Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Bütün insanlara güzel ahlâk ile muamele etmenin, lütufkârlıkla davranıp tatlı dille…

BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Bütün insanlara güzel ahlâk ile muamele etmenin, lütufkârlıkla davranıp tatlı dille konuşmanın mahiyet ve keyfiyetini nice haberler ve rivayetlerle bildirir. Ey …

BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Bütün insanlara güzel ahlâk ile muamele etmenin, lütufkârlıkla davranıp

tatlı dille konuşmanın mahiyet ve keyfiyetini nice haberler ve rivayetlerle

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir; Hazret-i Habîb-i

Ekrem (s.a.v.) ümmetine ve ashâbına dostlukla, muhabbetle ülfet ve

sohbetin âdâb ve erkânını anlatıp öğreterek, bunların mahiyet ve keyfiyetini

duyurmuştur. Nitekim bazı hadis-i şeriflerinde lütfedip şöyle buyurmuştur:

“Ey ümmetim ve ashâbım! Cenâb-ı Hakk’ın ahlâkıyla ahlâklanınız. [239]

Muhakkak ki ilim ve hilim onun ahlâkındadır. İlim ancak öğrenmekle, hilm

yumuşak huylu olmaya çalışmakla (tahallüm) elde edilir. Hayır dileyen

kimse elbette hayır bulur. Şerden sakınan korunur ve selâmet bulur.” [240] Ve

buyurmuştur ki: “İlmi talep ediniz. İlimle birlikte hilmi ve sekîneti talep

ediniz. İlim öğrettiğiniz talebelere gayet yumuşaklıkla söz söyleyiniz.

Kendilerinden ilim öğrendiğiniz üstâdlarınıza hürmet ediniz. Katı ve kaba

âlimlerden olmayınız ki cehaletiniz size galip gelmesin.” [241] Ve

buyurmuştur ki: “Ey ümmetim! Sizden alâkayı kesen yakınlarınıza sıla-i

rahimde bulununuz. Sizi mahrum bırakana siz ikram ediniz. Size câhilce ve

kaba davranana siz hilim ile muamele ediniz ki Allah katında değeriniz

yüce olsun.” [242]

Ve buyurmuştur ki: “Hak teala İslâm dinini güzel ve üstün ahlâk

vasıflarıyla hafif kılmış ve (bazı) güzel amellerle süslemiştir. Bunlar

insanlarla güzel geçinmek, kerim tabiatlı olmak, yumuşak huyluluk, iyiliği

yaymak, yemek yedirmek, selâmı yaymak, hastaları ziyaret etmek, yaşlılara

hürmet etmek, kötülükleri affetmek, komşularla iyi geçinmek, öfkeyi

yutmak, insanların arasını ıslah etmek, cömertlik, el açıklığı, kardeşini

nefsine tercih etmek, (başkalarında bulunan) güzellikleri ortaya çıkarmak ve

ayıpları örtmektir.”

Ve buyurmuştur ki: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları altıdır:

Karşılaştığında selâm veresin, davetine icâbet edip gidesin, nasihat

istediğinde nasihat edesin, aksırdığında -hamd ederse- dua edip

(yerhamükallah diyesin,) hastalandığında ziyaretine gidesin, vefat ettiğinde

cenazesine gidesin.” [243] Ve buyurmuştur ki: “Mü’min kolay ve yumuşak

(uyumlu) olup, (iyi huylu) deve gibi [371/a] nereye çekilirse oraya gider. Ve

eğer bir taş üzerinde yer gösterilirse (ıhtırılırsa) orada durur.” [244]

O Hazret’in gazâda mübarek dişlerinden dördüncüsü kırıldığında, ashâb-ı

kirâma bu ağır geldi ve dediler ki; “Sana bunu yapan topluma lânet et.”

O zaman ol Hazret (s.a.v.) ashâbına cevap verip demiştir ki; “Ben

Allah’ın mahlûkatına lânet etmek için gönderilmedim, bilakis onları Hakk’a

davet etmek için gönderildim. Bu sebeple âlemlere rahmet kılınmışımdır .

