Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Değerli âlimlerin ve büyük fakihlerin zahirî işlerindeki nizamını, avâm arasına…

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Değerli âlimlerin ve büyük fakihlerin zahirî işlerindeki nizamını, avâm arasına karıştıkları sırada riâyet ettikleri adet ve geleneklerini tamamıyla bildirir. …

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Değerli âlimlerin ve büyük fakihlerin zahirî işlerindeki nizamını, avâm

arasına karıştıkları sırada riâyet ettikleri adet ve geleneklerini tamamıyla

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki İmâm-ı A’zam Ebû Hanife (rh.a.) ikinci imam

Ebû Yusuf (rh.a) hazretlerinin aklî seviyesinin yüksekliğini, güzel

hasletlerini, latif sözlerini ve halkın ona olan teveccühünü görünce, önemli

bütün zâhirî işlerin tedvînini ona bırakıp insanlarla iyi ilişkiler kurmayı

(merâsim ve âdet-i seniyye) ana hatlarıyla ona öğretip vasiyet ederek

demiştir ki:

“Ey Yakub! Vilayetin valisine itaat edip hürmet edesin. Yöneticilerin

yanına onların şânına yakışır bir şekilde gidesin. Sakın onların huzurunda

yalan söylemeyesin. Seni, ilmî bir konuya açıklık getirmek üzere yanlarına

çağırmadıkça her zaman onların ziyaretine gitmeyesin. Çünkü sen onların

yanına çok gidersen, kendi kıymetini muhakkak onların nazarında

düşürmüş olursun. Şu halde sen, yöneticilere ateş muamelesi edesin. Yâni

onlardan faydalanıp ırak olasın. Çünkü onlar kendi nefisleri hakkında

düşündüğünü başkaları için düşünmezler, bunu bilesin. Sakın ola ki yönetici

huzurunda ilmî konulardan çokça söz açmayasın. Ta ki onun yanında

kendini övmekten mahçup olup onun çevresi nazarında cahil olarak

bilinmeyesin.

Çünkü o senin sözlerini alıp çevresine söyler, onlara kendini senden

bilgili gösterip seni halkın nazarında küçük düşürür. Onun huzurunda kendi

kadrini ve başkasının kıymetini bilesin. Ta ki ne başkasından zarar göresin

ne de yönetici nazarında itibarını yitirmiş olasın. Yöneticinin yanında

tanımadığın bir âlim varken içeri girmeyesin. Eğer o senden üstün ise onun

önüne geçmekle zararını görmeyesin ve eğer ilmî seviyesi senden aşağı ise

onu küçük düşürdüğün için yöneticinin hakaretine mâruz kalmayasın.

Eğer yönetici sana bir devlet görevi verdiyse, senin verdiğin hükümlerden

râzı olup ilmine güvendiğini bilmedikçe o vazifeyi kabul etmeyesin. Ta ki

devlet idaresinde başkasının görüşüne uymaya mecbur kalmayasın. Eğer

yöneticinin yakını olduysan, ancak ona yakın durup bütün çevresinden uzak

olasın. Böylece onun nazarında mevkiin ve kendi kıymetinle muhterem

kalasın. Sakın ola ki avâm ile tüccara, sorduklarından başka bir cevap

vermeyesin. Avâm ve tüccar ile ilmihallerinden başka bir mevzu üzerine

konuşmayasın. Ta ki senin mala sevgin ve rağbetin olduğunu düşünmesinler

ve hakkında sû-i zanda bulunup da rüşvet almayı sana yakıştırmasınlar.

Avâmdan biriyle karşılaştığında gülmeyesin, tebessüm bile etmeyesin.

Pazar ihtiyaçlarını görmek için çarşıya çok gidip gelmeyesin. Genç

oğlanlarla konuşup da fitneye sebep olmayasın. Ama küçük çocuklarla ve

yetimlerle tebessüm ederek güleryüzle konuşmalısın. Onlara şefkat gösterip

başlarını okşayarak güzel söz söyleyesin.

Avâmdan ihtiyar kişilerle yolda beraber yürümeyesin. Ta ki onları öne

geçirmekle ilmini, geri kalmakla da [384/a] pîrini tahkîr etmiş olmayasın.

“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize hürmet etmeyen bizden

değildir” [290] hadis-i şerifi(ndeki ikazın ezikliği) altında kalmış olmayasın.

