Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Dördüncü makamda bulunan kâmilin hârikulâde olan kerâmetlere meyl ve iltifatının…

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Dördüncü makamda bulunan kâmilin hârikulâde olan kerâmetlere meyl ve iltifatının fitnelerini ve âfetlerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle …

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Dördüncü makamda bulunan kâmilin hârikulâde olan kerâmetlere meyl ve

iltifatının fitnelerini ve âfetlerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dördüncü

makamda bulunan kâmil dördüncü isimle meşgul olur; “Hak, Hak, Hak”

zikrine devam ederken bunu ya nidâ harfiyle [Yâ Hak! Yâ Hak! diyerek] ya

da nidâ harfsiz [Hak, Hak] diye tekrar ederek kalbinde zikrin tesirini bulur.

Böylece içine doğan garip bilgilerden ve acayip hallerden yüz çevirip

gaybları bilen Allah’a yönelir.

Kendi eliyle ortaya çıkan harikulâde işlere ve türlü türlü kerâmetlere

iltifat ve itibar etmeyip bütün bunları ikram eden Hazret-i Mevlâ’ya yönelir.

Çünkü o “evliyânın kerâmet göstermesinin, erkeklerin hayzı (hayz-ı ricâl)

mesâbesinde olduğunu” bilir ve kerâmet göstermeye meyletmeyi ve buna

muhabbet duymayı engel ve fitne olarak görür. Onun için nice kâmilleri

görürsün ki, kendilerinden bir kerâmet zuhûr etse bunu hissetmezler. Şayet

hissederlerse bunu kimseye söylemezler.

Nitekim bir kâmil, bir kimsenin yanından geçip camiye giderken o kimse

o kâmilin ayağına bir küçük taş vurmuştur. O kâmil ise ne taşı vuranla

ilgilenmiş ne de ayağına atılan taşı görmüştür. Ancak ona taş atan kişi, o

anda yere düşüp can vermiştir. Bunun üzerine orada bulunanlar o kâmil zâta

demişler ki; “Affetmek ve olana râzı olmak [340/b] evliyânın şânından

iken, bu adamı öldürmek sana yakışır mı?”

O kâmil bunu diyenlere şu cevabı vermiştir; “Vallahi benim aslâ bu işten

haberim yoktur. Ne atılan taşın acısını duymuşum ne de bana vuranı

görmüşümdür. Ancak Allah’ın âdeti öyle cereyan eder ki evliyâsına ikram

için kendilerinden habersiz olarak onlara yardım eder ve onlara ihanet

edenlerden intikam alır.” Şu halde Allah’ın himâyesinde bulunan her kâmil

(kâmil-i mahfûz), kendisinden zuhûr eden kerâmetleri bilmez. Bilse de

kerâmetlere iltifat etmez. İltifat etse bile onlara meyli ve muhabbeti olmaz.

Kendisinden zuhûr eden kerâmetlere meyledip onlarla ilgilenen sâlikin

durumu hac yolcusunun şu hâline benzer ki, o Kâbe’yi ziyaret etmek

isteğiyle hac kafilesiyle birlikte yola koyulmuştur. Yolun çoğunu gitmiş

olduğu sırada, gözüne öyle güzel bir kadın ilişir ki, aklını başından alıp onu

şaşkına çevirir.

Kâbe yolcusu, o kadına muhtaç olduğunu ve derdinin çaresinin ona

kavuşmak olduğunu söyler. Bu maksatla kâfileden geri kalıp kadının

yanında kalmak ve o güzelin sohbetinden kâm almak istediğini beyân eder.

Kâfile reisi ona der ki, burada bununla kalma, hacılarla birlikte Kâbe’ye

git, ilk önce gitmeye niyet ettiğin hedefinden vazgeçip yolda kalma. Gel

beraber Beyt-i Şerîf’i ziyaret edelim, haccımızı ifâ edelim. Vazifemizi

tamamladıktan sonra geri döşümüzde tekrar buraya uğrayalım, onu sana

nikahlayıp alalım. O senin helâlin olsun ve eğer arzu edersen hanımınla

beraber burada kalırsın. Eğer şimdi burada onun için kalırsan, her halde

onunla birlikte olman doğru olmaz, olursa da bu haramdır. Sonunda

yaptığına pişman olursun, Kâbe yolundan kendi kendini engellemiş olursun

ve neticede mahrum kalırsın.