Allah’ım! Kavmime hidayet eyle! Çünkü onlar bilmiyorlar.” [245]

Onun için denilmiştir ki; kim zalime beddua ederse, o muhakkak

Muhammed-i Emîn’i mahzun edip mel’un şeytanı sevindirmiş olur. Kim de

zalimi affederse, o Muhammed-i Emîn’i sevindirip mel’un şeytanı mahzun

etmiş olur.”

Ve buyurmuştur ki: “Yetim çocuk dövülürse, onun ağlaması sebebiyle

Rahmân’ın arşı titrer. O zaman Hak teala buyurur ki; “Meleklerim şâhit

olunuz ki o yetimi râzı edeni ben de kendi katımda râzı ederim.” [246] Ve

buyurmuştur ki: “Kim ki pazardan evlâdına bir turfanda meyve getirirse,

onu tasadduk etmiş gibi ecir alır. Onu ilk önce kızlara versin ki onların

kalbi rakik olduğundan Hak teala onlara karşı daha merhametlidir.” [247] Ve

buyurmuştur ki: “Evlâdın anne babası üzerinde üç hakkı vardır;

doğduğunda güzel bir isim vermek, aklı erdiğinde okuma yazma öğretmek

ve ergenlik çağına geldiğinde evlendirmektir.” [248] Ve buyurmuştur ki:

“Kocanın hanımı üzerindeki hakları şunlardır ki eğer kadın bir deve

terkisinde olsa bile kendi nefsini kocasından men etmeyip ondan izinsiz

Ramazan ayı haricinde bir gün bile oruç tutmasın. Kocasından habersiz

evinden dışarı bir yere gitmesin; sevap umarken günaha batmasın.” [249] Ve

buyurmuştur ki: “Eğer bir kadın kocasının evinden izinsiz çıkarsa, namazı

kabul olmaz. Tâ ki evine geri dönüp elini eline verip “ne işlersen işle”

deyinceye kadar bu vebalden kurtulamaz.” [250]

Ve buyurmuştur ki: “Bir kadın beş vakit namazını kılsa, bir ay orucunu

tutsa, kendini nâ-mahremden korusa ve kocasına hep itaat etse cennet-i

âlâya girer.” [251] Ve buyurmuştur ki: “Komşunun komşu üzerindeki hakları

sekizdir; eğer senden bir şeyi borç isterse veresin, davet ederse davetine

gidesin, yardım isterse yardım edesin, bir hayra nail olursa tebrik edesin,

başına bir musibet gelirse tesellî edesin, hastalanırsa ziyaretine gidesin,

vefat ederse cenazesine gidesin ve eğer komşun kaybolursa hânesini ve

ailesini muhafaza edesin.” Ve buyurmuştur ki: “Komşuluk üç türlüdür ki

bazısının üç kat hakkı, bazısının iki kat hakkı ve bazısının da bir kat hakkı

vardır: Üç kat hakkı olan olan sana yakın ve Müslüman olan komşudur.

Bunlardan biri yakınlık hakkı, biri Müslüman olmanın hakkı ve biri de

komşuluk hakkıdır. İki kat hakkı olan senin Müslüman komşundur. Bir kat

hakkı olan ise senin zimmî komşundur.” [252] Ve buyurmuştur ki:

“Cennetteki köşkler o mü’minler içindir ki onlar; yemek yedirirler, selâmı

yayarlar, gündüzleri oruçlu ve geceleri ibadetle kaim olurlar.” [253]

Nitekim İbrahim (a.s.) yemek yedirmeyi öyle arzu ederdi ki kendisiyle

beraber yiyecek kimse bulunmazsa, iki mil kadar mesafeye misafir aramaya

giderdi. Köşkünün dört tarafa açılan dört kapısı vardı ki [371/b] bunlardan

her birini gözetleyip bir zayıf, bir misafir bulma arzusuyla beklerdi. Onun

için “Halilurrahmân” ve “Misafir Babası” diye isimlendirilmiştir.

Ve buyurmuştur ki: “Hakikaten benim size lâyık gördüğüm din bu dindir.