İnsanların gelip geçtiği yol üzerinde durup oturmayasın. Eğer oturmak

gerekirse, cami avlularından başka yerde oturup eğleşmeyesin. Mescidlerde

ve çarşılarda ekmek yemeyesin. Musluklardan ve saka elinden su

içmeyesin. Dükkânlarda oturmak için çarşıya gitmeyesin. Dîbâc (Canfes)

misali ipek elbise giymeyesin. Ta ki asıl gayesi nefsi korumak olan elbise

vesilesiyle kendini beğenme ve kibirlilik batağına batmayasın.

Kendi hanımıyla yatağı içinde iken başka işleri ve başka kadınları

konuşmayasın. Onu çok da fazla okşayıp öpüp kucaklamayasın. Ancak ona

lâzım olan sözleri güleryüzle özetle söyleyip bitiresin. (Yatakta) biraz

oynaşmadan sonra besmele ile yaklaşasın. Ta ki o senden çok yüz bulmasın.

Varıp da yabancı erkekleri diline dolamasın.

Gücün yettikçe eve, anası veya babası olan kadını almayasın. Ta ki

onların dillerinde kalmayasın. Meğer akrabasıyla görüşmemek şartıyla

almış olasın. Olur ki o zaman bir şekilde rahat edersin. Çünkü kadının malı

olursa, babası ve annesi onu kendisinin bilirler. Kızlarının elinde o malı

emanet olarak görürler. Kız babası evine gitmezse, kocasıyla birlikte rahat

ederler.

Sakın ola ki iç güveyi olup da hanımın babası evinde durmayasın. Hür

iken esir olup da malını halka vermeyesin. Sakın oğlu veya kızı olan kadını

alma, gülemezsin. Çünkü sen onun nazarında evlâdından azîz olamazsın.

Öyle bir kadın bütün malını onlar için biriktirir, senin malından da çalar,

bilemezsin. Sakın ola ki iki kadın almayasın. Eğer şaşırıp da aldıysan,

ikisiyle bir evde kalmayasın. Çalışıp kazanmaya gücün olduğunu

bilmedikçe evlenmeyesin. Önce ilim öğren, sonra helâlinden mal

biriktirmeye bak ve ondan sonra evlen ki ilim öğrenme çağında iken çalışıp

kazanmakla meşgul olarak ilimden mahrum kalmayasın. Çünkü servet

sahibi olmak kadınlarla evlenmeye ve hizmetçiler edinmeye sebep olur ve

ilim tahsil etmeden önce dünya işleriyle uğraşarak kadınlarla meşgul olup

böylece (en değerli vakitlerini kalıcı olmayan şeyler uğruna) boşa harcamış

olursun. Çoluk çocuğa karışıp aile fertlerinin sayısı çoğaldıkça, ilim

tahsilini bütünüyle terk edip onların işlerini yoluna koyma cihetine gidersin.

İlk önce, gençliğin ilk yıllarında kalbin (dünya işleriyle ilgili) çeşitli

düşünce ve hesaplardan uzak olduğu zamanlarda, ilim tahsil etmeye

yönelmelisin. Ondan sonradır ki helâlinden mal kazanmaya bakıp daha

sonra evlenmelisin. Çünkü daha sonra hanımın ve çocukların aklını

çelebilir, elinde bir sanatın olmadan neylersin?

Yanına bırakılan emaneti sâhibine verip doğru yola gidesin ve bütün

insanların hayrını isteyip elinden geldiğince herkese nasihat edesin. İnsanlar

senin davranışlarına meyledip seninle beraber olmayı arzuladığında

sohbetlerine gidesin. Meclislerinde insanları ve nefsini hoş tutup

ağırlayarak ilmî konuları müzakere edesin. Ta ki sen onların nazarında

gönüllerin sevgilisi olup hepsini de âhiret yoluna doğru çekip götüresin.

Sakın ola ki avâma dinin aslî konularını kelâmî metodlarla anlatmayasın.

Ta ki seni taklit ederek, kelâm ilmi onlara bir meşguliyet kapısı olmasın.

Avâmdan ham kişiler o derin deryaya dalmasın. Sana bir fetvâ sormak üzere

gelen olursa, sadece sorduğu konuda kendisine cevap verip buna başka bir

şey [384/b] ilave etmeyesin. Böylece onun sorusunun cevabı seni

karışıklığa sevk etmesin (verdiğin asıl mesaj, tâlî meseleler arasında

kaybolmasın.) Çeşitli ilim dalları ve teknik terimlerle soru sahibinin aklı

karışmasın. Eğer on yıl kitapsız ve elbisesiz kalsan, yine de ilimden yüz

çevirmeyesin. İlimden yüz çevirmen sebebiyle geçim darlığına düşmeyesin.

