Marifetnâme · Haziran 28, 2026

En Büyük Gavs, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin başhizmetkârı…

BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde En Büyük Gavs, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin başhizmetkârı, belki mübarek evlâdı mesâbesinde bulunan hilm ve hayâ madeni Derviş …

BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

En Büyük Gavs, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin

başhizmetkârı, belki mübarek evlâdı mesâbesinde bulunan hilm ve hayâ

madeni Derviş Osman Hüsnü Hakîrullah (rh.a.) hazretlerinin kendi işi

hakkında istihare kılmasını, oğlu İbrahim ’in dünyaya gelmesini, kendinin

her şeyden geçip Hasankale ’den Erzurum ’a göçmesini, bu esnada

tasavvufa âşinâ olup sahibinin haberini almasını, yol arkadaşını bulmasını

ve yola çıkmak için hazırlanmasını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki merhum Derviş Efendi işlerinde üzüntü ve

hayrette kalmış (ve işler bu minval üzere iken) Hicrî tarih 1115’e ulaşmıştır.

(M. 1703) O sene Muharrem’in ilk Cuma gecesi işlerini tertip ile yoluna

koyma niyetiyle hulûs-i kalple istihare etmiş ve rüyasında dünyayı terk edip

Mevlâ’yı talep etmekle emredilmiştir. Uyanınca hemen seyahata çıkma ve

bir kâmil mürşid bulma arzusuyla kendini dolu bulmuştur. O Cuma günün

sabahı Zühre saatinde güneşin doğmasıyla beraber bir oğlu dünyaya

gelmiştir. İsmi İbrahim Hakkı olmuştur. Hazret’in cânı ve cismi (sevince

gark olup) aşk ve şevk ile dolmuştur. Cismânî rahatsızlıklarından ve rûhânî

âfetlerden Cenâb-ı Hakk’ın yardımıyla kurtulmuştur. Bütün bu hâdiselerin

özeti aşağıdaki şu üç beyitte hülasa edilmiştir.

Kıta

1-Hicretin târîhi bin yüz on beş oldı ol bahâr

Kal‘a-i ahsen’de İbrâhîm Hakkı doğdı zâr

2-İhtiyârı ilm idi tâ sâl bin yüz kırka dek

Aşka düşdi ârif oldı vecd ü hâli kıldı kâr

3-Sâl bin yüz yetmiş oldı sinn-i Hakkı elli beş

Kendi kârı bar u varı ihtiyârı kıldı yâr

Günümüz Türkçesiyle

1-Hicrî tarih bin yüz on beş oldu o bahar. O güzel Kale’de İbrahim

Hakkı doğdu zâr. [182]

2-Tâ bin yüz kırka kadar tercihi, ilimdi. Aşka düştü, ârif oldu; vecd hâlini

bildi kâr.

3-Bin yüz yetmişte Hakkı’nın yaşı, elli beş. Varını yoğunu bu yöne

çevirdi; kıldı yâr.

Hâlbuki o esnada pederi ondan, belki candan bile geçip bir kâmil mürşid

bulma arzusuyla seyahat etme düşüncesinde idi. Din kardeşleriyle aile

fertleri şehir köşesinde rahat yaşasınlar diye bir gece gizlice Erzurum ’a

göçüp gelmişti. Erzurum ’da Gümrükçü Derviş Efendi (onu) kendi

oğluna hoca ve eğitmen tutmak istemiştir. Bu maksatla kendisini nice

ikramlarla karşılayarak aylık otuz kuruş maaş tayin etmiş, vazifeyi kabul

etmesi için aracı adamlar koymuştur.

O ise bütün bunlara itibar etmeyip hiç kimseye yüz vermemiş, mürüvvetli

Habîb Efendi ’yi arayıp bulmuştur. O merhamet madeni merhumdan

hareminde gizlice tasavvuf ve seyr ü sülûk kitabı okuyup bunu tamamen

bitirmiştir. O kalplerin sevgilisi bu gizli dostuna muhabbet edip saygı

göstermiştir. Kendisini imâmet makamında istihdam etmek için Mehdî

Mahallesi ’nde bir cami yaptırmıştır. Lâkin imam olacak pederimiz efendi

dert ve gam ateşiyle yanıp hummaya tutulmuş gibi soğukta donup

yıkılmıştır. Bir kâmil mürşide kavuşma arzusu onun sabır ve tahammülünü

yok edip aklını fikrini başından almıştır. İşte o günlerde Lala Paşa

Camii ’ne Özbekli bir kâmil mürşid va’z vermek üzere gelmiştir. Derviş

Osman Efendi hemen yanına varıp bir tenhâda derdini ve ahvâlini ona

anlatmıştır. Onu kendine mürşid kabul edip beraberinde gidecek olmuştur.

