Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Altıncı makamda bulunan kâmilin bazı hallerini, sözlerini ve sırlarını bildirir

BEŞİNCİ BAB · ALTINCI FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Altıncı makamda bulunan kâmilin bazı hallerini, sözlerini ve sırlarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Altıncı makamın …

BEŞİNCİ BAB · ALTINCI FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Altıncı makamda bulunan kâmilin bazı hallerini, sözlerini ve sırlarını

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Altıncı makamın

başlangıcında bulunan kâmile büyük halifelik (hilâfet-i kübrâ) işaretleri

görünmeye başlar. Bu makamın sonunda ise bahsi geçen halifeliğin

kaftanları (hil’atleri) verilir. O hil’atler; “(Ben azîmü’ş-şân) kulumun işiten

kulağı, gören gözü, söyleyen lisanı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Artık o

benimle işitir, benimle görür, benimle konuşur, benimle tutar ve benimle

yürür ” [144] kudsî hadisinin mânâsıdır ki bu, nâfile ibadetlerle kulun Allah’a

yakınlaşmasının (kurb-i nevâfil) [145] neticesidir.

Kurb-i nevâfil: Allah’ın yardımıyla etki ve tesirin o kula ait olmasıdır.

Dikkat et ki bu lafzın mânâsı gayet hassas ve kapalıdır. Hâşâ ki hayatında

hiçbir evliyânın kitabını düşünerek okuyup maksadını anlamadan dinden

çıkanların (melâhide) inandıkları gibi “kul Hakk’ın kendisidir” demek

değildir. İşin aslı aslâ böyle değildir. Çünkü bütün evliyânın kitapları dinin

aslına uygundur. Özellikle Muhiddîn ibn-i Arabî ’nin (rahmetullahi aleyh)

kitapları dinin ana prensiplerine (usûl; akaid) ve cüz’î hükümlerle

kaidelerine (fürû’) uygundur. Ancak okuyanın anlayışının bozuk

olmasından veya bilgisizliğinden dolayı bunlar avâmda şüphe uyandırır.

Bu makamın hakîkatı odur ki, nefs-i râziye makamında bulunan kâmil,

ikinci fenâya ulaştığında kötülük ve gönül darlığının kaynağı olan çirkin

beşerî sıfatları kurb-i nevâfil olan mücâhedesi sebebiyle yok olursa,

Allah’ın âdeti öyle işler ki -kendisine olan ikramıyla- yok olan sıfatlarının

karşılığı olan güzel sıfatları kuluna bağışlar. O da bunları veren Allah’ın

izniyle etki ve tesir edebilir. İşte yukarıda açıklanan hakka’l-yakîn budur ki

buna denk gelir. Çünkü Hak teala bir nesneye hulûl etmekten veya bir

nesnenin kendisine hulûlünden münezzehtir. İşin hakikati budur ki, ancak

tatmakla bilinecek bu tür hissî işleri akıllar idrak edemez. Bu yüce

hakikatleri akılla anlamaya kalkışan hata eder, doğru yoldan gidemez. Şu

halde bu işler ancak hâl ile (yaşayarak) anlaşılabilir. Hâl ehli olmayanların

bu tür incelikleri kavraması imkânsızdır diye bilinir. Çünkü bu

(makamdaki) fenâ ve bekânın dışarıda bir benzeri yoktur ki, ona kıyas

edilebilsin.

Hatta kurb-i nevâfil ve farz ibadetleri işlemenin kula sağladığı Allah’a

yakın olma hâlinin (kurb-i ferâiz) de benzeri yoktur ki misallerle bilinsin.

Bu işleri bu bâbın bu faslında anlatmaktan maksadımız, altıncı makamda

bulunan kâmile hitap etmek ve bildirmektir ki yukarıda anlattıklarımız

bütünüyle onun hâlidir ve bu onları zevk ile bulmuştur. Bu işlerle birlikte bu

makamda bulunduğunu bilir.

Çünkü hak yolun yolcusunun makamlarının en sonuncusu ve en yücesi,

meleklerin kıblesi olan Âdem sûretine ulaşmasıdır. Bu öyle bir sûrettir ki

onun hakîkatı, hakîkat-ı Muhammediyye [146] ve Rabbânî latîfedir. En büyük

sır “hû” lafzıdır ki Mevlâ’ya manevî yakınlığın en son derecesidir. Sâlik bu

makama yükseldiğinde halis kullukla zillet, acziyet ve miskinlikle muttasıf

olup kemâle ulaşır. Nefsini bu özellikleriyle bilirse, Rabbini rubûbiyetin

vasıflarıyla bilir. Çünkü bu makamda bulunan kâmil, nefsini zillet ve fenâ

haliyle bulduğundan, Rabbini izzet ve beka ile bulur. Kulluk aynası

rubûbiyet aynasına karşı durur. Aynaların birinde ne varsa, öbürüne akseder.

