ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Dil ile zikrin en son alâmetlerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dâimî zikir
melekût âleminin hayret verici gerçeklerinin anahtarı ve lâhût [344]
makãmının yakınlığıdır. Dâimî zikir, sadece dil ve kalp ile yapılan zikir
değildir. Bilakis, zikredenin daima kendi kalbine bağlı kalması ve onun
hizmetkârı olması lazımdır. Böylece kalbini halka meyletmekten ve
düşmanlıktan, geçmiş ve gelecek düşüncelerinden muhafaza etmesi; işlerini
idare edip düzene koymakla ilgili düşüncelerden korumuş olmasıdır ki,
sonuçta hâli temiz ve sâde olsun. Her zaman dikkatini Hak tealaya yöneltip
(murâkabe [345] ) O’nun yüce huzurunda emrine hâzır olsun. O’nun zikri ve
fikriyle dolu olsun. Zâkir, şeytanî ve nefsanî dürtüleri (havâtır [346] ) giderip
Allah’ın zikri cilâsıyla kalbine cilâ vermelidir. Hatta kalp temizliğinden
(tasfiye) önce İslâm inanç esaslarına ve namaz bilgilerine yoğunlaşıp diğer
aklî ve hissî meselelerle meşgul olmamalı ve onlara ilgi duymamalı şeytanî
ve nefsanî dürtüleri giderip huzur ve murâkabeye ermelidir.
Çünkü bir kimse eskilerin ve yenilerin bildiği bütün ilimleri öğrense bile,
ömrünün son anında hiçbir bilgi ona fayda vermeyip hepsi aklından çıkıp
gider. Eğer bir kimse huzura erişmiş bir ruha sahip olup Hakk’ın gerçek
birliği âlemine (daire-i vahdet) ayak basmış olsa, o Hakk’ın gerçek birliği
olan huzurdur ki ölüm hâlinde onunla kalıp ona yardımcı olur. Öyleyse her
zaman dikkatli bir şekilde kalbin hâllerini (vukuf-ı kalbî [347] ) bilmek
lâzımdır. Çünkü Hakk’a yakınlığın huzurunu bulmak her ârife gereklidir.
Rübâî
Ey hâce be-kûy-ı ehl-i dil menzil kon
Der-pehlû-yi çep-i hîş dilî hâsıl kon
Hâhî ki be-bîni roh-i ma‘şûk-ı ezel
Âyîne-i to dil-est rû der-dil kon
Rübâî (nin tercümesi)
Ey efendi, gönül ehlinin sokağına yerleş, sol tarafında yeni bir gönül elde
et. Sen, Ezelî sevgili Hak Teala’nın cemâlini görmek istersen, gönlün
aynadır, gönlüne nazar et.
Zâkir dâimî zikir ile öyle bir makãma ulaşır ki kalbine Hakk’ın katından
gelen bilgiler (ilm-i ledünnî) [348] açılıp onlara sarılır ve onlardan lezzet alır.
Eğer kendisine Hakk’ın cezbesi [349] erişmediyse o ilimler ile kalır, ileriye
gidemez. Fakat Hak teala sâdık zâkire doğru yolu gösterip onu o ilimlerden
alır ve kendi muhabbetine çeker. Böylece zâkir bu en büyük nimet ile
Hakk’ın ilim deryasının dalgaları (benzeri) olan ledünnî ilimler ile meşgul
olmaktan vazgeçer. Bu muhabbet caddesinden ayrılmayıp huzur yoluna
gider. Dâimî zikir ile öyle bir makãma erişir ki, ona şöyle denilir; “Artık
zikretme! Ta ki zikrolunanın (mezkûr) seni nasıl zikrettiğini [233/a]
göresin. Çünkü sen zâkir değilsin. Ebediyyen zikrolunansın (mezkûr). Fakat
vücudun perdesinden zikrolunan olduğunu bilemiyordun.”
