BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Cimâın vakitlerini, birleşme ve zamanına göre doğacak çocukların
hallerini ve şekillerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Cimâın müstehap,
lâyık ve mürüvvete yakışır olanı odur ki erkek hanımının rızâsıyla cimâ
etsin. Ve onunla (belli bazı) vakitleri gözeterek birleşsin. Cimâın uygun
görülmediği vakitlerde birleşmekten sakınsın.
Eğer kişi hanımının rızâsını gözetip istekli olduğu vakitlerde muhabbetle
cimâ ederse, bundan doğacak çocuk akıllı ve olgun olur. Hilalin ilk gününde
çocuk güzel olur. Gündüz vakti öğleden önce ederse, çocuk hakîm ve kerîm
(hikmet sahibi ve cömert) olur. Pazartesi gecesi ise, çocuk Kur’ân-ı Kerim
hâfızı olur. Salı gecesi ise sehâvetli (cömert) ve merhametli olur. Perşembe
gecesi ilmiyle amel eden âlim olur. Cuma gecesi çocuk ârif ve âbid [276] olur.
Cuma günü namazdan önce cimâ ederse, çocuk kutlu bir insan olur ve şehid
olarak ölür. Eğer hanımı râzı olmadan cimâ ederse, bundan meydana gelen
çocuk ahmak olur. Hanımı loğusa iken cimâ ederse, çocuk zarar görür. Hilal
gecesinde, hilal ayının on beşinde veya son gecesinde ederse çocuk mecnûn
olur. Pazar gecesi ise çocuk yol kesici (eşkıyâ) olur. Çarşamba gecesi çocuk
adam öldürmeye meyilli olur.
Şayet gündüz vakti öğleden sonra cimâ ederse, çocuğun gözü şaşı olur.
Ramazan bayramı gecesinde ederse çocuk anne babaya isyankâr olur.
Kurban bayramı gecesi ederse, çocuk altıparmaklı veya dört parmaklı olur.
Eğer ayakta iken cimâ ederse, çocuk yatağını ıslatır. Meyve ağacı altında
cimâ ederse, çocuk zalim olur. Tahâretsiz iken cimâ ederse, çocuk cimri
olur. Üzerine örtü almadan (yıldızlar altında) açık havada cimâ ederse,
çocuk ikiyüzlü (münafık) olur. Bir kimsenin huzurunda cimâ ederse, çocuk
hırsız olur. Berât gecesi cimâ ederse, çocuk kötü huylu olur. Yola gideceği
gecede ederse, çocuk müsrif olur. İnzal halinde iken ikisinin de hatırında
herhangi bir sûret bulunursa çocuğun sûreti ona yakın olur ve gözleri hangi
renge bakarsa, çocuk o renge yakın olur. Hayızlı ve nifaslı iken hanımıyla
cimâ ederse, çocuk cüzzamlı olur ve yaptığı iş kendisine haram olur.
[377/b]
Nazm
1-Şol dem ki rûh tâ’ir-i kuds-âşiyân idi
Cân bülbülüne gülşen-i vahdet-mekân idi
Kân-i hafâda cevher-i cân bî-nişân idi
Ketm-i ademde âlem ü âdem nihân idi
Halvet-sarây-ı sırda gönül kâm-rân idi
Bir yâr idi hemân ü bir ol yâr-ı cân idi
Demler o demler idi zamân ol zamân idi
2-Kanı o dem ki sâki-i hum-hâne-i ezel
Sunardı rûh-ı pâkimize câm-ı lem-yezel
Mâbeynimizde olmaz idi bahs ile cedel
Bî-kîl u kâl olurdı kamu müşkilât hal
Yoğ idi âfet-i ecel-i ömr-i bî-bedel
Râhatda idi zümre-i ervâh mâ-hasal
Demler o demler idi zamân ol zamân idi
3-Dahi kurulmuş idi tılısmât-ı kâ’inât
Yeksân idi henûz bu efrâd-ı mümkinât
Çıkmamış idi sâhil-i imkâna fülk-i zât
Olmamış idi mevc-fiken kulzüm-i sıfât
Ketm-i ademde idi şu’ûn-ı mükevvenât
Dahi zuhûra gelmemiş idi ta‘ayyünât
Demler o demler idi zamân ol zamân idi
4-Nâ-gâh kilk-i kâtib-i dîvân-ı emr-i hû
Yazdı berât-ı âdeme tuğrâ-yı “ihbitû”
Ayrı düşüp o gülşen-i lâhûtdan kamu
İtdik zarûrî külhan-ı nâsûta ser-fürû
Tutduk egerçi sahn-ı sarây-ı vücûda rû
Cânda henûz bâkîdir ol şevk ü ârzû
Demler o demler idi zamân ol zamân idi
5-Ervâh-ı ins basdı kadem çün seyâhate
Geldik zarûrî âlem-i kevn ü sabâvete
Tebdîl olup o denlü letâfet kesâfete
Dest-i kazâ bırakdı felekden felâkete
Düşdük kuyûd-ı renc ü ‘anâ vü sakâmete
Bu hâk-dâna geldik egerçi ikamete
Demler o demler idi zamân ol zamân idi
Günümüz Türkçesiyle
1-O demler ki rûh kutsal âlemde uçardı. Can bülbülüne vahdeti mekân
edinmiş gülistân idi. O gizli hazinede cân cevheri belirsizdi. Yokluğun
gizeminde insanlık âlemi gizliydi. Sırların halvet sarayında gönül gizliydi.
Bir Yâr vardı sadece, bir de Yâr’in dostu vardı. Anlar o anlardı, zaman o
zamandı.
2-Hani o demler ki, sakîsi ezel meyhânesinin; sunardı pâk rûhumuza
sonsuzluk kadehini. Onunla aramızdaydı ve tartışma, mücâdele olmazdı.
Hiç dedikodusuz, bütün müşkiller halledilirdi. Ecel korkusu yoktu o zaman,
paha biçilmeyen ömrü yitirme kaygısı yoktu. Ruhlar âleminde herkes
rahattı, endişesizdi. Anlar o anlardı, zaman o zamandı.
3-Kâinât ve tılsımları kurulmamıştı henüz. Varlıklar farklı değildi, her
taraf dümdüzdü. Beden gemisi daha, varlık sahiline yaklaşmamıştı. Deniz
daha dalgalanmamış, dalgalar kabarmamıştı. Yokluk denizindeydi,
varlıkların bütün işleri. Ortaya çıkmamıştı henüz belli varlıklar. Anlar o
anlardı, zaman o zamandı.
4-Ansızın “Hû” emrinin divan katibinin kalemi, yokluk beratına
“İniniz” [277] tuğrasını çekmişti. Ayrı düştük o zaman ilâhî gülistândan
büsbütün, vücûd sarayının yüzeyine yerleştik ama. Canımızda henüz o arzu
bâkî, o şevk mevcuttur. Anlar o anlardı, zaman o zamandı.
5-İnsanların ruhları bu seyahate başlar başlamaz. Mecbûren geldik, bu
çocuk oyuncağı âleme. O zaman ki letâfetimiz kesâfete dönüştü. Kazâ eli
bizi, feleklerden indirip, felâkete bıraktı. Düştük böylece; sıkıntı, zenginlik,
huysuzluk gibi bağlarla bağlandık. Meğer bu topraktan eve ikamet için
geldik. Anlar o anlardı, zaman o zamandı.