Kendi öğrencilerine ülfet ve şefkatin (her zaman) en üst seviyede olsun.

Ta ki her taleben, senin kendisini oğlun gibi sevdiğini bilsin. Böylece ilim

öğrenmeye olan iştiyak ve gayretleri günden güne artsın. Seninle tartışmak

için konuşan avâm ve sokak adamlarıyla konuşmayasın. Ta ki avâmdan

önüne gelenle konuşmakla yüzün suyu dökülmesin.

Hakkı söyleme konusunda kimseden çekinmeyesin. Karşındaki sultan

olsa bile, onun (makamı) heybetinden çekinmeyesin. Senin ibadetin

herkesin ibadetinden çok olsun. Ta ki onlar senin ibadete yönelmeni kendi

amellerinden çok görmedikleri için, ibadete rağbetinin azlığına yormakla,

inançlarına bir zayıflık gelmesin.

Bir gün olur da âlimleri bulunan bir memlekete girersen, kendini onlardan

biri gibi görmelisin. Böylece onların makam ve mevkilerine tâlip

olmadığını bilerek senden emin olurlar. Sen de onlardan gelebilecek

tehlikelerden kurtulmuş olursun. Aksi takdirde hepsi üzerine hücum ederler,

senin görüşlerine karşı durup seni kötülerler. Bu durumda avâm da sana

küçümseyerek bakar ve kendi âlimlerinin izince giderler. Sen onların

hepsinin nazarında hiçbir işe yaramaz kötü bir kişi kabul edilirsin. Eğer o

memleketin âlimleri kalkıp yanına gelirler, senden bir fetvâ sorarlarsa,

onlarla münazara ve münakaşa edip tartışmaya girmeyesin. Onlara

(münazara konusu meselede) açıkça delil olmayan bir şeyi söyleyip ileri

sürmeyesin. Onların ileri sürdüğü delile müdâhale etmeyesin, âlimlerden

sakınasın ve avâmdan da gâfil olmayasın. Zâhirin bütünüyle Allah için

olduğu gibi, bâtının da tamamen O’nun için olsun. Ta ki içini ve dışını bir

eyleyip kendin sırf Allah için olasın. Eğer yönetici sana uygun olmayan bir

makam teklif ederse, onu sana ilmin için verdiğini bilmedikçe kabul

etmeyesin. Sakın ola ki imtihan meclisinde korku ve endişe ile söz

söylemeyesin. Çünkü o, sağlıklı akıl yürütmeye engel teşkil eder, lisâna

za’fiyet ve hatta kekemelik ârız eder.

Sakın ola ki çok gülmeyesin. Çünkü o kalbi öldürür, tatlılığını bitirir.

Vakarla ve âheste yürüyesin. Bütün işlerinde acele davranmayıp ihtiyat ve

akıl ile iş göresin. Seni ardından çağırana dönüp cevap vermeyesin. Çünkü

ancak hayvanlar geriden çağrılır, bunu kendine lâyık görmeyesin.

Konuşurken sesini çok yükselterek bağırıp çağırmayasın. Ancak

muhatabının duyacağı bir sesle yavaşça söyleyesin. Kendin için susmayı, az

konuşmayı ve az hareket etmeyi âdet edinesin. Ta ki senin sabır ve sebatını

halkın hepsi bilsinler. İnsanlar içinde Allah’ı çok zikreyle ki onu senden

öğrensinler. Beş vakit namazı (imamın) ardınca edâ etmeyi kendine vird

edin ki (başka hiçbir yerde, hiçbir vesileyle yapamadıysan bile) orada

Kur’ân okuyup Allah’ı zikrederek şükretmiş olasın.

Her ayın belli günlerinde oruçlu olasın. Böylece nefsine sahip ve hakim

olup (sahip olduğun) ilmi korumaya almış ve ilminin iki cihanda faydasını

görmüş olasın. Kendin alış veriş etmeyip işlerini bir hizmetliye

ısmarlayasın ki o senin mutemedin olsun. İnsanlarla olan işlerini o

görüversin. Elinde bulunan dünya [385/a] nimetine ve sahip olduğun

uzuvların sıhhatli bulunmasına itimat ve itibar etmeyesin. Ta ki onların

hepsinden (nasıl ve nerede kullandığına dair) sorguya çekildiğinde

ümitsizliğe kapılmayasın. Hizmetine tüysüz oğlanlar almayasın ki halkın

diline düşmeyesin.

