve sırlar âleminden onunla ortaya çıkarmıştır.

Sırlarının ortaya çıkmasını da; “Bilinmeyi sevdim” sözüyle başlatıp

bilinmek (irfan) için karanlıklar ve aydınlıklar âlemini var etmiştir. Şu halde

muhabbet, baştan başa hakikattir. Hakikatin özüdür ve marifet ehlinin

varacağı en son noktadır.

Bu sebeple onun makamları sonsuzdur. Şaşılacak âyetlerinin haddi hesabı

yoktur. Onun garip hâlleri anlatmakla bitmez. Çünkü muhabbet yaratılma

rütbesinin ilk başlangıcı olduğu gibi, cinslerle nevilerin de nihayetidir.

Bütün varlıklara, ancak muhabbet sâyesinde olgunluğun zirvesi verilmiştir.

Nitekim muhabbetin teşvikiyle pek çok istek elde edilmeye çalışılmış ve

onun itici gücüyle nice zor işler başarılmıştır.

Şiir [277/a]

1. Hakîkatu’l-hubbi lâ-tecellâ le-fâkidihâ

Ve’steşne‘i’l-vâcidu e’t-ta‘rîfe bi’l-kîli [36]

2. Lâ-ya‘rifu’ş-şemse illâ men-yuşâhiduhâ

Li’l-kemhi ta‘rîfuhâ fî-ayni tazlîli

Şiir (in tercümesi)

1. Sevginin hakikati, onu yitirende tecellî etmez. Sevgi kuşatılamaz, söz

onu tarif edemez

2. Güneşi görmeyen aslâ onu bilemez. Köre güneşi anlatmak, fayda

vermez

Muhabbet öyle bir hakikattir ki, onu sahibinden başkası bilmez. Hasretini

çekip istekli olandan gayrısı onunla muttasıf olamaz. Onu sorup araştırarak

bulan, bir kere elde edince bir daha bırakmaz. Ve eğer elde edememişse,

olması mümkün görülmeyen bir şeyi (muhâli) istemiş olur. Çünkü vicdanî

hâdiselerle ilgili mânâlar, sözlerle anlatılıp sınırlandırılamaz ve onların

mahiyetleri, akılla idrakin kuşattığı sahanın dışındadır.

Şiir

1. Te‘âla’l-aşku an-himemi’r-ricâli

Ve an-vasfi’l-firâki evi’l-visâli

2. Metâ mâ-celle şey’un fi’l-hayâli

Yecellu ani’l-ihâtati ve’l-misâli

Şiir (in tercümesi)

1. Aşk, insanın fikrinden yücedir, bilinmez. Ayrılmak ve kavuşmak onu

tarif edemez.

2. Nasıl sayılır, nasıl yükselir hayalî bir şey? Temsille kuşatılamaz, ulvî

bir şeydir o.

Gerçek şu ki muhabbet dil ile anlatılmaz, (birtakım teknik tabirlerle)

açıklanıp ifade edilemez. Çünkü o Hak tealanın bir perdesidir ki sevdiği

kullarının (evliyâ) kalplerine çekmiştir.

Muhabbet ebedî bir sıfat ve ezelî bir inayettir ki kitap ve iman onunla

bilinmiştir. Muhabbet öyle bir sürûr kaynağıdır ki onu anlamanın zirve

noktası olan zatın huzurunu tasavvur etmekle gönülde meydana gelir ve bu

tarif hakikate göre değildir, belki isimledir. Çünkü sürûr vicdanla ilgili bir

şeydir ve hakikati tam olarak bilinemez. Yaklaşık olarak dahi tarifi

yapılamaz.

Muhabbet aslında bir tür zevk işidir, şevk nurudur ki hakiki mânâda bir

olanın zatını zatıyla anladıkça parıldar. Çünkü O gayet güzeldir ve güzeli

sever. Nitekim güzelliğin son noktası da, kemâlin zirvesidir. Çünkü (söz

konusu güzelliği) idrak edenin anlaması ne derece mükemmel olursa, idraki

de o denli kuvvetli olur ve böylesinin muhabbeti gayet zevkli ve tatlı olup

sevgisi güçlenerek kıvamını bulur.

Safi muhabbet kolay kolay bir insanda bulunmaz. Ancak o saflığa eren

kişide bulunur ki “Sen olmasaydın kâinâtı yaratmazdım” hitâbıyla seçilmiş

olsun.

Ancak diğer mertebelerin durumu farklılık arz eder; ilâhî işaretlerin pek

çok olması sebebiyle ve bunların farklılık gösterme, değişiklik arz etme

ihtimaline binaen muhabbete elem, keder, dert ve ıstıraplar oldukça yakın

bulunur. Bu durumda muhabbet sadece sürûr ve neşe demek olmayıp belki

hüzün ve kederle, korku ve tehlikelerle birlikte bulunur.

Şiir

1. Ve mâ-fi’l-halkı eşkâ min-muhibbin

Ve in vecede’l-hevâ hulve’l-mezâk

2. Terâhu bâkiyen fî kulli hîn

Mehâfete firkatin evi’l-iştiyâk

3. Fe yebkî en ne’â şekvan ileyhi

Ve yebkî en denâ havfe’l-firâk

Şiir (in tercümesi)

1. Sevenden mustarip yoktur şu cihanda. Zevki bulsa da, şevkle ona dalsa

da

2.

