BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Bütün insanlara güzel ahlâk ile muamele etmenin, lütufkârlıkla davranıp
tatlı dille konuşmanın mahiyet ve keyfiyetini nice haberler ve rivayetlerle
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir; Hazret-i Habîb-i
Ekrem (s.a.v.) ümmetine ve ashâbına dostlukla, muhabbetle ülfet ve
sohbetin âdâb ve erkânını anlatıp öğreterek, bunların mahiyet ve keyfiyetini
duyurmuştur. Nitekim bazı hadis-i şeriflerinde lütfedip şöyle buyurmuştur:
“Ey ümmetim ve ashâbım! Cenâb-ı Hakk’ın ahlâkıyla ahlâklanınız. [239]
Muhakkak ki ilim ve hilim onun ahlâkındadır. İlim ancak öğrenmekle, hilm
yumuşak huylu olmaya çalışmakla (tahallüm) elde edilir. Hayır dileyen
kimse elbette hayır bulur. Şerden sakınan korunur ve selâmet bulur.” [240] Ve
buyurmuştur ki: “İlmi talep ediniz. İlimle birlikte hilmi ve sekîneti talep
ediniz. İlim öğrettiğiniz talebelere gayet yumuşaklıkla söz söyleyiniz.
Kendilerinden ilim öğrendiğiniz üstâdlarınıza hürmet ediniz. Katı ve kaba
âlimlerden olmayınız ki cehaletiniz size galip gelmesin.” [241] Ve
buyurmuştur ki: “Ey ümmetim! Sizden alâkayı kesen yakınlarınıza sıla-i
rahimde bulununuz. Sizi mahrum bırakana siz ikram ediniz. Size câhilce ve
kaba davranana siz hilim ile muamele ediniz ki Allah katında değeriniz
yüce olsun.” [242]
Ve buyurmuştur ki: “Hak teala İslâm dinini güzel ve üstün ahlâk
vasıflarıyla hafif kılmış ve (bazı) güzel amellerle süslemiştir. Bunlar
insanlarla güzel geçinmek, kerim tabiatlı olmak, yumuşak huyluluk, iyiliği
yaymak, yemek yedirmek, selâmı yaymak, hastaları ziyaret etmek, yaşlılara
hürmet etmek, kötülükleri affetmek, komşularla iyi geçinmek, öfkeyi
yutmak, insanların arasını ıslah etmek, cömertlik, el açıklığı, kardeşini
nefsine tercih etmek, (başkalarında bulunan) güzellikleri ortaya çıkarmak ve
ayıpları örtmektir.”
Ve buyurmuştur ki: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları altıdır:
Karşılaştığında selâm veresin, davetine icâbet edip gidesin, nasihat
istediğinde nasihat edesin, aksırdığında -hamd ederse- dua edip
(yerhamükallah diyesin,) hastalandığında ziyaretine gidesin, vefat ettiğinde
cenazesine gidesin.” [243] Ve buyurmuştur ki: “Mü’min kolay ve yumuşak
(uyumlu) olup, (iyi huylu) deve gibi [371/a] nereye çekilirse oraya gider. Ve
eğer bir taş üzerinde yer gösterilirse (ıhtırılırsa) orada durur.” [244]
O Hazret’in gazâda mübarek dişlerinden dördüncüsü kırıldığında, ashâb-ı
kirâma bu ağır geldi ve dediler ki; “Sana bunu yapan topluma lânet et.”
O zaman ol Hazret (s.a.v.) ashâbına cevap verip demiştir ki; “Ben
Allah’ın mahlûkatına lânet etmek için gönderilmedim, bilakis onları Hakk’a
davet etmek için gönderildim. Bu sebeple âlemlere rahmet kılınmışımdır .
Allah’ım! Kavmime hidayet eyle! Çünkü onlar bilmiyorlar.” [245]
Onun için denilmiştir ki; kim zalime beddua ederse, o muhakkak
Muhammed-i Emîn’i mahzun edip mel’un şeytanı sevindirmiş olur. Kim de
zalimi affederse, o Muhammed-i Emîn’i sevindirip mel’un şeytanı mahzun
etmiş olur.”
