Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Beşinci makamda bulunan kâmile mahsus fiillerin, isimlerin ve sıfatların tecellîleriyle…

BEŞİNCİ BAB · BEŞİNCİ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Beşinci makamda bulunan kâmile mahsus fiillerin, isimlerin ve sıfatların tecellîleriyle, bunlarla meydana gelen kerâmetleri bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah …

BEŞİNCİ BAB · BEŞİNCİ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Beşinci makamda bulunan kâmile mahsus fiillerin, isimlerin ve sıfatların

tecellîleriyle, bunlarla meydana gelen kerâmetleri bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Nefs-i râzıye

sâhibi olan kâmil, beşinci makamın sonlarında fiilî tecellîleri (tecellî-i ef’âl)

geçip isimler ve sıfatlara ait tecellîlere gelerek altıncı makama terakki eder.

Böylece ilme’l-yakîn mertebesinden ayne’l-yakîn mertebesine gelir ve

oradan da bir cezbe ile yedinci makama ulaşıp orada kendisine hakka’l-

yakîn hâsıl olur.

Fiillerin tecellîsi (tecellî-i ef’âl) odur ki Hak tealanın fiillerinden bir fiil,

kulunun kalbine açılır. Çünkü Hak teala kendi fiillerinden bir fiille kulunun

kalbine tecellî kılar. O’nun bütün eşyâda cereyan eden kudreti, kula böylece

açılmış olur. Böylece o kul ancak Hak tealayı hareket ettirici ve yerinde

sâkin durdurucu bulur. Bu hâl ona müşâhede ile görünür ve bu hâli ancak

ehli olanlar bilir. Fiillerin tecellîsi ayakların kaydığı yer olur. Bundan seyr ü

sülûka yeni girenlerde (mübtedî) korku ve tehlike meydana gelir. Çünkü

onlar fiili tamamen kendilerinden atıp giderirler. [139] Hâlbuki Allah

Tealanın muhafaza ettiği kulları daima istikamet (şeriat) üzere bulunurlar

[tecellîlerin zuhûru onların ayağını kaydırmaz.]

Eğer bu beşinci makamda bulunan kâmil zatın, fiillerin birliği (tevhîd-i

ef’âl) olan tecellîlerde ayağı kaymayıp eşyâyı hareket ettirenin de

durduranın da Hak teala olduğunu bulduğunda bile dinin hükümlerini

(ahkâm-ı şer’iyye) kendi nefsinde yerine getirirse, muhakkak o korunmuş

kul, bu tecellîleri -ayağının kayması tehlikesine mâruz kalmadan- geçerek

isim ve sıfatların tecellîsi makamına yükselir. Eğer bu makamda dik

duramayıp ayağı kayarsa, o zaman Hak yolundan çıkar ve zındık olur.

Aşağıların aşağısına düşerek kendi tabiatının karanlıklarında kalır.

«Şânı yüce, azamet sâhibi Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur.»

İsimlerin tecellîsi (tecellî-i esmâ) odur ki Hak tealanın güzel isimlerinden

bir isim kulun kalbine açılır. Çünkü Hak teala kendi mübarek isimlerinden

[343/a] bir isimle kulun kalbine tecellî eder. Kul, tecellî eden o ismin nûru

altında öyle mağlup olur ve öyle tesirinde kalır ki, eğer Hak teala o isimle o

anda çağrılsa, kul cevap verir.

Sıfatların tecellîsi odur ki, Hak tealanın kendi sıfatlarından bir sıfatı kulun

kalbine açılır. Çünkü kulun bütün sıfatları fânî olmuştur. Hak teala onun

kalbine kendi sıfatlarından bir sıfatla tecellî etmiş olur. Böylece sıfatın bazı

eserleri Hak tealanın lütfuyla o fânîde görülmüş olur. Mesela Hak teala ona

“semî‘ = her şeyi işiten” sıfatıyla tecellî edince o cansız varlıkların

konuşmalarını bile işitip anlayabilir.

Çünkü o fânî, ilme’l-yakîn ve ayne’l-yakîn mertebelerinden geçip

hakka’l-yakîn mertebesini bulmuş olur. Diğer sıfatları da buna mukayese

edilerek bilinebilir.

Nazm

1-Cümle sıfâtına hemân

Âyînedir sıfâtımız

Bahr-ı hayâtsın revân

Misl-i zebed hayâtımız

2-Genc sen ü tılısm biz

Zâtına yüz bin isim biz

Rûh sen ü çü cism biz

Aşkdır asl-ı zâtımız

3-Bulsa fenâ vücûdumuz

Bâkî olur şühûdumuz

Sâkî olur Vedûdumuz

Hall ola müşkilâtımız

4-Levh-i vücûd ser-te ser

Doldı hurûf-ı hoş suver

Oldı mufassal it nazar

Cümle-i mücmelâtımız

5-Oldı cihân âb u gül

Nakş-ı cihân cân u dil

İki cihândır anı bil

Sûret-i mümkinâtımız

6-Biz ki cihetdeyiz hemân

Bizden o dost olur nihân

Bî-cihet olsa ol ıyân

Mahv ola hep cihâtımız

7-Biz ki vücûda gelmişiz

Dosta sücûda gelmişiz

Hakk’ı şuhûda gelmişiz

Aşk iledir sebâtımız

Günümüz Türkçesiyle

1-Bütün sıfatlarına hemen, aynadır sıfatlarımız. Hayat deryâsısın, denizin

köpüğü gibi hayatımız.

2-Hazine sensin, tılsım biz, zatına yüz bin isim biz. Ruh sensin ve cisim

biz, aşktır aslında zâtımız.

3-Fânî olsa vücûdumuz, bakî olur şuhûdumuz. Kadeh sunar Vedûd umuz,

[140] hallolur öyle müşkilâtımız.

4-Vücud sayfası baştanbaşa güzel şekillerle doldu. Nazar et, bütün

güzelliklerimiz mufassal oldu.

5-Cihan toprak ve gül oldu; cân ve gönül onun süsüdür. Şunu bil ki

sûretimiz, mümkünâtımız iki cihandır.

6-Biz ki bir yöndeyiz hemen, dost bizden gizlenir. Yönsüz, cihetsiz

görünse, yok olur bütün yönlerimiz.

7-Biz ki vücûda gelmişiz, Dost’a secdeye gelmişiz. Hakkı! Şuhûda

gelmişiz, aşk ile bizim sebâtımız.