Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Dil ile zikrin en son alâmetlerini bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Dil ile zikrin en son alâmetlerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dâimî zikir melekût âleminin hayret verici …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Dil ile zikrin en son alâmetlerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dâimî zikir

melekût âleminin hayret verici gerçeklerinin anahtarı ve lâhût [344]

makãmının yakınlığıdır. Dâimî zikir, sadece dil ve kalp ile yapılan zikir

değildir. Bilakis, zikredenin daima kendi kalbine bağlı kalması ve onun

hizmetkârı olması lazımdır. Böylece kalbini halka meyletmekten ve

düşmanlıktan, geçmiş ve gelecek düşüncelerinden muhafaza etmesi; işlerini

idare edip düzene koymakla ilgili düşüncelerden korumuş olmasıdır ki,

sonuçta hâli temiz ve sâde olsun. Her zaman dikkatini Hak tealaya yöneltip

(murâkabe [345] ) O’nun yüce huzurunda emrine hâzır olsun. O’nun zikri ve

fikriyle dolu olsun. Zâkir, şeytanî ve nefsanî dürtüleri (havâtır [346] ) giderip

Allah’ın zikri cilâsıyla kalbine cilâ vermelidir. Hatta kalp temizliğinden

(tasfiye) önce İslâm inanç esaslarına ve namaz bilgilerine yoğunlaşıp diğer

aklî ve hissî meselelerle meşgul olmamalı ve onlara ilgi duymamalı şeytanî

ve nefsanî dürtüleri giderip huzur ve murâkabeye ermelidir.

Çünkü bir kimse eskilerin ve yenilerin bildiği bütün ilimleri öğrense bile,

ömrünün son anında hiçbir bilgi ona fayda vermeyip hepsi aklından çıkıp

gider. Eğer bir kimse huzura erişmiş bir ruha sahip olup Hakk’ın gerçek

birliği âlemine (daire-i vahdet) ayak basmış olsa, o Hakk’ın gerçek birliği

olan huzurdur ki ölüm hâlinde onunla kalıp ona yardımcı olur. Öyleyse her

zaman dikkatli bir şekilde kalbin hâllerini (vukuf-ı kalbî [347] ) bilmek

lâzımdır. Çünkü Hakk’a yakınlığın huzurunu bulmak her ârife gereklidir.

Rübâî

Ey hâce be-kûy-ı ehl-i dil menzil kon

Der-pehlû-yi çep-i hîş dilî hâsıl kon

Hâhî ki be-bîni roh-i ma‘şûk-ı ezel

Âyîne-i to dil-est rû der-dil kon

Rübâî (nin tercümesi)

Ey efendi, gönül ehlinin sokağına yerleş, sol tarafında yeni bir gönül elde

et. Sen, Ezelî sevgili Hak Teala’nın cemâlini görmek istersen, gönlün

aynadır, gönlüne nazar et.

Zâkir dâimî zikir ile öyle bir makãma ulaşır ki kalbine Hakk’ın katından

gelen bilgiler (ilm-i ledünnî) [348] açılıp onlara sarılır ve onlardan lezzet alır.

Eğer kendisine Hakk’ın cezbesi [349] erişmediyse o ilimler ile kalır, ileriye

gidemez. Fakat Hak teala sâdık zâkire doğru yolu gösterip onu o ilimlerden

alır ve kendi muhabbetine çeker. Böylece zâkir bu en büyük nimet ile

Hakk’ın ilim deryasının dalgaları (benzeri) olan ledünnî ilimler ile meşgul

olmaktan vazgeçer. Bu muhabbet caddesinden ayrılmayıp huzur yoluna

gider. Dâimî zikir ile öyle bir makãma erişir ki, ona şöyle denilir; “Artık

zikretme! Ta ki zikrolunanın (mezkûr) seni nasıl zikrettiğini [233/a]

göresin. Çünkü sen zâkir değilsin. Ebediyyen zikrolunansın (mezkûr). Fakat

vücudun perdesinden zikrolunan olduğunu bilemiyordun.”

Zâkir, dâimî zikir ile Allah’ın zikrinde kendini tamamen kaybedip

vücudundan fenâ bulursa, o zaman dil ile zikri terk edip kalbiyle zikirde

sürekli huzur içinde müstağrak olur. Şu halde zâkirin kalbi dil ile zikirde

karmakarışık ve düzensiz olduğundan, dil ile zikirden öyle bir mertebe

yasaklanır ki nice aylar ve yıllar onun diline Allah’ın zikri gelmez, ancak

namaz içinde gelir, zâkirin bu makama eriştiğinin alâmeti budur ki Allah’ın

zikri onun sırrına erişmiş olsun. Onun sırrına zikrullah o zaman vâsıl olur

ki, o zikretmekten çıktığında Allah’ın zikri onun diline iğne uçları gibi batar

veya bütün yüzü dil olup ondan akan nûr ile Allah’ı zikreder bir halde

bulunsun. Ne zaman ki zâkirin vakti sâfî ve temiz olursa, o kalbinde bir

yardım eli (himmet) [350] bulur ki onunla gayb âleminden (manevî gerçekler)

