BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Değerli âlimlerin ve büyük fakihlerin zahirî işlerindeki nizamını, avâm
arasına karıştıkları sırada riâyet ettikleri adet ve geleneklerini tamamıyla
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki İmâm-ı A’zam Ebû Hanife (rh.a.) ikinci imam
Ebû Yusuf (rh.a) hazretlerinin aklî seviyesinin yüksekliğini, güzel
hasletlerini, latif sözlerini ve halkın ona olan teveccühünü görünce, önemli
bütün zâhirî işlerin tedvînini ona bırakıp insanlarla iyi ilişkiler kurmayı
(merâsim ve âdet-i seniyye) ana hatlarıyla ona öğretip vasiyet ederek
demiştir ki:
“Ey Yakub! Vilayetin valisine itaat edip hürmet edesin. Yöneticilerin
yanına onların şânına yakışır bir şekilde gidesin. Sakın onların huzurunda
yalan söylemeyesin. Seni, ilmî bir konuya açıklık getirmek üzere yanlarına
çağırmadıkça her zaman onların ziyaretine gitmeyesin. Çünkü sen onların
yanına çok gidersen, kendi kıymetini muhakkak onların nazarında
düşürmüş olursun. Şu halde sen, yöneticilere ateş muamelesi edesin. Yâni
onlardan faydalanıp ırak olasın. Çünkü onlar kendi nefisleri hakkında
düşündüğünü başkaları için düşünmezler, bunu bilesin. Sakın ola ki yönetici
huzurunda ilmî konulardan çokça söz açmayasın. Ta ki onun yanında
kendini övmekten mahçup olup onun çevresi nazarında cahil olarak
bilinmeyesin.
Çünkü o senin sözlerini alıp çevresine söyler, onlara kendini senden
bilgili gösterip seni halkın nazarında küçük düşürür. Onun huzurunda kendi
kadrini ve başkasının kıymetini bilesin. Ta ki ne başkasından zarar göresin
ne de yönetici nazarında itibarını yitirmiş olasın. Yöneticinin yanında
tanımadığın bir âlim varken içeri girmeyesin. Eğer o senden üstün ise onun
önüne geçmekle zararını görmeyesin ve eğer ilmî seviyesi senden aşağı ise
onu küçük düşürdüğün için yöneticinin hakaretine mâruz kalmayasın.
Eğer yönetici sana bir devlet görevi verdiyse, senin verdiğin hükümlerden
râzı olup ilmine güvendiğini bilmedikçe o vazifeyi kabul etmeyesin. Ta ki
devlet idaresinde başkasının görüşüne uymaya mecbur kalmayasın. Eğer
yöneticinin yakını olduysan, ancak ona yakın durup bütün çevresinden uzak
olasın. Böylece onun nazarında mevkiin ve kendi kıymetinle muhterem
kalasın. Sakın ola ki avâm ile tüccara, sorduklarından başka bir cevap
vermeyesin. Avâm ve tüccar ile ilmihallerinden başka bir mevzu üzerine
konuşmayasın. Ta ki senin mala sevgin ve rağbetin olduğunu düşünmesinler
ve hakkında sû-i zanda bulunup da rüşvet almayı sana yakıştırmasınlar.
Avâmdan biriyle karşılaştığında gülmeyesin, tebessüm bile etmeyesin.
Pazar ihtiyaçlarını görmek için çarşıya çok gidip gelmeyesin. Genç
oğlanlarla konuşup da fitneye sebep olmayasın. Ama küçük çocuklarla ve
yetimlerle tebessüm ederek güleryüzle konuşmalısın. Onlara şefkat gösterip
başlarını okşayarak güzel söz söyleyesin.
Avâmdan ihtiyar kişilerle yolda beraber yürümeyesin. Ta ki onları öne
geçirmekle ilmini, geri kalmakla da [384/a] pîrini tahkîr etmiş olmayasın.
“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize hürmet etmeyen bizden
değildir” [290] hadis-i şerifi(ndeki ikazın ezikliği) altında kalmış olmayasın.
İnsanların gelip geçtiği yol üzerinde durup oturmayasın. Eğer oturmak
gerekirse, cami avlularından başka yerde oturup eğleşmeyesin. Mescidlerde
ve çarşılarda ekmek yemeyesin. Musluklardan ve saka elinden su
içmeyesin. Dükkânlarda oturmak için çarşıya gitmeyesin. Dîbâc (Canfes)
misali ipek elbise giymeyesin. Ta ki asıl gayesi nefsi korumak olan elbise
vesilesiyle kendini beğenme ve kibirlilik batağına batmayasın.
