Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Bütün halka güzellikle muamele etmeyi, lütufkarlıkla ve yumuşak bir dille konuşmayı kudsî…

BEŞİNCİ BAB · BİRİNCİ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Bütün halka güzellikle muamele etmeyi, lütufkarlıkla ve yumuşak bir dille konuşmayı kudsî hadislerle beyân eder. Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle …

BEŞİNCİ BAB · BİRİNCİ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Bütün halka güzellikle muamele etmeyi, lütufkarlıkla ve yumuşak bir

dille konuşmayı kudsî hadislerle beyân eder.

Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Hak teala kullarına

inâyetiyle kıldığı [369/a] esirgeme ve rahmeti, birbirlerine muamelede

gereken koruma, şefkat, himâye ve rağbeti (çeşitli vasıtalarla) duyurmuştur.

Nitekim aşağıdaki kudsî hadisleriyle insanlara tembih ve tâlim edip şöyle

buyurmuştur:

“Ey Âdemoğlu! Siz ancak size ihsan edene verir, size gelene gider, size

konuşanla konuşur, size yedirene yedirir ve size ikram edene ikram

edersiniz. Bunları böyle yapmada birbirinize üstünlüğünüz yoktur. Hâlbuki

fazîlet, kendisine kötülük edene iyilik yapmak, [196] seninle alâkayı kesene

gitmek, [197] sana mesafeli duranla diyalog kurup konuşmak, yedirmeyene

yedirmek ve sana ihanet edene ikram etmektir. Öyleyse siz affedici ve

mütevâzı olun. İnsanların ayıplarını örtün ve onlara karşı merhametli olun

ki merhamet olunasınız.”

“Ey Âdemoğlu! Benim cennetime ancak azametim karşısında mütevâzı

olanlar, gündüzki meşguliyetlerine ibadetlerle ara verenler, nefsini

şehvetlerden sırf benim rızâm için uzak tutanlar, garip kalmış kardeşine

merhamet edenler, kaza ve belâya uğramışlara ikram edenler, yetime

merhametli olup babası gibi ikram edenler, dullara şefkatli koca gibi kol

kanat gerenler girebilir. Kim bu sıfatları hâiz olup da bana dua ederse, ona

“buyur” derim. Bir şey dilerse istediğini veririm ve onu kullarımın

kalplerinde sevimli kılarım.”

“Ey Âdemoğlu! Mal benim malım ve sen de benim kulumsun. Misafir

benim elçimdir. Eğer elçimden malımı esirgersen, ebedî nimete ereceğini

sanma.” “Ey Âdemoğlu! Mal benim malım, zenginler vekillerim ve fakirler

de benim iyalimdir. Kim benim malımı iyalime sarf etmekte cimrilik

gösterirse, onu cehenneme sokarım. Bana karşı büyüklük taslama!” “Ey

Âdemoğlu! Kullarım hakkında iyi huylu ol ki sana muhabbet edeyim ve

kullarıma seni sevdireyim.” “Ey Âdemoğlu! Elini göğsüne koy ve nefsin

için sevip arzu ettiğini başkaları için de sev.” “Ey Âdemoğlu! Sertlik ve

katılığı, gıybeti, koğuculuğu terk edenin kalplerde sevgisini arttırırım. Onu

ayıplardan ve şüphelerden uzak kılarım.” “Ey Âdemoğlu! Nasıl merhamet

edersen, öylece merhamet olunursun. Sen kullarıma karşı merhametli

olmadığın takdirde, benden nasıl merhamet umarsın?” “Ey Âdemoğlu!

Benim rızâmı umarak dul ve yetimlere arka çıkanı hiçbir gölgenin

bulunmadığı hesap gününde, arşımın gölgesinde kılarım.” “Ey Âdemoğlu!

İnfak et ki sana da infak olunsun.” [198]

Ve yine buyurmuştur ki: “Ey Mûsâ! Seni, yarattıklarıma olan şefkatin

sebebiyle seçtim. Çünkü sen Şuayb (as.)’ın koyunlarını otlatırken,

koyunlardan biri kaçmıştı. Onu yakalayıncaya kadar peşinden koştun;

yorulmuştun. Yakalayınca onu dövmedin, bilakis şöyle dedin. “Ey miskin!

Beni ve kendini niçin bu kadar yordun? İşte bu merhametin sebebiyle sana

peygamberlik verdim.”

“Ey Âdemoğlu! Kızdığında beni hatırla ki ben de gazaplandığımda seni

anayım. Benim yardımıma râzı ol, çünkü bu senin kendine yardımından

daha hayırlıdır.” “Ey Âdemoğlu! Kullarıma karşı iyi huylu ol ve içlerinden

hastalananları ziyaret et ki onların kalplerine seni sevdireyim.”

