DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Allah sevgisinin tarifini ve hakikatini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah teala,
zatının sevgisini varlık hazinelerinin anahtarı kılıp kendi varlık hazinesinin
inceliklerini gayb ve sırlar âleminden onunla ortaya çıkarmıştır.
Sırlarının ortaya çıkmasını da; “Bilinmeyi sevdim” sözüyle başlatıp
bilinmek (irfan) için karanlıklar ve aydınlıklar âlemini var etmiştir. Şu halde
muhabbet, baştan başa hakikattir. Hakikatin özüdür ve marifet ehlinin
varacağı en son noktadır.
Bu sebeple onun makamları sonsuzdur. Şaşılacak âyetlerinin haddi hesabı
yoktur. Onun garip hâlleri anlatmakla bitmez. Çünkü muhabbet yaratılma
rütbesinin ilk başlangıcı olduğu gibi, cinslerle nevilerin de nihayetidir.
Bütün varlıklara, ancak muhabbet sâyesinde olgunluğun zirvesi verilmiştir.
Nitekim muhabbetin teşvikiyle pek çok istek elde edilmeye çalışılmış ve
onun itici gücüyle nice zor işler başarılmıştır.
Şiir [277/a]
1. Hakîkatu’l-hubbi lâ-tecellâ le-fâkidihâ
Ve’steşne‘i’l-vâcidu e’t-ta‘rîfe bi’l-kîli [36]
2. Lâ-ya‘rifu’ş-şemse illâ men-yuşâhiduhâ
Li’l-kemhi ta‘rîfuhâ fî-ayni tazlîli
Şiir (in tercümesi)
1. Sevginin hakikati, onu yitirende tecellî etmez. Sevgi kuşatılamaz, söz
onu tarif edemez
2. Güneşi görmeyen aslâ onu bilemez. Köre güneşi anlatmak, fayda
vermez
Muhabbet öyle bir hakikattir ki, onu sahibinden başkası bilmez. Hasretini
çekip istekli olandan gayrısı onunla muttasıf olamaz. Onu sorup araştırarak
bulan, bir kere elde edince bir daha bırakmaz. Ve eğer elde edememişse,
olması mümkün görülmeyen bir şeyi (muhâli) istemiş olur. Çünkü vicdanî
hâdiselerle ilgili mânâlar, sözlerle anlatılıp sınırlandırılamaz ve onların
mahiyetleri, akılla idrakin kuşattığı sahanın dışındadır.
Şiir
1. Te‘âla’l-aşku an-himemi’r-ricâli
Ve an-vasfi’l-firâki evi’l-visâli
2. Metâ mâ-celle şey’un fi’l-hayâli
Yecellu ani’l-ihâtati ve’l-misâli
Şiir (in tercümesi)
1. Aşk, insanın fikrinden yücedir, bilinmez. Ayrılmak ve kavuşmak onu
tarif edemez.
2. Nasıl sayılır, nasıl yükselir hayalî bir şey? Temsille kuşatılamaz, ulvî
bir şeydir o.
Gerçek şu ki muhabbet dil ile anlatılmaz, (birtakım teknik tabirlerle)
açıklanıp ifade edilemez. Çünkü o Hak tealanın bir perdesidir ki sevdiği
kullarının (evliyâ) kalplerine çekmiştir.
Muhabbet ebedî bir sıfat ve ezelî bir inayettir ki kitap ve iman onunla
bilinmiştir. Muhabbet öyle bir sürûr kaynağıdır ki onu anlamanın zirve
noktası olan zatın huzurunu tasavvur etmekle gönülde meydana gelir ve bu
tarif hakikate göre değildir, belki isimledir. Çünkü sürûr vicdanla ilgili bir
şeydir ve hakikati tam olarak bilinemez. Yaklaşık olarak dahi tarifi
yapılamaz.
Muhabbet aslında bir tür zevk işidir, şevk nurudur ki hakiki mânâda bir
olanın zatını zatıyla anladıkça parıldar. Çünkü O gayet güzeldir ve güzeli
sever. Nitekim güzelliğin son noktası da, kemâlin zirvesidir. Çünkü (söz
konusu güzelliği) idrak edenin anlaması ne derece mükemmel olursa, idraki
de o denli kuvvetli olur ve böylesinin muhabbeti gayet zevkli ve tatlı olup
sevgisi güçlenerek kıvamını bulur.
Safi muhabbet kolay kolay bir insanda bulunmaz. Ancak o saflığa eren
kişide bulunur ki “Sen olmasaydın kâinâtı yaratmazdım” hitâbıyla seçilmiş
olsun.
Ancak diğer mertebelerin durumu farklılık arz eder; ilâhî işaretlerin pek
çok olması sebebiyle ve bunların farklılık gösterme, değişiklik arz etme
ihtimaline binaen muhabbete elem, keder, dert ve ıstıraplar oldukça yakın
bulunur. Bu durumda muhabbet sadece sürûr ve neşe demek olmayıp belki
hüzün ve kederle, korku ve tehlikelerle birlikte bulunur.
Şiir
1. Ve mâ-fi’l-halkı eşkâ min-muhibbin
Ve in vecede’l-hevâ hulve’l-mezâk
2. Terâhu bâkiyen fî kulli hîn
Mehâfete firkatin evi’l-iştiyâk
3. Fe yebkî en ne’â şekvan ileyhi
Ve yebkî en denâ havfe’l-firâk
Şiir (in tercümesi)
1. Sevenden mustarip yoktur şu cihanda. Zevki bulsa da, şevkle ona dalsa
da
2.