Kendi hanımıyla yatağı içinde iken başka işleri ve başka kadınları
konuşmayasın. Onu çok da fazla okşayıp öpüp kucaklamayasın. Ancak ona
lâzım olan sözleri güleryüzle özetle söyleyip bitiresin. (Yatakta) biraz
oynaşmadan sonra besmele ile yaklaşasın. Ta ki o senden çok yüz bulmasın.
Varıp da yabancı erkekleri diline dolamasın.
Gücün yettikçe eve, anası veya babası olan kadını almayasın. Ta ki
onların dillerinde kalmayasın. Meğer akrabasıyla görüşmemek şartıyla
almış olasın. Olur ki o zaman bir şekilde rahat edersin. Çünkü kadının malı
olursa, babası ve annesi onu kendisinin bilirler. Kızlarının elinde o malı
emanet olarak görürler. Kız babası evine gitmezse, kocasıyla birlikte rahat
ederler.
Sakın ola ki iç güveyi olup da hanımın babası evinde durmayasın. Hür
iken esir olup da malını halka vermeyesin. Sakın oğlu veya kızı olan kadını
alma, gülemezsin. Çünkü sen onun nazarında evlâdından azîz olamazsın.
Öyle bir kadın bütün malını onlar için biriktirir, senin malından da çalar,
bilemezsin. Sakın ola ki iki kadın almayasın. Eğer şaşırıp da aldıysan,
ikisiyle bir evde kalmayasın. Çalışıp kazanmaya gücün olduğunu
bilmedikçe evlenmeyesin. Önce ilim öğren, sonra helâlinden mal
biriktirmeye bak ve ondan sonra evlen ki ilim öğrenme çağında iken çalışıp
kazanmakla meşgul olarak ilimden mahrum kalmayasın. Çünkü servet
sahibi olmak kadınlarla evlenmeye ve hizmetçiler edinmeye sebep olur ve
ilim tahsil etmeden önce dünya işleriyle uğraşarak kadınlarla meşgul olup
böylece (en değerli vakitlerini kalıcı olmayan şeyler uğruna) boşa harcamış
olursun. Çoluk çocuğa karışıp aile fertlerinin sayısı çoğaldıkça, ilim
tahsilini bütünüyle terk edip onların işlerini yoluna koyma cihetine gidersin.
İlk önce, gençliğin ilk yıllarında kalbin (dünya işleriyle ilgili) çeşitli
düşünce ve hesaplardan uzak olduğu zamanlarda, ilim tahsil etmeye
yönelmelisin. Ondan sonradır ki helâlinden mal kazanmaya bakıp daha
sonra evlenmelisin. Çünkü daha sonra hanımın ve çocukların aklını
çelebilir, elinde bir sanatın olmadan neylersin?
Yanına bırakılan emaneti sâhibine verip doğru yola gidesin ve bütün
insanların hayrını isteyip elinden geldiğince herkese nasihat edesin. İnsanlar
senin davranışlarına meyledip seninle beraber olmayı arzuladığında
sohbetlerine gidesin. Meclislerinde insanları ve nefsini hoş tutup
ağırlayarak ilmî konuları müzakere edesin. Ta ki sen onların nazarında
gönüllerin sevgilisi olup hepsini de âhiret yoluna doğru çekip götüresin.
Sakın ola ki avâma dinin aslî konularını kelâmî metodlarla anlatmayasın.
Ta ki seni taklit ederek, kelâm ilmi onlara bir meşguliyet kapısı olmasın.
Avâmdan ham kişiler o derin deryaya dalmasın. Sana bir fetvâ sormak üzere
gelen olursa, sadece sorduğu konuda kendisine cevap verip buna başka bir
şey [384/b] ilave etmeyesin. Böylece onun sorusunun cevabı seni
karışıklığa sevk etmesin (verdiğin asıl mesaj, tâlî meseleler arasında
kaybolmasın.) Çeşitli ilim dalları ve teknik terimlerle soru sahibinin aklı
karışmasın. Eğer on yıl kitapsız ve elbisesiz kalsan, yine de ilimden yüz
çevirmeyesin. İlimden yüz çevirmen sebebiyle geçim darlığına düşmeyesin.
Kendi öğrencilerine ülfet ve şefkatin (her zaman) en üst seviyede olsun.