Allah teala kıyamet gününde şöyle buyurur: “Ey Âdemoğlu! Hastalandım

da beni ziyaret etmedin.

Kul der ki “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken, seni nasıl ziyaret

edebilirdim?”

Allah teala buyurur; “Filan kulum rahatsızlandı da, onu ziyaret etmedin.

Onun ziyaretine gelseydin, beni onun yanında bulacağını bilmiyor

muydun?”

Allah teala buyurur: “Ey Âdemoğlu! Senden yemek istedim de beni

doyurmadın.”

Kul der ki; “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken seni nasıl

doyurabilirdim?”

Allah teala buyurur: “Filan kulum senden yemek istedi de onu

doyurmadın. Onu doyursaydın, beni onun yanında bulacağını bilmiyor

muydun?”

Allah teala buyurur: “Ey Âdemoğlu! Senden su istedim de bana su

vermedin.”

Kul der ki: “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben sana nasıl su

verebilirdim?”

Allah teala buyurur: “Filan kulum senden su istedi de, onu sulamadın.

Eğer ona su verseydin beni onun yanında bulacağını bilmiyor

muydun?” [199]

“Ey Âdemoğlu! Seni bir belâ ile imtihan ettiğim zaman, ziyaretine

gelenlere beni şikâyet etme! Sonra senin etini şu haldeki etinden daha

sağlıklısı ile kanını şu haldeki kanından daha sağlıklısı ile değiştiririm de,

tekrar amel etmeye başlarsın.” “Ey Âdemoğlu! Birbirini benim için

sevenlere muhabbetimi vacip kıldım.” [200]

Allah teala kıyamet gününde şöyle buyurur: “İzzetim ve celâlim hakkı için

birbirini

sevenler

nerede?

Onları

bu

gün

arşımın

gölgesinde

gölgelendireceğim.” [201] “Ey Âdemoğlu! Miskin benim elçimdir, ona

verdiğini bana vermiş olursun. İstediğini ona vermezsen, (istediğim halde)

bana

vermemiş

olursun.”

“Ey

Âdemoğlu!

Benim

hakkım

için,

yarattıklarımdan hiç birine eziyet etme!”

Nazm [369/b]

Cihân bağında ey âkil budur makbûl-i ins ü cin

Ne kimse senden incinsün ne sen bir kimseden incin

Günümüz Türkçesiyle

Ey akıllı! Dünyada insanların ve cinlerin makbûlü odur ki: Ne kimse

senden incinsin, ne de sen kimseden incin.

[194] . Münâvî, et-Teârîf, s. 564.

[195] . Mahfî: Gizli, saklı demek olup, burada üstün erdemlerini ulu orta

açık etmeyen mânâsına bir övgü sıfatıdır.

[196] . Tirmîzî, Birr, 63.

[197] . İbrahim Cânan, Hadîs Ansiklopedisi, XVI, 252.

[198] . Müslim, Zekat, 36.

[199] . Müslim, Birr, 43.

[200] . Muvatta, Şi’r, 16.

[201] . Müslim, Birr, 37; Ayrıca bkz: Tirmizî, Zühd, 53.

“Ey Âdemoğlu! Siz ancak size ihsan edene verir, size gelene gider, size

konuşanla konuşur, size yedirene yedirir ve size ikram edene ikram

edersiniz. Bunları böyle yapmada birbirinize üstünlüğünüz yoktur. Hâlbuki

fazîlet, kendisine kötülük edene iyilik yapmak, seninle alâkayı kesene

gitmek, sana mesafeli duranla diyalog kurup konuşmak, yedirmeyene

yedirmek ve sana ihanet edene ikram etmektir. Öyleyse siz affedici ve

mütevâzı olun. İnsanların ayıplarını örtün ve onlara karşı merhametli olun

ki merhamet olunasınız.”

“Ey Âdemoğlu! Seni bir belâ ile imtihan ettiğim zaman, ziyaretine

gelenlere beni şikâyet etme! Sonra senin etini şu haldeki etinden daha

sağlıklısı ile kanını şu haldeki kanından daha sağlıklısı ile değiştiririm de,

tekrar amel etmeye başlarsın.” “Ey Âdemoğlu! Birbirini benim için

sevenlere muhabbetimi vacip kıldım.”

