Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Bütün insanlara iyi muamele etmenin, lütufkârlıkla davranıp yumuşak bir lisanla…

BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Bütün insanlara iyi muamele etmenin, lütufkârlıkla davranıp yumuşak bir lisanla konuşmanın fazîletlerini ve faydalarını hadis-i şeriflerle bildirir. Ey azîz! …

BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Bütün insanlara iyi muamele etmenin, lütufkârlıkla davranıp yumuşak bir

lisanla konuşmanın fazîletlerini ve faydalarını hadis-i şeriflerle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir:

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) ümmetine ve ashâbına şefkatle,

yumuşaklıkla güzel geçinmenin yollarını tâlim edip anlatarak bunun

fazîletlerini ve faydalarını duyurmuştur. Nitekim bazı hadis-i şeriflerinde

şöyle buyurmuştur: “Rahmân olan Allah, merhamet edenlere merhamet

eder. Yerde olanlara merhamet ediniz ki göklerde olanların Rabbi de size

merhamet etsin.” [202] Ve buyurmuştur ki; “Sizden küçüklere merhamet

ediniz. Ta ki sizden büyükler de size merhamet etsin.” Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minlere gerektir ki, birbirlerine hayrı tavsiye edip iyilikle nasihat

etsinler. Birbirlerine merhamet edip yardım etsinler. Birbirlerinin

dertleriyle dertlenip üzüntülerini paylaşarak kardeşlerini ferahlatsınlar.

Nitekim bedenin bir uzvu rahatsız olduğunda vücûdun bütün organları,

rahatsız olan uzuv iyileşinceye kadar aynı acıyı hissederler. Bir uzvun

rahatsız olması ile bütün beden rahatsız olur.” [203]

Ve buyurmuştur ki; “Mü’minler birbirinin kardeşidir. [204] Ve âlimler bir

nefis gibidir.” Ve buyurmuştur ki; “Birbirinize bir şeyler veriniz. Tâ ki

birbirinize muhabbet edesiniz.” [205] Ve buyurmuştur ki; “Halkın hayırlısı

insanlara faydalı olandır.” [206] Onun içindir ki ashâb-ı güzîn, onların izince

giden tâbiîn ve İslâm âlimleri hep birbirlerine yardım ederler ve yek

diğerine menfaat sağlarlardı. Belki kitab ehline (Hırıstiyanlar ve Yahudiler)

ve bütün yaratılmışlara merhamet edip yardımlarına koşarlardı.

Ve buyurmuştur ki; “Ümmetimin abdalları çok namaz kılmakla ve çok

oruç tutmakla cennete girmezler. Belki yaratılmışlara karşı merhametli olup

sadr selâmetliği [hiç kimseye karşı içlerinde art niyetlerinin olmayışı] ile ve

cömertlikle girerler.” [207] Ve o Hazret (.s.a.v.) mübarek eliyle yetimlerin

başını okşardı. Onlara iyilikte bulunur, tebessüm ederek konuşurdu. Ve

buyurmuştur ki; “Ey Muaz! Yetim çocuklara karşı merhametli peder gibi

olasın. Ve şunu yakînen bilesin ki ektiğini biçersin.” [208] Ve buyurmuştur ki;

“Kim ki Müslüman kardeşini dünyada sevindirirse, Hak teala onu hem

dünyada hem de âhirette sevindirir. Kim de Müslüman kardeşini dünya

sıkıntılarının birinden kurtarırsa,

Hak

teala onu kıyamet günü

sıkıntılarından kurtarır.” [209] Ve buyurmuştur ki; “Hak tealanın bir kulu

eğer ki mü’min kardeşlerine yardımda bulunursa, Mevlâ teala da onun

yardımındadır.” [210] Ve buyurmuştur ki; “Anne babasına ihsanda bulunup

ikram eden için cennetin iki kapısı açıktır.” [211] Ve buyurmuştur ki; “Hak

teala o kimseye rahmet eylesin ki kendi evlâdına yardım eder:” [212] Yani

ebeveyn, çocuklarının kendilerine âsî olacağı bir işi yapması için ona

emretmezler.