Ta ki her taleben, senin kendisini oğlun gibi sevdiğini bilsin. Böylece ilim
öğrenmeye olan iştiyak ve gayretleri günden güne artsın. Seninle tartışmak
için konuşan avâm ve sokak adamlarıyla konuşmayasın. Ta ki avâmdan
önüne gelenle konuşmakla yüzün suyu dökülmesin.
Hakkı söyleme konusunda kimseden çekinmeyesin. Karşındaki sultan
olsa bile, onun (makamı) heybetinden çekinmeyesin. Senin ibadetin
herkesin ibadetinden çok olsun. Ta ki onlar senin ibadete yönelmeni kendi
amellerinden çok görmedikleri için, ibadete rağbetinin azlığına yormakla,
inançlarına bir zayıflık gelmesin.
Bir gün olur da âlimleri bulunan bir memlekete girersen, kendini onlardan
biri gibi görmelisin. Böylece onların makam ve mevkilerine tâlip
olmadığını bilerek senden emin olurlar. Sen de onlardan gelebilecek
tehlikelerden kurtulmuş olursun. Aksi takdirde hepsi üzerine hücum ederler,
senin görüşlerine karşı durup seni kötülerler. Bu durumda avâm da sana
küçümseyerek bakar ve kendi âlimlerinin izince giderler. Sen onların
hepsinin nazarında hiçbir işe yaramaz kötü bir kişi kabul edilirsin. Eğer o
memleketin âlimleri kalkıp yanına gelirler, senden bir fetvâ sorarlarsa,
onlarla münazara ve münakaşa edip tartışmaya girmeyesin. Onlara
(münazara konusu meselede) açıkça delil olmayan bir şeyi söyleyip ileri
sürmeyesin. Onların ileri sürdüğü delile müdâhale etmeyesin, âlimlerden
sakınasın ve avâmdan da gâfil olmayasın. Zâhirin bütünüyle Allah için
olduğu gibi, bâtının da tamamen O’nun için olsun. Ta ki içini ve dışını bir
eyleyip kendin sırf Allah için olasın. Eğer yönetici sana uygun olmayan bir
makam teklif ederse, onu sana ilmin için verdiğini bilmedikçe kabul
etmeyesin. Sakın ola ki imtihan meclisinde korku ve endişe ile söz
söylemeyesin. Çünkü o, sağlıklı akıl yürütmeye engel teşkil eder, lisâna
za’fiyet ve hatta kekemelik ârız eder.
Sakın ola ki çok gülmeyesin. Çünkü o kalbi öldürür, tatlılığını bitirir.
Vakarla ve âheste yürüyesin. Bütün işlerinde acele davranmayıp ihtiyat ve
akıl ile iş göresin. Seni ardından çağırana dönüp cevap vermeyesin. Çünkü
ancak hayvanlar geriden çağrılır, bunu kendine lâyık görmeyesin.
Konuşurken sesini çok yükselterek bağırıp çağırmayasın. Ancak
muhatabının duyacağı bir sesle yavaşça söyleyesin. Kendin için susmayı, az
konuşmayı ve az hareket etmeyi âdet edinesin. Ta ki senin sabır ve sebatını
halkın hepsi bilsinler. İnsanlar içinde Allah’ı çok zikreyle ki onu senden
öğrensinler. Beş vakit namazı (imamın) ardınca edâ etmeyi kendine vird
edin ki (başka hiçbir yerde, hiçbir vesileyle yapamadıysan bile) orada
Kur’ân okuyup Allah’ı zikrederek şükretmiş olasın.
Her ayın belli günlerinde oruçlu olasın. Böylece nefsine sahip ve hakim
olup (sahip olduğun) ilmi korumaya almış ve ilminin iki cihanda faydasını
görmüş olasın. Kendin alış veriş etmeyip işlerini bir hizmetliye
ısmarlayasın ki o senin mutemedin olsun. İnsanlarla olan işlerini o
görüversin. Elinde bulunan dünya [385/a] nimetine ve sahip olduğun
uzuvların sıhhatli bulunmasına itimat ve itibar etmeyesin. Ta ki onların
hepsinden (nasıl ve nerede kullandığına dair) sorguya çekildiğinde
ümitsizliğe kapılmayasın. Hizmetine tüysüz oğlanlar almayasın ki halkın
diline düşmeyesin.