alabilir. Kendi hislerinden her kurtulduğunda öyle şiddetli sesler işitir ki

neredeyse kulak zarı parçalanacak gibi olur. İsteği dışında bir feryâd ile

secdeye düşer ve orada Hakk’ın lutfu ona yetişir. İstidadı kadar onu

dünyadan tecrîd eder ki, onun bedeni dayansın ve ölmesin. Nitekim “Onun

işittiği kulağı olurum” işaretiyle, “Allah, inananların dostudur, onları

karanlıklardan aydınlığa çıkarır” (Bakara, 2/257) müjdesiyle “İşte

burada yardım ve dostluk, Hak olan Allah’a mahsustur” (Kehf, 18/44)

âyeti buna açıklık getirmektedir. “Bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine

verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Cuma, 62/4)

Tecrübe ile sâbittir ki, Allah’ın marifetine götüren yolların en yakını,

zikre devam etmek ve sürekli zikirle meşgul olmaktır. Çünkü isim

sahibiyledir (müsemmâ), ondan ayrılmaz.

Zâkir, dili ile Hakk’ın isimlerini o kadar çok zikreder ki kalbinden

(mânevi) perdeler kalkar ve kalbi manevî görüş (şuhûd) mertebesine ulaşır.

Kalbi, zikrettiğinin seyriyle (müşâhede) dilin zikrine ihtiyaç duymaz.

Çünkü kulun o makãmda Mevlâ’sını düşünmesi uygun değildir. Onun için

isim tekrarı yapmak, huzur âdâbına aykırıdır.

Nitekim bir kimse hükümdar huzuruna varıp hizmet makãmında onun

karşısında dursa, sürekli hükümdarın ismini tekrarlamasına gerek yoktur.

Eğer böyle yaparsa onu deli zannedip o yüce huzurdan kovarlar. Aynı

şekilde âşikârdır ki, Allah’ın zikri Allah’a götüren bir rehberdir. Allah’ı

bulanın, artık rehbere ihtiyacı kalmaz.

Kıta

Zikr der-meclis-i müşâhede nîst

Zikr coz der-reh-i mücâhede nîst

Fâhte ğâyib est gûyed ‹‹kû’’

To eger hâzirî çi gûyî ‹‹hû’’

Kıta (nın tercümesi)

Müşâhade meclisinde olanlara zikir yoktur. O, mücahade yolunda

olanlaradır. Kumru görünmez, bu sebepten “kû, kû” (nerede?) der. Eğer

huzurda isen, “hû, hû” demek niye?

Nazm

1-Ne devletdir ki dildârım sen oldun

Enîs ü mûnis ü yârım sen oldun

2-Dil-i pür-derdimin dermânı sensin

Şifâ-yı cân-ı bî-mârım sen oldun

3-Sürû[ru]mdan sığışmam bu cihâna

Dem-â-dem çünki gam-hârım sen oldun

4-Bana hasm olsa âlem halkı gam yok

Ne korku çün nigeh-dârım sen oldun

5-Safâlar ger cefâlar bulsa cânım

Refîk-i cümle etvârım sen oldun

6-Sana dil virmişim ey cân-ı âlem

Ezelden çünki dil-dârım sen oldun

7-Güzeller vasfın itsem dilde sensin

Murâdım cümle muhtârım sen oldun

8-Disem ism-i şerîfin yâ dimezsem

Dilimde cümle güftârım sen oldun [233/b]

9-Sana ta‘zîm ider dillerde Hakkı

Dir inkârım yok ikrârım sen oldun

Günümüz Türkçesiyle

1-Bu ne saadet ki, sevgilim sen oldun; dostum, sevgilim ve yârim sen

oldun.

2-Dertli gönlümün dermanı sensin. Hasta ruhumun şifâsı sen oldun.

3-Sevincimden sığmam bu cihana. Çünkü daima gamını çektiğim sen

oldun.

4-Bana düşman olsa cihan halkı, gam çekmem. Korku ne ki, beni koruyan

sen oldun.

5-Safâlar ya da cefâlar bulsa canım; her davranışımda yoldaşım sen

oldun.

6-Sana gönül vermişim, ey âlemin ruhu! Çünkü ezelden beri sevgilim sen

oldun.

7-Güzelleri vasfetsem de gönülde sensin. İsteğim, seçtiğim, bütünüyle sen

oldun.

8-Şerefli ismini ansam da anmasam da, gönlümdeki bütün sözlerim sen

oldun.

9- Hakkı sana gönüllerde hürmet eder. Der ki inkâr etmiyorum, bütün

ikrârım sen oldun.