BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Bütün insanlara iyi muamele etmenin, lütufkârlıkla davranıp yumuşak bir
lisanla konuşmanın fazîletlerini ve faydalarını hadis-i şeriflerle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir:
Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) ümmetine ve ashâbına şefkatle,
yumuşaklıkla güzel geçinmenin yollarını tâlim edip anlatarak bunun
fazîletlerini ve faydalarını duyurmuştur. Nitekim bazı hadis-i şeriflerinde
şöyle buyurmuştur: “Rahmân olan Allah, merhamet edenlere merhamet
eder. Yerde olanlara merhamet ediniz ki göklerde olanların Rabbi de size
merhamet etsin.” [202] Ve buyurmuştur ki; “Sizden küçüklere merhamet
ediniz. Ta ki sizden büyükler de size merhamet etsin.” Ve buyurmuştur ki;
“Mü’minlere gerektir ki, birbirlerine hayrı tavsiye edip iyilikle nasihat
etsinler. Birbirlerine merhamet edip yardım etsinler. Birbirlerinin
dertleriyle dertlenip üzüntülerini paylaşarak kardeşlerini ferahlatsınlar.
Nitekim bedenin bir uzvu rahatsız olduğunda vücûdun bütün organları,
rahatsız olan uzuv iyileşinceye kadar aynı acıyı hissederler. Bir uzvun
rahatsız olması ile bütün beden rahatsız olur.” [203]
Ve buyurmuştur ki; “Mü’minler birbirinin kardeşidir. [204] Ve âlimler bir
nefis gibidir.” Ve buyurmuştur ki; “Birbirinize bir şeyler veriniz. Tâ ki
birbirinize muhabbet edesiniz.” [205] Ve buyurmuştur ki; “Halkın hayırlısı
insanlara faydalı olandır.” [206] Onun içindir ki ashâb-ı güzîn, onların izince
giden tâbiîn ve İslâm âlimleri hep birbirlerine yardım ederler ve yek
diğerine menfaat sağlarlardı. Belki kitab ehline (Hırıstiyanlar ve Yahudiler)
ve bütün yaratılmışlara merhamet edip yardımlarına koşarlardı.
Ve buyurmuştur ki; “Ümmetimin abdalları çok namaz kılmakla ve çok
oruç tutmakla cennete girmezler. Belki yaratılmışlara karşı merhametli olup
sadr selâmetliği [hiç kimseye karşı içlerinde art niyetlerinin olmayışı] ile ve
cömertlikle girerler.” [207] Ve o Hazret (.s.a.v.) mübarek eliyle yetimlerin
başını okşardı. Onlara iyilikte bulunur, tebessüm ederek konuşurdu. Ve
buyurmuştur ki; “Ey Muaz! Yetim çocuklara karşı merhametli peder gibi
olasın. Ve şunu yakînen bilesin ki ektiğini biçersin.” [208] Ve buyurmuştur ki;
“Kim ki Müslüman kardeşini dünyada sevindirirse, Hak teala onu hem
dünyada hem de âhirette sevindirir. Kim de Müslüman kardeşini dünya
sıkıntılarının birinden kurtarırsa,
Hak
teala onu kıyamet günü
sıkıntılarından kurtarır.” [209] Ve buyurmuştur ki; “Hak tealanın bir kulu
eğer ki mü’min kardeşlerine yardımda bulunursa, Mevlâ teala da onun
yardımındadır.” [210] Ve buyurmuştur ki; “Anne babasına ihsanda bulunup
ikram eden için cennetin iki kapısı açıktır.” [211] Ve buyurmuştur ki; “Hak
teala o kimseye rahmet eylesin ki kendi evlâdına yardım eder:” [212] Yani
ebeveyn, çocuklarının kendilerine âsî olacağı bir işi yapması için ona
emretmezler.
