ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Dâimî zikrin (zikr-i müdâm) Allah tealaya yakınlık sebebi olduğunu
hadis-i şerifler ile bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) ümmetine şefkat
edip Hazret-i Mevlâ’nın zikrinin en şerefli ve en lezzetli şey olduğunu
duyurmuştur. Nitekim hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki: “ Bir topluluk bir
mecliste [228/b] Hak tealayı zikrederse, onların etrafında melekler dolaşır
ve hepsine Allah’ın rahmeti ulaşır. Gönüllerine huzur ve sükûn iner. Hak
teala onları kendi huzurunda olan ruhlar ve melekler katında anar.” Ve
buyurmuştur ki: “ Allah’ın zikrine ve Kur’ân okumaya devam et. Muhakkak
ki onlar, yeryüzünde sana aydınlık nûr kaynağıdır. Göklerde ise güzel bir
zikirdir.” Ve buyurmuştur ki: “ Allah’ı zikrin sevgisine ve tadına ulaşanı,
Allah da sevmiştir.” Ve buyurmuştur ki: “ Mevlâ’nın kuluna sadakası, ona
zikrini ilham etmesidir.” Ve buyurmuştur ki: “ Lâ ilâhe illallah diyenin
kalbinden perde kaldırılır.”
Ve buyurmuştur ki: “Her şeyin bir cilâsı vardır. Gönlün cilâsı ise Allah’ı
zikretmektir.” Ve buyurmuştur ki: “ Hak tealanın ‘Allah’ın zikri en
büyüktür’ buyurduğu zikir, ‘Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim’
sözüyle size va’d ettiği zikirdir. Çünkü sizin O’nu zikretmenizden, O’nun
(sizi) zikretmesi daha büyük, daha güzel, daha tamam ve en mükemmeldir.”
Ve buyurmuştur ki: “ Muhakkak ki şeytan burnunu, Âdemoğlunun kalbine
koyar. Eğer Hak tealayı zikrederse, geriye dönüp kaçar. Eğer Hakk’ı
unutursa, yüreğini lokma lokma çiğner.” Ve buyurmuştur ki: “ Sizin biriniz
Allah’ı o kadar çok zikretsin ki insanlar onu deli sansın. ”
Ve buyurmuştur ki: “ Allah’ı zikirden daha üstün bir sadaka olmaz.” Ve
buyurmuştur ki: “ Sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan, savaşıp
düşman öldürmekten, bütün sevaplı işlerden size daha faydalı olanı ve
derecelerinizi yükselteni, Allah’ı zikretmektir.” Ve buyurmuştur ki: “ Rabbini
zikredenle zikretmeyenin misali, diri ile ölü gibidir.” Ve buyurmuştur ki:
“ Bir kişi Allah’ı zikirden daha fazla kendisine kurtuluş veren güzel bir iş
yapamaz.”
Ve buyurmuştur ki: “ Eğer bir kimse eteğine para doldurup fakirlere
dağıtsa, bir diğer kimse de Allah’ın zikri ile meşgul olsa; Allah katında
sadaka dağıtandan, Allah’ı zikreden daha değerlidir.” Ve buyurmuştur ki:
“ Eğer cennet bahçelerine rastlarsanız, onlardan faydalanınız. O bahçeler
Allah’ın zikredildiği meclislerdir.” Ve buyurmuştur ki: “ Bir topluluk bir
mecliste oturup da Allah’ı zikretmeden oradan ayrılırlarsa, sanki onlar bir
hayvan leşinden dağılmış gibidirler. O meclis onlar için kıyamet gününde
işe yaramayan bir meclis olur.” Ve buyurmuştur ki: “ Cennet halkı
pişmanlık duymaz. Ancak Allah’ı zikretmeden boşa geçirdikleri vakitler için
pişman olurlar.”
Ve buyurmuştur ki: “ Bir kimse sabah namazını cemaatle kılıp güneş
doğana kadar Allah’ı zikrederse, sonra iki rekat namaz kılarsa, onun için
tam bir hac ve bir umre sevabı verilir.” Ve buyurmuştur ki: “ Sabah
namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar Allah’ı zikir ile meşgul
olmam, bana dünya ve içindekilerden daha sevimlidir ve ikindi namazından
sonra güneş batıncaya kadar Allah’ın zikriyle meşgul olmam, benim için
dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.” Ve buyurmuştur ki: “ Hak tealanın
Hz. Yahyâ (a.s.) ile İsrailoğullarına emrettiği beş kelimeden biri, Allah’ı
zikir idi.”
Ve buyurmuştur ki: “ Mevlâ’yı zikreden kişinin (zâkir) misali; kendisini
öldürmek isteyen düşmanları tarafından takip edilen ve tam yetişecekleri
sırada hemen sağlam bir kaleye giren ve düşmanlarından kurtularak
emniyette olan kimseye benzer. Aynı şekilde, bir Müslüman kendi nefsini
şeytandan ancak Allah’ı zikir ile koruyup gözetebilir.”
Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) doğru söylemiştir. Yani “Lâ ilâhe illallah” cümlesi
Mevlâ’nın kalesidir ki onu can u [229/a] gönülden tekrar edip içinden çokça
söyleyen, Allah’tan uzaklaştıran şeylerin (mâsivâ) kendisini meşgul
etmesinden kurtulup Hakk’a yakınlık meclisini (üns) bulur.
Nazm
1-Eğer cihânı gönülden cüdâ idersen sen
Huzûr u zevk ile zikr-i Hudâ idersin sen
2-Bu hâr-ı çûn ü çerâdan güzâr idersen eğer
Visâl-i gülşeni içre safâ idersin sen
3-Zuhûr iderse eğer dilde derd-i aşk u gamı
Cemî‘-i derde deminden devâ idersin sen
4-Safâ bulursan eger nûr-ı aşk-ı bâkîden
Derûn-ı sîneni bâğ-ı bekâ idersin sen
5-Derûn-ı bahr-ı me‘ânîde cevherin bilsen
Cihânda kıymetine hoş behâ idersin sen
6-Riyâzet âb-ı hayâtı safâsını bulsan
Gönül kudûretini hep cilâ edersin sen
7-Menâzil-i heves olduysa kat‘ eger Hakkı
Makâmını harem-i Kibriyâ idersin sen
Günümüz Türkçesiyle
1-Eğer, cihanı gönülden çıkarırsan sen, huzur ve zevk ile Hudâ’yı
zikredersin sen.
2-Şu “nasıl ve niçin” dikeninden geçersen eğer, vuslat gülşeninde safâ
sürersin sen.
3-Eğer gönülde aşk derdi ve gamı zuhûr ederse, onun nefesinden bütün
dertlere deva bulursun sen.
4-Bâkî aşkın nurundan safâ bulursan eğer, sînenin derinliklerini sonsuzluk
bahçesi kılarsın sen.
5-Mânâ deryasının derinliklerinde cevherini bilsen. Cihanda kıymetine
hoş bir paha biçersin sen.
6-Âb-ı hayat riyâzetiyle safâsını bulsan; gönül kederini hep siler,
parlatırsın sen.
7-Eğer, heves menzillerine erişme isteğin kesildiyse Hakkı! makãmını O
Kibriyâ’nın haremi edersin sen.

