BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Dördüncü makamda bulunan kâmilin hârikulâde olan kerâmetlere meyl ve
iltifatının fitnelerini ve âfetlerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dördüncü
makamda bulunan kâmil dördüncü isimle meşgul olur; “Hak, Hak, Hak”
zikrine devam ederken bunu ya nidâ harfiyle [Yâ Hak! Yâ Hak! diyerek] ya
da nidâ harfsiz [Hak, Hak] diye tekrar ederek kalbinde zikrin tesirini bulur.
Böylece içine doğan garip bilgilerden ve acayip hallerden yüz çevirip
gaybları bilen Allah’a yönelir.
Kendi eliyle ortaya çıkan harikulâde işlere ve türlü türlü kerâmetlere
iltifat ve itibar etmeyip bütün bunları ikram eden Hazret-i Mevlâ’ya yönelir.
Çünkü o “evliyânın kerâmet göstermesinin, erkeklerin hayzı (hayz-ı ricâl)
mesâbesinde olduğunu” bilir ve kerâmet göstermeye meyletmeyi ve buna
muhabbet duymayı engel ve fitne olarak görür. Onun için nice kâmilleri
görürsün ki, kendilerinden bir kerâmet zuhûr etse bunu hissetmezler. Şayet
hissederlerse bunu kimseye söylemezler.
Nitekim bir kâmil, bir kimsenin yanından geçip camiye giderken o kimse
o kâmilin ayağına bir küçük taş vurmuştur. O kâmil ise ne taşı vuranla
ilgilenmiş ne de ayağına atılan taşı görmüştür. Ancak ona taş atan kişi, o
anda yere düşüp can vermiştir. Bunun üzerine orada bulunanlar o kâmil zâta
demişler ki; “Affetmek ve olana râzı olmak [340/b] evliyânın şânından
iken, bu adamı öldürmek sana yakışır mı?”
O kâmil bunu diyenlere şu cevabı vermiştir; “Vallahi benim aslâ bu işten
haberim yoktur. Ne atılan taşın acısını duymuşum ne de bana vuranı
görmüşümdür. Ancak Allah’ın âdeti öyle cereyan eder ki evliyâsına ikram
için kendilerinden habersiz olarak onlara yardım eder ve onlara ihanet
edenlerden intikam alır.” Şu halde Allah’ın himâyesinde bulunan her kâmil
(kâmil-i mahfûz), kendisinden zuhûr eden kerâmetleri bilmez. Bilse de
kerâmetlere iltifat etmez. İltifat etse bile onlara meyli ve muhabbeti olmaz.
Kendisinden zuhûr eden kerâmetlere meyledip onlarla ilgilenen sâlikin
durumu hac yolcusunun şu hâline benzer ki, o Kâbe’yi ziyaret etmek
isteğiyle hac kafilesiyle birlikte yola koyulmuştur. Yolun çoğunu gitmiş
olduğu sırada, gözüne öyle güzel bir kadın ilişir ki, aklını başından alıp onu
şaşkına çevirir.
Kâbe yolcusu, o kadına muhtaç olduğunu ve derdinin çaresinin ona
kavuşmak olduğunu söyler. Bu maksatla kâfileden geri kalıp kadının
yanında kalmak ve o güzelin sohbetinden kâm almak istediğini beyân eder.
Kâfile reisi ona der ki, burada bununla kalma, hacılarla birlikte Kâbe’ye
git, ilk önce gitmeye niyet ettiğin hedefinden vazgeçip yolda kalma. Gel
beraber Beyt-i Şerîf’i ziyaret edelim, haccımızı ifâ edelim. Vazifemizi
tamamladıktan sonra geri döşümüzde tekrar buraya uğrayalım, onu sana
nikahlayıp alalım. O senin helâlin olsun ve eğer arzu edersen hanımınla
beraber burada kalırsın. Eğer şimdi burada onun için kalırsan, her halde
onunla birlikte olman doğru olmaz, olursa da bu haramdır. Sonunda
yaptığına pişman olursun, Kâbe yolundan kendi kendini engellemiş olursun
ve neticede mahrum kalırsın.
O hac yolcusunun arzuları galip gelir, hac kâfilesinden ayrılarak o kadının
yanında kalır. Yüzünü görme arzusuyla kadının peçesini kaldırınca bir de
görür ki aman Allah’ım! Kadının ağzı kokmuş, ağzının suyu akmış, dişleri
dökülmüş, yüzü kırışmış, gözü şaşı, gözünün kapağı şişmiş, koltuğu pişmiş,
rengi solmuş, işi bitmiş, saçları dökülmüş, beli bükülmüş kara-kuru yaşlı bir
kadınmış. Hemen o zaman yaptığından pişman olup hac kafilesine yetişmek
üzere yola çıkmak ister, ancak buna gücü yetmez. Feryâd ederek gece
gündüz ağlar, fakat bunların hiçbir faydası olmaz.