Geceleyin o kâmil mürşid murâkabesi esnasında Hak tealanın bildirmesiyle

pederimin gerçek halini bilmiştir. Bir sonraki görüşmelerinde o hikmet

sahibi kâmil mürşid, bu hastaya pek çok iltifatlar ederek kendisini

müjdelemiş ve tesellî etmiştir: [358/a]

“Ey mü’min birâder! Biz seni kabul edip memnuniyetle dost ve arkadaş

edinirdik. Ancak bizden önce seni sultânımız almıştır. Ne mutlu sana ki

senin büyük bir sahibin vardır. Çünkü o, ihvânını kemâle erdiren

mükemmel bir mürşid, kibrit-i ahmer dir. Altı seneden beri onun da sana

iştiyakı olup iki seneye kadar (Allah’ın izniyle) kavuşmanız nasip olacaktır.

Şimdi sen bu ateşe tahammül edip onu ganimet bil ki bu güzel bir alâmettir.

Mevlâ’ya tevekkül edip şunu yakinen bil ki bu işin sonu selâmettir.”

Derviş Efendi o Özbekli kâmil mürşidden bu haberi aldıktan sonra, bu

işaret ve müjde ile sevinip mesrûr olmuştur. Kendisine va’d edilen sahibini

bulmak arzusuyla seyahat için Allah’ın ârif kullarından Eyüb Efendi (rh. a)

hazretlerini kendisine yol arkadaşı edinerek, iki sene onunla beraber gece

gündüz sırdaş olmuştur. Onunla darda ve zorda iken yol arkadaşı

olmuşlardır. O esnada onun hanımı Hanife Hâtun bu İbrahim oğlunu

öksüz bırakıp âhirete göç etmiştir. Buna rağmen Derviş Efendi tecerrüd

âleminde bir oğlunu iki kardeşine emanet edip kendi yol hazırlıklarını

tamamlayarak seyahata çıkma fırsatını bulmuştur.

Nazm

1-Ger olmasa bu aşk ile ervâh giriftâr

Cân u dilimiz olmaz idi tâlib-i dîdâr

2-Meyl itmese ger âşıka ol dil-ber-i ma‘şûk

Düşmezdi bu uşşâk içine germ-i bâzâr

3-Âlemde eger olmasa ne aşkı ne derdi

Bu cân u gönül olmaz idi âkil ü hüşyâr

4-Göstermese ger devr ü teselsül ruh u zülfi

Kılmazdı bu âşıkları ser-geşte çü pergâr

5-Hem kendi ruhın görmese ger perdede ol meh

Kendüyi pes ol perdeden olmazdı harîdâr

6-Sûretler olurdı heme bî-hâsıl u mahsûl

Ârifler eger olmasalar vâkıf-ı esrâr

7-Ey Hakkı eger olmasa cân âyîne-i aşk

İndinde ânın olmaz idi cânına mikdâr

Günümüz Türkçesiyle

1-Eğer ruhlar, bu aşka tutulmasalardı, cân ve gönül sevgiliye tâlip

olmazdı.

2-Eğer ki sevgili, âşığa meyletmeseydi, bu âşık, aşk pazarının içine

düşmezdi.

3-Âlemde eğer, ne aşk ne derdi olmasa; bu cân ve gönül âkil ve uyanık

olmazdı.

4-Yanağı ve zülfü biteviye göstermeseydi; pergel gibi âşıkların, başı

dönmüş olmazdı.

5-Eğer o meh [183] , perdede kendi yanağını görmese, kendine bu kadar,

perdeden müşteri olmazdı.

6-Sûretler öyle, baştanbaşa ortaya çıkmazdı; ârifler eğer böyle sırlara

vâkıf olmasalardı.

7-Ey Hakkı! Eğer can, aşk aynası olmasaydı; katında onun, canına hiçbir

değer verilmezdi.