Ve buyurmuştur ki; “Amellerin en fazîletlisi, bir mü’minin gönlünü

ferahlatmaktır.” [213] Ve buyurmuştur ki; “Bir kimsenin kendi ailesi efradına

bir dirhem infak etmesi, benim nazarımda Hak yolunda bin dirhem

harcamasından daha güzeldir. Ve bir kimse anne babasına bir gün itaatkar

olsa, benim nazarımda bin yıl ibadetinden hayırlıdır.” Ve buyurmuştur ki;

“Bir kimsenin ailesi yanında kalmaya bir sâat vakit ayırması, benim

nazarımda bir mescidde itikafa girmesinden fazîletlidir.” Ve buyurmuştur

ki; “İmanı kâmil olan bir mü’min, aile fertleri yanında huyu güzel ve geçimi

iyi olandır.” [214] Ve buyurmuştur ki; “Kadınlara karşı hayırla yaklaşıp

yumuşaklıkla [370/a] muamele ediniz. Çünkü onlar kendi başlarına buyruk

olmayıp hürriyetleri size bağlı olduğu halde Allah’ın emaneti olarak

yanınızda bulunmaktadır.” [215] Ve buyurmuştur ki; “Kendi kölesine eliyle

vuranın keffâreti onu âzâd eylemektir.” [216] Ve buyurmuştur ki; “Diline

sahip olanın kusurları örtülür, öfkesine hâkim olanın günahları

bağışlanır.” [217] Ve buyurmuştur ki; “Kadın ve erkek hizmetçilerinize

lütufkâr davranıp onlarla yumuşaklıkla konuşunuz. Bir günde yetmiş kere

kusur işleseler de affediniz. [218] Onlara kendi yediklerinizden yedirip kendi

giydiklerinizden giydirip evlâdınız gibi ikram ediniz. Onlara güçlerinin

üstünde iş buyurmayınız [219] ki onların bedenleri de et, (kemik) ve kandır.

Onlar da sizler gibi insanlardır. (Biliniz ki) onlara zulmedenlerin hasmı

âlemlerin yaratıcısı olan Hazret-i Allah’tır.”

Ve buyurmuştur ki; “Her kim ki annesine ve babasına itaatkar olup sıla-i

rahim eylerse, aile fertlerine ve hizmetkârlarına yumuşaklıkla söz söylerse,

din kardeşlerine ikram edip kendi hânesinin ihtiyaçlarını da gözetirse, o

kimsenin mürüvveti tamdır.” Ve buyurmuştur ki; “Evliyâ ile oturup

âlimlerle konuşunuz. Hikmet ehliyle sohbet edip fukarâ ile ünsiyet ediniz.”

Ve buyurmuştur ki; “İki arkadaşın sözleri birbirine emanettir. Bunlardan

birine, öbürünün gizli sözünü başkalarına söylemesi helâl olmaz. Veya onun

gizli sırrını halka açık eylemesi câiz olmaz.” [220] Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minin mü’mine göre durumu rûh ile ceset mesâbesindedir.” [221] Ve

buyurmuştur

ki;

“Mü’minin

mü’mine

bakması

ibadettir.

Yüzüne

gülümsemesi günahlarına keffârettir.” [222] Ve buyurmuştur ki; “Bir

mü’minin gönlünü hoş etmek, Rahmân’ın rızâsını celb eder.” [223] Ve

buyurmuştur ki; “Allah’a ve âhiret gününe inanan; komşusu ile iyi

geçinsin, misafirine izzet ve ikramda bulunsun. Ya hayır söylesin ya

sussun.” [224] Ve buyurmuştur ki; “Ey Ebû Hureyre! Kendi nefsinin arzu

ettiğini insanlar için de iste ki hakiki mü’min olasın. Komşularınla iyi geçin

ki Müslüman olasın.” [225] Ve buyurmuştur ki; “Cebrâil (a. s.) bana komşu

haklarına riâyeti o kadar çok tavsiye ederdi ki komşunun komşuya mirasçı

olacağını zannederdim.” [226]

Ve ol Hazret, kendisine gelip komşusundan şikâyet eden mü’mine

buyurmuştur ki; “Kendi komşundan ezâyı kaldırıp onun eziyetine

sabredersin. Ta ki ölüm ile ondan ayrılıp gidersin.” [227] Şu halde iyi

komşuluk sadece komşudan ezâyı kaldırmak değildir. Bilakis iyi komşuluk

komşunun eziyetine sabretmektir.