Yukarıdaki misalde geçen hac yolcusu dervişe (sâlik) örnektir. Kâbe yolu,
Hak yoluna misaldir. Beyt-i Şerif Allah’ın birliği mertebesine (hazret-i
ahadiyyet) misaldir. Kadın kerâmetlere misaldir ki sâlik manevî yolculuğu
(seyr ü sülûk) esnasında onlara meyleder ve onları arzu eder. Hac
kâfilesinin reisi kâmil mürşide misaldir. Kâfiledeki diğer hacılar Hak
yoluna giren mârifet yolcularıdır (ehl-i sülûk).
Şüphe yok ki sâlik, bu irfân yolunda yakınlık makamlarına (hazerât-ı
kurb) ulaştıktan sonra bütün kerâmetler ona itaat edip boyun eğer. Hâlbuki
kendisi bütün bunlardan uzak durmak ister. Çünkü o, kerâmete ilgi
duymaktan kurtulmuştur. Eğer sâlike arzuları galip gelir de vaktiyle
yapması gereken işin gerçekleşmesini vaktinden önce talep ederse ve
kerâmetlere meyledip ortalıkta dolaşırsa boş yere nefsine yorgunluk vermiş
olur ve esas hedefine ulaşmaktan mahrum kalır. Bu durumda iken istediği
kerâmetler onda zâhir olursa da hakîkate ulaştıktan sonra görür ki kerâmeti
arzu etmek aslında boş bir şeymiş. Öyle ki ne dünyasına faydası vardır ne
de âhiretine.
Şu halde [kerâmet peşinde olan] sâlik pişmanlık ateşinde yanıp yakılır.
Çünkü bin bir zorluğa katlanarak terakki ettiği makamından, bu meyli ve
isteği sebebiyle aşağı dereceye tenzil olunmuştur. Şu kadar var ki,
kerâmetin kendisi kötü bir şey değildir. Çünkü o, Hak tealanın evliyâsına
bir ikramıdır. Ancak ona meyledip muhabbet duyması sâlikin imtihanı ve
tuzağıdır. Aşk cevherinin ham bir şekilde ortaya çıkmasıdır.
Nazm
1-Cevher-i vücûd aşkdır, ol mâ-bekâ araz
Fevt olsa ol bulunmaz ana gayrı şey ıvaz
2-Ahd eyledim ki aşka vefâ eyleyim müdâm
Hoş geçdi ömr ü ahdimiz ânınla me’ntakaz
3-Kıl gayrı aşkdan basarın gaz ki âkıbet
Gazz-ı enâmil oldı mükâfât-ı terk-i gazz
4-Efsürde olsa cehl ü keselden tabîatın
Aşk [137] âteşiyle zâ’il olur ancak ol maraz [341/a]
5-Ey dil tahammül eyle bu bâr-ı mahabbeti
Mahbûbundan ne gelse kabûl eyle mâ-faraz
6-Farzın edâ idende virür kalbe inbisât
İ‘râz idende dost hemme’l-kalbü inkabaz
7-Hakkı! Şarâb-ı aşkı müdâm eyle nûş kim
Âdem vücûda gelmeden oldur hemân garaz
Günümüz Türkçesiyle
1-Varlığın cevheri aşktır, geri kalanlar araz. O kaybolsa bulunmaz, başkası
ona denk olmaz.
2-Daima aşka vefâkar olmaya ahd eyledim. Hoş, onunla yine de çelişkili
geçti ömrümüz.
3-Aşktan gayrısına gözün yum ki neticede. Sakınmayı terk etmenin
karşılığı, parmak ısırmaktır.
4-Cehâlet ve tembellikle donup kalsa tabiatın. O maraz ancak, aşkın
ateşiyle temizlenir.
5-Ey gönül! Tahammül et bu muhabbet yüküne. Sevgili’den ne gelirse
kabul eyle ve tut.
6-Emrin edâ edince, gönle ferahlık verir. Dosttan yüz çevirince kalbe
sıkıntı dolar.
7-Hakkı! Aşk şarabını, devamlı yudumla. İnsanın yaratılma gayesi budur
ancak.

