Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Asılların aslı olan insan kalbinin muhafazasını beş esas hâlinde bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ALTINCI FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Asılların aslı olan insan kalbinin muhafazasını beş esas hâlinde bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kalbi muhafaza …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ALTINCI FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Asılların aslı olan insan kalbinin muhafazasını beş esas hâlinde bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kalbi muhafaza

etmede hüsn-i nazar, tam bir gayret (bezl-i mechûd) ile tam bir dikkat ve

itina (ihtimâm-ı tâm) lâzımdır. Çünkü kalbin hatarı bütün âzâlardan büyük

olup tesiri çoktur. İşi son derece ince olup ıslahı çok meşakkatlidir.

Korunmasında beş esasa riâyet etmenin gerekliliği muhakkaktır.

Birinci esas : Hak tealanın kulunun kalbinden haberdar olmasıdır. Nitekim

kendi kelâmında; “Allah, kalplerinizde olanı bilir.” (Ahzâb, 33/51), “O,

kalplerin içindekini bilmektedir.” (Mülk, 76/13) buyurmuş ve kalplerde

olanı bilmesini ve haberdar olmasını söylemekle, insanları kötülüklere

meyletmekten sakındırmak istediğini duyurmuştur. Çünkü gaybı bilen Allah

ile muamele, çok tehlikeli bir iştir (emr-i hatîr). Kalbin edepli olması

gerekir ki, onu evirip çeviren, her şeyi işitip gören Allah tealadır.

İkinci esas : Kalp Allah’ın nazargâhıdır. Nitekim bir hadis-i şerifte:

“ Şüphesiz ki Allah teala sizin bedenlerinize ve suretlerinize bakmaz. O

ancak sizin kalplerinize ve niyetlerinize bakar” buyurulmuştur. Çünkü kalp,

ancak Yüce Rabbimiz’in nazargâhıdır.

O kimsenin durumu ne acayiptir ki; halkın baktığı yüzünü, ayıp bir şey

görünmesin diye, gayet büyük bir dikkatle kirlerden ve pisliklerden yıkayıp

temizleyerek, bulabildiği şeylerle süsleyip güzelleştirsin de Allah’ın baktığı

kalbini kötülüklerden boşaltıp süslemekte, yani hayvanî özellikleri

temizlemekte ve meleklerin ahlâkı ile süslemekte özen göstermesin.

Gizlenenleri bilen Allah’ın onda kötülükler ve ayıplar görmesine önem

vermesin. Hatta kalbini öylesine kirler ve rezillikler, kötülükler ve suçlar ile

doldurarak ihmal eder ki, insanlar onlardan birisini bilseler, hemen ondan

yüz çevirip uzaklaşırlardı. Öyleyse en önemli dînî mesele, kalbi temizleyip

güzelleştirmektir.

Üçüncü esas : Kalp, kendisine itaat edilen bir hükümdar ve ardından

gidilen bir önderdir. Bütün âzâlar ona itaat ederler ve ona uyarlar. Şu halde

hükümdar doğru yolda ise halk da doğru yolu bulur. Kendisine uyulan kişi

düzgün ise ona uyanlar da düzgün olur. Nitekim bir hadis-i şerifte: “ Dikkat

ediniz! Cesette bir et parçası vardır ki o iyi olduğunda bütün beden iyi olur.

O kötü olduğunda bütün beden kötü olur. Dikkat edin! İşte o kalptir ”

buyurulmuştur. Çünkü [238/a] bütün bedenin düzgün olması, kalbin düzgün

olmasına bağlıdır. Öyleyse kalbin muhafazasına dikkat ve özen gösterip bu

uğurda gayret etmek gayet önemli bir iştir.

Dördüncü esas : Gönül, insanın her güzel cevherinin ve her şerefli

mânâsının mahzenidir. O insanî cevherlerin ilk başı, akıl ve hidayettir; en

üstünü ise, iki cihan saadeti ve en değerli hazine olan Hak tealayı bilmektir.

Sonra âhirete ait yücelikler elde etme kãbiliyetidir. Bundan sonra, düzgün

niyeti ve doğru inancı, çeşitli ilimler ve sınıf sınıf hikmetler, güzel huyları

ve değerli hasletleri elde etmek gelir.

Şu halde, böyle cevherler ve sırlar mahzeni, düşünceler ve fikirler kaynağı

olan değerli (gönül) evini, kötü vasıflar olan manevî kirlerden, cehaletin

âfetlerinden, şeytanın vesveselerinden koruyup gözetmek, hırsızlardan,

yabancılardan ve bütün pisliklerden muhafaza etmek ve saklamak her

şeyden daha mühim ve lüzumludur. Böylece o, türlü türlü ikramlarla

nimetlenmiş olur. Birçok âfet ve kötülüklerden kurtuluş bulur. O yüce

cevherlere kir ve pislik bulaşmamş olur. Hırsızlar onlara el sürememiş olur.

“Bütün güç ve kuvvet Allah’ındır. Başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur.”

Beşinci esas : Kalbin başka hiçbir âzâda olmayan beş hâli vardır ki birinci

hâli ona dost ve düşman her şeyin gelmesidir. Mesela şeytanın vesveseleri

kalp üzerinde pusu kurup yatar ve (hazır) bekler. Çünkü kalp vesvese ve

ilhamın menzilindedir. İşte bu ikisinin davetinin karışıklığından onun

yorgunluğu ve sıkıntısı son derece fazladır.