Ve buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek, komşularla iyi

geçinmek ve sıla-i rahimi gözetmek Mevlâ’nın rızâsını kazanmaya vesiledir.

Ve bunlar bütün hataları silip yok edip giderici birer meziyettir.” [228] Ve

buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek Allah tealanın rahmetinden

sahibinin burnunda bir yulardır ki o yuların bir ucu meleğin elindedir.

Melek onu hayra doğru çekip götürür. Hayırlar da onu cennete götürür.

Kötü ahlâk da Hak tealanın azabından sâhibinin burnunda takılı bir

yulardır ki onun bir ucu şeytanın elindedir. Şeytan ise onu şerre ve kötülüğe

doğru çekip götürür. Şer de onu cehenneme götürür.” [229] Ve buyurmuştur

ki; “Her kimde şu üç özellik olmazsa; imanın tadını bulmaz. Bunlardan biri

hilmdir ki onunla câhilin gazabını giderir. Biri verâdır ki onunla

haramlardan men eder. Biri güzel ahlâktır ki onunla halkı (güzellikle) idare

eder.” [230] Ve buyurmuştur ki; “Sadakaların en fazîletlisi insanları

(güzellikle) idare etmektir.” [231] Ve buyurmuştur ki; “Namazı kılmakla

emrolunduğum

gibi,

insanları

(güzellikle)

idare

etmekle

de

emrolundum.” [232]

Ve buyurmuştur ki; “Yumuşak huyluluk ve insanları iyilikle idare

etmekten nasibi olan dünya ve âhiret hayrını bulmuştur. Bunlardan nasibi

olmayan da dünya ve âhiret hayrından mahrum kalmıştır.” [233] Ve

buyurmuştur ki; “İmandan sonra aklın başı insanları güzellikle idare

etmektir. Halka dostlukla yaklaşıp güzellikle kaynaşmak ve ünsiyet etmektir.

Çünkü istişare edenin işi rast gider. Sadece kendi görüşüyle yetinenin sonu

iflastır.” [234] Ve buyurmuştur ki; “Dünyayı [370/b] terk eden Allah katında

değer kazanır. Halkın elinde olanı terk eden kalplerin sevgilisi olur.” [235] Ve

buyurmuştur ki; “Emanet almayan rahat eder. İnsanlardan hiçbir şey

istemeyen azîz olur.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minlere şefkatle nasihat

etmek saadet alâmetidir.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala refîktir refîki

sever, şiddeti ve kabalığı sevmez. Yumuşak huylu için kıldığı lütfu kaba saba

olan şiddet ehli için kılmaz.” [236] Ve buyurmuştur ki; “Hak teala bir hâne

halkı hakkında hayır murad ederse, onlarda yumuşak huyluluğu alışkanlık

hâline getirir ve onları sertlikten kurtarır. Çünkü yumuşak huyluluk

bulunduğu nesneyi ancak güzelleştirir ve süsler. Kabalık da bulunduğu

nesneyi çirkin ve kötü kılar.” [237]

Ve buyurmuştur ki; “Ey Ebû Zer! Eğer mü’min kardeşine bir faydan

dokunmadıysa, bari zararın olmasın. Eğer o senden sürûr bulmadıysa, bari

senin yüzünden gam çekmesin. Şâyet lisânın onu övmediyse, bari

kötülemesin. Çünkü Müslüman odur ki onun elinden ve dilinden

Müslümanlar selâmet bulur ve hepsi de onun kendilerine zarar vermesinden

emin olurlar.” [238]

Beyt

Nefs kabûl kıl ey Hakkı halkı incitme

Kim incidirse seni Hak’dan anla sen anı

Günümüz Türkçesiyle

Nefsi kabul et ey Hakkı! Halkı incitme. Kim incitirse seni, Hak’tan bil sen

onu.