Zâkir, dâimî zikir ile Allah’ın zikrinde kendini tamamen kaybedip
vücudundan fenâ bulursa, o zaman dil ile zikri terk edip kalbiyle zikirde
sürekli huzur içinde müstağrak olur. Şu halde zâkirin kalbi dil ile zikirde
karmakarışık ve düzensiz olduğundan, dil ile zikirden öyle bir mertebe
yasaklanır ki nice aylar ve yıllar onun diline Allah’ın zikri gelmez, ancak
namaz içinde gelir, zâkirin bu makama eriştiğinin alâmeti budur ki Allah’ın
zikri onun sırrına erişmiş olsun. Onun sırrına zikrullah o zaman vâsıl olur
ki, o zikretmekten çıktığında Allah’ın zikri onun diline iğne uçları gibi batar
veya bütün yüzü dil olup ondan akan nûr ile Allah’ı zikreder bir halde
bulunsun. Ne zaman ki zâkirin vakti sâfî ve temiz olursa, o kalbinde bir
yardım eli (himmet) [350] bulur ki onunla gayb âleminden (manevî gerçekler)
alabilir. Kendi hislerinden her kurtulduğunda öyle şiddetli sesler işitir ki
neredeyse kulak zarı parçalanacak gibi olur. İsteği dışında bir feryâd ile
secdeye düşer ve orada Hakk’ın lutfu ona yetişir. İstidadı kadar onu
dünyadan tecrîd eder ki, onun bedeni dayansın ve ölmesin. Nitekim “Onun
işittiği kulağı olurum” işaretiyle, “Allah, inananların dostudur, onları
karanlıklardan aydınlığa çıkarır” (Bakara, 2/257) müjdesiyle “İşte
burada yardım ve dostluk, Hak olan Allah’a mahsustur” (Kehf, 18/44)
âyeti buna açıklık getirmektedir. “Bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine
verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Cuma, 62/4)
Tecrübe ile sâbittir ki, Allah’ın marifetine götüren yolların en yakını,
zikre devam etmek ve sürekli zikirle meşgul olmaktır. Çünkü isim
sahibiyledir (müsemmâ), ondan ayrılmaz.
Zâkir, dili ile Hakk’ın isimlerini o kadar çok zikreder ki kalbinden
(mânevi) perdeler kalkar ve kalbi manevî görüş (şuhûd) mertebesine ulaşır.
Kalbi, zikrettiğinin seyriyle (müşâhede) dilin zikrine ihtiyaç duymaz.
Çünkü kulun o makãmda Mevlâ’sını düşünmesi uygun değildir. Onun için
isim tekrarı yapmak, huzur âdâbına aykırıdır.
Nitekim bir kimse hükümdar huzuruna varıp hizmet makãmında onun
karşısında dursa, sürekli hükümdarın ismini tekrarlamasına gerek yoktur.
Eğer böyle yaparsa onu deli zannedip o yüce huzurdan kovarlar. Aynı
şekilde âşikârdır ki, Allah’ın zikri Allah’a götüren bir rehberdir. Allah’ı
bulanın, artık rehbere ihtiyacı kalmaz.
Kıta
Zikr der-meclis-i müşâhede nîst
Zikr coz der-reh-i mücâhede nîst
Fâhte ğâyib est gûyed ‹‹kû’’
To eger hâzirî çi gûyî ‹‹hû’’
Kıta (nın tercümesi)
Müşâhade meclisinde olanlara zikir yoktur. O, mücahade yolunda
olanlaradır. Kumru görünmez, bu sebepten “kû, kû” (nerede?) der. Eğer
huzurda isen, “hû, hû” demek niye?
Nazm
1-Ne devletdir ki dildârım sen oldun
Enîs ü mûnis ü yârım sen oldun
2-Dil-i pür-derdimin dermânı sensin
Şifâ-yı cân-ı bî-mârım sen oldun
3-Sürû[ru]mdan sığışmam bu cihâna
Dem-â-dem çünki gam-hârım sen oldun
4-Bana hasm olsa âlem halkı gam yok
Ne korku çün nigeh-dârım sen oldun
5-Safâlar ger cefâlar bulsa cânım
Refîk-i cümle etvârım sen oldun
6-Sana dil virmişim ey cân-ı âlem
Ezelden çünki dil-dârım sen oldun
7-Güzeller vasfın itsem dilde sensin
Murâdım cümle muhtârım sen oldun
8-Disem ism-i şerîfin yâ dimezsem
Dilimde cümle güftârım sen oldun [233/b]
9-Sana ta‘zîm ider dillerde Hakkı
Dir inkârım yok ikrârım sen oldun
Günümüz Türkçesiyle
1-Bu ne saadet ki, sevgilim sen oldun; dostum, sevgilim ve yârim sen
oldun.
2-Dertli gönlümün dermanı sensin. Hasta ruhumun şifâsı sen oldun.
3-Sevincimden sığmam bu cihana. Çünkü daima gamını çektiğim sen
oldun.
4-Bana düşman olsa cihan halkı, gam çekmem. Korku ne ki, beni koruyan
sen oldun.
5-Safâlar ya da cefâlar bulsa canım; her davranışımda yoldaşım sen
oldun.
6-Sana gönül vermişim, ey âlemin ruhu! Çünkü ezelden beri sevgilim sen
oldun.
7-Güzelleri vasfetsem de gönülde sensin. İsteğim, seçtiğim, bütünüyle sen
oldun.
8-Şerefli ismini ansam da anmasam da, gönlümdeki bütün sözlerim sen
oldun.
9- Hakkı sana gönüllerde hürmet eder. Der ki inkâr etmiyorum, bütün
ikrârım sen oldun.