Ve buyurmuştur ki; “Amellerin en fazîletlisi, bir mü’minin gönlünü
ferahlatmaktır.” [213] Ve buyurmuştur ki; “Bir kimsenin kendi ailesi efradına
bir dirhem infak etmesi, benim nazarımda Hak yolunda bin dirhem
harcamasından daha güzeldir. Ve bir kimse anne babasına bir gün itaatkar
olsa, benim nazarımda bin yıl ibadetinden hayırlıdır.” Ve buyurmuştur ki;
“Bir kimsenin ailesi yanında kalmaya bir sâat vakit ayırması, benim
nazarımda bir mescidde itikafa girmesinden fazîletlidir.” Ve buyurmuştur
ki; “İmanı kâmil olan bir mü’min, aile fertleri yanında huyu güzel ve geçimi
iyi olandır.” [214] Ve buyurmuştur ki; “Kadınlara karşı hayırla yaklaşıp
yumuşaklıkla [370/a] muamele ediniz. Çünkü onlar kendi başlarına buyruk
olmayıp hürriyetleri size bağlı olduğu halde Allah’ın emaneti olarak
yanınızda bulunmaktadır.” [215] Ve buyurmuştur ki; “Kendi kölesine eliyle
vuranın keffâreti onu âzâd eylemektir.” [216] Ve buyurmuştur ki; “Diline
sahip olanın kusurları örtülür, öfkesine hâkim olanın günahları
bağışlanır.” [217] Ve buyurmuştur ki; “Kadın ve erkek hizmetçilerinize
lütufkâr davranıp onlarla yumuşaklıkla konuşunuz. Bir günde yetmiş kere
kusur işleseler de affediniz. [218] Onlara kendi yediklerinizden yedirip kendi
giydiklerinizden giydirip evlâdınız gibi ikram ediniz. Onlara güçlerinin
üstünde iş buyurmayınız [219] ki onların bedenleri de et, (kemik) ve kandır.
Onlar da sizler gibi insanlardır. (Biliniz ki) onlara zulmedenlerin hasmı
âlemlerin yaratıcısı olan Hazret-i Allah’tır.”
Ve buyurmuştur ki; “Her kim ki annesine ve babasına itaatkar olup sıla-i
rahim eylerse, aile fertlerine ve hizmetkârlarına yumuşaklıkla söz söylerse,
din kardeşlerine ikram edip kendi hânesinin ihtiyaçlarını da gözetirse, o
kimsenin mürüvveti tamdır.” Ve buyurmuştur ki; “Evliyâ ile oturup
âlimlerle konuşunuz. Hikmet ehliyle sohbet edip fukarâ ile ünsiyet ediniz.”
Ve buyurmuştur ki; “İki arkadaşın sözleri birbirine emanettir. Bunlardan
birine, öbürünün gizli sözünü başkalarına söylemesi helâl olmaz. Veya onun
gizli sırrını halka açık eylemesi câiz olmaz.” [220] Ve buyurmuştur ki;
“Mü’minin mü’mine göre durumu rûh ile ceset mesâbesindedir.” [221] Ve
buyurmuştur
ki;
“Mü’minin
mü’mine
bakması
ibadettir.
Yüzüne
gülümsemesi günahlarına keffârettir.” [222] Ve buyurmuştur ki; “Bir
mü’minin gönlünü hoş etmek, Rahmân’ın rızâsını celb eder.” [223] Ve
buyurmuştur ki; “Allah’a ve âhiret gününe inanan; komşusu ile iyi
geçinsin, misafirine izzet ve ikramda bulunsun. Ya hayır söylesin ya
sussun.” [224] Ve buyurmuştur ki; “Ey Ebû Hureyre! Kendi nefsinin arzu
ettiğini insanlar için de iste ki hakiki mü’min olasın. Komşularınla iyi geçin
ki Müslüman olasın.” [225] Ve buyurmuştur ki; “Cebrâil (a. s.) bana komşu
haklarına riâyeti o kadar çok tavsiye ederdi ki komşunun komşuya mirasçı
olacağını zannederdim.” [226]
Ve ol Hazret, kendisine gelip komşusundan şikâyet eden mü’mine
buyurmuştur ki; “Kendi komşundan ezâyı kaldırıp onun eziyetine
sabredersin. Ta ki ölüm ile ondan ayrılıp gidersin.” [227] Şu halde iyi
komşuluk sadece komşudan ezâyı kaldırmak değildir. Bilakis iyi komşuluk
komşunun eziyetine sabretmektir.
