BEŞİNCİ BAB · ALTINCI FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Altıncı makamda bulunan kâmilin bazı hallerini, sözlerini ve sırlarını
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Altıncı makamın
başlangıcında bulunan kâmile büyük halifelik (hilâfet-i kübrâ) işaretleri
görünmeye başlar. Bu makamın sonunda ise bahsi geçen halifeliğin
kaftanları (hil’atleri) verilir. O hil’atler; “(Ben azîmü’ş-şân) kulumun işiten
kulağı, gören gözü, söyleyen lisanı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Artık o
benimle işitir, benimle görür, benimle konuşur, benimle tutar ve benimle
yürür ” [144] kudsî hadisinin mânâsıdır ki bu, nâfile ibadetlerle kulun Allah’a
yakınlaşmasının (kurb-i nevâfil) [145] neticesidir.
Kurb-i nevâfil: Allah’ın yardımıyla etki ve tesirin o kula ait olmasıdır.
Dikkat et ki bu lafzın mânâsı gayet hassas ve kapalıdır. Hâşâ ki hayatında
hiçbir evliyânın kitabını düşünerek okuyup maksadını anlamadan dinden
çıkanların (melâhide) inandıkları gibi “kul Hakk’ın kendisidir” demek
değildir. İşin aslı aslâ böyle değildir. Çünkü bütün evliyânın kitapları dinin
aslına uygundur. Özellikle Muhiddîn ibn-i Arabî ’nin (rahmetullahi aleyh)
kitapları dinin ana prensiplerine (usûl; akaid) ve cüz’î hükümlerle
kaidelerine (fürû’) uygundur. Ancak okuyanın anlayışının bozuk
olmasından veya bilgisizliğinden dolayı bunlar avâmda şüphe uyandırır.
Bu makamın hakîkatı odur ki, nefs-i râziye makamında bulunan kâmil,
ikinci fenâya ulaştığında kötülük ve gönül darlığının kaynağı olan çirkin
beşerî sıfatları kurb-i nevâfil olan mücâhedesi sebebiyle yok olursa,
Allah’ın âdeti öyle işler ki -kendisine olan ikramıyla- yok olan sıfatlarının
karşılığı olan güzel sıfatları kuluna bağışlar. O da bunları veren Allah’ın
izniyle etki ve tesir edebilir. İşte yukarıda açıklanan hakka’l-yakîn budur ki
buna denk gelir. Çünkü Hak teala bir nesneye hulûl etmekten veya bir
nesnenin kendisine hulûlünden münezzehtir. İşin hakikati budur ki, ancak
tatmakla bilinecek bu tür hissî işleri akıllar idrak edemez. Bu yüce
hakikatleri akılla anlamaya kalkışan hata eder, doğru yoldan gidemez. Şu
halde bu işler ancak hâl ile (yaşayarak) anlaşılabilir. Hâl ehli olmayanların
bu tür incelikleri kavraması imkânsızdır diye bilinir. Çünkü bu
(makamdaki) fenâ ve bekânın dışarıda bir benzeri yoktur ki, ona kıyas
edilebilsin.
Hatta kurb-i nevâfil ve farz ibadetleri işlemenin kula sağladığı Allah’a
yakın olma hâlinin (kurb-i ferâiz) de benzeri yoktur ki misallerle bilinsin.
Bu işleri bu bâbın bu faslında anlatmaktan maksadımız, altıncı makamda
bulunan kâmile hitap etmek ve bildirmektir ki yukarıda anlattıklarımız
bütünüyle onun hâlidir ve bu onları zevk ile bulmuştur. Bu işlerle birlikte bu
makamda bulunduğunu bilir.
Çünkü hak yolun yolcusunun makamlarının en sonuncusu ve en yücesi,
meleklerin kıblesi olan Âdem sûretine ulaşmasıdır. Bu öyle bir sûrettir ki
onun hakîkatı, hakîkat-ı Muhammediyye [146] ve Rabbânî latîfedir. En büyük
sır “hû” lafzıdır ki Mevlâ’ya manevî yakınlığın en son derecesidir. Sâlik bu
makama yükseldiğinde halis kullukla zillet, acziyet ve miskinlikle muttasıf
olup kemâle ulaşır. Nefsini bu özellikleriyle bilirse, Rabbini rubûbiyetin
vasıflarıyla bilir. Çünkü bu makamda bulunan kâmil, nefsini zillet ve fenâ
haliyle bulduğundan, Rabbini izzet ve beka ile bulur. Kulluk aynası
rubûbiyet aynasına karşı durur. Aynaların birinde ne varsa, öbürüne akseder.
