Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Arifin, korku ve üzüntüden emin ve azad olup ünsiyet ve huzur ile gönlünün şad olduğunu…

DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Arifin, korku ve üzüntüden emin ve azad olup ünsiyet ve huzur ile gönlünün şad olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: …

DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Arifin, korku ve üzüntüden emin ve azad olup ünsiyet ve huzur ile

gönlünün şad olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Mevlâ’sını ârif

olanın belâsı kalmaz. Çünkü ona belâ bal olur, üzüntü duymaz. Ârifin Hak

ile arası iyidir, onun için halk ile de ilişkileri iyi olur. Çünkü onun nazarında

hepsi de sevimlidir, mâzurdur. Ârif, bedenini ve ruhunu Mevlâsına hibe

etmiştir. Mülkü gerçek sahibine verip kendisi aradan çıkmıştır. Böylece

Hakk’a yakınlık (kurbiyet) derecesine ermiştir.

Arif, kalbini Mevlâsına, ruhunu (O’nun) belâsına vermiştir. Cismini ise

O’nun rızası uğrunda mahlûkatına hizmet için vakfederek rahata ermiştir.

Ârifin Hak ile olan muamelesi, halkın istek ve arzularına göre değildir.

Belki insanlarla olan ilişkileri Hakk’ın rızası doğrultusundadır.

Arifin bütün arzuları yok olur ki, onun (dünya ile ilgili) hiçbir talebi

kalmaz. Çünkü kalbine marifet nuru iner ki, onda mâsivâya yer kalmaz. Bu

mertebeye yükseldikten sonra ârifin kemâl hâlinden inmesi görülür şey

değildir. Çünkü Hakk’ın huzuruna gelen, artık perde ile geri kalmaz.

Arifin kendi nazarında ne kadar hor hakîr olduğunu bilseler, insanlar nasıl

elini [268/b] öperlerdi? Belki de yüzüne tükürüp başına toprak atarlardı.

Ârife onun için ârif denilmiştir ki, o başkalarının bilemediğini bilmiş,

muttali olmadıklarına vakıf olmuştur. Arifin kalbine doğan marifet

güneşinden bir zerre âbidin gönlüne doğmuş olsaydı, âbid buna tahammül

edemez ve mahvolup giderdi.

Beyt

Tarabdan hâneye sığmazdı belki âleme zâhid

Eger ârif gibi vâkıf olaydı târ u pûdundan

Günümüz Türkçesiyle

Sevinçten evine, belki âleme sığmazdı zâhid. Ârif gibi vakıf olsaydı, bu

sırrın mahiyetine.

Arifin bir alâmeti şudur ki, onun teri misk ü amberden daha güzeldir.

Ârifin bir alâmeti de şudur, yüzünü sana döndüğünde öyle bir yönelir ki

sanki senden başka kimseyi görmez ve bilmez. Senden yüz çevirdiği zaman

da öyle ardını döner ki sanki seni hiç görmedi, hiç bilmedi. Nitekim Hazret-

i Habib-i Ekrem (s.a.v.) ev halkıyla her zaman olduğu üzere sohbet ve ülfet

ederken, ezanı işittiği anda öyle süratle ayağa kalkardı ki sanki onların

yanında sohbette değildi.

Arifin lisanı ancak zikrullah ile söyler. Kalbi Allah’ın muhabbetinde

sâdıktır ve sırrı ebediyyen O’na âşıktır. Arifin kalbi uyumaz ve onun

mâsivâya meyli kalmaz. Çünkü onun gönlü muhabbet elemlerinden lezzet

bulmuş, aşk derdinin hüznüyle dolmuştur. Kalbinin azîz ve allâm olan

Allah’ın nazargâhı olduğunu bilmiştir. Şu halde o nasıl gaflette kalıp

geceleri uyuyabilir?

Bir gönül ki mâsivâdan geçip yücelere gitmiştir, Allah’a manevî

yakınlığın (kurbiyet) rüzgârını hissetmiştir, ünsiyet ve huzur meclisine

varmıştır. O gönül Hak’tan nasıl gâfil olabilir, halka nasıl meyledebilir?

Nazm

1- Cihânda kendini bil, hâmid ol dahi mahmûd

Ki zübde-i dü cihânsın nihâyet-i maksûd

2- Azîz ömrini a‘lâ mahalline sarf it

Tarîk-ı aşk u mahabbetde eyle terk-i vücûd

3- Şarâb-ı aşkı iden nûş o mest olur medhûş

Zihî halâvet-i cân u zihî şarâb-ı vedûd

4- Şarâb-ı vahdeti nûş eyleyen sever zülli

Gönülden eyler o her zerreye rükû‘ u sücûd

5- O kim müşâhid olur bu vücûd vahdetini

Odur hemîşe dü âlemde şâhid ü meşhûd

6- Velî merâtibin ahkâmını kabûl eyler

Emîn-i vahdet ider kesret içre hıfz-ı hudûd

7- Cemî‘-i halkı sever çün muvahhid ey Hakkı

Ol ehl-i vahdet ü şefkat sa‘îd ü hem mes‘ûd

Günümüz Türkçesiyle

1- Cihanda kendini bil; öven ve övülen ol. İki cihanın özüsün, varlığın

maksadısın.

2- Kıymetli ömrünü, yüce gayeler uğruna harca. Aşk ve muhabbet yoluna,

varlığını terk et.

3- Aşk şarabını içen mest olur, kendinden geçer. Ne güzel can tatlılığı,

Vedûd’un [18] şarabı ne hoş.

4- Vahdet şarabını içen yükselir, tevâzuu sever. Gönülden yalvarır, her

zerreye rükû ve secde eder.

5- Bir insan ki varlığın birliğine şahit olmuştur. İşte o âlemde hem şahid,

hem meşhuddur.

6- Veli, derecesinin hükümlerini kabul eder. Vahdetten emin olan, çokluk

içinde sınırı muhafaza eder.

7- Hakkı! Muvahhid [19] bütün yaratılmışları sever. O vahdet ehli

şefkatlidir, mesud ve bahtiyardır.