Ve buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek, komşularla iyi
geçinmek ve sıla-i rahimi gözetmek Mevlâ’nın rızâsını kazanmaya vesiledir.
Ve bunlar bütün hataları silip yok edip giderici birer meziyettir.” [228] Ve
buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek Allah tealanın rahmetinden
sahibinin burnunda bir yulardır ki o yuların bir ucu meleğin elindedir.
Melek onu hayra doğru çekip götürür. Hayırlar da onu cennete götürür.
Kötü ahlâk da Hak tealanın azabından sâhibinin burnunda takılı bir
yulardır ki onun bir ucu şeytanın elindedir. Şeytan ise onu şerre ve kötülüğe
doğru çekip götürür. Şer de onu cehenneme götürür.” [229] Ve buyurmuştur
ki; “Her kimde şu üç özellik olmazsa; imanın tadını bulmaz. Bunlardan biri
hilmdir ki onunla câhilin gazabını giderir. Biri verâdır ki onunla
haramlardan men eder. Biri güzel ahlâktır ki onunla halkı (güzellikle) idare
eder.” [230] Ve buyurmuştur ki; “Sadakaların en fazîletlisi insanları
(güzellikle) idare etmektir.” [231] Ve buyurmuştur ki; “Namazı kılmakla
emrolunduğum
gibi,
insanları
(güzellikle)
idare
etmekle
de
emrolundum.” [232]
Ve buyurmuştur ki; “Yumuşak huyluluk ve insanları iyilikle idare
etmekten nasibi olan dünya ve âhiret hayrını bulmuştur. Bunlardan nasibi
olmayan da dünya ve âhiret hayrından mahrum kalmıştır.” [233] Ve
buyurmuştur ki; “İmandan sonra aklın başı insanları güzellikle idare
etmektir. Halka dostlukla yaklaşıp güzellikle kaynaşmak ve ünsiyet etmektir.
Çünkü istişare edenin işi rast gider. Sadece kendi görüşüyle yetinenin sonu
iflastır.” [234] Ve buyurmuştur ki; “Dünyayı [370/b] terk eden Allah katında
değer kazanır. Halkın elinde olanı terk eden kalplerin sevgilisi olur.” [235] Ve
buyurmuştur ki; “Emanet almayan rahat eder. İnsanlardan hiçbir şey
istemeyen azîz olur.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minlere şefkatle nasihat
etmek saadet alâmetidir.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala refîktir refîki
sever, şiddeti ve kabalığı sevmez. Yumuşak huylu için kıldığı lütfu kaba saba
olan şiddet ehli için kılmaz.” [236] Ve buyurmuştur ki; “Hak teala bir hâne
halkı hakkında hayır murad ederse, onlarda yumuşak huyluluğu alışkanlık
hâline getirir ve onları sertlikten kurtarır. Çünkü yumuşak huyluluk
bulunduğu nesneyi ancak güzelleştirir ve süsler. Kabalık da bulunduğu
nesneyi çirkin ve kötü kılar.” [237]
Ve buyurmuştur ki; “Ey Ebû Zer! Eğer mü’min kardeşine bir faydan
dokunmadıysa, bari zararın olmasın. Eğer o senden sürûr bulmadıysa, bari
senin yüzünden gam çekmesin. Şâyet lisânın onu övmediyse, bari
kötülemesin. Çünkü Müslüman odur ki onun elinden ve dilinden
Müslümanlar selâmet bulur ve hepsi de onun kendilerine zarar vermesinden
emin olurlar.” [238]
Beyt
Nefs kabûl kıl ey Hakkı halkı incitme
Kim incidirse seni Hak’dan anla sen anı
Günümüz Türkçesiyle
Nefsi kabul et ey Hakkı! Halkı incitme. Kim incitirse seni, Hak’tan bil sen
onu.