Daima
kederlidir,
hep
ağlamaktan;
ayrılık
korkusundan,
kavuşamamaktan
3. Sevgiliden ayrılan, kavuşmak için ağlar; yanında olan, ayrılma
kaygısıyla sızlar.
Muhabbetin kaynağı Hazret-i Allah’ın vahdaniyetidir, birliktir. Nitekim
düşmanlığın kaynağı da çokluk ve zıtlıktır. Çünkü birlik nurunun kâinâta
sirâyeti nispetinde âlemde bulunan varlıklarda muhabbet meydana gelir.
Bununla birlikte (muhabbetin sirâyeti bütün varlıklarda eşit olmayıp) onun
ilk çıkış noktasına ve yüksek kutba yakın bulunanlarda muhabbetin daha
çok ve daha kuvvetli olduğu görülür. O zirveden uzakta ve aşağı
derecelerde bulunanlarda ise muhabbet tecellîsi gayet az ve zayıf olur.
Nitekim Hak teala; “Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı” (Enfâl
8/63) buyurup zât-ı ulûhiyetine mânen yakın bulunan kullarındaki
muhabbetin ne derece kuvvetli olduğunu duyurmuştur.
Muhabbetlerinin azlığından dolayı yüce zatına mânen uzak bulunan (ehl-i
bu‘d) hakkında ise; “Bazınız bazınıza düşman olarak (oradan inin)”
(Tâhâ 20/123) buyurmuştur.
Muhabbet bir şirin haldir ki onunla acılar tatlı bal olur. Ve muhabbet öyle
muazzam bir iksirdir ki küflü demir ve paslı bakır onun dokunmasıyla altın
ve gümüş olur. Muhabbet öyle bir ilaçtır ki onunla her derde şifâ gelir. Ve
muhabbet öyle bir ciladır ki onunla her türlü hüzün ve keder safâya
dönüşür. Muhabbet öyle bir şerbettir ki onunla her hastalık şifâdır. Ve
muhabbet öyle bir haldir ki onunla gelen kahır merhamettir. Muhabbet öyle
bir candır ki onunla (kalbi) ölüler (manen) zinde olur. Ve muhabbet öyle bir
sultandır ki onunla nice sultanlar köle olur. Muhabbet marifetin son
noktasıdır. Hazret-i Allah’ın manevî huzuruna yaklaşma vesilesidir.
Muhabbet öyle bir neşedir ki onunla gelen mihnet ve belâ huzur verir.
Muhabbet öyle bir safâdır ki onunla gelen cefâ, [277/b] vefâdır. Muhabbet
öyle bir nurdur ki onunla çirkin kadınlar huridir.
Nazm
1. Elâ ey aşk-ı bî-pervâ
Ki sensin maksad-ı aksâ
Ki sensin ahsenü’l-hüsnâ
Hem oldun âşık-ı şeydâ
2. Aceb hüsn içre yektâsın
Aceb mevzûn u ra‘nâsın
Aceb mâh-ı dil-ârâsın
Zihî yektâ-yı bî-hemtâ
3. Cemâlin vasfını her dem
Ne-vech ile ki söylersem
Kamu zerrât iderler hem
Ki âmennâ ve saddaknâ
4. Senin zâtın ki dâ’imdir
Deminle cümle ka’imdir
Ger insân ger behâyimdir
Eger a‘lâ eger ednâ
5. Muzâri‘ mâzî vü hâlsin
Dahı tafsîl ü icmâlsin
Şeh-i pür-lutf u iclâlsin
Demindir urve-i vuskâ
6. Cihândır hüsnine hayrân
Ki sensin cümleye cânân
Zihî muhsin zihî ihsân
Zihî mihr-i cihân-ârâ
7. O cân kim şevka mâ’ildir
Dükenmez zevke nâ’ildir
Sana Hakkı ki vâsıldır
Ne hâcet kıssa-i ferdâ
Nazm (ın tercümesi)
1. Bil ki, ey pervâsız aşk! En yüce gaye ve güzellerin en güzeli oldun!
Âşık-ı şeydâ oldun hem de.
2. Güzellikte nasıl yektâsın; nasıl alımlısın, nasıl parlaksın? Gönlü
süsleyen, nasıl bir ay parçasısın? Eşi benzeri olmayan bir nesnesin!
3. Güzelliğinin vasfını her ân nasıl anlatsam? Nasıl söylesem bilmem ki!
Hem bütün zerreler “inandık ve tasdik ettik” derler.
4. Senin zatın ebedîdir, hepsi de senin nefesinle kaimdir. İster insan olsun,
ister hayvan. İster yüksek rütbede olsun, ister aşağıda.
5. Geçmiş, gelecek ve şimdiki hâlsin. Her şeyin tafsilatı ve özü sensin.
Lütufkâr Pâdişâh’sın, iclâl sahibisin. Nefesin, en sağlam kulptur. [37]
6. Cihan senin güzelliğine hayrandır ki, herkesin cânânı sensin. Hep
güzellikte, iyilikte bulunansın. Cihanı aydınlatan nurlu güneşsin.
7. O can ki şevke meyletmiş, tükenmez zevklere nail olmuştur. Hakkı ki,
sana vâsıl olmuştur. Dünyanın kıssasına ne hâcet?