Ve buyurmuştur ki: “Yetim çocuk dövülürse, onun ağlaması sebebiyle
Rahmân’ın arşı titrer. O zaman Hak teala buyurur ki; “Meleklerim şâhit
olunuz ki o yetimi râzı edeni ben de kendi katımda râzı ederim.” [246] Ve
buyurmuştur ki: “Kim ki pazardan evlâdına bir turfanda meyve getirirse,
onu tasadduk etmiş gibi ecir alır. Onu ilk önce kızlara versin ki onların
kalbi rakik olduğundan Hak teala onlara karşı daha merhametlidir.” [247] Ve
buyurmuştur ki: “Evlâdın anne babası üzerinde üç hakkı vardır;
doğduğunda güzel bir isim vermek, aklı erdiğinde okuma yazma öğretmek
ve ergenlik çağına geldiğinde evlendirmektir.” [248] Ve buyurmuştur ki:
“Kocanın hanımı üzerindeki hakları şunlardır ki eğer kadın bir deve
terkisinde olsa bile kendi nefsini kocasından men etmeyip ondan izinsiz
Ramazan ayı haricinde bir gün bile oruç tutmasın. Kocasından habersiz
evinden dışarı bir yere gitmesin; sevap umarken günaha batmasın.” [249] Ve
buyurmuştur ki: “Eğer bir kadın kocasının evinden izinsiz çıkarsa, namazı
kabul olmaz. Tâ ki evine geri dönüp elini eline verip “ne işlersen işle”
deyinceye kadar bu vebalden kurtulamaz.” [250]
Ve buyurmuştur ki: “Bir kadın beş vakit namazını kılsa, bir ay orucunu
tutsa, kendini nâ-mahremden korusa ve kocasına hep itaat etse cennet-i
âlâya girer.” [251] Ve buyurmuştur ki: “Komşunun komşu üzerindeki hakları
sekizdir; eğer senden bir şeyi borç isterse veresin, davet ederse davetine
gidesin, yardım isterse yardım edesin, bir hayra nail olursa tebrik edesin,
başına bir musibet gelirse tesellî edesin, hastalanırsa ziyaretine gidesin,
vefat ederse cenazesine gidesin ve eğer komşun kaybolursa hânesini ve
ailesini muhafaza edesin.” Ve buyurmuştur ki: “Komşuluk üç türlüdür ki
bazısının üç kat hakkı, bazısının iki kat hakkı ve bazısının da bir kat hakkı
vardır: Üç kat hakkı olan olan sana yakın ve Müslüman olan komşudur.
Bunlardan biri yakınlık hakkı, biri Müslüman olmanın hakkı ve biri de
komşuluk hakkıdır. İki kat hakkı olan senin Müslüman komşundur. Bir kat
hakkı olan ise senin zimmî komşundur.” [252] Ve buyurmuştur ki:
“Cennetteki köşkler o mü’minler içindir ki onlar; yemek yedirirler, selâmı
yayarlar, gündüzleri oruçlu ve geceleri ibadetle kaim olurlar.” [253]
Nitekim İbrahim (a.s.) yemek yedirmeyi öyle arzu ederdi ki kendisiyle
beraber yiyecek kimse bulunmazsa, iki mil kadar mesafeye misafir aramaya
giderdi. Köşkünün dört tarafa açılan dört kapısı vardı ki [371/b] bunlardan
her birini gözetleyip bir zayıf, bir misafir bulma arzusuyla beklerdi. Onun
için “Halilurrahmân” ve “Misafir Babası” diye isimlendirilmiştir.
Ve buyurmuştur ki: “Hakikaten benim size lâyık gördüğüm din bu dindir.
