Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Az konuşmanın şeref ve ikbal getirdiiğini, kemâle erdirip manevî hâlleri koruduğunu…

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Az konuşmanın şeref ve ikbal getirdiiğini, kemâle erdirip manevî hâlleri koruduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Az konuşmanın şeref ve ikbal getirdiiğini, kemâle erdirip manevî hâlleri

koruduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dilini altın gibi

sakla ki, ince bir söz (nükte) ile kalbin hüzünlenmesin. Dilini dudaklarının

ve dişlerinin esîri et ki, seni bağlanmış ve hapse atılmış eylemesin. Eğer

sözünü az ve suskunluğunu çok edersen, sırrını gizleyerek emniyet ve

selamet yoluna girersin. Kişi kendi dili altında gizlenmiştir. Dile gelen her

sözü söyleyen ziyana uğrar. İnsanın belası dilindendir.

Beyt

Bağla ey Hakkı dehânın hâmûş ol misl-i sadef

Kim ziyânındır zebânın hasm-ı cândır şübhesiz

Günümüz Türkçesiyle

Ağzını bağla ey Hakkı! Sadef gibi suskun ol ki, dil senin ziyanındır;

şüphesiz can düşmanındır.

Nice faydasız söz, sahibine bir kusurdur. Nice dil, sahibine düşmandır.

Meclis emanettir, mecliste (konuşulanları) dışarıya aktarmak ihanettir.

İnsanın selâmeti dilini tutmasında ve insanlara iyilik yapmasındadır. Önce

düşün, sonra söyle. Âkilin dili kalbinde olur, ahmağın kalbi ise ağzında

olur. Doğruyu söyle ki, ganimet bulursun. Gerçek olmayan konuda sus ki,

emniyette olasın. [300] Her insan diliyle hesâba çekilir ve sır saklama ile her

muradına kavuşur.

Nitekim bir gece bir bülbül, gül bahçesinde kendi hâl dilince güzel bir

şâhine feryâd ederek sormuştur:

“İkimiz de kuş olduğumuz halde niçin senin yerin hükümdarın eli, benim

yerim gül bahçesindeki dikendir? Sen güzel kekliğin yüreğini ve böbreğini

yersin, her kuşu avlayıp muradını alırsın. Hükümdar nazarında kadir-kıymet

bulursun. Kuşların sultânı olursun. Ben ise her gece feryâdlar içinde âh

ederek tâ seher vaktine kadar gonca gülün açmasını beklerim. Ben

uyumadıkça o açılmaz. Uyanırım ki gül açılmış. Ben onun açıldığını

göremem. Bir kere bile muradıma eremem. Muradsız olup dikenlikler

içinde inleye inleye ağlarım. Kanlar yutup yüreğimi dağlarım.”

Şâhin onun cevâbını öyle şâhâne vermiştir ki: “Ben bin murad alırım,

birini söylemem. Sen ise bir murad almadan bin söylersin. Onun için

muradsız kalıp âh u figân edersin.”

Beyt

Sükût eyle Hakkı ki, samt içre var

Nice bin lisân ve nice bin beyân

Günümüz Türkçesiyle

Hakkı! Sus ki, susmada binlerce lisan ve binlerce beyân vardır.

Sözlerin en hayırlısı, lafzı az mânâsı çok olanıdır. Nice sükût en anlamlı

sözdür. Nice söz ok gibidir. Nice insanı mahveden dilidir. Nice nimeti elden

alan dile getirilmesidir.

Dilin düşmesi, ayağın kayıp düşmesinden daha önemlidir. Dil yarası

mızrak yarasından daha acıdır. Sana ağırbaşlılık ve emniyet veren susma,

pişmanlık ve utanç veren konuşmadan daha iyidir. Dilini korumak, imanın

en önemli unsurudur. (Çok ve yersiz) kelâm ile Allah’ı zikrin nurları,

kalpten zâil olup gider. Şu halde çok konuşma ile gönül kararır.

Dili susan ve kalbi Allah’ı zikredene müjdeler olsun. Diline sahip çıkana

ve her hâlinde şükredene müjdeler olsun. Ehl-i hâl olan ârifin dili lâl olur.

[219/a]

Beyt

Hakkı bahs itme o zât-ı pâkden

Hayrete var kim yoğ anda inbihâs

Günümüz Türkçesiyle

Hakkı, Cenâb-ı Hakk’ın pâk zâtından söz etme. Hayret makãmına var ki,

orada bahsetme yoktur.

Dilini koruyan nefsine ikram eder. Sırrını saklayan, ruhuna saygı gösterir.

Ârifin göğsü, sır sandığıdır. Susmak, kendi bilgisizliğini gizlemektir. Diline

sahip olmayanın işi pişmanlıktır.

İki lisanın biri de kalemdir. Dilini muhafaza eden, emniyette olur.

Hikmetle konuşan, şeref ve izzet bulur. İnsanlara bildiklerini söyle,

bilmediklerini söyleme. Onları kendine ve irfân ehline yük eyleme. Bedenin

ve dilinle insanlara yakın ol, gönül ve ruhunla onlara uzak ol.

Beyt

Ziyâ-yı şemsi hafâfîş neyler ey Hakkı

Bu sırr-ı vahdeti kesretde itme hiç ifşâ

Günümüz Türkçesiyle

Güneş ışığını yarasalar neylesin, ey Hakkı! Bu vahdet sırrını halk içinde

hiç ifşâ etme.