Eğer sultan seni kendi yakınları (danışmanları) arasına alırsa, bu
yakınlığından halkı haberdar etmeyesin. Ta ki iki suyun arasında
kalmayasın. Çünkü sultana yakınlığını bildirdiğinde, halkın hâcet kapısı
haline gelirsin. Bütün ihtiyaçları görmeyi üzerine alırsan, bu kez sultanın
gözünden düşersin, hatta hakarete uğrarsın. Eğer sana arz edilen hacetleri
umursamazsan, bu takdirde halkın seni (burnu büyüdü diyerek) ayıplaması
ve küsmesi gibi sıkıntılarla karşılaşırsın.
Mümkün oldukça halkın ayıp ve kusurlarını örtüp isabet ettiklerine (takdir
ederek) tâbi olasın. Eğer bir kimseden kötülük gördüysen, onu o
davranışıyla anmayıp yapmış olduğu bir iyiliği bulup onunla anmalısın.
Şayet yaptığı kötülük dine ait işlerdense, bunu halka duyurup (bu konuda)
kendisine uymamalarını tembih edesin. Nitekim Hazret-i Habîb-i Ekrem
(s.a.v.); “Makam, mevki sahibi olsa da, fâciri(n günahkarlığını) insanlara
söyleyiniz ki ondan sakınsınlar” buyurmuş ve Hak tealanın dinin
koruyucusu ve yardımcısı olduğunu duyurmuştur. Şu halde eğer sen,
makam sâhibi bir kişinin yaşantısında dinin esasına ait bir konuda gördüğün
yanlışı insanlara bildirirsen, Hak teala elbette senin yardımcın olur ve halk
senin duruşundan heybet alır; ne kimse din işlerinde bid’at çıkarmaya
cesaret edebilir ne de o makam sahibinin hatası öylece kalır.
Ne zaman ki sultanın ilme (dine) uygun olmayan bir iş işlediğini
görürsen, bunu ona itaat çerçevesinde mülayim sözlerle söyleyesin. Çünkü
onun eli senin elinden kuvvetlidir. Bu durumda bir sözü ancak bir kere
söylemekle yetinmelisin. Eğer o makam sahibi, söz konusu hatasını
gıyâbında söyleyip işittirmekle senden mehâbet almayıp o hatayı yine
işleyip terk etmediyse, bu takdirde onun makamına varıp kendisiyle bir
tenhâ vakitte görüşüp yumuşak ve tatlı sözlerle nasihat etmelisin. Eğer
bid’atı sahiplenmede ısrar ederse, onunla münazara edip Kitap ve sünnetten
hatırına gelen delilleri söyleyesin. Kabul ederse ne âlâ, aksi takdirde onu
gazaplandırmadan hatasından sakındırasın.
Ölümü unutmayıp üstâdların için Allah’tan rahmet ve mağfiret dileyesin.
Kur’ân okumaya devam edesin ve kabirleri ziyaret edesin. Zamanındaki
mübarek zâtları (meşâyih-i kirâm) ve mübarek mekânları çokça ziyaret
edesin. Avâmın sana arz eyledikleri meseleleri; enbiyâ ve evliyâ
menkıbelerini, sâlih zâtlarla ilgili sözlerini, mescidlerde, evlerde kabirlerde
gördükleri birtakım halleri ve rüyaları anlatmalarını hoş karşılayıp
dinleyesin.
Küfür ve bid’at ehlinden bir kimse ile oturup konuşmayasın. Mümkünse
onları dîne davet edesin. Aksi takdirde küfür, eğlence ve isyan olan bir
meclise gitmeyesin. Müezzin ezan okuduğunda (mutlaka) uyanık ve
(namaza) hazır bulunmalısın. Böylece herkesten önce mescide varmış
olasın.
Yöneticinin evi civârında ikamet etmeyesin. Komşuda gördüğün ayıp bir
emanettir; onu hemen örtüp kimsenin sırrını kimseye söylemeyesin. Her
kim ki bir işinde sana danışırsa, ona hakikatı işaret edip o tarafa doğru
çekmelisin. Seni Mevlâ’ya yakın kılan amellere yönelmesini ona işaret
etmelisin.
Bu tavsiyelerimi can kulağıyla dinleyip kabul edesin ki bunlardan hem
dünyada hem âhirette faydalanasın. Böylece Hakk’ın yardımını yanında
bulasın. Sakın Allah uğruna sarf edeceğin bir yerde cimrilik etme ki buğz
edilenlerden olmayasın. Aç gözlü (tamahkâr) ve yalancı olma ki insanlıktan
uzak kalmayasın. Hakkı bâtıla katma ki ihanet görmeyesin. Bütün işlerinde
yiğitliği (mürüvvet) gözetmelisin. Darlıkta ve bollukta beyaz elbise giyip
müstağnî görünmelisin. Eğer fakir düşersen, kimseye ihtiyacını arz
etmeyesin. Dünya dizginine [385/b] hırs ile rağbet edip açgözlülük semtine
gitmeyesin. Hedefini yüksek tutup alçakta kalmayasın. Ta ki himmetin
azlığı sebebiyle, hürmetsiz kalmayasın. Yolda yürürken sağa sola bakmayıp
önüne bakasın. Hamama gidersen, ücret konusunda hamamcıyla pazarlık
etmeyip herkesten önce ve cömertçe ücretini ödeyesin. Hamamdakiler
nazarında mürüvvetini gösterip onlardan saygı göresin.
