BEŞİNCİ BAB · BİRİNCİ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Bütün halka güzellikle muamele etmeyi, lütufkarlıkla ve yumuşak bir
dille konuşmayı kudsî hadislerle beyân eder.
Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Hak teala kullarına
inâyetiyle kıldığı [369/a] esirgeme ve rahmeti, birbirlerine muamelede
gereken koruma, şefkat, himâye ve rağbeti (çeşitli vasıtalarla) duyurmuştur.
Nitekim aşağıdaki kudsî hadisleriyle insanlara tembih ve tâlim edip şöyle
buyurmuştur:
“Ey Âdemoğlu! Siz ancak size ihsan edene verir, size gelene gider, size
konuşanla konuşur, size yedirene yedirir ve size ikram edene ikram
edersiniz. Bunları böyle yapmada birbirinize üstünlüğünüz yoktur. Hâlbuki
fazîlet, kendisine kötülük edene iyilik yapmak, [196] seninle alâkayı kesene
gitmek, [197] sana mesafeli duranla diyalog kurup konuşmak, yedirmeyene
yedirmek ve sana ihanet edene ikram etmektir. Öyleyse siz affedici ve
mütevâzı olun. İnsanların ayıplarını örtün ve onlara karşı merhametli olun
ki merhamet olunasınız.”
“Ey Âdemoğlu! Benim cennetime ancak azametim karşısında mütevâzı
olanlar, gündüzki meşguliyetlerine ibadetlerle ara verenler, nefsini
şehvetlerden sırf benim rızâm için uzak tutanlar, garip kalmış kardeşine
merhamet edenler, kaza ve belâya uğramışlara ikram edenler, yetime
merhametli olup babası gibi ikram edenler, dullara şefkatli koca gibi kol
kanat gerenler girebilir. Kim bu sıfatları hâiz olup da bana dua ederse, ona
“buyur” derim. Bir şey dilerse istediğini veririm ve onu kullarımın
kalplerinde sevimli kılarım.”
“Ey Âdemoğlu! Mal benim malım ve sen de benim kulumsun. Misafir
benim elçimdir. Eğer elçimden malımı esirgersen, ebedî nimete ereceğini
sanma.” “Ey Âdemoğlu! Mal benim malım, zenginler vekillerim ve fakirler
de benim iyalimdir. Kim benim malımı iyalime sarf etmekte cimrilik
gösterirse, onu cehenneme sokarım. Bana karşı büyüklük taslama!” “Ey
Âdemoğlu! Kullarım hakkında iyi huylu ol ki sana muhabbet edeyim ve
kullarıma seni sevdireyim.” “Ey Âdemoğlu! Elini göğsüne koy ve nefsin
için sevip arzu ettiğini başkaları için de sev.” “Ey Âdemoğlu! Sertlik ve
katılığı, gıybeti, koğuculuğu terk edenin kalplerde sevgisini arttırırım. Onu
ayıplardan ve şüphelerden uzak kılarım.” “Ey Âdemoğlu! Nasıl merhamet
edersen, öylece merhamet olunursun. Sen kullarıma karşı merhametli
olmadığın takdirde, benden nasıl merhamet umarsın?” “Ey Âdemoğlu!
Benim rızâmı umarak dul ve yetimlere arka çıkanı hiçbir gölgenin
bulunmadığı hesap gününde, arşımın gölgesinde kılarım.” “Ey Âdemoğlu!
İnfak et ki sana da infak olunsun.” [198]
Ve yine buyurmuştur ki: “Ey Mûsâ! Seni, yarattıklarıma olan şefkatin
sebebiyle seçtim. Çünkü sen Şuayb (as.)’ın koyunlarını otlatırken,
koyunlardan biri kaçmıştı. Onu yakalayıncaya kadar peşinden koştun;
yorulmuştun. Yakalayınca onu dövmedin, bilakis şöyle dedin. “Ey miskin!
Beni ve kendini niçin bu kadar yordun? İşte bu merhametin sebebiyle sana
peygamberlik verdim.”
“Ey Âdemoğlu! Kızdığında beni hatırla ki ben de gazaplandığımda seni
anayım. Benim yardımıma râzı ol, çünkü bu senin kendine yardımından
daha hayırlıdır.” “Ey Âdemoğlu! Kullarıma karşı iyi huylu ol ve içlerinden
hastalananları ziyaret et ki onların kalplerine seni sevdireyim.”
Allah teala kıyamet gününde şöyle buyurur: “Ey Âdemoğlu! Hastalandım
da beni ziyaret etmedin.