Ve bu dini ancak iki haslet takviye eder; bunlardan biri güzel ahlâk, biri de
cömertliktir. Şu halde bunlarla bu dine ikram etmek lâzımdır.” [254] Ve
buyurmuştur ki: “Mü’min kardeşine üç geceden fazla küsmek ve ondan yüz
çevirip ayrı kalmak helâl olmaz. (Ola ki birbirine darılıp da küsmüş olan)
iki kişinin hayırlısı, önce selâm verip konuşandır.” [255] Ve buyurmuştur ki:
“Kolay sadakada çok fazîlet vardır ki bu da birbirine küsüp ayrılan iki
kişinin aralarını düzeltmektir.” [256] Ve buyurmuştur ki: “Kim iki mü’minin
arasını düzeltirse, Hak teala onun söylediği her kelimeye bir köle azat etme
sevabı verir.” [257] Ve buyurmuştur ki: “Bir mil mesafede bir hastayı ziyaret
et, iki mil mesafede bir mü’min kardeşinin ziyaretine git, üç mil mesafede iki
kişinin aralarını ıslah et.” [258] Ve buyurmuştur ki: “Sultana yakın olan
Rahmân’dan uzak olur. Yandaşı çok olanın şeytanı çok olur. Malı çok olanın
kederi hesapsız ve şiddetli olur.” [259] Ve buyurmuştur ki: “Makam ve mevki
sahipleri ilimle hikmeti sizin yanınızda terk etmişlerdir. Öyleyse siz de
mülkü onlara bırakınız.” [260]
Ve buyurmuştur ki: “Kim hâkim (kadı) tayin olunursa, o bıçaksız kurban
olmuş demektir.” [261] Ve buyurmuştur ki: “Zenginlere komşu olmaktan,
yöneticiler ve (dünya düşkünü) âlimlerle düşüp kalkmaktan sakınınız.” Ve
buyurmuştur ki: “Mütevâzılarla beraber siz de mütevâzı olunuz,
böbürlenenlere rastladığınızda siz de onlar gibi davranınız. Böyle
davranmanız onlar hakkında aşağılama, sizin için de sadaka ve izzet
hükmündedir.” [262] Ve buyurmuştur ki: “Kim ki pabucunu dikip elbisesini
yamayıp (öylece giyerse) Mevlâ’ya secde etmekle alnı toza batarsa
muhakkak kibirden uzaklaşmış olur.” [263] Ve buyurmuştur ki: “Kim ki
ailesiyle beraber oturup arpa ekmeği yer, yün elbise ve nalın giyip
koyunlarını sağar, fakirlerle birlikte oturup merkebine binerek yoluna
giderse, muhakkak Hak teala o kimsenin kalbinden kibri söküp
atmıştır.” [264] Ve buyurmuştur ki: “Dört şey orucu ve abdesti bozar ve
iyilikleri yok eder. Bunlar; yalan, gıybet, söz taşıma (koğuculuk) ve nâ-
mahreme bakmaktır.” [265] Bu dördü her kötülüğün başıdır. Nitekim su da
her türlü ağacın kökü ve esasıdır.
Hazret-i İsâ (a.s.) ashâbına demiştir ki; bana haber veriniz ki eğer siz
uyuyan bir kimsenin yanına vardığınızda rüzgâr onun avret mahallini açmış
olursa, siz onun açılan yerini örtüverir misiniz?
Onlar cevap vermişlerdir ki; “Evet örtüveririz.”
O Hazret onlara demiştir ki; “Hayır, belki kalan yerini de açarsınız.”
Onlar demişlerdir ki; “Subhanallah! Nasıl olur da biz kalan yerini açarız?”
Cevap vermiştir ki: “Sizin yanınızda bir kimsenin kötü hallerinden söz
edilir de, (bunları örtmeye çalışarak) onu kayıracağınız yerde, siz de bunu
söyleyenlere katılıp söylemez misiniz?”
Beyt
Me-bâş der pey-i âzâr ve her çi hâhî kun
Ki der-tarîkat-ı mâ ğayrî ez-în günâhî nîst
Beyt (in tercümesi)
Kimseyi incitme de ne dilersen onu yap. Şeriatımızda bundan başka
günah yok.