Bir şeyler alıp satmak için kendin atölye ve fabrikaya gitmeyesin. Elinle
hubûbat ölçüp para saymayasın. İlim ehli yanında zelil olan dünyayı alçak
tutasın. Ta ki Hak teala katında dünyadan üstün ve bâki olan devlete erişmiş
olasın. Dünyalık işlerini yürütmek üzere sâdık bir vekil bulasın. Ta ki o
senin ihtiyaçlarını hazır etsin, sen de ilim ve amele rağbet edebilesin.
Sakın ola ki mecnûnlarla bir söz söylemeyesin. İlim ehli olup da,
meseleleri
delillendirme
ve
münazara
konusunda
yeterli
bilgisi
olmayanlarla ve makam mevki elde etmek için gündemdeki meselelerin
tartışmasına dalanlarla konuşmayasın. Çünkü onlar senden çekinmezler,
bilakis bilgisiz olduğunu ortaya koyarak seni susturmaya çalışırlar. Senin
hakikat üzere olduğunu kesinlike bilseler bile yine de sana karşı çıkarlar.
Eğer önemli kişilerin (âyân ve ekâbir) bulunduğu bir meclise girersen,
buyur edilmedikçe başköşeye geçip oturmayasın. Bir cemaat içinde
bulunursan, onlar sana saygı gösterip imâmet için öne geçmeye buyur
etmedikçe kendiliğinden öne geçmeyesin.
Güneş doğmadan önce ve öğle vaktinde hamama gitmeyesin. Kadınların
ve çocukların çokça bulunduğu mesire yerlerinde durmayasın. Günah
işlenen ve boş sözler konuşulan meclislere gitmeyesin. Ta ki onlarla günaha
ortak olup da ihanet görmeyesin. Sakın ola ki ilim meclisinde
öfkelenmeyesin ve tekzip edilmeye müsâit hikâyeleri halka anlatmayasın.
Ne zaman ki ilim ehlinden biri için bir toplantı yapmayı arzu edersen; bir
bak, orası fıkhî meselelerin müzakere edildiği bir toplantı ise kendin
gidersin ve orada bildiğin hakikatleri ifade edersin. Böylece halk onu âlim
sanıp da onun (söylediklerine) aldanmasınlar. Senin orada bulunmanla
(artık) şüphede kalmasınlar. Eğer o şahsın söylediği fetvâya uygun ise, onu
o mecliste söyleyesin. Fetvâya uygun değilse senin huzurunda öğrenmiş
gibi olmaması için, sen oradan kalkıp gidesin. Belki onun yanında bir
öğrencini dinleyici bırakasın. Böylece ondan onun sözünün mahiyetini ve
ilmî seviyesini haber alırsın.
Bid’atlerin karıştığı zikir meclislerinde hazır bulunmayasın. Kendi
öğrencinin va’z verdiği yerde oturup onu etki altına almayasın. Hattâ (böyle
yapmakla) güvendiğin mahalle halkını ve ahaliyi kandırmış olursun.
Dostlarından birini öğrencinin va’zına dinleyici olarak gönderirsin. Nikâh
kıymak, cenaze, bayram ve Cuma namazlarını kıldırmak gibi işleri Cuma
hatibine bırakıp bu gibi şeylere kendini katmayasın.
Anne babanı ve üstâdını hayır dualarında unutmayasın. Bu öğütlerimizi
bizden cân u gönülle kabul edesin. Çünkü bunları senin ve herkesin iyiliği
için vasiyet eyledim; bu yolda gidesin. Böylece halkı Hakk’a yöneltip âhiret
semtine gidesin.
Beyt
Maksûdun eger dîn ise dünyâdan geç
Allâh’a yönel cümle-i eşyâdan geç
Günümüz Türkçesiyle
Eğer maksadın din ise, dünyadan geç. Allah’a yönel, bütün eşyadan geç.

