DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Arifin kendi varlığından fânî olup Allah’la baki olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Ârif, herkesi, her
şeyi ve kendi benliğini terk edip enaniyet tepesinden inerse, o zaman
mutlaka kalp âlemine girer. Daha sonra hayal bineğine binip tevekkül
dağlarından inerek tefvîz sahrasını geçip sabır meydanını seyredip gider.
Nihayet rıza bahçelerine gelerek irfân gülistânına ulaşır. Sonra sevgi
meclisine girip ünsiyet ve huzur mahfeline dahil olur. Sonra gönül rahatlığı
(inbisat) yaygısı üzerine çıkıp münâcât ve Allah’a manevî yakınlık
(kurbiyet) derecelerine ulaşır. Ardından beğenilen ahlâk (ahlâk-ı hamide)
sıfatına bürünüp ve esma kaftanını giyip bu kerâmetlerin yüceliklerine ve
makamların lezzetlerine erişerek, ömrü oldukça bu hâller içinde nimetlenip
durur. Ve onun için ebedî saadet hâsıl olur.
Onun bedeni dünyada, kalbi ukbadadır. Günbegün mânen ilerleyip terakki
eder. Ta ki dünyadan kaçıp yüz çevirir; insanlar onu kınamaya başlar. Mele-
i a‘lâya [14] yükselir, şevki kemâle erer ve ölümü arzu eder. Vadesi dolunca
Rahmân’ın görevlendirdiği elçi (Azrâil aleyhisselam) ona güller, reyhanlar
ve müjdelerle gelir. Gönül hoşluğu ile beşaretle ve Allah’la beraberlikten
doğan huzurla (ünsiyet) bu kokuşmuş dünyadan geçip O Hazret’in
huzuruna, yakınlığına göçer.
Bu fakir ve zayıf nefsi için onda öyle muazzam bir mülk ve daimî
nimetler görüp merhametli Rabb’inden nice hoşnutluk, yakınlık, selâm ve
ikramlar bulur ki, onları burada anlatmak mümkün olmaz. İşte (bir nebze
vasfetmeye çalıştığımız) daimî devlet ebediyyen ondan geçip gitmez.
“Allah’ım! Ey herkese merhamet eden rahmet sahibi! Senden, sana
mahsus sıfatlarının hakkı için bizi bu daimî nimete ve büyük saadete
kavuşturmanı istiyoruz. Allah’ım! Nihayetsiz lütfunla velî kulların [268/a]
senin marifetine erdiler, seni bildiler. Sana düşmanlık edenler lütfunu
bilselerdi, senin hasmın olmazlardı.”
Haberde şöyle denilmiştir: “Hakikaten dünyada öyle bir cennet vardır ki
onu elde eden kişide cennet arzusu kalmaz. Bu dediğim cennet
Marifetullahtır.” Yine haberde gelmiştir ki: “İnsanlar bu dünyadan göçüp
gittiler. Hâlbuki buradaki en güzel şeyin zevkini tatmaktan mahrum kaldılar.
O güzel şey Mevlâ’yı bilmektir ki bu her türlü nimetten daha leziz ve daha
üstündür.”
Beyt
Bu günki cennet-i irfâna dâhil olsalar uşşâk
Yârinki va‘d olan hûrî veyâ gılmânı neylerler
Günümüz Türkçesiyle
Âşıklar, bugünkü irfân cennetini bulsalar. Yarına va’dedilen huriyi
gılmanı neylesinler?
Hz. Ali (r.a.) buyurmuştur ki: “Ahirette cennete kavuşmak şaşılacak bir
durum değildir. Acayip olan, kişinin bu dünyada cenneti bulmasıdır.
Şaşılacak şey o değildir ki bir kişi cennete girmekle iftihar etmiş olsun.
Acayip olan, onun girmesiyle cennetin iftihar etmiş olmasıdır.”
Şiir
1- İnne irfâne zi’l-celâl li-izzin
Ve zıyâ’in ve behcetin ve surûrin
2- Ve ale’l-ârifîne eyzan bahâ’in
Ve aleyhim mine’l-mahabbeti nûr
3- Fe henî’en [15] li-ârifi bi kemâlin
Huva v’Allâhi dehruhû mesrûrun
Şiir (in tercümesi)
1- Celâl sahibi Mevlâ’yı bilmek şereftir. Nuru, behceti, sevinci gönülde
duymak şereftir.
2- Ârifler de aynen bunlar gibidir. Muhabbet nuru yağar üzerlerine.
3- O kâmil âriflere ne mutlu! Vallahi onların zamanı bile kutlu.
Şu halde ârif-i billah olanın nimeti nimet, cenneti cennet, sevinci sevinç,
lezzeti lezzet, huzuru huzur, izzeti izzettir. Nitekim cennete giren kimse de
ölüm, hastalık, zarar, fakirlik, zillet ve üzüntüden kurtulur. Bunun gibi,
ârifin kalbine giren kimse de korku, üzüntü ve her türlü sıkıntıdan uzak
olur.
Nazm
1- Zinde-i cânânem ey cân bu sözü fehm eyle sen
Geç bu cândan bulasın tâ sen de aşk-ı Zü’l-minen
2- Çün şarâb-ı nâm-ı irfânî içün mest olsa dil
Mahrem-i vahdetsin andan dime aslâ bir suhan
3- Kendini bildinse şâd u munsif ol ger diseler
Kılca yokdur kudretin kat‘ itme ol sözden resen [16]
4- Gerçi bildim dostumı bilmecedir dâ’im velî
Şems-i dîdârından olmuş kalbe hâ’il ebr-i ten
5- Ârifin cânı şuhûd-ı yâr ile dolmuş huzûr
Gâfilin kalbinde kalmış ukde-i tahmîn ü zan
6- Sırr-ı tevhîd-i Hudâ’yı itme ifşâ müşrike
Anlamaz anı o kim dir benliğiyle sen ü ben
7- Buldı Hakkı lezzet-i câvîdi lutf-ı Hakk ile
Câna çün oldı müyesser halvet-ender-encümen
Günümüz Türkçesiyle
1- Cânân ile zindeyim, ey can! Sözümü iyi anla. Bu candan geç ki,
nimetler sahibi olan Allah aşkını nefsinde bulasın.
2- Gönül, irfân şarabını içip kendinden geçerse. Vahdet sırrına
mahremsin, aslâ bir söz söyleme.
3- Kendini bildinse; insaf et, mesud ol deseler. Kılıca gücün yetmez; bari
sözle bağını kesme.
4- Gerçi dostumu bildim; O daima bilmecedir. Güneşi seyrederken, ten
kafesi kalbi gölgeler.
5- Ârifin kalbi cânânı görmekle huzur dolmuşken. Gâfilin kalbinde
tahmin ve zan ukdesi kalır ancak.
6-Tevhid sırrını müşrike söyleme; perdeyi açma. Anlamaz bunu hâlâ,
“ben sen” davası güder.
7- Hakkı, ebedî lezzeti Hakk’ın lütfuyla buldu. Canına toplum içinde
halvet nasip oldu. [17]

