Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Arifin mâsivâyı unutarak Hazret-i Mevlâ’yı bulduğunu bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Arifin mâsivâyı unutarak Hazret-i Mevlâ’yı bulduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Ârif odur ki hiç bir meşguliyet onu …

DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Arifin mâsivâyı unutarak Hazret-i Mevlâ’yı bulduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Ârif odur ki hiç

bir meşguliyet onu Allah’tan uzaklaştıramaz. Göz açıp yumuncaya kadar

bile huzur ve ünsiyetten gâfil olmaz.

Arif odur ki kendisi sükût eder fakat Allah teala onun sırrından söyler.

Arif odur ki mâsivâdan uzaktır ve kalbinde tanıdığı Rabb’iyle meşgul olur.

Arif odur ki kendi aldığı tedbirlerden vazgeçerek Allah’ın tedbirini bekler

ona rağbet eder. Arif odur ki hiçbir şeye üzülmez, her şey kendisiyle huzur

ve safâ bulur, kederi kalmaz. Arif odur ki genişliğine rağmen dünya başına

dar olur ve insanların adetlerinden Cenâb-ı Hakk’a firâr eder. O’nun

bahşettiği huzur ve dostlukta karar kılar. Arif odur ki daima tefekkür eder

ve bununla melekut âlemini geçer. Arif odur ki irfânını saadet sermayesi

bilir ve onu lâyık olmadığı yere koymaktan, yani ehli olmayana

söylemekten kaçınır. Arif odur ki mahiyetini bilmediği şeye ilgi duymaz ve

mâsivâyı tanıyıp bileyim diye bir düşünce aslâ hatırına gelmez. Arif odur ki

kendi sıfatını Hakk’ın sıfatıyla yok eder. Ta ki mâsivâyı bilmez hâle gelip

sadece O’nunla söyleyip O’ndan işitir. Bu durumda olan ârif, neden mahzun

olsun ki? Onun kalbi neşeyle doludur, ruhu huzur içindedir. Abidin azığı su

ve ekmektir, ârifin azığı ise irfân nurudur. Ârif, Hakk’ı Hak ile bilir ve

Hakk’ın nuruyla âleme vakıftır. Arifin huzuru marifettir, neşesi ise

muhabbettir. Tevhid nuru onun hakikatidir.

Arif odur ki gönül bahçelerinde dolaşıp can havuzunda yüzer. Rabb’ine

gönülden niyâz ederek diliyle söyler. Arif odur ki Hak’tan başkasıyla haz

almadığı gibi O’nun kelâmından başkasını da söylemez. Kendisi için

Hak’tan başkasını koruyucu bilmez. Arifin sevinci marifetle, ünsiyeti ise

vahdetle olur. O, sabır ve sebatı sıkıntı ve zorluklara katlanmada bulur. Ona

göre ilim nehirdir ve hikmet deryadır. Nehirde dolaşanlar âlimler, deryaya

dalanlar ise hakimlerdir. Arifler kurtuluşa götüren gemilerle seyahat ederler.

İrfan ehlinin ibadetleri sultanların tâcı gibidir. Arifler onlardır ki konuşsalar

O’nu söylerler, amel etseler O’nun için işlerler. Talep etseler O’ndan

isterler, rağbet etseler O’na ederler. Sâdıklar ve hayırda yarışanlar onlardır.

Seçilmiş ve makbul kullar onlardır. Ârifin riyâsı avâmın ihlâsından daha

değerlidir.

Arif [267/b] Allah’a saygı göstermeye dikkat ve itina eder. Farzları yerine

getirmekle ve haramlardan sakınmakla saygısını arz eder. Arif odur ki

bildiği sırları ehil olmayanlara söylemez. Rahatını, sevincini, neşesini ve

kederini hiç kimseye bildirmez. Ârifin alâmeti odur ki Rabb’iyle olunca

iftihar eder, nefsiyle baş başa kalınca kendinden utanır. Âbid cismini eritir,

ârif ise canını eritir. Ârifin kalbi hikmet kandili olup onun fitili marifet, yağı

muhabbet, ışığı ise melekut âleminin nurlarıdır. Âlime edep, âbide talep

lâzımdır; ârife ise zevk ve coşku (tarab) lâzımdır. Çünkü onun Allah ile olan

saadeti devamlıdır. Korkakların hâli haraptır, ârifin şânı ise zevk ve coşku

içinde olmaktır. Zahidin alâmeti dünyayı terk etmektir; ârifin alâmeti ise

duayı bırakıp (Yaratan’ı lâyıkınca) senâya yönelmektir.

Nazm

1- Ehl-i irfân ki mahabbetden eser bulmuşlar

Kendiden bî-haber olmağla haber bulmuşlar

2- Âleme açmadılar çeşm-i heves çün Ya‘kûb

Tâ ki pîrâhen-i Yûsufla nazar bulmuşlar

3- Bir zamân gice gibi zulmete dalmışlar idi

Tâ ki çâk-ı ciger içinde seher bulmuşlar

4- Başların yakalarından nice ref‘ itsün

Hâne-i kalbi o mahbûba makar bulmuşlar

5- Vâdî-yi dilde tereddüd iden olmaz mahrûm

Ki o sîmurg’dan ol Kâf’da per bulmuşlar

6- Aşkdır lezzet alan hüsn ile andan her ân

Aşkdan ehl-i nazar nûr-ı basar bulmuşlar

7- Aşkdır saykal-ı âyîne-i cân ey Hakkı

Nefsden çün dil ü cân tende keder bulmuşlar

Günümüz Türkçesiyle

1- Ehl-i irfân ki muhabbetten eser bulmuşlar. Kendinden bî-haber

olmakla, haber bulmuşlar.

2- Yakub gibi, heves gözünü âleme açmadılar. Yusuf’un gömleğiyle bir

işaret bulmuşlar.

3- Bir zaman, gece gibi bir zulmete dalmışlar. Kavrulan ciğer içinde

nihayet, seher bulmuşlar.

4- Başlarını yakalarından nasıl kaldırsınlar? Kalp evini ol Sevgili’ye

mekân bulmuşlar.

5- Gönül vadisinde tereddüt eden mahrum kalmaz. Kaf Dağı’nda

Anka’nın kanadından bir tüy bulmuşlar.

6- Ondan her an hüsn [12] ile lezzet alan aşktır. Basîret ehli [13] aşkta göz

nuru bulmuşlar.

7- Hakkı! Gel gör ki can aynasının cilâsı aşktır. Gönül ve can, nefisle

bedende keder bulmuşlar.