Kul der ki “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken, seni nasıl ziyaret
edebilirdim?”
Allah teala buyurur; “Filan kulum rahatsızlandı da, onu ziyaret etmedin.
Onun ziyaretine gelseydin, beni onun yanında bulacağını bilmiyor
muydun?”
Allah teala buyurur: “Ey Âdemoğlu! Senden yemek istedim de beni
doyurmadın.”
Kul der ki; “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken seni nasıl
doyurabilirdim?”
Allah teala buyurur: “Filan kulum senden yemek istedi de onu
doyurmadın. Onu doyursaydın, beni onun yanında bulacağını bilmiyor
muydun?”
Allah teala buyurur: “Ey Âdemoğlu! Senden su istedim de bana su
vermedin.”
Kul der ki: “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben sana nasıl su
verebilirdim?”
Allah teala buyurur: “Filan kulum senden su istedi de, onu sulamadın.
Eğer ona su verseydin beni onun yanında bulacağını bilmiyor
muydun?” [199]
“Ey Âdemoğlu! Seni bir belâ ile imtihan ettiğim zaman, ziyaretine
gelenlere beni şikâyet etme! Sonra senin etini şu haldeki etinden daha
sağlıklısı ile kanını şu haldeki kanından daha sağlıklısı ile değiştiririm de,
tekrar amel etmeye başlarsın.” “Ey Âdemoğlu! Birbirini benim için
sevenlere muhabbetimi vacip kıldım.” [200]
Allah teala kıyamet gününde şöyle buyurur: “İzzetim ve celâlim hakkı için
birbirini
sevenler
nerede?
Onları
bu
gün
arşımın
gölgesinde
gölgelendireceğim.” [201] “Ey Âdemoğlu! Miskin benim elçimdir, ona
verdiğini bana vermiş olursun. İstediğini ona vermezsen, (istediğim halde)
bana
vermemiş
olursun.”
“Ey
Âdemoğlu!
Benim
hakkım
için,
yarattıklarımdan hiç birine eziyet etme!”
Nazm [369/b]
Cihân bağında ey âkil budur makbûl-i ins ü cin
Ne kimse senden incinsün ne sen bir kimseden incin
Günümüz Türkçesiyle
Ey akıllı! Dünyada insanların ve cinlerin makbûlü odur ki: Ne kimse
senden incinsin, ne de sen kimseden incin.
[194] . Münâvî, et-Teârîf, s. 564.
[195] . Mahfî: Gizli, saklı demek olup, burada üstün erdemlerini ulu orta
açık etmeyen mânâsına bir övgü sıfatıdır.
[196] . Tirmîzî, Birr, 63.
[197] . İbrahim Cânan, Hadîs Ansiklopedisi, XVI, 252.
[198] . Müslim, Zekat, 36.
[199] . Müslim, Birr, 43.
[200] . Muvatta, Şi’r, 16.
[201] . Müslim, Birr, 37; Ayrıca bkz: Tirmizî, Zühd, 53.
“Ey Âdemoğlu! Siz ancak size ihsan edene verir, size gelene gider, size
konuşanla konuşur, size yedirene yedirir ve size ikram edene ikram
edersiniz. Bunları böyle yapmada birbirinize üstünlüğünüz yoktur. Hâlbuki
fazîlet, kendisine kötülük edene iyilik yapmak, seninle alâkayı kesene
gitmek, sana mesafeli duranla diyalog kurup konuşmak, yedirmeyene
yedirmek ve sana ihanet edene ikram etmektir. Öyleyse siz affedici ve
mütevâzı olun. İnsanların ayıplarını örtün ve onlara karşı merhametli olun
ki merhamet olunasınız.”
“Ey Âdemoğlu! Seni bir belâ ile imtihan ettiğim zaman, ziyaretine
gelenlere beni şikâyet etme! Sonra senin etini şu haldeki etinden daha
sağlıklısı ile kanını şu haldeki kanından daha sağlıklısı ile değiştiririm de,
tekrar amel etmeye başlarsın.” “Ey Âdemoğlu! Birbirini benim için
sevenlere muhabbetimi vacip kıldım.”
“Ey Âdemoğlu! Siz ancak size ihsan edene verir, size gelene gider, size
konuşanla konuşur, size yedirene yedirir ve size ikram edene ikram
edersiniz. Bunları böyle yapmada birbirinize üstünlüğünüz yoktur. Hâlbuki
fazîlet, kendisine kötülük edene iyilik yapmak, seninle alâkayı kesene
gitmek, sana mesafeli duranla diyalog kurup konuşmak, yedirmeyene
yedirmek ve sana ihanet edene ikram etmektir. Öyleyse siz affedici ve
mütevâzı olun. İnsanların ayıplarını örtün ve onlara karşı merhametli olun
ki merhamet olunasınız.”