«Bilmiyorum» demek ilmin yarısıdır. Ayıpları örtmek, yumuşak

huyluluğun (hilm) tamamıdır. “Bilmiyorum” kelimesini terk etmek, kavga

ve münakaşa semtine gitmektir. Akıllı olan, her bildiğini insanlara

anlatmaz. Tekzip olunacak sözü halka söyleme. Her bildiğin hikmeti

açıklama.

Beyt

Gönül sakın şeker ezme dehân-ı rencûre

Güneş cemâlini beyhûde söyleme köre

Günümüz Türkçesiyle

Gönül, sakın hastalıklı ağızda şeker ezme. Güneşin güzelliğini, boşuna

köre anlatma.

Karısına ve hizmetçisine sırrını açan, onlara köle olup yalvarır. Sırrını

halka açan, kendini azap ve sıkıntıya atar. Fakirliğini insanlara açan, değer

ve kıymetini düşürür. Malınla cömert ol, cimrilik yapma. Sırrınla cimri ol,

sakın söyleme. Malında cimrilik yapan alçalır. Sırrında cimri olan yücelir.

Kendi sırrını saklamayan ahmaktır. Başkasının senin sırrını saklamayacağı

muhakkaktır. Bir sırrını açıklayana başka bir sırrını söyleme ki, kendini

bilmezler içinde kendini rezil etme.

Beyt

Hemen sır sakla olsun ser selâmet

Ki kalb-i [301] sâfî pür-esrâr olandır

Günümüz Türkçesiyle

Sırrı hemen sakla. Başın selâmet olsun ki, temiz kalp ancak sırlarla dolu

olandır.

Sırların ne olduğunu bilmeyene, sır perdesini yırtma. Herkesin her

sorusuna cevap verme. Sakın kimseye kötü hitap etme ki kimseden kötü

cevap duymayasın. Sakın câhile aklının ermediği hikmeti söyleme ki seni

yalanlamasın. Çünkü hikmetin senin üzerinde hakkı vardır. Hikmetin hakkı,

onu ehil olmayandan korumandır ki böylece kaybedilmiş olmasın.

Beyt

Haberdâr isen esrâr-ı ezelden Hakkı

Sakla sırrı, dime her bir habere duy itme

Günümüz Türkçesiyle

Ezelin esrârından haberdâr isen Hakkı! Sırrı sakla, söyleme; her habere

inanma.

Nitekim haberde gelmiştir ki: “ İnciyi köpeklerin ağzına atmayınız.

Mücevherleri domuzların boynuna asmayınız.” Çünkü hikmet inci ve

cevherden değerlidir. Onu inkâr eden köpek ve domuzdan daha alçaktır.

Sırrı sadrına sığmayan emin olmaz. Yalancı olan hiçbir zaman hayır

görmez. İnsan bir şeyi gizlese bile, yüz hatlarından (safha-i vech) belli olur

ve söyleyiş tarzından bir şey sakladığı bilinir. Sözün gümüş olsa bile

sükûtun altın olur.

Nazm

1-Aşkın ahvâlidir esrâr dinilmez aslâ

Genc-i pinhân gerek ey yâr dinilmez aslâ

2-Âşık ol yâr ile ağyârdan olmuş hâlî

Bunca ağyâra o güftâr dinilmez aslâ

3-Suhan-i aşk ki, hikmetdir emânetdir hep

Cân-ı ağyâra o güftâr dinilmez aslâ

4-Hüsn-i gül vasfını sad bâr hezâra söyle

İstemez çün gülü, her hâra dinilmez aslâ

5-Niçün ol şu‘le-i cevvâle dem-â-dem eyler

Niçe bin dâ’ire ezhâr, dinilmez aslâ

6-Nokta-i harf oldı, kelâm oldı, kitâb oldı cihân

Öyle bir noktaya bisyâr dinilmez aslâ

7-Nokta-i aşkı bu eşyâda görür hoş memdûd

Okur ol, mahrem-i esrâr dinilmez aslâ [219/b]

8-Katre-i vâhide tekrâr ile deryâ olmuş

Bir şecer verdi çok esmâr dinilmez aslâ

9-Nokta-i ilmi kesîr anladı çün eblehler

Hakkı, ol yârdır, ağyâr dinilmez aslâ

Günümüz Türkçesiyle

1-Aşkın hallerindendir, sırlar söylenmez aslâ. Sırları gizli hazine bilmek

lâzım ey dost, söylenmez aslâ.

2-Âşık o yâr ile ağyârdan [302] sıyrılmıştır. Bunca ağyâra o sözler

söylenmez aslâ.

3-Aşk sözleri ki hep hikmettir, emanettir. Âşığın canında neler var,

denilmez aslâ.

4-Gülün güzelliği evsafını bülbüle yüzlerce kez söyle istemez. Çünkü

gülü(n evsafı) her dikene denilmez aslâ.

5-“Niçin o alevler; niçin daima hareket eder, binlerce daire çizer?”

denilmez aslâ.

6-Cihan bir harfin noktası oldu, söz oldu, kitap oldu. Öyle bir noktaya

“çok” denilmez aslâ.

7-Aşk noktasının bu eşyada hoşça uzandığını görür. Sırların mahremi onu

okur denilmez aslâ.

8-Bir damla ki, tekrar ile deryâ olmuş. Bir ağaç çok meyve verdi,

denilmez aslâ.

9-İlim noktasını çoğalttı, ahmaklar. Hakkı, O yârdır; ağyâr denilmez aslâ.