Ve bu dini ancak iki haslet takviye eder; bunlardan biri güzel ahlâk, biri de

cömertliktir. Şu halde bunlarla bu dine ikram etmek lâzımdır.” [254] Ve

buyurmuştur ki: “Mü’min kardeşine üç geceden fazla küsmek ve ondan yüz

çevirip ayrı kalmak helâl olmaz. (Ola ki birbirine darılıp da küsmüş olan)

iki kişinin hayırlısı, önce selâm verip konuşandır.” [255] Ve buyurmuştur ki:

“Kolay sadakada çok fazîlet vardır ki bu da birbirine küsüp ayrılan iki

kişinin aralarını düzeltmektir.” [256] Ve buyurmuştur ki: “Kim iki mü’minin

arasını düzeltirse, Hak teala onun söylediği her kelimeye bir köle azat etme

sevabı verir.” [257] Ve buyurmuştur ki: “Bir mil mesafede bir hastayı ziyaret

et, iki mil mesafede bir mü’min kardeşinin ziyaretine git, üç mil mesafede iki

kişinin aralarını ıslah et.” [258] Ve buyurmuştur ki: “Sultana yakın olan

Rahmân’dan uzak olur. Yandaşı çok olanın şeytanı çok olur. Malı çok olanın

kederi hesapsız ve şiddetli olur.” [259] Ve buyurmuştur ki: “Makam ve mevki

sahipleri ilimle hikmeti sizin yanınızda terk etmişlerdir. Öyleyse siz de

mülkü onlara bırakınız.” [260]

Ve buyurmuştur ki: “Kim hâkim (kadı) tayin olunursa, o bıçaksız kurban

olmuş demektir.” [261] Ve buyurmuştur ki: “Zenginlere komşu olmaktan,

yöneticiler ve (dünya düşkünü) âlimlerle düşüp kalkmaktan sakınınız.” Ve

buyurmuştur ki: “Mütevâzılarla beraber siz de mütevâzı olunuz,

böbürlenenlere rastladığınızda siz de onlar gibi davranınız. Böyle

davranmanız onlar hakkında aşağılama, sizin için de sadaka ve izzet

hükmündedir.” [262] Ve buyurmuştur ki: “Kim ki pabucunu dikip elbisesini

yamayıp (öylece giyerse) Mevlâ’ya secde etmekle alnı toza batarsa

muhakkak kibirden uzaklaşmış olur.” [263] Ve buyurmuştur ki: “Kim ki

ailesiyle beraber oturup arpa ekmeği yer, yün elbise ve nalın giyip

koyunlarını sağar, fakirlerle birlikte oturup merkebine binerek yoluna

giderse, muhakkak Hak teala o kimsenin kalbinden kibri söküp

atmıştır.” [264] Ve buyurmuştur ki: “Dört şey orucu ve abdesti bozar ve

iyilikleri yok eder. Bunlar; yalan, gıybet, söz taşıma (koğuculuk) ve nâ-

mahreme bakmaktır.” [265] Bu dördü her kötülüğün başıdır. Nitekim su da

her türlü ağacın kökü ve esasıdır.

Hazret-i İsâ (a.s.) ashâbına demiştir ki; bana haber veriniz ki eğer siz

uyuyan bir kimsenin yanına vardığınızda rüzgâr onun avret mahallini açmış

olursa, siz onun açılan yerini örtüverir misiniz?

Onlar cevap vermişlerdir ki; “Evet örtüveririz.”

O Hazret onlara demiştir ki; “Hayır, belki kalan yerini de açarsınız.”

Onlar demişlerdir ki; “Subhanallah! Nasıl olur da biz kalan yerini açarız?”

Cevap vermiştir ki: “Sizin yanınızda bir kimsenin kötü hallerinden söz

edilir de, (bunları örtmeye çalışarak) onu kayıracağınız yerde, siz de bunu

söyleyenlere katılıp söylemez misiniz?”

Beyt

Me-bâş der pey-i âzâr ve her çi hâhî kun

Ki der-tarîkat-ı mâ ğayrî ez-în günâhî nîst

Beyt (in tercümesi)

Kimseyi incitme de ne dilersen onu yap. Şeriatımızda bundan başka

günah yok.