“Ey Âdemoğlu! Siz ancak size ihsan edene verir, size gelene gider, size

konuşanla konuşur, size yedirene yedirir ve size ikram edene ikram

edersiniz. Bunları böyle yapmada birbirinize üstünlüğünüz yoktur. Hâlbuki

fazîlet, kendisine kötülük edene iyilik yapmak, seninle alâkayı kesene

gitmek, sana mesafeli duranla diyalog kurup konuşmak, yedirmeyene

yedirmek ve sana ihanet edene ikram etmektir. Öyleyse siz affedici ve

mütevâzı olun. İnsanların ayıplarını örtün ve onlara karşı merhametli olun

ki merhamet olunasınız.”

Allah teala buyurur: “Filan kulum senden su istedi de, onu sulamadın.

Eğer ona su verseydin beni onun yanında bulacağını bilmiyor muydun?”

“Ey Âdemoğlu! Mal benim malım ve sen de benim kulumsun. Misafir

benim elçimdir. Eğer elçimden malımı esirgersen, ebedî nimete ereceğini

sanma.” “Ey Âdemoğlu! Mal benim malım, zenginler vekillerim ve fakirler

de benim iyalimdir. Kim benim malımı iyalime sarf etmekte cimrilik

gösterirse, onu cehenneme sokarım. Bana karşı büyüklük taslama!” “Ey

Âdemoğlu! Kullarım hakkında iyi huylu ol ki sana muhabbet edeyim ve

kullarıma seni sevdireyim.” “Ey Âdemoğlu! Elini göğsüne koy ve nefsin

için sevip arzu ettiğini başkaları için de sev.” “Ey Âdemoğlu! Sertlik ve

katılığı, gıybeti, koğuculuğu terk edenin kalplerde sevgisini arttırırım. Onu

ayıplardan ve şüphelerden uzak kılarım.” “Ey Âdemoğlu! Nasıl merhamet

edersen, öylece merhamet olunursun. Sen kullarıma karşı merhametli

olmadığın takdirde, benden nasıl merhamet umarsın?” “Ey Âdemoğlu!

Benim rızâmı umarak dul ve yetimlere arka çıkanı hiçbir gölgenin

bulunmadığı hesap gününde, arşımın gölgesinde kılarım.” “Ey Âdemoğlu!

İnfak et ki sana da infak olunsun.”

Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli büyüklerimiz şöyle demişlerdir: O

Hannân, Rahmân, Raûf, Rahîm, Settâr, Halîm, Vedûd ve Kerîm olan Allah

teala hazertelerinin Kelâm-ı Kadîm’inde; “ (Habibim!) Hakikaten sen

büyük bir ahlâk üzeresin” (Kalem, 68/4) hitâbı makamında mukîm

bulunan refîk, şefîk, halîm ve selîm olan Muhammed-i emîn, o düşkünlerin

yardımcısı, Habîb-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem (s.a.v.) hazretlerinin

Hudâ’nın mahlûkatıyla muamelede takip ettiği güzel ahlâkı ve bütün

insanlarla olan münasebetlerinde kendisiyle kolay anlaşılır ve dostluk

kurulur olması, güvenilirliği, ashâbıyla sohbetinde takip ettiği güzel

muamelesi, muhtereme hanımları ve evlâdıyla güzel geçinip tatlılıkla

konuşması, ona tâbi olup izince giderek onun ve “Allah’ın ahlâkıyla

ahlâklanın” emrine tutunan ashâb-ı kirâmın, evliyânın büyüklerinin, İslâm

âlimlerinin, selef-i sâlihînin daima yapmayı alışkanlık edindikleri davranış

ve âdetleri, tavırları ve tabiatları, bütün halka güzel ahlâkın erdemleriyle

lütuf ile muamele edip tatlı dille konuşmaktı.

. Müslim, Birr, 37; Ayrıca bkz: Tirmizî, Zühd, 53.

. Muvatta, Şi’r, 16.

. Müslim, Birr, 43.

. Müslim, Zekat, 36.

. İbrahim Cânan, Hadîs Ansiklopedisi, XVI, 252.

. Tirmîzî, Birr, 63.

. Mahfî: Gizli, saklı demek olup, burada üstün erdemlerini ulu orta açık

etmeyen mânâsına bir övgü sıfatıdır.

. Münâvî, et-Teârîf, s. 564.

Allah teala kıyamet gününde şöyle buyurur: “İzzetim ve celâlim hakkı için

birbirini

sevenler

nerede?

Onları

bu

gün

arşımın

gölgesinde

gölgelendireceğim.” “Ey Âdemoğlu! Miskin benim elçimdir, ona verdiğini

bana vermiş olursun. İstediğini ona vermezsen, (istediğim halde) bana

vermemiş olursun.” “Ey Âdemoğlu! Benim hakkım için, yarattıklarımdan

hiç birine eziyet etme!”

9-Bağdaş kurup oturur, bir dizini dikerdi. Bütün edepleri şahsında

toplamıştı; mahfî idi hem gözü nemli.