ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Az konuşmanın şeref ve ikbal getirdiiğini, kemâle erdirip manevî hâlleri
koruduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dilini altın gibi
sakla ki, ince bir söz (nükte) ile kalbin hüzünlenmesin. Dilini dudaklarının
ve dişlerinin esîri et ki, seni bağlanmış ve hapse atılmış eylemesin. Eğer
sözünü az ve suskunluğunu çok edersen, sırrını gizleyerek emniyet ve
selamet yoluna girersin. Kişi kendi dili altında gizlenmiştir. Dile gelen her
sözü söyleyen ziyana uğrar. İnsanın belası dilindendir.
Beyt
Bağla ey Hakkı dehânın hâmûş ol misl-i sadef
Kim ziyânındır zebânın hasm-ı cândır şübhesiz
Günümüz Türkçesiyle
Ağzını bağla ey Hakkı! Sadef gibi suskun ol ki, dil senin ziyanındır;
şüphesiz can düşmanındır.
Nice faydasız söz, sahibine bir kusurdur. Nice dil, sahibine düşmandır.
Meclis emanettir, mecliste (konuşulanları) dışarıya aktarmak ihanettir.
İnsanın selâmeti dilini tutmasında ve insanlara iyilik yapmasındadır. Önce
düşün, sonra söyle. Âkilin dili kalbinde olur, ahmağın kalbi ise ağzında
olur. Doğruyu söyle ki, ganimet bulursun. Gerçek olmayan konuda sus ki,
emniyette olasın. [300] Her insan diliyle hesâba çekilir ve sır saklama ile her
muradına kavuşur.
Nitekim bir gece bir bülbül, gül bahçesinde kendi hâl dilince güzel bir
şâhine feryâd ederek sormuştur:
“İkimiz de kuş olduğumuz halde niçin senin yerin hükümdarın eli, benim
yerim gül bahçesindeki dikendir? Sen güzel kekliğin yüreğini ve böbreğini
yersin, her kuşu avlayıp muradını alırsın. Hükümdar nazarında kadir-kıymet
bulursun. Kuşların sultânı olursun. Ben ise her gece feryâdlar içinde âh
ederek tâ seher vaktine kadar gonca gülün açmasını beklerim. Ben
uyumadıkça o açılmaz. Uyanırım ki gül açılmış. Ben onun açıldığını
göremem. Bir kere bile muradıma eremem. Muradsız olup dikenlikler
içinde inleye inleye ağlarım. Kanlar yutup yüreğimi dağlarım.”
Şâhin onun cevâbını öyle şâhâne vermiştir ki: “Ben bin murad alırım,
birini söylemem. Sen ise bir murad almadan bin söylersin. Onun için
muradsız kalıp âh u figân edersin.”
Beyt
Sükût eyle Hakkı ki, samt içre var
Nice bin lisân ve nice bin beyân
Günümüz Türkçesiyle
Hakkı! Sus ki, susmada binlerce lisan ve binlerce beyân vardır.
Sözlerin en hayırlısı, lafzı az mânâsı çok olanıdır. Nice sükût en anlamlı
sözdür. Nice söz ok gibidir. Nice insanı mahveden dilidir. Nice nimeti elden
alan dile getirilmesidir.
Dilin düşmesi, ayağın kayıp düşmesinden daha önemlidir. Dil yarası
mızrak yarasından daha acıdır. Sana ağırbaşlılık ve emniyet veren susma,
pişmanlık ve utanç veren konuşmadan daha iyidir. Dilini korumak, imanın
en önemli unsurudur. (Çok ve yersiz) kelâm ile Allah’ı zikrin nurları,
kalpten zâil olup gider. Şu halde çok konuşma ile gönül kararır.
Dili susan ve kalbi Allah’ı zikredene müjdeler olsun. Diline sahip çıkana
ve her hâlinde şükredene müjdeler olsun. Ehl-i hâl olan ârifin dili lâl olur.
[219/a]
Beyt
Hakkı bahs itme o zât-ı pâkden
Hayrete var kim yoğ anda inbihâs
Günümüz Türkçesiyle
Hakkı, Cenâb-ı Hakk’ın pâk zâtından söz etme. Hayret makãmına var ki,
orada bahsetme yoktur.
Dilini koruyan nefsine ikram eder. Sırrını saklayan, ruhuna saygı gösterir.
Ârifin göğsü, sır sandığıdır. Susmak, kendi bilgisizliğini gizlemektir. Diline
sahip olmayanın işi pişmanlıktır.
İki lisanın biri de kalemdir. Dilini muhafaza eden, emniyette olur.
Hikmetle konuşan, şeref ve izzet bulur. İnsanlara bildiklerini söyle,
bilmediklerini söyleme. Onları kendine ve irfân ehline yük eyleme. Bedenin
ve dilinle insanlara yakın ol, gönül ve ruhunla onlara uzak ol.
Beyt
Ziyâ-yı şemsi hafâfîş neyler ey Hakkı
Bu sırr-ı vahdeti kesretde itme hiç ifşâ
Günümüz Türkçesiyle
Güneş ışığını yarasalar neylesin, ey Hakkı! Bu vahdet sırrını halk içinde
hiç ifşâ etme.