Allah teala buyurur: “Filan kulum senden su istedi de, onu sulamadın.
Eğer ona su verseydin beni onun yanında bulacağını bilmiyor muydun?”
“Ey Âdemoğlu! Mal benim malım ve sen de benim kulumsun. Misafir
benim elçimdir. Eğer elçimden malımı esirgersen, ebedî nimete ereceğini
sanma.” “Ey Âdemoğlu! Mal benim malım, zenginler vekillerim ve fakirler
de benim iyalimdir. Kim benim malımı iyalime sarf etmekte cimrilik
gösterirse, onu cehenneme sokarım. Bana karşı büyüklük taslama!” “Ey
Âdemoğlu! Kullarım hakkında iyi huylu ol ki sana muhabbet edeyim ve
kullarıma seni sevdireyim.” “Ey Âdemoğlu! Elini göğsüne koy ve nefsin
için sevip arzu ettiğini başkaları için de sev.” “Ey Âdemoğlu! Sertlik ve
katılığı, gıybeti, koğuculuğu terk edenin kalplerde sevgisini arttırırım. Onu
ayıplardan ve şüphelerden uzak kılarım.” “Ey Âdemoğlu! Nasıl merhamet
edersen, öylece merhamet olunursun. Sen kullarıma karşı merhametli
olmadığın takdirde, benden nasıl merhamet umarsın?” “Ey Âdemoğlu!
Benim rızâmı umarak dul ve yetimlere arka çıkanı hiçbir gölgenin
bulunmadığı hesap gününde, arşımın gölgesinde kılarım.” “Ey Âdemoğlu!
İnfak et ki sana da infak olunsun.”
Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli büyüklerimiz şöyle demişlerdir: O
Hannân, Rahmân, Raûf, Rahîm, Settâr, Halîm, Vedûd ve Kerîm olan Allah
teala hazertelerinin Kelâm-ı Kadîm’inde; “ (Habibim!) Hakikaten sen
büyük bir ahlâk üzeresin” (Kalem, 68/4) hitâbı makamında mukîm
bulunan refîk, şefîk, halîm ve selîm olan Muhammed-i emîn, o düşkünlerin
yardımcısı, Habîb-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem (s.a.v.) hazretlerinin
Hudâ’nın mahlûkatıyla muamelede takip ettiği güzel ahlâkı ve bütün
insanlarla olan münasebetlerinde kendisiyle kolay anlaşılır ve dostluk
kurulur olması, güvenilirliği, ashâbıyla sohbetinde takip ettiği güzel
muamelesi, muhtereme hanımları ve evlâdıyla güzel geçinip tatlılıkla
konuşması, ona tâbi olup izince giderek onun ve “Allah’ın ahlâkıyla
ahlâklanın” emrine tutunan ashâb-ı kirâmın, evliyânın büyüklerinin, İslâm
âlimlerinin, selef-i sâlihînin daima yapmayı alışkanlık edindikleri davranış
ve âdetleri, tavırları ve tabiatları, bütün halka güzel ahlâkın erdemleriyle
lütuf ile muamele edip tatlı dille konuşmaktı.
. Müslim, Birr, 37; Ayrıca bkz: Tirmizî, Zühd, 53.
. Muvatta, Şi’r, 16.
. Müslim, Birr, 43.
. Müslim, Zekat, 36.
. İbrahim Cânan, Hadîs Ansiklopedisi, XVI, 252.
. Tirmîzî, Birr, 63.
. Mahfî: Gizli, saklı demek olup, burada üstün erdemlerini ulu orta açık
etmeyen mânâsına bir övgü sıfatıdır.
. Münâvî, et-Teârîf, s. 564.
Allah teala kıyamet gününde şöyle buyurur: “İzzetim ve celâlim hakkı için
birbirini
sevenler
nerede?
Onları
bu
gün
arşımın
gölgesinde
gölgelendireceğim.” “Ey Âdemoğlu! Miskin benim elçimdir, ona verdiğini
bana vermiş olursun. İstediğini ona vermezsen, (istediğim halde) bana
vermemiş olursun.” “Ey Âdemoğlu! Benim hakkım için, yarattıklarımdan
hiç birine eziyet etme!”
9-Bağdaş kurup oturur, bir dizini dikerdi. Bütün edepleri şahsında
toplamıştı; mahfî idi hem gözü nemli.