Eğer sultan seni kendi yakınları (danışmanları) arasına alırsa, bu

yakınlığından halkı haberdar etmeyesin. Ta ki iki suyun arasında

kalmayasın. Çünkü sultana yakınlığını bildirdiğinde, halkın hâcet kapısı

haline gelirsin. Bütün ihtiyaçları görmeyi üzerine alırsan, bu kez sultanın

gözünden düşersin, hatta hakarete uğrarsın. Eğer sana arz edilen hacetleri

umursamazsan, bu takdirde halkın seni (burnu büyüdü diyerek) ayıplaması

ve küsmesi gibi sıkıntılarla karşılaşırsın.

Mümkün oldukça halkın ayıp ve kusurlarını örtüp isabet ettiklerine (takdir

ederek) tâbi olasın. Eğer bir kimseden kötülük gördüysen, onu o

davranışıyla anmayıp yapmış olduğu bir iyiliği bulup onunla anmalısın.

Şayet yaptığı kötülük dine ait işlerdense, bunu halka duyurup (bu konuda)

kendisine uymamalarını tembih edesin. Nitekim Hazret-i Habîb-i Ekrem

(s.a.v.); “Makam, mevki sahibi olsa da, fâciri(n günahkarlığını) insanlara

söyleyiniz ki ondan sakınsınlar” buyurmuş ve Hak tealanın dinin

koruyucusu ve yardımcısı olduğunu duyurmuştur. Şu halde eğer sen,

makam sâhibi bir kişinin yaşantısında dinin esasına ait bir konuda gördüğün

yanlışı insanlara bildirirsen, Hak teala elbette senin yardımcın olur ve halk

senin duruşundan heybet alır; ne kimse din işlerinde bid’at çıkarmaya

cesaret edebilir ne de o makam sahibinin hatası öylece kalır.

Ne zaman ki sultanın ilme (dine) uygun olmayan bir iş işlediğini

görürsen, bunu ona itaat çerçevesinde mülayim sözlerle söyleyesin. Çünkü

onun eli senin elinden kuvvetlidir. Bu durumda bir sözü ancak bir kere

söylemekle yetinmelisin. Eğer o makam sahibi, söz konusu hatasını

gıyâbında söyleyip işittirmekle senden mehâbet almayıp o hatayı yine

işleyip terk etmediyse, bu takdirde onun makamına varıp kendisiyle bir

tenhâ vakitte görüşüp yumuşak ve tatlı sözlerle nasihat etmelisin. Eğer

bid’atı sahiplenmede ısrar ederse, onunla münazara edip Kitap ve sünnetten

hatırına gelen delilleri söyleyesin. Kabul ederse ne âlâ, aksi takdirde onu

gazaplandırmadan hatasından sakındırasın.

Ölümü unutmayıp üstâdların için Allah’tan rahmet ve mağfiret dileyesin.

Kur’ân okumaya devam edesin ve kabirleri ziyaret edesin. Zamanındaki

mübarek zâtları (meşâyih-i kirâm) ve mübarek mekânları çokça ziyaret

edesin. Avâmın sana arz eyledikleri meseleleri; enbiyâ ve evliyâ

menkıbelerini, sâlih zâtlarla ilgili sözlerini, mescidlerde, evlerde kabirlerde

gördükleri birtakım halleri ve rüyaları anlatmalarını hoş karşılayıp

dinleyesin.

Küfür ve bid’at ehlinden bir kimse ile oturup konuşmayasın. Mümkünse

onları dîne davet edesin. Aksi takdirde küfür, eğlence ve isyan olan bir

meclise gitmeyesin. Müezzin ezan okuduğunda (mutlaka) uyanık ve

(namaza) hazır bulunmalısın. Böylece herkesten önce mescide varmış

olasın.

Yöneticinin evi civârında ikamet etmeyesin. Komşuda gördüğün ayıp bir

emanettir; onu hemen örtüp kimsenin sırrını kimseye söylemeyesin. Her

kim ki bir işinde sana danışırsa, ona hakikatı işaret edip o tarafa doğru

çekmelisin. Seni Mevlâ’ya yakın kılan amellere yönelmesini ona işaret

etmelisin.