«Bilmiyorum» demek ilmin yarısıdır. Ayıpları örtmek, yumuşak
huyluluğun (hilm) tamamıdır. “Bilmiyorum” kelimesini terk etmek, kavga
ve münakaşa semtine gitmektir. Akıllı olan, her bildiğini insanlara
anlatmaz. Tekzip olunacak sözü halka söyleme. Her bildiğin hikmeti
açıklama.
Beyt
Gönül sakın şeker ezme dehân-ı rencûre
Güneş cemâlini beyhûde söyleme köre
Günümüz Türkçesiyle
Gönül, sakın hastalıklı ağızda şeker ezme. Güneşin güzelliğini, boşuna
köre anlatma.
Karısına ve hizmetçisine sırrını açan, onlara köle olup yalvarır. Sırrını
halka açan, kendini azap ve sıkıntıya atar. Fakirliğini insanlara açan, değer
ve kıymetini düşürür. Malınla cömert ol, cimrilik yapma. Sırrınla cimri ol,
sakın söyleme. Malında cimrilik yapan alçalır. Sırrında cimri olan yücelir.
Kendi sırrını saklamayan ahmaktır. Başkasının senin sırrını saklamayacağı
muhakkaktır. Bir sırrını açıklayana başka bir sırrını söyleme ki, kendini
bilmezler içinde kendini rezil etme.
Beyt
Hemen sır sakla olsun ser selâmet
Ki kalb-i [301] sâfî pür-esrâr olandır
Günümüz Türkçesiyle
Sırrı hemen sakla. Başın selâmet olsun ki, temiz kalp ancak sırlarla dolu
olandır.
Sırların ne olduğunu bilmeyene, sır perdesini yırtma. Herkesin her
sorusuna cevap verme. Sakın kimseye kötü hitap etme ki kimseden kötü
cevap duymayasın. Sakın câhile aklının ermediği hikmeti söyleme ki seni
yalanlamasın. Çünkü hikmetin senin üzerinde hakkı vardır. Hikmetin hakkı,
onu ehil olmayandan korumandır ki böylece kaybedilmiş olmasın.
Beyt
Haberdâr isen esrâr-ı ezelden Hakkı
Sakla sırrı, dime her bir habere duy itme
Günümüz Türkçesiyle
Ezelin esrârından haberdâr isen Hakkı! Sırrı sakla, söyleme; her habere
inanma.
Nitekim haberde gelmiştir ki: “ İnciyi köpeklerin ağzına atmayınız.
Mücevherleri domuzların boynuna asmayınız.” Çünkü hikmet inci ve
cevherden değerlidir. Onu inkâr eden köpek ve domuzdan daha alçaktır.
Sırrı sadrına sığmayan emin olmaz. Yalancı olan hiçbir zaman hayır
görmez. İnsan bir şeyi gizlese bile, yüz hatlarından (safha-i vech) belli olur
ve söyleyiş tarzından bir şey sakladığı bilinir. Sözün gümüş olsa bile
sükûtun altın olur.
Nazm
1-Aşkın ahvâlidir esrâr dinilmez aslâ
Genc-i pinhân gerek ey yâr dinilmez aslâ
2-Âşık ol yâr ile ağyârdan olmuş hâlî
Bunca ağyâra o güftâr dinilmez aslâ
3-Suhan-i aşk ki, hikmetdir emânetdir hep
Cân-ı ağyâra o güftâr dinilmez aslâ
4-Hüsn-i gül vasfını sad bâr hezâra söyle
İstemez çün gülü, her hâra dinilmez aslâ
5-Niçün ol şu‘le-i cevvâle dem-â-dem eyler
Niçe bin dâ’ire ezhâr, dinilmez aslâ
6-Nokta-i harf oldı, kelâm oldı, kitâb oldı cihân
Öyle bir noktaya bisyâr dinilmez aslâ
7-Nokta-i aşkı bu eşyâda görür hoş memdûd
Okur ol, mahrem-i esrâr dinilmez aslâ [219/b]
8-Katre-i vâhide tekrâr ile deryâ olmuş
Bir şecer verdi çok esmâr dinilmez aslâ
9-Nokta-i ilmi kesîr anladı çün eblehler
Hakkı, ol yârdır, ağyâr dinilmez aslâ
Günümüz Türkçesiyle
1-Aşkın hallerindendir, sırlar söylenmez aslâ. Sırları gizli hazine bilmek
lâzım ey dost, söylenmez aslâ.
2-Âşık o yâr ile ağyârdan [302] sıyrılmıştır. Bunca ağyâra o sözler
söylenmez aslâ.
3-Aşk sözleri ki hep hikmettir, emanettir. Âşığın canında neler var,
denilmez aslâ.
4-Gülün güzelliği evsafını bülbüle yüzlerce kez söyle istemez. Çünkü
gülü(n evsafı) her dikene denilmez aslâ.
5-“Niçin o alevler; niçin daima hareket eder, binlerce daire çizer?”
denilmez aslâ.
6-Cihan bir harfin noktası oldu, söz oldu, kitap oldu. Öyle bir noktaya
“çok” denilmez aslâ.
7-Aşk noktasının bu eşyada hoşça uzandığını görür. Sırların mahremi onu
okur denilmez aslâ.
8-Bir damla ki, tekrar ile deryâ olmuş. Bir ağaç çok meyve verdi,
denilmez aslâ.
9-İlim noktasını çoğalttı, ahmaklar. Hakkı, O yârdır; ağyâr denilmez aslâ.