Nitekim Hak Teala; “Azametim ve şânım hakkı için yer ve gökler beni

kuşatamaz da, mü’min kulumun kalbine sığarım” [147] buyurmuştur. (Bu

sebeple altıncı makamda bulunan) hâlis kul, bütün eşyânın hakîkatında

bulunan hassas sırları ilâhî ilim sâyesinde bilir. Nitekim Hak Teala:

“Adem’e bütün isimleri öğretti” (Bakara 2/31) buyurmuş ve bu sırları

işaretle kullarına duyurmuştur.

Bu makamda bazı gizli sırlar [345/a] vardır ki onların yazıyla anlatılması

mümkün

olmaz.

“Eşi

ve

benzeri

bulunmaktan

münezzeh

olan,

benzetilmekten ve eşleşmekten uzak olan Allah teala her türlü noksan

sıfatlardan münezzehtir.” Bu altıncı makamda bulunan kâmile yukarıda

sözü edilen Âdem sûreti keşf olup açılınca; bunun seyr ü sülûka girenlerin

en büyük isteği, kâmillerin erişebileceği en yüce makam ve bütün varlıklar

içinde en yüksek derece olduğunu bilir. Bu sebeple o, bahsi geçen sûreti

isterken dinin ölçülerine sımsıkı sarılmaya, Hak yolunda istikamet üzere

yürümeye ve altıncı isim olan “kayyûm” zikrine devam etmeye ciddî gayret

sarf eder.

Böylece ebrârın hasenâtını kendi günahları kabilinden bilip şeriatın

âdâbına, tarikat ve hakîkat ölçülerine sıkı sıkıya bağlı olup âdâbına

ziyadesiyle riâyet eder. Âdem sûretiyle Muhammedî hakîkat gerçekliği

şahsında tahakkuk etmiş olup yedinci makama ulaşır.

Nazm

1-Ol kân-i hüsn ile yok idi gayriden nişân

El-âne in arafte alâ mâ aleyhi kân

2-Bir aşk imiş bu kesret-i sûretde cilve-ger

Fe’l-küllü vâhidin yetecellâ bi-külli şân

3-Ol nûr-ı mahz kıldı bu evsâf ile zuhûr

Nâm-ı tenevvü‘ât-ı zuhûrâtıdır cihân

4-Her çend gayr-ı aşk nihân u iyânda yok

Fî-haddi zâtihî ne nihân oldı ne iyân

5-Cûdıyla oldı fâyiz-i a‘yân-ı ins ü cin

Lutfıyla oldı sârî-i etvâr-ı cism ü cân

6-Cândan sever gönülde bilür tende hiss ider

Pes aşk imiş gören, işiden, söyleyen hemân

7-Andan işit, ana di, ana bak, ânınla bil

Fâş itme aşk sırrını, bu akla el-amân

8-Çün cehl-i nefs ü vehm-i sevdâdır azâb-ı rûh

Nefs ü sivâyı aşk bil it zevk-i câvidân

9-Asl-ı usûl aşk imiş ey Hakkı çekme gam

Koy hazz-ı nefsi aslına var, vir ana revân

Günümüz Türkçesiyle

1-O güzellik madeni vardı önce, gayrıdan yoktu nişan. Şimdi bildiysen

eğer, bütün her şey o kaynaktan.

2-Bir aşkmış bu sûret çokluğunda kendini gösteren. Her tecellîde vardır, o

tecellîye ait bir şân.

3-O baştanbaşa nûr olan, bu vasıflarla çıktı meydana. Onun farklı

yansımalarıyla zuhûr etti cihân.

4-Gizli ve açık olanda, aşktan başkası yoksa da. Haddizatında O, ne açık

oldu ne de tamâmen gizli.

5-Cömertliğiyle feyz alıp ayân oldu, insanlar ve cinler. Lütfuyla sirâyet

etti cisim ve cânın tavırlarına.

6-Canda sever, gönülde bilir, tende hisseder. Hulasa aşk imiş gören, işiten

ve söyleyen.

7-O’ndan işit, O’na söyle, O’na bak, O’nunla bil. Söyleme aşk sırrını bu

akla, sakın ha! Aman!

8-Nefsin cehaleti, sevdânın vehmi; budur rûhun azabı. Nefsi ve mâsivâyı

aşk bil, Sevgili’yle ebedî zevk bul.

9-Hakkı! Her şeyin aslı esası aşkmış, gam çekme. Nefsin hazzını bırak,

aslına var; O’na yürü hemen.