O hac yolcusunun arzuları galip gelir, hac kâfilesinden ayrılarak o kadının

yanında kalır. Yüzünü görme arzusuyla kadının peçesini kaldırınca bir de

görür ki aman Allah’ım! Kadının ağzı kokmuş, ağzının suyu akmış, dişleri

dökülmüş, yüzü kırışmış, gözü şaşı, gözünün kapağı şişmiş, koltuğu pişmiş,

rengi solmuş, işi bitmiş, saçları dökülmüş, beli bükülmüş kara-kuru yaşlı bir

kadınmış. Hemen o zaman yaptığından pişman olup hac kafilesine yetişmek

üzere yola çıkmak ister, ancak buna gücü yetmez. Feryâd ederek gece

gündüz ağlar, fakat bunların hiçbir faydası olmaz.

Yukarıdaki misalde geçen hac yolcusu dervişe (sâlik) örnektir. Kâbe yolu,

Hak yoluna misaldir. Beyt-i Şerif Allah’ın birliği mertebesine (hazret-i

ahadiyyet) misaldir. Kadın kerâmetlere misaldir ki sâlik manevî yolculuğu

(seyr ü sülûk) esnasında onlara meyleder ve onları arzu eder. Hac

kâfilesinin reisi kâmil mürşide misaldir. Kâfiledeki diğer hacılar Hak

yoluna giren mârifet yolcularıdır (ehl-i sülûk).

Şüphe yok ki sâlik, bu irfân yolunda yakınlık makamlarına (hazerât-ı

kurb) ulaştıktan sonra bütün kerâmetler ona itaat edip boyun eğer. Hâlbuki

kendisi bütün bunlardan uzak durmak ister. Çünkü o, kerâmete ilgi

duymaktan kurtulmuştur. Eğer sâlike arzuları galip gelir de vaktiyle

yapması gereken işin gerçekleşmesini vaktinden önce talep ederse ve

kerâmetlere meyledip ortalıkta dolaşırsa boş yere nefsine yorgunluk vermiş

olur ve esas hedefine ulaşmaktan mahrum kalır. Bu durumda iken istediği

kerâmetler onda zâhir olursa da hakîkate ulaştıktan sonra görür ki kerâmeti

arzu etmek aslında boş bir şeymiş. Öyle ki ne dünyasına faydası vardır ne

de âhiretine.

Şu halde [kerâmet peşinde olan] sâlik pişmanlık ateşinde yanıp yakılır.

Çünkü bin bir zorluğa katlanarak terakki ettiği makamından, bu meyli ve

isteği sebebiyle aşağı dereceye tenzil olunmuştur. Şu kadar var ki,

kerâmetin kendisi kötü bir şey değildir. Çünkü o, Hak tealanın evliyâsına

bir ikramıdır. Ancak ona meyledip muhabbet duyması sâlikin imtihanı ve

tuzağıdır. Aşk cevherinin ham bir şekilde ortaya çıkmasıdır.

Nazm

1-Cevher-i vücûd aşkdır, ol mâ-bekâ araz

Fevt olsa ol bulunmaz ana gayrı şey ıvaz

2-Ahd eyledim ki aşka vefâ eyleyim müdâm

Hoş geçdi ömr ü ahdimiz ânınla me’ntakaz

3-Kıl gayrı aşkdan basarın gaz ki âkıbet

Gazz-ı enâmil oldı mükâfât-ı terk-i gazz

4-Efsürde olsa cehl ü keselden tabîatın

Aşk [137] âteşiyle zâ’il olur ancak ol maraz [341/a]

5-Ey dil tahammül eyle bu bâr-ı mahabbeti

Mahbûbundan ne gelse kabûl eyle mâ-faraz

6-Farzın edâ idende virür kalbe inbisât

İ‘râz idende dost hemme’l-kalbü inkabaz

7-Hakkı! Şarâb-ı aşkı müdâm eyle nûş kim

Âdem vücûda gelmeden oldur hemân garaz

Günümüz Türkçesiyle

1-Varlığın cevheri aşktır, geri kalanlar araz. O kaybolsa bulunmaz, başkası

ona denk olmaz.

2-Daima aşka vefâkar olmaya ahd eyledim. Hoş, onunla yine de çelişkili

geçti ömrümüz.

3-Aşktan gayrısına gözün yum ki neticede. Sakınmayı terk etmenin

karşılığı, parmak ısırmaktır.

4-Cehâlet ve tembellikle donup kalsa tabiatın. O maraz ancak, aşkın

ateşiyle temizlenir.

5-Ey gönül! Tahammül et bu muhabbet yüküne. Sevgili’den ne gelirse

kabul eyle ve tut.

6-Emrin edâ edince, gönle ferahlık verir. Dosttan yüz çevirince kalbe

sıkıntı dolar.

7-Hakkı! Aşk şarabını, devamlı yudumla. İnsanın yaratılma gayesi budur

ancak.