Nitekim Hak Teala; “Azametim ve şânım hakkı için yer ve gökler beni
kuşatamaz da, mü’min kulumun kalbine sığarım” [147] buyurmuştur. (Bu
sebeple altıncı makamda bulunan) hâlis kul, bütün eşyânın hakîkatında
bulunan hassas sırları ilâhî ilim sâyesinde bilir. Nitekim Hak Teala:
“Adem’e bütün isimleri öğretti” (Bakara 2/31) buyurmuş ve bu sırları
işaretle kullarına duyurmuştur.
Bu makamda bazı gizli sırlar [345/a] vardır ki onların yazıyla anlatılması
mümkün
olmaz.
“Eşi
ve
benzeri
bulunmaktan
münezzeh
olan,
benzetilmekten ve eşleşmekten uzak olan Allah teala her türlü noksan
sıfatlardan münezzehtir.” Bu altıncı makamda bulunan kâmile yukarıda
sözü edilen Âdem sûreti keşf olup açılınca; bunun seyr ü sülûka girenlerin
en büyük isteği, kâmillerin erişebileceği en yüce makam ve bütün varlıklar
içinde en yüksek derece olduğunu bilir. Bu sebeple o, bahsi geçen sûreti
isterken dinin ölçülerine sımsıkı sarılmaya, Hak yolunda istikamet üzere
yürümeye ve altıncı isim olan “kayyûm” zikrine devam etmeye ciddî gayret
sarf eder.
Böylece ebrârın hasenâtını kendi günahları kabilinden bilip şeriatın
âdâbına, tarikat ve hakîkat ölçülerine sıkı sıkıya bağlı olup âdâbına
ziyadesiyle riâyet eder. Âdem sûretiyle Muhammedî hakîkat gerçekliği
şahsında tahakkuk etmiş olup yedinci makama ulaşır.
Nazm
1-Ol kân-i hüsn ile yok idi gayriden nişân
El-âne in arafte alâ mâ aleyhi kân
2-Bir aşk imiş bu kesret-i sûretde cilve-ger
Fe’l-küllü vâhidin yetecellâ bi-külli şân
3-Ol nûr-ı mahz kıldı bu evsâf ile zuhûr
Nâm-ı tenevvü‘ât-ı zuhûrâtıdır cihân
4-Her çend gayr-ı aşk nihân u iyânda yok
Fî-haddi zâtihî ne nihân oldı ne iyân
5-Cûdıyla oldı fâyiz-i a‘yân-ı ins ü cin
Lutfıyla oldı sârî-i etvâr-ı cism ü cân
6-Cândan sever gönülde bilür tende hiss ider
Pes aşk imiş gören, işiden, söyleyen hemân
7-Andan işit, ana di, ana bak, ânınla bil
Fâş itme aşk sırrını, bu akla el-amân
8-Çün cehl-i nefs ü vehm-i sevdâdır azâb-ı rûh
Nefs ü sivâyı aşk bil it zevk-i câvidân
9-Asl-ı usûl aşk imiş ey Hakkı çekme gam
Koy hazz-ı nefsi aslına var, vir ana revân
Günümüz Türkçesiyle
1-O güzellik madeni vardı önce, gayrıdan yoktu nişan. Şimdi bildiysen
eğer, bütün her şey o kaynaktan.
2-Bir aşkmış bu sûret çokluğunda kendini gösteren. Her tecellîde vardır, o
tecellîye ait bir şân.
3-O baştanbaşa nûr olan, bu vasıflarla çıktı meydana. Onun farklı
yansımalarıyla zuhûr etti cihân.
4-Gizli ve açık olanda, aşktan başkası yoksa da. Haddizatında O, ne açık
oldu ne de tamâmen gizli.
5-Cömertliğiyle feyz alıp ayân oldu, insanlar ve cinler. Lütfuyla sirâyet
etti cisim ve cânın tavırlarına.
6-Canda sever, gönülde bilir, tende hisseder. Hulasa aşk imiş gören, işiten
ve söyleyen.
7-O’ndan işit, O’na söyle, O’na bak, O’nunla bil. Söyleme aşk sırrını bu
akla, sakın ha! Aman!
8-Nefsin cehaleti, sevdânın vehmi; budur rûhun azabı. Nefsi ve mâsivâyı
aşk bil, Sevgili’yle ebedî zevk bul.
9-Hakkı! Her şeyin aslı esası aşkmış, gam çekme. Nefsin hazzını bırak,
aslına var; O’na yürü hemen.