Daima

kederlidir,

hep

ağlamaktan;

ayrılık

korkusundan,

kavuşamamaktan

3. Sevgiliden ayrılan, kavuşmak için ağlar; yanında olan, ayrılma

kaygısıyla sızlar.

Muhabbetin kaynağı Hazret-i Allah’ın vahdaniyetidir, birliktir. Nitekim

düşmanlığın kaynağı da çokluk ve zıtlıktır. Çünkü birlik nurunun kâinâta

sirâyeti nispetinde âlemde bulunan varlıklarda muhabbet meydana gelir.

Bununla birlikte (muhabbetin sirâyeti bütün varlıklarda eşit olmayıp) onun

ilk çıkış noktasına ve yüksek kutba yakın bulunanlarda muhabbetin daha

çok ve daha kuvvetli olduğu görülür. O zirveden uzakta ve aşağı

derecelerde bulunanlarda ise muhabbet tecellîsi gayet az ve zayıf olur.

Nitekim Hak teala; “Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı” (Enfâl

8/63) buyurup zât-ı ulûhiyetine mânen yakın bulunan kullarındaki

muhabbetin ne derece kuvvetli olduğunu duyurmuştur.

Muhabbetlerinin azlığından dolayı yüce zatına mânen uzak bulunan (ehl-i

bu‘d) hakkında ise; “Bazınız bazınıza düşman olarak (oradan inin)”

(Tâhâ 20/123) buyurmuştur.

Muhabbet bir şirin haldir ki onunla acılar tatlı bal olur. Ve muhabbet öyle

muazzam bir iksirdir ki küflü demir ve paslı bakır onun dokunmasıyla altın

ve gümüş olur. Muhabbet öyle bir ilaçtır ki onunla her derde şifâ gelir. Ve

muhabbet öyle bir ciladır ki onunla her türlü hüzün ve keder safâya

dönüşür. Muhabbet öyle bir şerbettir ki onunla her hastalık şifâdır. Ve

muhabbet öyle bir haldir ki onunla gelen kahır merhamettir. Muhabbet öyle

bir candır ki onunla (kalbi) ölüler (manen) zinde olur. Ve muhabbet öyle bir

sultandır ki onunla nice sultanlar köle olur. Muhabbet marifetin son

noktasıdır. Hazret-i Allah’ın manevî huzuruna yaklaşma vesilesidir.

Muhabbet öyle bir neşedir ki onunla gelen mihnet ve belâ huzur verir.

Muhabbet öyle bir safâdır ki onunla gelen cefâ, [277/b] vefâdır. Muhabbet

öyle bir nurdur ki onunla çirkin kadınlar huridir.

Nazm

1. Elâ ey aşk-ı bî-pervâ

Ki sensin maksad-ı aksâ

Ki sensin ahsenü’l-hüsnâ

Hem oldun âşık-ı şeydâ

2. Aceb hüsn içre yektâsın

Aceb mevzûn u ra‘nâsın

Aceb mâh-ı dil-ârâsın

Zihî yektâ-yı bî-hemtâ

3. Cemâlin vasfını her dem

Ne-vech ile ki söylersem

Kamu zerrât iderler hem

Ki âmennâ ve saddaknâ

4. Senin zâtın ki dâ’imdir

Deminle cümle ka’imdir

Ger insân ger behâyimdir

Eger a‘lâ eger ednâ

5. Muzâri‘ mâzî vü hâlsin

Dahı tafsîl ü icmâlsin

Şeh-i pür-lutf u iclâlsin

Demindir urve-i vuskâ

6. Cihândır hüsnine hayrân

Ki sensin cümleye cânân

Zihî muhsin zihî ihsân

Zihî mihr-i cihân-ârâ

7. O cân kim şevka mâ’ildir

Dükenmez zevke nâ’ildir

Sana Hakkı ki vâsıldır

Ne hâcet kıssa-i ferdâ

Nazm (ın tercümesi)

1. Bil ki, ey pervâsız aşk! En yüce gaye ve güzellerin en güzeli oldun!

Âşık-ı şeydâ oldun hem de.

2. Güzellikte nasıl yektâsın; nasıl alımlısın, nasıl parlaksın? Gönlü

süsleyen, nasıl bir ay parçasısın? Eşi benzeri olmayan bir nesnesin!

3. Güzelliğinin vasfını her ân nasıl anlatsam? Nasıl söylesem bilmem ki!

Hem bütün zerreler “inandık ve tasdik ettik” derler.

4. Senin zatın ebedîdir, hepsi de senin nefesinle kaimdir. İster insan olsun,

ister hayvan. İster yüksek rütbede olsun, ister aşağıda.

5. Geçmiş, gelecek ve şimdiki hâlsin. Her şeyin tafsilatı ve özü sensin.

Lütufkâr Pâdişâh’sın, iclâl sahibisin. Nefesin, en sağlam kulptur. [37]

6. Cihan senin güzelliğine hayrandır ki, herkesin cânânı sensin. Hep

güzellikte, iyilikte bulunansın. Cihanı aydınlatan nurlu güneşsin.

7. O can ki şevke meyletmiş, tükenmez zevklere nail olmuştur. Hakkı ki,

sana vâsıl olmuştur. Dünyanın kıssasına ne hâcet?