Kalbin ikinci hâli budur ki onun meşguliyeti diğer organların

meşguliyetinden daha fazladır. Çünkü o, akıl ile hevânın birbiriyle kavga ve

mücâdelesinin sahasıdır. Kalp sonsuza kadar bu iki padişâhın vuruşmasına

ve bu iki askerin savaşına meydan ve mekân olmuştur. Şu halde böyle

büyük bir savaştan habersiz olmak çok büyük bir eksikliktir. Böyle bir

kaleyi hevâ gibi düşmandan korumak emniyet ve güven getirir. Allah’ın

marifetine sebep olur.

Kalbin üçüncü hâli budur ki onun ârızaları hadsiz hesapsızdır. Çünkü

havâtır-ı Hak kalbe ok gibi atılmaktadır. Belki hiç durmayan yağmur gibi

gece gündüz inmektedir. Kalbin havâtırdan korunması ve boş kalması

mümkün değil, fakat zordur.

Çünkü kalp iki gözkapağı arasındaki göz gibi değildir ki, kapamakla rahat

bulsun. Kalp, dişler ile iki dudak arasındaki dil gibi değildir ki susmak ile

kurtulabilsin. Bilakis insan kalbi, düşünce ve fikir okları (sihâm-ı havâtır)

için dikilen bir nişandır ki, hiçbir zaman ve hiçbir halde o oklardan

kurtulamaz. Öyleyse kalbin havâtırdan korunması zor bir iştir, kolaylıkla

olmaz.

Kalbin dördüncü hâli budur ki onun tedavisi ve ilâcı çok zor bir iştir.

Çünkü görüşten uzak olduğu için ona bir hastalık bulaşmadıkça ne halde

olduğu bilinmez. Şu halde dikkatli bir nazarla ve çokça riyâzet yapmadıkça

kalbin muhafazası mümkün olmaz.

Kalbin beşinci hâli budur ki kalp dönmeye ve değişmeye (inkılâb) en

yakın organ olduğundan, âfetler ona çok çabuk ulaşır. Kalp, kaynayan

şeylerin değişiminden daha hızlı değişmektedir. Eğer gönülden, istemeden

bir hata (zelle) meydana geldiyse, onun meydana gelmiş olması her şeyden

daha zor ve güç bir durumdur ve bunun en aşağı derecesi kasvettir,

Allah’tan gayrı şeylere (mâsivâ) meyil ve muhabbettir. En son derecesi ise

küfür, sapkınlık ve yüce Rabbi inkârdır. Nitekim Hak teala Kur’ân’da şöyle

buyurmuştur; “Yine O’na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların

gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz ve onları şaşkın olarak

azgınlıkları içerisinde bırakırız.” (En’âm, 6/110)

Onun için Allah’ın has kulları tam bir ihtimam ile gayret edip Hakk

tealanın zikrini ve fikrini kendilerine âdet edinmişlerdir. Böylece Hakk’ın

yardımıyla doğru yolu bulmuşlardır. Allah’tan gayrı her şeyden (mâsivâ)

uzaklaşarak Hakk’ın huzur meclisinde dâimî kalmışlardır.

Nazm

1-Taşraya meyl itme ey dil sen de iste dilberi

İçeri gel sen de bul ol yâr-ı gâr-ı rehberi [238/b]

2-Dost ararsan dost O’dur kim senden ayrılmaz müdâm

Berg ü bârı cismi koy cân dilberinden ye beri

3-Cânda bul cânânı dolsun dil güzel efkâr ile

İki âlemden berî ol olma sen senden beri

4-Hüsn-i fânî alma satma aşk-ı bâkî fânîye

Bu iki nehri geç andan iç o bâkî kevseri

5-Sen ki ey dildâr-ı vâsi‘sin o dildâra müdâm

Aramam bu cism ü cânı hânumânı serseri

6-Nakş-ı dilber perde-i cândır cihân dilberleri

Perdeyi ref‘ eyle seyr it hüsn-i rûy-ı dilberi

7-Hâmuş ol Hakkı gönül ahvâlin ızhâr eyleme

Sırrı ifşâ itme istersen selâmet bu seri

Günümüz Türkçesiyle

1-Taşraya meyletme ey gönül, kendinde iste dilberi. İçeri gel, sende bul; o

can dostu rehberi.

2-Dost ararsan, dost odur ki senden ayrılmaz daima. Cismin meyvesini,

yaprağını bırak da can dilberinden ye meyveyi.

3-Canda bul cânânı, gönlün güzel efkâr ile dolsun. İki âlemden uzak ol,

kendinden ırak olma sen.

4-Geçici güzelliği alıp satma; bâkî güzelliği fânî ile değişme. Bu iki nehri

geç; ondan iç ki, o bâkî kevserdir.

5-Sen ki ey gönül! Geniş bir mekânsın; o sevgiliye daima. Öyleyse,

hânumân diye bu cismi ve canı, serseri serseri aramam.

6-Cihan dilberlerinin nakışları, canın perdesidir. Perdeyi kaldır da o

dilberin yüzü güzelliğini seyret.

7-Sükût et Hakkı! Gönül hâllerini açıklama! Başın selâmet olsun istersen,

sırrı ifşâ etme.