Bu tavsiyelerimi can kulağıyla dinleyip kabul edesin ki bunlardan hem

dünyada hem âhirette faydalanasın. Böylece Hakk’ın yardımını yanında

bulasın. Sakın Allah uğruna sarf edeceğin bir yerde cimrilik etme ki buğz

edilenlerden olmayasın. Aç gözlü (tamahkâr) ve yalancı olma ki insanlıktan

uzak kalmayasın. Hakkı bâtıla katma ki ihanet görmeyesin. Bütün işlerinde

yiğitliği (mürüvvet) gözetmelisin. Darlıkta ve bollukta beyaz elbise giyip

müstağnî görünmelisin. Eğer fakir düşersen, kimseye ihtiyacını arz

etmeyesin. Dünya dizginine [385/b] hırs ile rağbet edip açgözlülük semtine

gitmeyesin. Hedefini yüksek tutup alçakta kalmayasın. Ta ki himmetin

azlığı sebebiyle, hürmetsiz kalmayasın. Yolda yürürken sağa sola bakmayıp

önüne bakasın. Hamama gidersen, ücret konusunda hamamcıyla pazarlık

etmeyip herkesten önce ve cömertçe ücretini ödeyesin. Hamamdakiler

nazarında mürüvvetini gösterip onlardan saygı göresin.

Bir şeyler alıp satmak için kendin atölye ve fabrikaya gitmeyesin. Elinle

hubûbat ölçüp para saymayasın. İlim ehli yanında zelil olan dünyayı alçak

tutasın. Ta ki Hak teala katında dünyadan üstün ve bâki olan devlete erişmiş

olasın. Dünyalık işlerini yürütmek üzere sâdık bir vekil bulasın. Ta ki o

senin ihtiyaçlarını hazır etsin, sen de ilim ve amele rağbet edebilesin.

Sakın ola ki mecnûnlarla bir söz söylemeyesin. İlim ehli olup da,

meseleleri

delillendirme

ve

münazara

konusunda

yeterli

bilgisi

olmayanlarla ve makam mevki elde etmek için gündemdeki meselelerin

tartışmasına dalanlarla konuşmayasın. Çünkü onlar senden çekinmezler,

bilakis bilgisiz olduğunu ortaya koyarak seni susturmaya çalışırlar. Senin

hakikat üzere olduğunu kesinlike bilseler bile yine de sana karşı çıkarlar.

Eğer önemli kişilerin (âyân ve ekâbir) bulunduğu bir meclise girersen,

buyur edilmedikçe başköşeye geçip oturmayasın. Bir cemaat içinde

bulunursan, onlar sana saygı gösterip imâmet için öne geçmeye buyur

etmedikçe kendiliğinden öne geçmeyesin.

Güneş doğmadan önce ve öğle vaktinde hamama gitmeyesin. Kadınların

ve çocukların çokça bulunduğu mesire yerlerinde durmayasın. Günah

işlenen ve boş sözler konuşulan meclislere gitmeyesin. Ta ki onlarla günaha

ortak olup da ihanet görmeyesin. Sakın ola ki ilim meclisinde

öfkelenmeyesin ve tekzip edilmeye müsâit hikâyeleri halka anlatmayasın.

Ne zaman ki ilim ehlinden biri için bir toplantı yapmayı arzu edersen; bir

bak, orası fıkhî meselelerin müzakere edildiği bir toplantı ise kendin

gidersin ve orada bildiğin hakikatleri ifade edersin. Böylece halk onu âlim

sanıp da onun (söylediklerine) aldanmasınlar. Senin orada bulunmanla

(artık) şüphede kalmasınlar. Eğer o şahsın söylediği fetvâya uygun ise, onu

o mecliste söyleyesin. Fetvâya uygun değilse senin huzurunda öğrenmiş

gibi olmaması için, sen oradan kalkıp gidesin. Belki onun yanında bir

öğrencini dinleyici bırakasın. Böylece ondan onun sözünün mahiyetini ve

ilmî seviyesini haber alırsın.

Bid’atlerin karıştığı zikir meclislerinde hazır bulunmayasın. Kendi

öğrencinin va’z verdiği yerde oturup onu etki altına almayasın. Hattâ (böyle

yapmakla) güvendiğin mahalle halkını ve ahaliyi kandırmış olursun.

Dostlarından birini öğrencinin va’zına dinleyici olarak gönderirsin. Nikâh

kıymak, cenaze, bayram ve Cuma namazlarını kıldırmak gibi işleri Cuma

hatibine bırakıp bu gibi şeylere kendini katmayasın.

Anne babanı ve üstâdını hayır dualarında unutmayasın. Bu öğütlerimizi

bizden cân u gönülle kabul edesin. Çünkü bunları senin ve herkesin iyiliği

için vasiyet eyledim; bu yolda gidesin. Böylece halkı Hakk’a yöneltip âhiret

semtine gidesin.

Beyt

Maksûdun eger dîn ise dünyâdan geç

Allâh’a yönel cümle-i eşyâdan geç

Günümüz Türkçesiyle

Eğer maksadın din ise, dünyadan geç. Allah’a yönel, bütün eşyadan geç.